Evimden çıkmadan önce son kez kendimi kontrol ettim. Siyah uzun dalgalı saçlarımı serbest bırakmış,ön tarafı kısa arka tarafı uzun, bacaklarımı ortaya çıkaran bir eteğe sahip elbisemi giymiştim ve belime bir korse takmıştım. Güzel göründüğümü düşünüyordum. Bir şeyi unutup unutmadığımı kafamda kesinleştirdikten sonra evden dışarı çıktım. Saraya ilerledim. Jane böyle baloları severdi. Ancak ben pek hoşlanmazdım. Balolar sosyal varlıklar için iyi olabilir fakat benim gibi anti-sosyaller için pek hoş değil. En azından Jane ile buluşacaktım. Son görüşmemizden bu yana 2 ay geçmişti. 1 hafta önce ise bana bir mektupla prensin verdiği balodan bahsetmiş ve beni de davet etmişti. Jane Buz Kurdu Klanı'ndan bir arkadaşım. Hatta en yakın arkadaşım. Ben ise Kanlı Ay Vampir Klanı'ndanım. Ata Kurtlar ve Ata Vampirler eskiden çok anlaşmazlık yaşasa da şuan anlaşabiliyoruz. Eskiler eskide kalır,yeniler eskir ve eskiler yenilenir,aslında her şey bundan ibaret. Sonuçta bir yerde tarih kendini tekrarlar. Bazı reakarneler olabilir. Bazı savaşlar yaşanabilir. Anlatabildim mi? Ancak çoğu zaman eskiyi yüceltir,yeniyi küçümseriz bir hiç uğruna. Sanki eskiden kötü olan hiçbir şey yokmuşçasına savunuruz eskileri. Şimdi iyi olan bir şey yokmuşçasına küçümseriz yeniyi. Dönem değişir,dönem bize uyum sağlayamaz,zaman bir noktada durmaz,dünya etrafımızda dönmez. Uyum sağlaması gereken bizleriz. Kolay olduğunu söyleyecek değilim tabi,sonuçta zamanla yarışılmaz. Tam alıştık sanarken bir anda alıştığımız kayboluverir. Bunalıma bile sokabilir bu,hazin bir duygudur. Sanki kesif,izbe bir sokakta kaybolmuşsun gibi hissettirir. Ancak yolunu bulmalısın,gerekirse o yola kendin beton dökmelisin. Çünkü o yol da kendiliğinden oluşamaz. Düz mantık bizleri bir yere götürmez. Bu yüzden eskilere kafa yormayı bırakıp bugünü ve yarını düşünmeli,dardayken yolumuzu genişletmeyi düşünmeliyiz. Hayatın ve zamanın olayı budur.
"Adınız?"
"Gloria Scarlett,Kanlı Ay Vampir Klanı'ndan"
"Buyrun"
Sarayın önünde bekleyen şövalye beni içeri geçirdi. Etrafa bakındım. Jane henüz ortalıkta gözükmüyordu. Geç kalmasına alışıktım. Heyecanlı olduğunda bu onu geç kalması için daha çok teşvik ederdi çünkü evden çıkmadan önce sürekli olarak kendini kontrol eder,tam çıkacakken unuttuğu bir şey olup olmadığını anlamak için evi kırk kere turlardı. Derken yakınımda sertçe atılan adım sesleri duydum. 1,2,3...
"GLORİA!"
Bana sarılan zarif bir beden,gözümün önünde sevinçle dikilmiş iki kurt kulağı ,hızla sallanan bir kuyruk ve kumral kısa saçlar. Bu Jane. Toz pembe elbisesi ve açık kahve korsesi onu daha tatlı göstermişti.
"Selam,selam,ben de seni özledim."
"Gelmezsin diye korktum ama mektubuma cevap bile vermedin."
"Vakit bulamadım ki yazmaya."
"Ben o kadar önemsiz miyim?"
"Tabi ki değilsin! Öyle bir şey düşünürsen seni öldürürüm!"
"Kızma Gloria kızma"
"Seni görmek güzel"
"Senide öyle."
"Biliyor musun hiç değişmemişsin. Her zamanki kadar neşeli ve sevimlisin."
"Sende her zamanki kadar havalı duruyorsun."
"Öyle mi? Her neyse atıştırmalıklardan mı yesek?"
"Olur."
Jane ile birlikte bir masaya yanaşıp küçük keklerden aldık. Onları yedikten sonra da dans edenlerin arasına karıştık. Eğlenceli geçiyordu ancak tuvalet ihtiyacımı karşılamam gerekiyordu. Jane'e haber verip ortak salondan ayrıldım. Çok fazla kapı vardı. Etrafta sarayda çalışan birini görsem sorabilirdim ancak boştu. En son bir kapıyı açtım fakat açtığıma pişman olacağımın farkında değildim. Kapının tam karşısında bir pano vardı ve panoya birkaç kağıt asılmıştı. Tam ortadaki kağıtta ise Prens Aron'un bir fotoğrafı bulunuyordu. Merakıma yenik düşüp panoya yaklaştım ve yazıları okumaya başladım.
Okuduğum anda aslında işimin bittiğini biliyordum. Bir kraliyet sırrıydı. Normal birisinin öğrenmemesi,burnunu sokmaması gereken bir şeydi. Korkunçtu. Prens Aron'un halkı yok etmek için kurduğu bir planın başlangıcıydı. Prens önce Klanların kendi arasında ayrışıp birbiriyle iç savaş çıkarmasını sağlayacaktı. Böylece kendi kendilerini yok edeceklerdi. Ülkemiz zayıflamış ve dikkatsiz durumdayken de düşmanlar bize saldıracaktı. Tıpkı eskiden yaşadığımız savaş gibi. Eskiler eskide kalır,yeniler eskir ve eskiler yenilenir...
Beni kimsenin görmemesini umarak oradan çıktım. Hızla koridorda ilerledim. Tek sorun izleniyormuş gibi hissetmemdi. Bunun psikolojik olduğunu düşünüp önemsemedim. Jane'e anlatmayacaktım öğrendiklerimi. Eğer anlatırsam o da bulaşırdı. En iyisi hazır kimse görmemişken olmamış gibi davranmaktı. Ben bir kahraman değildim. Kimseye karşı çıkamaz,kimseyi kurtaracak gücü kendimde bulamazdım. Hele ki prense,asla karşı gelemezdim. Ben normal birisiydim sadece. O yüzden sadece normal olacaktım ve bu işe burnumu sokmayacaktım. Adımlarımı hızlandırdım ve bir görevliyle karşılaştım. Ona lavabonun yerini sordum ve cevabımı alıp hızla tuvalete girdim. İşimi halledip ortak salona döndüm. Gözlerim ilk olarak Jane'i aradı. Gözlerim etrafta gezinirken kenardaki koyu mor renkli perdenin arkasında bana bakan bir çift göz gördüm. Bu bakış boş bakışlardan değildi,hayır arzulayan bakışlar da değildi,bu bakışlar keskin nefret bakışlarıydı. İçimi ürpertti. Bana bakanı net göremiyordum çünkü karanlık bir alandaydı ve muhtemelen koyu renk giyinmişti. Gözlerimi yanıma çevirmemle irkilmem bir olmuştu.
"Neye bakıyordun öyle şaşkın cüceler gibi? Betin benzin atmış,sorun ne Gloria?"
Evet,bu Jane'di.
"Gözüm takılmış sadece,seni arıyordum."
"Bende tuvaletin içine sıkıştın falan sandım."
"Olur mu öyle şey?"
Gerçi bundansa onu tercih ederdim.
"Olur olur. Her şey mümkün,dünya burası dünya!"
"Evet,belki de haklısın. Her şey mümkün değil mi? Mesela hiç beklemediğimiz anlarda şaşırtıcı şeyler yaşayabiliriz."
,"Vay,hayal gücü sana yeni geliyor demek."
"Benim hayal gücüm var ancak biraz daha gerçekçi çalışıyor."
"Gerçeği biliyoruz zaten,neden daha değişik şeyler düşünmeyelim ki? Daha ilgi çekici ve daha eğlenceli. Sürekli gerçeğe bağlı kalırsak hayatın ne keyfi kalır ki?"
"Gerçek hayatta da ilginç şeyler olabilir sevgili Jane,inan o ilginç şeyleri fark edince gerçeklikten uzaklaşmaya zamanın olmaz."
"Gerçeklikte ilgimi çekebilecek olan şey insan duyguları sanırım. Duygular mantığın önüne de geçebilir ve kişinin zihnini nobranca karıştırır. Kişi mantığı ve duyguları arasında kaldığında çok büyük çöküşler yaşayabilir ve bence ufacık bir olayda en güçlü şahsiyetlerin yıkılışını izlemek ilginç,kesif hisler uyandırıyor."
"Belki de bu konuda haklı olabilirsin,duygusal çöküşler ya da duyguların mantıktan öteye geçebilmesi ilginç. Bunu gözlemleyen birinin değişik duygular hissetmesi normaldir ancak bunu yaşayan kişiler iyi durumda değiller,böyle bir şey ile karşılaşınca bundan zevk almak veya deney için gözlemlemek karşıdakini daha da kötü hissettireceğinden bir tür caniliktir."
"Tabii ki de böyle birini görünce öyle bir şey yapmam! Yine de duygusal çöküşe tanıklık etmişliğim var,kesinlikle iyi bir şey değil ama ilginç."
Başımı sallamakla yetindim. Duygular fazla kurcalanmaması gereken şeyler bence,duygular beynimizle bile kontrol edemeyeceğimiz şeylerken niçin onları sorgulayalım ki? Bu konu bilim dalı olsaydı araştıranların beynini çok yoracak olsa gerek. Duygular öyle şeyler ki,aynı anda hem nefreti hem de sevgiyi yaşayabiliriz,intikam hırsı ve merhameti bir arada içimizde saklayabiliriz. Ruhumuz hem cennet hem de cehennemi içinde barındıran bir küre gibidir. Üstelik olumsuz duygular ne kadar sinir bozucu olsa da onlara ihtiyaç duyarız. Yin ve yang enerjileri gibi,birisi olmazsa diğeri de olmaz,kötülüğün içindeki iyilik ve iyiliğin içindeki kötülük;dünya hep bundan ibaretti.
"Gloria,daldın yine. Düşüncelerini gerçekten seviyorsun değil mi? Yine de benden sana tavsiye,fazla düşünmeyi gençliğinin sonuna sakla yoksa hayatın keyfini çıkarmak yerine erkenden kendini hayatın gerçekleri gibi saçmalıklarla boğacaksın."
"İyiliğimi düşündüğünü görebiliyorum Jane ancak düşünmek benim yapımda var,düşünmezsem,okumazsam ve öğrenmezsem zamanımı boşa harcıyormuşum gibi bir hissiyata kapılırım ve aklımdan bu hayatta hiçbir işe yaramadan ölmek gibi hasetler geçer. O yüzden alnımda erkenden kırışıklıklar çıkacak olsa bile pişman olmam,ben sadece gelişmeyi istiyorum."
"Her zamanki Gloria'nın bilgi aşkı. Aslında bu konuda sana hayranım. Çok şey biliyorsun."
"Hayır,ben bulunduğum konuma ve çevreye göre fazla,ancak bilmek istediğimden daha azını biliyorum sevgili Jane. İkisi arasında çok fark var."
"Haklısın,ancak artık eve gitmem gerek. Neredeyse gece yarısı,fazla kalmayacağım evde bazı işlerim var. Yarın senin evine uğrarım tamam mı?"
"Tamam,tamam. Bende eve gideyim. Baloda senin dışında bir yakınım yok-yani sanırım. Yarın beklerim."
Birlikte çıktığımız sarayın önünde yollarımız ayrıldı. Aklım hala öğrendiğim sırdaydı. İçimde korku ağacına ait dallar kök salıyordu düşündükçe. Sadece hızlıca eve gitmek ve uyuyup bir süreliğine olanları düşünmemek istiyordum. Ama hayır,muhtemelen aklıma kötü şeyler gelecek ve kesif gölgeler tarafından sürekli dürtülecektim. Yine de eve gidip üstümü değiştirdim ve yatağıma uzandım. Gecem tam da tahminimdeki gibiydi,rahatsız ve korkulu.