İçeriğe geç

Kanlı Yemin

Bölüm 4 · 5 dk okuma

Kanlı Yemin

Bölüm 4

Bölüm 4 - Kan Soyu

Alkış sesi kesildiğinde salondaki sessizlik daha da ağırlaştı.

Yeşil gözlü adam, kırmızı mermerlerin üzerinde ağır ağır yürüdü.

Üzerinde koyu gri bir takım elbise vardı.

Saçları geriye taranmış, yüzünde ise kendinden emin bir ifade…

Sanki Konsey’in ortasına izinsiz girmemişti de davet edilmişti.

Lucien’in sesi buz gibiydi.

“Çık dışarı, Adrian.”

Adam gülümsedi.

“Eskiden bana ‘kardeşim’ derdin.”

Raven, Lucien’in yumruklarını sıktığını fark etti.

İlk kez onun gerçekten öfkelendiğini görüyordu.

Seraphina asasını yere vurdu.

“Adrian Moretti.”

Salon yankılandı.

“Konsey izni olmadan toplantıya giremezsin.”

Adrian umursamazca omuz silkti.

“Ben de tam bu yüzden geldim.”

Bakışları Raven’ın üzerinde dolaştı.

“Demek bütün savaşların sebebi bu kız.”

Raven sinirle karşılık verdi.

“Benim adım Raven.”

Adrian hafifçe başını eğdi.

“Biliyorum.”

Dudaklarının kenarı kıvrıldı.

“Hakkında iki yüz yıldır hikâyeler anlatılıyor.”

“İki yüz…”

Raven cümleyi tamamlayamadı.

Lucien araya girdi.

“Yeter.”

Adrian kahkaha attı.

“Hâlâ onu hiçbir şey bilmiyormuş gibi koruyorsun.”

Seraphina ayağa kalktı.

“Konsey kurallarını hatırlatmanın zamanı geldi.”

Salonun ortasındaki kırmızı taşlar yeniden parladı.

Duvarlara altın harflerle yeni semboller işlendi.

Seraphina tek tek açıklamaya başladı.

“Kan Konseyi’nin dört temel yasası vardır.”

Birinci sembol parladı.

Birinci Yasa: Gizlilik.

“İnsan dünyası vampirlerin varlığını öğrenemez.”

“Bunu bozan aile…”

“…Konsey tarafından yok edilir.”

İkinci sembol ışıldadı.

İkinci Yasa: Bölge.

“Hiçbir aile diğerinin topraklarına izinsiz giremez.”

“İhlal…”

Adrian alaycı bir sesle tamamladı.

“…savaş sebebidir.”

Seraphina ona sertçe baktı.

Üçüncü sembol ortaya çıktı.

Üçüncü Yasa: Saf Kan.

“Kraliyet soyundan gelen hiçbir vampir öldürülemez.”

Raven kaşlarını çattı.

“Kraliyet derken?”

Lucien ilk kez cevap verdi.

“İlk altı aile.”

“Biz sıradan vampirlerden daha güçlüyüz.”

“Daha hızlı.”

“Daha yaşlı.”

“Ve…”

Kısa bir duraksama.

“…öldürülmemiz çok daha zordur.”

Dördüncü sembol belirdi.

Salondaki herkes istemsizce ayağa kalktı.

Dördüncü Yasa: Blackwood Yemini.

Raven’ın kalbi hızlandı.

“Bu ne demek?”

Seraphina’nın sesi yumuşadı.

“Yedi yüz yıl önce…”

“…Blackwood ailesi vampir değildi.”

“Büyücü müydüler?”

“Hayır.”

“Onlar…”

“…Kan Muhafızlarıydı.”

Salonun ortasında eski bir harita belirdi.

Haritanın merkezinde siyah bir ağaç vardı.

Köklerinden kırmızı ışık yükseliyordu.

“Blackwood ailesinin görevi…”

Seraphina devam etti.

“…ilk vampirlerin gücünü mühürlemekti.”

Raven’ın başı dönmeye başlamıştı.

“Anlamıyorum.”

Lucien derin bir nefes aldı.

“Bizim güçlerimizin kaynağı…”

“…senin soyun.”

Bu cümle bütün salonu yeniden sessizliğe gömdü.

Raven geriye doğru bir adım attı.

“Hayır.”

Kimse konuşmadı.

“Bu saçmalık.”

Adrian hafifçe gülümsedi.

“Keşke öyle olsaydı.”

Sonra cebinden küçük, eski bir madalyon çıkardı.

Madalyonun üzerinde…

Raven’ın boynundaki kolyenin aynısı vardı.

“Bunu tanıyor musun?”

Raven’ın gözleri büyüdü.

“O…”

“…annemin kolyesi.”

“Hayır.”

Adrian başını iki yana salladı.

“Bu daha eski.”

“Çok daha eski.”

Lucien bir anda Adrian’ın önünde belirdi.

Boğazından yakaladı.

“Onu buna karıştırmayacaksın.”

Adrian boğazı sıkılmasına rağmen gülümsüyordu.

“Geç kaldın.”

Sonra elindeki madalyonu yere bıraktı.

Madalyon kırıldı.

İçinden sararmış küçük bir fotoğraf çıktı.

Raven fotoğrafa baktığı anda nefesi kesildi.

Fotoğrafta annesi vardı.

Henüz yirmili yaşlarındaydı.

Yanında Lucien duruyordu.

Ve annesi…

Lucien’in elini tutuyordu.

Raven’ın gözleri doldu.

“Bu…”

Lucien ilk kez gözlerini kaçırdı.

“…sana açıklayabilirim.”

Raven’ın sesi titriyordu.

“Annemi…”

“…tanıyor muydun?”

Salondaki herkes nefesini tutmuştu.

Çünkü bu sorunun cevabı…

Yıllardır saklanan en büyük sırdı.

Konsey salonunda çıt çıkmıyordu.

Raven’ın gözleri Lucien’den ayrılmıyordu.

“Annemi…”

Sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.

“…tanıyor muydun?”

Lucien ilk kez cevap vermedi.

Yüzlerce yıllık soğukkanlılığı, birkaç saniyeliğine çatlamıştı.

Konsey üyeleri de bunu fark etmişti.

Seraphina yavaşça ayağa kalktı.

“Bu sır artık saklanamaz.”

Lucien sertçe döndü.

“Seraphina.”

“Yeterince saklandı.”

Kadın asasını yere vurdu.

Salonun ortasındaki kırmızı taşlar yeniden parlamaya başladı.

Mermer zeminin tam ortası iki yana ayrıldı.

Raven şaşkınlıkla geri çekildi.

Taşların altından yuvarlak, siyah bir platform yükseliyordu.

Platformun üzerinde eski bir sandık vardı.

Sandığın kapağında tek bir arma işlenmişti.

Siyah bir kuzgun…

Ve kökleri kan damlalarına dönüşen bir ağaç.

Raven’ın boynundaki kolye birden ısınmaya başladı.

Kolye, sandığa yaklaştıkça daha parlak yanıyordu.

Seraphina sessizce konuştu.

“Bu sandık yirmi üç yıldır hiç açılmadı.”

“Çünkü yalnızca gerçek Blackwood kanı onu açabilir.”

Raven istemsizce geri çekildi.

“Hayır… Ben yapamam.”

Lucien ilk kez yumuşak bir ses tonuyla konuştu.

“Yapabilirsin.”

Raven gözlerini ona çevirdi.

“Nereden biliyorsun?”

Lucien cevap vermedi.

Sadece başını hafifçe salladı.

Raven titreyen eliyle sandığın kapağına dokundu.

İlk birkaç saniye hiçbir şey olmadı.

Sonra…

Sandığın üzerindeki mühür çatladı.

Salonun içinde güçlü bir rüzgâr dolaştı.

Mumların alevleri aynı anda söndü.

Kapağın kilidi kendiliğinden açıldı.

Kimse nefes almıyordu.

Sandığın içinde yalnızca üç şey vardı.

Eski bir günlük…

Gümüş bir yüzük…

Ve siyah kadife bir zarf.

Zarfın üzerinde zarif bir el yazısıyla tek cümle yazıyordu.

“Kızıma…”

Raven’ın elleri titremeye başladı.

“Bu…”

Seraphina başını eğdi.

“Annen bıraktı.”

Raven zarfı yavaşça açtı.

İçinden katlanmış bir mektup çıktı.

Kâğıdın kenarları sararmıştı.

Mürekkep yer yer dağılmıştı.

Ama yazılar hâlâ okunabiliyordu.

Sevgili Raven…

Eğer bu mektubu okuyorsan seni koruyamadığım anlamına geliyor.

Bunun için beni affet.

Hayatın boyunca sana yalan söyledim.

Çünkü doğrular seni benden çok daha erken öldürürdü.

Benim adım sadece Elena değildi.

Ben Elena Blackwood’dum.

Blackwood soyunun son muhafızı…

Raven’ın gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.

Mektubu okumaya devam etti.

Babandan seni ayırmak zorundaydım.

Çünkü seni seviyordu.

Ama seni yaşatabilecek tek yol senden nefret etmesini sağlamaktı.

Raven’ın nefesi kesildi.

“Hayır…”

Lucien gözlerini kapattı.

Mektubun son satırlarına geldi.

Eğer bir gün Lucien Devereaux karşına çıkarsa…

Ondan kaçma.

Çünkü bu dünyada sana benden daha sadık tek kişi odur.

Ve sana yalan söyleyecek olsa bile…

Bunu seni korumak için yapacaktır.

— Seni her şeyden çok seven annen.

Raven mektubu yavaşça indirdi.

Gözyaşlarını silmeye çalışıyordu.

Ama elleri durmadan titriyordu.

Lucien ona yaklaşmadı.

Bulunduğu yerde kaldı.

Çünkü biliyordu.

Şu anda en ufak bir hareketi bile Raven’ın güvenini tamamen kaybetmesine neden olabilirdi.

Sessizliği Adrian bozdu.

“Ne kadar dokunaklı…”

Alaycı sesi bütün salonda yankılandı.

“Şimdi gerçeğin geri kalanını da anlatın.”

Raven başını kaldırdı.

“Geri kalanı mı?”

Adrian gözlerini Lucien’e çevirdi.

“Elena’nın nasıl öldüğünü söyle.”

Lucien’in çenesi kilitlendi.

“Sus.”

“Yoksa ben mi anlatayım?”

Konsey üyeleri huzursuzca birbirlerine baktılar.

Seraphina bile konuşmuyordu.

Adrian yavaşça Raven’a döndü.

“Annen doğal sebeplerle ölmedi.”

Raven’ın kalbi yeniden hızlandı.

“Ne demek istiyorsun?”

Adrian’ın cevabı tek cümleydi.

“Onu bir vampir öldürdü.”

Raven’ın nefesi kesildi.

“Kim?”

Adrian’ın dudaklarında acımasız bir gülümseme belirdi.

Parmağını yavaşça kaldırdı.

Doğrudan…

Lucien’i işaret etti.

“Onu öldüren kişi…”

“…Lucien Devereaux’ydu.”

O anda zaman durmuş gibiydi.

Raven’ın elindeki mektup yere düştü.

Ve Lucien…

İlk kez bu suçlamaya hemen cevap vermedi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.