Yıl 2010/Rize Adliye Sarayı...
Adliyenin soğuk ve ya sevinç göz yaşları yada kararın bir hüsran olduğunda yere çöküp ağlayanlar ile dolu olduğu koridorlarında bir oturakta uzanmış minik bedeni abisinin ceketi ile örtülü bir şekilde uyan küçük ellerinin de ise annesinin kolyesini sıkıca tutan küçük bir kız vardı. Mine...
Saçları kıvırcık ve kabarıktı tıpkı annesi gibiydi. Buğday tenin de yüzünde bulan çilleri ile tatlı ve masum bir kızdı. Kim bile bilirdi ki cenneti olan hayatın bir anda cehenneme döneceğini? Yada hiç cenneti yaşamamış mıydı?
Adiye solunda uğutular ve fısıltılar susmuyordu. Dedikodular kesilmiyor sadece şu cümle aynıydı "Halime'yi Akif mi öldürdü?"
Kimisi bunun imkansız olduğunu çünkü onların Rize'nin en aşık dolu çifti olarak biliyordu. Yada öyle miydi? Belki dört duvar arasından bakmak lazımdı bazı hayatları o zaman anlarlardı Tunç'u. O zaman içindeki öfkeyi, acıyı, yaşadığı, korktuğu, anlarlardı. Belki anlardı. Ama şuan önemi yoktu onun için. Annesi ölmüştü. Ölüm ne olduğunu çok iyi biliyordu küçük aklı. Yaşıtları uçurtma yapıp uçulurken o mermi değiştirmeyi biliyordu.
Solunun tahta kapısının aralığından bakıyordu. Beyaz saçlı yaşlı ve cübbesi olan biri elinde ki çekici vurdu "Sessizlik" dedi. Fısıltılar ve uğutular bir an da sustu. Tunç gergin bir şekilde bakıyordu Hakime. Ölüm sessizliği olan solanda Hakim öksürdü. "Duruşma başlamıştır. Sayın Akif Öz. Eşiniz Halime Öz evinizde ölü bulundu. Ve evde siz çocuklarınız vardı. Cinayeti siz mi işlediniz?" dedi Hakim. Sessizlik oluştu. Tunç Akif'e baktı. Akif sert ve sağ gözündeki yarasını gördü. Gözleri yere bakıyordu yüzündeki kirli sakları kelepçeli elleri ile kaşıdı. Takım elbisesi ile iş adamından farksızdı. Fakat Tunç ona bakınca aklına annesinin feryatları kulağında çınladı. "Akif dur ne olur yapma..."
Tunç'un gözleri titredi. Boğazına bir yumru oturdu yutkunamadı. Hakim "Akif Bey duymadınız mı?" dedi sertçe. Akif Öz hakime baktı bir süre sonra "Hatırlamıyorum" dedi salonda fısıltılar duyuldu. Hakim çekicini vurdu. "Sessizlik" dedi. Akif konuştu "Bakın ben eve yeni gelmiştim iş toplasından yorgundum Halime'min yanına gidip ona sarılmak istedim fakat o fazla ilaç almıştı." derin ve yorgun bir iç çekti. Salon sessiz. Devam etti "Onu gördüm elinde tabanca bana baktı Yapma kurban olduğum dur dedim ama o..." sesi titredi. "O dinlemedi sıktı kafasına" Hakime baktı. "Yemin ediyorum elimden geleni yaptım ama durduramadım sayın Hakim" dedi. hakim ciddi duruşunu bozmadı fısıltılar duyurdu. "Vah vah kız gencecikti", "Yazık kıza onu çok seven adama yaptığına bak", "İki çocukta bıraktı" fısıltılar bundan ibaretti. Ama Tunç fısıltıları duysa bile aklında ve zihninde sadece annesinin sesleri vardı. "Akif yapma dur", "Akif lütfen dur", "Akif..." feryatları yerde kanlar içinde yatan annesinin yüzü... Zihninde dönüp duruyordu. Gözleri titriyor babaya öfke ile bakıyordu. O sıra dedesi Rezmi ayağa kalktı "YALAN SÖYLEME ADİ KÖPEK" diye bağırtı. Tunç dedesine baktı gözleri şoktaydı daha da doldu. Dedesinin kalbi vardı. Onu da kaybetmekten korktu.Hakim çekiçini vurdu. "Remzi Bey yerinize oturumun yoksa nezarethaneye atırılım sizi" dedi. Akif arkasına baktı. "Kızınız ilaç içiyordu Remzi baba. Bunu sizde biliyorsunuz" dedi. Remzi daha sinirlendi. "Senin ben... " dedi ve Akif'e saldırdı. Salonda çığlık çığlığa, herkes farklı yerlere gitti. Tunç kapıdan uzaklaştı. Tek derdi şuan kardeşi Mine'nin uyanıp korkmamasıydı. Mine'nin başını dizine koydu yavaşça ve kulaklarını kapatı saçlarını okşadı gözleri daha doldu içerden sesler susmadı. Tunç aklına bir an da annesi geldi. Mine'nin saçlarını öptü. Kulağına doğru annesinin yaptığı gibi ninni söyledi kardeşine;
"Yum usulca gözlerini... "
"Uzat üşümüş ellerini"
"Sakla o masum yüreğini... "
"Zaman gibi sessiz uyu"
"Bu dünya dipsiz bir kuyu..."
Sesler artı. Tunç kardeşini sıkıca sarıldı uyandırmadan. Onu sanki orada bütün kötülüklerden koruyormuşcasına sarıldı öptü. Devam etti gözleri dolu dolu, sesi titremeye çalışarak;
"Pamuktan kalbin solmadan..."
"Hayat yüzüne vurmadan"
"Uyu, yavrum, uyu... "
"Bu dünya dipsiz bir kuyu... "
"Uyu, melek yüzlüm, uyu... "
"Bu dünya dipsiz bir kuyu... "
Jandarmalar salona girdi. Tunç kardeşine daha da sarıldı aklına annesinin sesi geldi. Zihni soluk bir anıyı aklına getirdi...
🥀
"Yum usulca gözlerini... " dedi Halime oğluna sarılarak. Yeşil gözleri kızarmış kumral teni, yüzündeki çilleri kızıl kıvılcık ve kabarık saçları olan güzel biriydi herkese. Aman Tunç için "Melekti..."
Tunç annesinin yanmış ve sarılmış elini tuttu okşadı hafifçe annesini oğluna bakıp gülümsedi. "Benim güzel van gözlü oğlum... " dedi yumuşak bir fısıldıyla. Tunç annesine baktı. Tunç'un Heterochromia iridis gözleri vardı. Yani sağ gözü mavi, sol gözü ise kahverengiydi.Çok zorbalanmıştı gözlerinden ama sevdiği üç insan onun gözlerini seviyordu; dedesi, annesi ve kardeşi...
Ama diğer herkes hatta "Baba" bile ondan nefret ediyordu. Umursmazdı Tunç bunu "Van kedisi" olamayı seviyordu. Annesine gülümsedi hafifçe. Kardeşi şuan dedesi ileydi. Annesi ile sahile inecekler diye hazılık yapmışlardı. Ama baba yine içmişti. Annesi ile kavga etdiler. Ve Baba Tunç'u gördü. Tunç baba ne zaman görse ona saldırmasını ve ondan nefret etmesini bir türlü anlamıyordu. Onun çocuğuydu...Değil mi? Peki neden sürekli dövülüyor, acı çekiyordu? Çok mu kötüydü onun için Tunç? Bir kere gelip sarılmayacak kadar iğrenç miydi Tunç?
Tunç baba için çok mu iğrençti?
Akif Tunç'a baktı. Gözlerinde öfke vardı yine. Tunç o an yine babasına baktı nefret ile..."Baba bir kere beni sev" dedi yüreği. Ama zihni nefret ile baktı babaya. Akif Tunç'a baktı. "Ne bakıyorsun lan it" dedi öfkeyle. Tunç kıpırdamadı biliyordu kaçsa daha çok dayak yiyecekti durdu.Sadece bakmaya devam etti. Akif güldü. Ama normal bir gülüş değildi bu.
"Orusbu çocuğu.. Hayla bakıyorsun ha? " Halime anladı "Akif dur.. "
Ama akif durmadı. Tunç'a doğru termosta bulunan kaynar suyu üstüne doğru fırlattı.Halime oğluna doğru gitti fakat Tunç'un omuzu yandı yere düştü Tunç. Acıdan kıvlanmadı kendini sıktı ağlamadı.Sesini çıkarrmadı. Çünkü biliyordu. Ağlasa sesini çıkarsa dayak yerdi. Halime çığlık attı. Kimse duymadı onunda eli yanmıştı. Akif o sıra yere düştü bayıldı. Ve Halime oğlunu kaldırdı.Ağaladı sessizce.Oğlunun yaralarını yine sardı. Kendi yaralarını sarmaya çalıştı ve yatağa girdiler. Yine olduğu gibi Tunç'a nini söylüyordu. Tunç acı çekse de sessiz kaldı bir şey demedi. Annesi onu öptü kokladı ninniye fısıldayarak devam etti;
"Yum usulca gözlerini..."
"Uzat üşümüş ellerini... "
"Sakla o masum yüreğini... "
"Zaman gibi sessiz uyu..."
"Bu dünya dipsiz bir kuyu..."
Tunç uykuya daldı sessizce omuzu sızladı umursamaya çalıştı. Annesi ona "Her yara öpülürünce geçer" derdi. Şuan annesi onu öpüp korkuluyordu. Demek ki yarası iyileşecekti. Halime sessizce ağlarayarak devam etti;
"Pamuktan kalbin solmadan... "
"Hayat yüzüne vurmadan"
"Uyu, yavrum, uyu"
"Bu dünya dipsiz bir kuyu"
"Uyu, melek yüzlüm, uyu... "
"Bu dünya dipsiz bir kuyu... "
Halime sessizce ağladı koridorda baygın yatan adama lanetler okudu sessizce kendine kıztı yine Yarbbi ne yalvarıdı sessizce...
Ve Akif uyandı yerine yattı. O gece bir evde yine ölüm sessizliği oluşmuştu...
🥀