Adamın suratına kaç saniyedir bakıyorum bilmiyordum ama duyduklarım karşısında beynim yanmıştı. Yara yoksa nasıl ölmüşlerdi ve bu kan nereden gelmişti? Gerçek bir kan kokusuydu sahte olmasına imkan yoktu... Hızlı düşünmeye çalışsam da böyle bir şeyi aklım almıyordu.
Bir dakika bir dakika Jack neredeydi?
"Jack?"
Arkama dönüp insanların arasında Jack'i bulmaya çalışırken korktuğumu yeni fark etmiştim. Korkuyordum. Fena halde korkuyordum, kalbim delice atıyordu, titriyordum. Sanki katil gelip beni öldürecek gibi hissediyordum.
Bakınırken kalçamın üstünde, belimin ortasına bir ayakkabı dokunduğunu fark ettim, arkamı döndüm.
Ah tabiki! Yeni CÖB temsilcisi Catherine Davies şu burnu beş karış havada olan kadın, yağmurlu havada güneş gözlüğü takan!
"Adın ne senin?"
Gözlerimi kırpıştırdım. Kadının bakışları buz gibiydi. Çelik gibi sağlam bir duruşu vardı.
"Elena Robinson."
"Tezini ver." diyerek avucunu açıp bana doğru uzattı.
Sinir beynime işliyordu.
"Daha tezimi çıkaramadım maalesef, efendim."
Oturalı beş saniye oluyor hanımefendi!
Bu kadına iliklerime kadar nefret besliyordum. Ne kadar çoksa o kadar. Hiç kimseye gördüğüm anda nefret ettiğim olmamıştı. Adela'yı öldüren katil ve yeni Catherine Davies dışında tabii.
"Rütben ne senin?" Dedi kaşlarını çatarak. Çok sertti.
"Büroya yeni atandım birkaç gün oldu. Darian komiser, Dedektif yardımcısı rütbesini verdi."
"Darian komiser demek." Dedi tek kaşını kaldırıp yükünü tek bacağına vererek. Elini geri çekti ve beni baştan aşağı süzdü. "Tanışalım bakalım bu kadar kör olmasına sebep olan neymiş."
Ve arkasına dönüp gitti.
Dondum, çünkü şuan sinirden kudurabilir, cesetlerin 2. canını da ben çıkarabilirdim veya birkaç cesette ben eklerdim.
Çığlık atmak, ağlamak, vurmak, dövmek istiyordum. Bu kadını gebertmek istiyordum. Beni bu kadar aşağı bir rütbeye verirlerse göreceğim muamele tamamen buydu. Yıllardır gecemi gündüz ettiğim zamanlar göz ardı edilip çöpe atılıyordu. Madem bu kadar değersiz olacaktı, neden çalışmıştım? Neden puanın önemi çok değerli demişlerdi?
Gözlerim dolmuştu, farklı şeyler düşünerek gitmesini sağladım ve tekrar cesede döndüm.
Bu kadar kan... yarasız ama ölmüş bedenler... Buna ne sebep olmuş olabilirdi ki?
Yanımdaki görevliye döndüm arkası dönüktü. "Bakar mısın?" Bana doğru döndü,söylememi bekledi. "Ölüm nedenleri nedir? Bir neden bulabildiniz mi?"
Adam gözlerini benden çekti ve incelediği cesette gözlerini indirdi. "Birkaç tane tahmin vardı, hepsine baktım ama öyle bir belirti yok. Boğazlarında hafif morluklar var fakat bu da ölüm sebebi olamaz, morluklar küçük." Hiç konuşmadan onu dinlemeye devam ettim. Arada duruyor nefes veriyor alıyor, düşünüyor tekrar konuşuyordu. "Galiba zehirlenerek ölmüşler. Belirtiler bunu gösteriyor. Çoğu zehirlenme vakalarında ceset pürüzsüz olur. Bir süre sonra bedeni zehirlendiğini göstermeye başlarlar. Patlamada çıkan duman onları zehirlemiş olmalı."
Düşündüm. "Sence neden herkesi bu şekilde öldürdüler?"
Adam sanki bunu çok önceden de düşünmüş gibi düşünmeden cevapladı; "Burası bir kulüp. Bugün işkence yapılıp, öldürülen hayvanlara özel kutlama yapılıyordu. Polis kulübü basacaktı. Karakolda bu konuşuluyordu. İşe bak ki hepsi, onlar gelmeden öldürülmüş."
Suç yüzünden mi öldürülmüşlerdi? Öldüren kişi bir polis miydi? Bir suçlu muydu? Anlayamamıştım.
Önümdeki cesede geri döndüm. Adama bakmadan teşekkür ettim ve işime tekrar odaklandım.Tezime birkaç not aldım.
Bileklerindeki morluklar,
Dilinin fazla soluk rengi,
Gözleri açık ölmesi,
Gibi kısa notlar bunlardan bazılarıydı. Ölüm nedenine özel başka bir sebep bulamamıştım. Gözleri açık ölmesini yazmak istemiyordum fakat belki işe yarar diye düşündüm.
Cesetler kaldırılacaktı son kez ayrıntılı fotolarını çekip az, kısa notlar ve resimler ile olay yerinden ayrıldım.
2.Köprü bölgesinin kocaman renkli, süslü, ışıltılı kapısını gördüm. Bu kapıdan giren insanlar neler olacağını bilmiyorlardı bile... Sadece eğlenmek istemişlerdi... 11 kişi...
Kapıdan giren Jack derin düşüncelerimden uyanmamı sağladı. Yanına hızlıca giderek aramızdaki mesafeyi kapattım.
"Jack, neredeydin sen?"
"Anlamadım?"
Alaycı bir şekilde tek kaşını kaldırıp ellerini kabanının cebine soktu.
"Olay yerinde beklersin sanmıştım."
"Acil sorgu var dediler teşkilata gittim. Sorguya kimse girmemiş."
"Sırf sorgu için mi gittin yani?"
Ofladı, gözlerini devirdi ve tekrar bana baktı. "Sen beni niye bu kadar sorguluyorsun?"
Sinirli bir bakış attım. Biraz sahte bir bakış olabilirdi. "Beni burada beklettin. Teşkilat ile buranın arası ne kadar uzun bir mesafe biliyor musun?!"
"İki kilometre vardır. Pekii sen nereden biliyorsun, daha bugün geldin ülkeye farkında mısın?"
...Aptal kafam...
"Doğru söyle, neredeydin? Kimseye söylemeyeceğim söz."
Tekrar ofladı ve bana baktı. "Kız arkadaşımın yanındaydım oldu mu!"
Demek öyle. Bana söylemeden gittin. Peki öyle olsun ona gösterirdim gününü.
"Demek öyle. Nasıl bir kız arkadaşmış bu?"
2.Köprü'nün kapısına doğru yavaş adımlarla ilerliyorduk.
"Hemşire. Özel hastanede çalışıyor. Ben bir harekatta yaralanmıştım, o zaman tanıştık."
Şirin gelmişti. Jack'in iyi bir sevgili, eş olacağına yürekten inanırdım ama tabiki Darian başta, o Jack'de daha iyi olabilirdi. Adela'ya olan sevgisinden biliyordum...
Adela'yı düşününce yüzüm asılmıştı. Sahiden, tahmin ettiğimden de kolay unutmuştum onu. Bu nasıl bu kadar kolay olmuştu ki?
"Yüzün neden asıldı senin?" Jack eğilmiş yüzüme bakıyordu. Donmuş gözlerimi yerden çekerek kendime geldim. "Adela'yı hatırladım bir an."
Jack, dudaklarını ısırdı ve tekrar konuştu. "Elena tamam bende üzülüyorum ama çok merak ediyorum konumuzla nasıl bağdaştırabildin?"
Düşüncelerimi düşünerek Jack'e döndüm. "Darian senden daha iyi bir sevgili ve eş olabilir diye düşündüm."
Tekrar bana baktı,sinirlenmişti. "Neden?"
"Adela'ya olan sevgisini ikimizde biliyoruz Jack. O yaşta insan bu kadar değer vermez, verse bile ileriki hayatında onlarca hatta yüzlerce kız karşısına çıkar ama hâlâ Adela'yı seviyor. Ölmüş olmasına rağmen..."
Önüne döndü. Bende döndüm ve artık yerdeki çimlerle bakışıyordum. Arabaya bindik ve teşkilata ilerledik.
"Sanırım haklısın. Adela'dan her bahsettiğimde yüzü düşüyor. Öldügünü ilk öğrendiğinde odasındaki her şeyi yıkmış, dağıtmış hatta menejeri hiç ağlamayan Darian'ın hıçkıra hıçkıra ağladığını bile söyledi. Onu o kadar sabırsızlıkla bekliyordu ki... Bana ilk buluşmamızda Adela'ya açılacağını, izin verirse onu öpeceğinden bahsetmişti. Patlama olayındaki imza detayını öğrenince yine çileden çıkmıştı."
Teşkilatın önünde durduk. Arabasının anahtarını görevliye verdi ve bahçeye doğru ilerledik.
"Katil her kimse... Onu bizden çok Darian öldürmek istiyor."
Yerdeki bakışlarımı teşkilat binasına yani karşıya çevirdim. "Katili öldüremez, bu yasal değil." dedim, haklıydım. Kim olursa olsun yapamazdı. Darian olsa bile, ben olsam bile.
"Doğru." dedi sessizce.
Binanın içine girdik. Denetleme makinalarından geçtikten sonra Jack tekrar yanıma geldi. "Buna gerek yoktu neden geçtin ki?"
Ah doğru ben polistim!
"Alışmışım..."
İkimizde gülümsedik.
"Bu arada Dedektifin ile tanıştın mı?"
Dedektifim?
"Dedektifim?Anlamadım."
"Chris Stern."
"Tamam anladım ama neden dedektifim oluyor?"
"Yardımcısısın sonuçta.Yanii..."
Neden iğneleyici bir tavırla bunu vurguluyordu anlamamıştım.
"Jack ne ima etmek istiyorsun anlamıyorum ama eğer düşündüğüm şey ise yaşlı adamlar ile işim olmaz." Dedim gülerek.
"Yaşlı mı?" Bıyık altından gülüyordu kesinlikle içinden kahkaha atıyordu. "Nereden anladın bunu?"
"Sesinden."
"Bâyâ kaliteli telefon kullanıyormuşsun bravo doğrusu."
"Bu konuda yetenekliyimdir."
"Telefon seçmek konusunda mı?"
"Ah, tabiki!"
Saçlarımı savurtarak iki, üç adım attım ve ikimizde kahkaha attık.
"Pekâlâ öyleyse sen Chris Stern'ün yanına git bende Darian'ın yanına gideyim, sonra çıkarım."
Gün kararmıştı. Jack sağdaki asansöre tam ilerken durdu.
"Aa bir dakika!" Jack'e baktım. "Sen nerede kalacaksın?"
Doğru.Ben nerede kalacaktım?Sokakta. Haha düşüncesi bile çok kötüydü.
"Bilmiyorum..."
"Kalacak bir yer bulamazsan beni ara. Gelir seni alırım. Az sonra çıkacağım."
"Öyle yaparım. Zaten kimseyi tanımıyorum."
Asansöre bindim ve Jack'in önceden bahsettiği 8.kata: CÖB katına çıktım. Dedektif Chris Stern'ü bulmam zor olmazdı, tabelaları okur bulurdum.
Etrafta kimseler gözükmüyordu. Muhtemelen sadece birkaç polis nöbet tutuyordu ve onun haricinde kimse yoktu.
Umarım binadan ayrılmamıştır diyerek teker teker tabelaları okudum. Sonunda Chris Stern'ün odasını buldum ve kapıyı çalarak içeriye girdim.
Gözlükleri ile masasında çalışan bir adam vardı ve ben sadece kafası ile gözlüklerini görüyordum. "Chris Stern ile konuşmaya geldim."
Adam kafasını kaldırdı ve bana baktı tek kaşını kaldırmıştı. Neydi bu tek kaş kaldırma muhabbeti herkes bi havada gördüğüm herkes kaş kaldırıyor.
"Kimsin?"
Keşke ışık olsaydı da yüzünü görseydim. Çalışma masasının üzerindeki ışık haricinde ışık yoktu ve yüzünü doğru düzgün anlayamıyordum bile. Chris Stern'ün menejeri olmalıydı, emindim.
"Yardımcısıyım." dedim.
Uzun sandalyeden kalktı ve yanıma doğru ilerledi. Beyaz gömleği siyah keten pantolonu ve gömleğinin üzerindeki kaslı kollarının iki yanından uzanan siyah kumaşlar...
Tamam bir adam bu kadar cool olabilirdi. Bu karanlıkta bile...
Yanıma gelip bana bakarak odanın ışıklarını açtı. Aramızda çok mesafe yoktu ama vardı.Şimdi yüzünü görmüştüm...
...
Tanrımm... Çok yakışıklıydı ...Fazla yakışıklıydı... O çene.... Gözleri... Harelerii... İlk görüşte aşk mı? Asla inanmazdım!
"Demek yardımcısısın."
Hâlâ gözlerimi salçalı makarnaya çatal daldırdığım gibi karşımdaki adama pardon yakışıklılığına daldırmıştım...
"Hıhı..."
Adam işaret parmağının üst ortasını burnunda tuttu ve bıyık altından gülümsedi sonra hafifçe öksürdü.
Ölüyorum!
Aptalca kapıya yaslanmış adamı süzdüğümü fark edince kendime gelip dikildim bende hafif öksürüp, yüzüme ciddi bir tavır takındım ama içimden hâlâ süzülüyordum. "Chris Stern gitti mi, geciktim mi, ne zaman gelir?"
Adam muzip bir tavırla tek kaşını kaldırıp konuştu:
"Chris Stern ile hiç tanıştınız mı?"
İçimden istemsizce beni kıskandığı için düşünmüştüm. İki dakika bile aynı alanda durmadığım bir insanın böyle hissedeceğini tabikii biliyordum. Ama bilmek istemiyordum o ayrı.
"Hayır."
"Belli."
Anlamadım ve tek kaşımı kaldırdım ee nede olsa moda.
Masasına geçti sandalyesine oturdu dirseklerini masanın üzerine koydu, gözlüğünü çıkarıp Chris Stern yazılı cam tabelanın arkasına bıraktı.
"Chris Stern'ün nerede olduğunu söylecek misiniz yoksa gideyim mi?" Dedim cevap vermesi için, yoksa gideceğim yoktu tabiki.
"Karşındayım."
"Ne?"
"Chris Stern..." dedi yavaşça "karşında."
