1. VAZİYET VE PAROLA:
OYUN ALANLARI DARALDIKÇA DARALDI VE
OYUNCULAR YOK OLMAK ÜZERELER ...
(HER ŞEY PARÇALANIYOR, MİSYON VE KA-
RAKTER DUMURA UĞRADI, ÜST VE ALT GRUP-
LAR ARASINDAKİ MAKAS GİTTİKÇE AÇILIYOR;
TANRI, DÜZEN KELİMESİNİN ANLAMINI SORGU-
LAMALI VE YİTİK KİTLE KENDİNİ PATLATMALI-
DIR.
YOK OLUŞA KOŞU BAŞLAMALI ... )
2. İnsan ancak barbarlaşınca özgür olduğunu hisseder.
3. Saplantı, gurur ve kibir kötü hastalıklardır.
4. Cehalet, ön yargı, bilgiçlik taslama, yalanla avutula-
nı sık tekrarlama sürü içinde kalanlarda çok görülen
semptomlardır ...
5. Kurallar çiğnenmek için.
Eğitim sürü için.
Aile kurumu basit köleler için.
Para zenginler için.
Uçurumlar derin olanlar için.
ÖLÜM HERKES İÇİN.
6. Bir karınca ve bir sineği öldürdüğü için suçluluk du-
yan biri, hayatın özsuyunu içmiş ve dünyanın nasıl şekil-
lendiğini kavramıştır.
7. Bazı insanlar sizi bilgisiyle, bazıları cahilliğiyle, ba-
zıları da işlediği suçlarla ezmeye çalışır.
8. Oyun alanları (doğa ve boş araziler.) ve gerçek te-
mas ( diyalog) yok edildi. Yerine beton binalar (bürokrasi
koridorları) ve kölelik sistemi (gönüllü kölelik) getirildi.
9. Dünyanın mükemmel bir sistemle yönetildiğini ve
şekillendirildiğini ispatlamak için bazı olay ve durumların
genetiğiyle oynanır.
l O. Alt sınıf ayakta kalmak için,
orta sınıf fakir olmamak için,
üst sınıf iyi yaşamak için çalışır.
Bir de aylak sınıfı vardır;
onlar sadece dünyanın trajik şiirini yazmak için çalışır.
11. RENK DEĞİŞİMİ: Herkes kıçını sağlama alana
dek bağırıyordu; kıçını sağlama alanlar köşelerine çekilip,
ceplerini doldurmanın mutluluğuyla -her şeyi görmezden
gelerek- söylediklerini bir anda unutuveriyorlardı.
12. Herkes affedilebilir; ama yardakçılar, muhbirler,
avukatlar ve siyasetçiler affedilmemelidir.
13. Acı çekmeyen birisi için yazmak, kesmeyen bir ji-
letle tıraş olmaya benzer.
14 MODERN İNSAN: İlkel ve şeytanlaşan insan ara-
sında sıkışmış, hastalığı bir türlü geçmeyen, kapitalizmin
ezme- ezilme oyununda ve bürokrasinin yıldırıcı koridor-
larında pestili çıkan; ruhu kaybolmuş, özünü kaybetmiş,
binalar ve arabalar arasında çürüyen insandır.
15. Yunanlar felsefe ve şiirin öncüsüydü, İngilizler ve
Amerikalılar kolonyalist düzenin temsilcileriydi, Alman-
lar ve Ruslar iki dünya savaşında en çok darbe yiyen ta-
raflardı, İtalyanlar ve İspanyollar faşizmden çok yara al-
mışlardı, Japonlar atom bombalarıyla ve doğal felaketlerle
güçlü kalmayı öğrenmişti, Fransızlar köleleri kullanarak
aylak bir sınıf yaratmıştı ve neticesinde sanatta ön planda-
lardı ...
Yahudiler her taraftan sürülmüşler ve lanetlenmişlerdi,
parayı kontrol ederek dünyaya hükmetmeyi akıl edindiler,
Araplar cahillikte ve aptallıkta sınır tanımıyordu; Afrikalı-
lar ve Latin Amerikalılar her daim kendilerine yabancı
çobanlar aramışlardı ve bunun bedelini sömürülerek öde-
diler.
Türkler, eski barbarlıklarını ve inatçılıklarını bırakıp
içe çekildiler, (2000'lerden sonra) restorasyon saçmalığıy-
la halk soyup soğana çevrildi.
Kitlelerin yüzyılında algı ayarlayıcısı medyaydı ve te-
rör örgütleri iktidar boşluğunun giderilmesi için öne sürü-
len piyonlardı.
16. İnsanlar yalnızlığa, o derin ve dipsiz kuyuya daya-
namadıkları için birbirlerinin tiksinç özelliklerine dayanı-
yorlar.
17. Yalnızlığa çözüm bulunsaydı; ortalık cesetten ve
alimden geçilmezdi.
18. Amaçsızlık, varoluş krizi, makineleşme ve öldürü-
cü iletişimsizlik.
Bu modernite; bizi, acınası varlık insanoğlunu, nereye
gittiğini bilmeyen bir köpeğe çevirdi.
19. Dünya mükemmel değildir; insanoğlu doğuştan
suçludur ve birçok şeye MAHKUM EDİLMİŞTİR.
20. Nedensiz şiddet, insanın trajik varoluşunu çizme
biçimidir.
21. Bazı kimseler bizzat cennet için yaratılmışlardır,
Bazıları ise suç işlemek için doğmuştur ...
Bazı özel kişiler ise bir şeyler olmaya MAHKÜM
EDİLMİŞLERDİR ...
22. Var olan her şeyi ters yüz etmek ve ortaya bir
bomba koyup olay mahallini terk etmek; işte FELSEFE
budur.
23. Bedenim: "Artık yeter, tükendim" diyor.
Ruhum ise "Asla yeterli" değil.
24. Cennette hiç kimse varoluş krizine girmeyecek ve
cehennem, dünyanın saçmalığını kanıtlayacak.
25. Bazı insanlar bilinçli olarak mağlup edilmeyi ister.
Çünkü sürü tarafından pohpohlanmaktan çekinirler.
26. Savaşlar olmazsa, yozlaşma kaçınılmaz olur.
27. ->Sürgün Çağı (Yerleşme) _ İLKEL İNSAN
->Korku Çağı (Kaçış)_ MODERN İNSAN
->Şeytan Çağı (Aklını yitirme) _ ŞEYTANLAŞAN
İNSAN
28. İnsanların tiksinti uyandıracak özellikleri, dünyanın
kusurlarından biridir.
29. İnsanların şeytanlaşması; dünyanın metafizik oyu-
nu ve kıyametin senaryosudur.
30. Afrikalılar ve Araplar bu dünyanın bir hatası olma-
lı.
31. İnsanlar varoluşlarına anlam katmak için her türlü
kepazeliği yaparlar.
rır.
32. Monotonluktan sıkılan insan, şeytanı yanına çağı-
Çaresizlikten yakınan insan, Allah' ı yanına çağırır.
Yalnızlıktan bıkan insan, insanları yanına çağırır.
33. Modern insanın iki kanseri: yalnızlık ve bıkkınlık-
tır.
34. Kıvranmamızın ve olduğumuz yere çakılmamızın
iki nedeni:
Varoluş sancısı ve ölümün geç gelişi.
35. En büyük tehlike, YALANIN onay görmesi ve
KUTSAL KABUL EDİLMESİDİR.
36. Deliliğin ve yabancılaşmanın dünyayı egale ettiği
gün.
İnsanların %99'unun şeytanlarla işbirliği yaptığı gün.
Kaçacak delik sayısının en aza indiği gün.
Ölüm istencinin en yüksek düzeye eriştiği gün.
Dünyanın tamamen can çekiştiği ve soluksuz kaldığı
gün.
ARTIK SEFALET BİTECEK VE BÜTÜN YAL VA-
RIŞLAR BOŞA ÇIKACAK.
37. Kadınlarda Gurur, erkeklerde azıcık DÜŞÜNME
yeteneği olsaydı dünya kısır kalırdı ve en önemlisi sefalet
devam etmezdi.
38. Yalnızlığın başa çıkılamayacak kadar haşin ve yı-
kıcı olması, erkek ve kadınların doğası ile birleşince
HİÇLİK ANLAMINI KAYBETTİ.
VE SEFALET HÜKÜM SÜRMEYE BAŞLADI.
39. Çıkmaz sokaklarda dolaşan bir adamın hikayesi gi-
zemli olur.
40. Gösteri toplumunda MASKE TAKMAYANLAR
hoş karşılanmaz ve dışlanır.
41. Önceden insanlar kölelik yaparak para kazanabilir-
di; oysa şimdi gönüllü köleler var bu köleler kendi parala-
rıyla kendi hazin sonlarını İNŞA ediyorlar.
42. İnsanların artık konuşacak bir şeyleri kalmadı;
çünkü sistem insanları "popüler olanlar" ve "popüler ol-
mayanlar" diye ikiye ayırdı.
43. İşçi sınıfı kapitalizmin ezme-ezilme oyununda ya-
bancılaştırıldı ve çaresizlik kara deliğine itildi; sistemin
egemen güçlerinin KÖLELERİ HALİNE GELDİ.
Artık bütün işçiler gerçek özgürlüğün ve eşitliğin gel-
meyeceğini biliyor.
Sistem ve uzantıları orta sınıfın belini bükmeye çalışı-
yor. Bu gerçekleştiği vakit sistem kendi kendini bitirecek
ve KAOS HÜKÜM SÜRECEKTİR.
44. Toplum her zaman BİREYİ hedef aldı.Sürü içgü-
düsü ve kaybetme korkusu özgür düşünenleri de etkiliyor.
Konuşmak isteyenler susturuluyor ve böylece ortalık soy-
tarılara ve yalancılara kalıyor. Bu durum; içinde bulundu-
ğumuz hiçlik girdabının en büyük nedeni.
45. GERÇEK YAZARLAR:
Acıyı derinden hisseden kişi yazmaz;
KELİMELERİ ATEŞE VERİR.
46. İnsan üç şeyi yenemez:
HAYATI, ZAMANI VE ÖLÜMÜ.
4 7. Her konuda kendi kıçını sağlama alan adam, dün-
yanın en korkak adamıdır.
48. Aşırılığa kaçan herkes kendi mezarını kazar.
49. Saplantıları olan biri özgür olamaz.
50. Tüm çıkış yolları kapandığında (intihar da dahil)
kendinizi çürümeye bırakmak zorundasınızdır.
"İnsanlar birbirlerini sevmez, çıkarlarını severler ve çı-
karları değiştiğinde sevgileri de yer değiştirir."
51. Tanrı eğer can çekişen ve her saniye rezil olan kul-
larını kendi yerine koysa kendini nasıl hisseder acaba?
ACI, dünyayı arşınlamaktadır ve SEFALET her yeri
ateşe vermektedir.
İnsanların çoğu uyuklayarak ve mal-mülk edinerek iç-
lerindeki boşluğu doldurmaya çalışırlar.
Çok az kısmı gerçeği anlar ve kendini boşluğa bırakır.
Geri kalanlar ise; uçurumların adamlarıdır ve acıyla
kuşanarak ve acıyı tüm vücuduna şırıngalayarak yoluna
devam ederler ...
Şu sefil dünyadaki en sarsılmaz kanun: İNSANLARIN
BİRBİRLERİNİ YOK EDEREK KENDİLERİNİ VAR
ETTİKLERİDİR.
52. Zaman, kendi kanunu koyar.
Tanrı karşıtlıklarla adaleti sağlamaya çalışır.
Doğa, insanı tahrik eder ve yoldan çıkarır.
Toplum ise bir CAN PAZARI'dır.
53. Birini sevmek, kendi kişiliğinden ve düşüncelerin-
den feragat etmek, onları maskelemek ve kendini bilin-
meyenlerle dolu olan yalanlar içine sokmak demektir. Saf
sevgi hiçbir zaman olmadı; insanlar her şeyi mahvetmek
için varlar; ETRAFA SAÇILIYORLAR VE KAN EMİ-
CİLİK OYUNUNU OYNUYORLAR.
k1. "?
54. Masumiyetimi öldüren Tanrı'yla ne konuşabilirim
55. Hiçliğe çakılmaktan bıktım. Şu dünyada ne yapar-
sak yapalım asla huzur bulamayacağız.
SAHİP OLDUĞUNUZ ŞEYLER KADAR ACI ÇE-
KERSİNİZ.
56. Düşünme yeteneği her insanda var; ancak sürüden
ayrılmak, ateşe atlamaktan çekinmemek, kurban olmayı
istemek çok az insanda var.
57. Yok edemeyen, yok olmaya mahkumdur. Kendini
yok etmek istemeyenler, başkaları tarafından hunharca ve
aniden yok edilirler.
58. Yok etmek için yok olun.
Yok olmayan, -bunu erteleyenler- yok olmaya mah-
kumdur.
59. Tek gerçek eylem YOK ETME'DİR.
YOK ETMEYENLER, YOK EDİLMEK İÇİN VAR-
DIRLAR.
60. Ben YOKUM, ÇÜNKÜ KENDİMİ YOK ETTİM.
KENDİNİ YOK EDEN BİRİ HER ŞEYİ YOK EDER.
61. Bizi yaşatan TOPLUM ALGISI VE ÖLÜM KOR-
KUSU' dur; cezbedici dünya hayatı değil.
62. Dünyanın içindeki melun yaratıkların dilencilik
yaparak ve kan emerek ayakta kalış hikayelerini tarih
unutmayacaktır.
63. Hayatınız yoktur; birileri hayatınızı çalmıştır.
Sahte cennetten sürgün yedik ve kırbaç cezasına tabii
tutulduk.
Ömür boyu sürecek olan varoluş sancısıyla etrafa SA-
ÇILIYORUZ.
64. Kişi, suçun tahrik ediciliği karşısında kendini çare-
siz ve savunmasız hisseder.
Suç; kişinin gizli bölmelerine, her zaman açığa çıkart-
mak istediği ama çıkartamadığı büyülü dehlizlerine kadar
sokulur ve oraya tıpkı kene gibi yapışır.
İşi bittiğinde kendini yok eder.
Suç, bir hastayı iyileştirmek için şırıngalanan iğnedir.
65. Belalar ve kazalar gecikirse devreye SUÇ girer.
Avını gözleyen-gözetleyen bir Çita' dır suç.
Kişiyi, en savunmasız, en yitik anında yakasından tutar
ve hallaç pamuğu gibi fırlatıverir.
Suç, iştahlanan ve bir an önce kan emmek için fırsat
kollayan azılı bir vampirdir.
Kişiyi yok etmeden, onu perişan etmeden onu kesip
atmadan mekandan ayrılmaz.
Kişi, suç olmadan bir oyuncu.
Kişi, suç olunca bir yönetmen.
66. Dünyanın Nuh tufanına, Nükleer bir felakete veya
Mistik bir Sarsıntıya ihtiyacı var.
Soğuk savaş ve Kapitalizm bizi robotlaştırdı, bizim ru-
humuzu kemirdi, bizi aptallaştırdı.
Silkelenmeye ve tekrar barbarlaşmaya ihtiyacımız var.
Tanrı ve Şeytan; insanoğlunu kapana kıstırdı ve tokat
yağmuruna tuttu.
[BİZ ÇARMIHA GERİLDİK, KIRBAÇLANIYO-
RUZ.]
67. Tanrı'nın can sıkıntısını gideren ve sabrını ölçen
bizler her şeyi ateşe verme ve yok etme konusunda aciziz.
68. İMAR - TALAN - ÜREME
ZAMAN - DOĞA - MİSTİK GÜÇLER
VE TANRI'NIN KANUN KOYUCULUĞU.
69. Uçmak için zamanla ve mistik güçlerle iyi anlaş-
malısın.
70. -Yitik kitle, doğuştan zeki ve olağanüstü yetenekle-
re sahip birini görünce ÇILDIRIR, dilini yutar, haset kri-
zıne gırer.
71. Korkarak yaşayanlar, ya çok şeye sahip olan köle-
ler ya da çok şey isteyip az şey bilen budalalardır.
72. Boşluğa koşmaya ve hiçlik okyanusunda yüzmeye
alıştım.
Bulunduğum her yerde kendimi TURİST gibi hissettim
ve saçmalık labirentine giriş yapmamak için prangalarını
takılmadan, tehlike çatmadan yakamı kurtardım.
73. Aileme, Topluma ve Tanrı'ya kendimi borçlu kıl-
dıktan sonra her şeyle dalga geçtim. Bulunduğum her yeri
alevlere bürüdüm. Hiçlik tozlarını etrafa dağıttım.
74. Savaşlardan bıktık ve sanatta anlam(teselli) aradık.
Yitik varoluşumuza, o da merhem olamadı.
Kendimize sanal bir gerçeklik (simülasyon) yarattık ve
birbirimize gittikçe yabancılaştık.
Birbirine değmeyen kar taneleri gibiyiz.
Cinselliği ve şiddeti tek nihai hedef ve amaç olarak gö-
rüyoruz.
Yıldırıcı Bürokrasi ve önlenemeyen üremeyle beraber
alanları daralttık ve ŞİDDETSİZ BİR TOPLUM YA-
RATTIK.
Geriye bir tek ego savaşları ve cinsellik kaldı.
Hemen her gün, herkes birbirini kandırarak ve birbiri-
ne yalan söyleyerek egosunu besliyor.
"Güven" kelimesi demode oldu ve anlamını yitirdi.
Artık sadece sahip olma, yok olma ve yok etme ve kö-
tülük hakim.
Seks bir doruğa çıkma meselesinden kayıp, bir varolu-
şa dönüştü.
Genelevlerin sayısını arttırmak gerek; yoksa birçok in-
san anlamsızlıktan bıkıp ya içkiye sarılacak ya da kendini
iple boğacak.
75. Bazen Tanrı'nın bile YALAN içinde yaşadığını
düşünüyorum.
76. Gerçekler bize ağır geliyor; bu yüzden yalana sım-
sıkı sarılıyoruz.
Gerçekle mücadele etmeye çalışan derin ruh ise hiçlik
okyanusunda birkaç kulaç attıktan sonra GARK OLU-
YOR.
77. İnsanları hiçbir zaman sevmedim ve sevmeyece-
ğim.
Onlara bakınca bir mide bulantısından başka bir şey
hissetmiyorum.
78. Toplumun içine girdiğim zaman kendimi güdülen
koyun ve sağılan inek gibi hissediyorum.
Ve en korkuncu, en iğrenci onların (toplumun) içinden
elini, kolunu, bir yerlerini kaptırmadan çıkamamak.
Toplum, bireyi kendi içinde eritiyor ve suyunu çıkartı-
yor.
Kişi yok oluncaya dek toplum belasından kurtulamı-
yor.
79. Hayatta kalmak için düzenin ve sistemin gedikleri-
nin arasına girmeye MAHKÜM EDİLİRSİNİZ.
Aradan bir süre sonra yakanızı çekip kurtulursunuz, ta
ki bu pençeli yaratığın tekrar sizi boğazladığı an' a kadar.
GERÇEK KAÇIŞ OLMADIĞI GİBİ, GERÇEK
KURTULUŞ VE ÖLÜM DE YOKTUR.
80. YAŞAM, YOK EDEMEDİKLERİNDİR.
81. İnsan dünyanın sefaleti ve bomboşluğu karşısında
ezilir; kendini kaybeder, boşlukta sallanır.
Ve suç, kişiyi ayağa kaldırmak için sahneye çıkar.
KİŞİ, SUÇ İŞLEYEREK KENDİNE GELİR.
82. İnsanlar eylemlerden sıkılıp, can sıkıntısıyla ve an-
lamsızlıkla boğuştuğunda GERÇEKLERE bir adım yak-
laşmış olur.
83. Tanrı, adaleti sağlama konusunda YETERSİZ.
İnsanlar birbirini yok etme konusunda BECERİKSİZ.
Dünya, acıyı savuşturma konusunda CİMRİ.
Doğa, insanları kırbaçlama konusunda ZALİM.
84. Ahlakı ve egoizm'i alaşağı ettim ama kendimi ala-
şağı edemedim.
Tanrı'nın PROBLEMATİĞİYİM.
İnsanların KANSERİYİM.
KENDİMİN DÜŞMANIYIM.
85. FELAKETLERDEN KORUNMAK İÇİN FELA-
KETE ATILIN!
86. Acıyla yoğrulan ve hiçlikle tatmin edilen bir hayat
kesinlikle MUTLU sona erer.
87. Beklentisiz ve hayalsiz bir hayat, hiçlik armonile-
riyle kuşatılır ve salt acıyla memnun edilir.
88. Geriye dönüp baktığımızda sadece saçmaladığımızı
ve hiçlik türbülanslarına yakalanıp rezil olduğumuzu ha-
tır la yacağız.
89. Ne kadar derine inersen o kadar çok kırbaçlanırsın.
O yüzden sen bir eş bul, iş kur ve kafese girip evcilik
oyna!
90. Oyunu oynamak için değil sadece netice almak için
oynayanların suratlarındaki zavallı ifadeyi gördüğümden
beri oyundan ve oyunculardan sıkıldım.
BEKLENTİ VE KAYBETME KORKUSU, İŞKENCELE-
RİN EN AĞIRIDIR.
91. Hayat uzun bir maraton değildir; şey'lere tam an-
lamıyla vakıf (hakim) olup misyonunu tamamladığında
artık "yok olma" vakti gelmiştir.
Aksini iddia edenler kendini çürümeye adayan budala
sürüsündendir.
92. Hayata adapte olmak için kirlenmelisiniz.
Kirli bir yaşamı reddeden kendi ölüm fermanını ilan
etmiştir.
93. Kapana kısılmış durumdayız.
Ne yaptığımız konusunda herhangi bir tatmin edici
açıklama yok.
Anlam yok Tanrı; asla da olmadı. ..
94. Bizi yaşatan yarattığımız nedenler değil;
başımıza aldığımız yeni belalardır.
95. Birbirimizden faydalandığımız için birbirimizi se-
viyoruz; birbirimizi sevdiğimiz için değil.
96. Ne kadar çok şeye sahip olursak, o kadar çok bela-
yı üzerimize çekeriz.
BİR ŞEYLERİ BİLMEDEN BİR ŞEYLERE SAHİP
OLANLAR; ACIDAN ACIYA, FELAKETTEN FELA-
KETE KOŞAR VE ONLARI SALT PİŞMANLIKLAR
BEKLER.
97. Tamamen salih kişi olabilmek için SAPLANTI-
LARDAN; MAL, MÜLKTEN KURTULMAK GEREK;
en önemlisi de FELAKETE ATILMA CESARETİ.
98. BEDEN, RUH VE AKIL DERİN VE AÇMAZ-
LARLA DOLU BİR ÇATIŞMA İÇİNDE.
99. İNSAN YARIŞ İÇİNDE.
Kendisini, doğayı, Şeytan'ı, Dünya'yı, Tanrı'yı anla-
yan, kavrayan, içselleştiren DERİN RUH; UÇURUM-
LARA ÇIKARAK VE KURBANLIK EĞİTİMİNDEN
GEÇEREK VAROLUŞ 'unu tayin eder.
"Egoizm'i yenmek ve ölümle dans etmek için uzun bir
evre gerekir."
l 00. Bağımlılıklar bittiğinde boşlukta sallanma süreci
başlar.
Kölelik ise ömür boyu süren bir etkinlik.
Bize köle olmadığımızı hatırlatan bir dünyada yaşamı-
yoruz.
1 O 1. İyilere asla para ödenmedi ve iyiler daima ve da-
ima dışlandı.
İyilere yer vermeyen vahşi ve gayri insani bir çöplükte
soluk tüketiyoruz.
İyilere "enayi" damgasının vurulacağı, ŞEYTAN ÇA-
ĞI'na ayak basmış bulunuyoruz.
102. Acı ve hiçlik doruk seviyelere çıktığında kişide
bir tür RUH ATLAMASI VE DUYGU SIÇRAMALARI
baş gösterir.
103. Acı'yı katlanılmaz hale getiren dünya ve içindeki
sefil yaratıklar değil; kurduğumuz ve tahayyül ettiğimiz
karanlık TABLO' dur.
104. Teknoloji ve makineleşme insanın kimyasını de-
ğiştirmiş ve onun özünü yok etmiştir.
İnsan, modem dünyada sağlıklı düşünemez.
SADECE "EVET" veya "Hayır" der.
105. Düşünce, acı'yı tetikler.
Eylem, suçluluğu teşvik eder.
Bekleyiş, çürümeye zemin hazırlar.
Acı, bir arınma'dır.
Tek gerçek eylem, YOK ETMEK'tir.
106. Kadınlar, kedilere benzer; mamaları verilmediği
ve sevilmedikleri zaman ihanet etmekten çekinmezler.
107. Cezbediciliğini kaybeden her şeyi çöpe atmak ge-
rekir.
Bu dünyada çöpe atılmayacak nitelikte eserler, değer-
ler vardır ancak ölüm anı geldiğinde; o önemli olan her
şey, önemsiz olmaya mahkumdur.
Her şey akıp gidiyor, akıp gitmeyen ve yok olmayan
tek şey ölüm.
Ölümü erteleyerek sadece var olan acıyı daha da arttı-
rırsınız; ölümü gözünde büyütenler hastalıklar ve belalar-
da panzehiri düşük olan budalalardır.
BÜYÜK FELAKETLER BÜYÜK RUHLA
RIN KA-
DERİNDE' dir.