Emniyet Genel Müdürlüğünün Cinayet Bürosunun koridorlarında baş komiser Kaya Demirel korkusuz ve kendinden emin adımlarla ilerliyordu. Onu görenler ona selam veriyor, o ise küçük bir baş haraketi ile karşılık veriyordu.Aslında hala 28 yaşındaydı. Fakat elde etdiyi başarılar gerçekten de takdire şayandı. Genç yaşında anne ve babası öldürülmüşdü. Fakat polisler suçluyu bir türlü bulamamış, ailenin varlıklı olduğu için bilip-bilmeden düşman edinebileceğini ve bu yüzden de öldürülmüş ola bileceklerini söyleyip dosyayı kapatmışlardı. Çünkü, dedesi Muzaffer Demirel bu yüzden öldürülmüşdü. Fakat onun katili bulunmuş ve emniyete teslim edilmişdi. Aslında polis olmasında bu olayın büyük bir payı vardı. Çünkü, o polis olacak, tüm cinayetleri çözecek, katillerin ortalıkta elini-kolunu sallayıp dolaşmasına izin vermeyecek ve ölülerin kanını yerde bırakmayacaktı. Ailesi öldükten sonra Kaya Demirel babaannesi ve amcasının ailesinin yanında yani, Demirel malikanesinde yaşamaya başlamışdı. İki tane de baş belası kuzeni -Ateş ve Kayra vardı. Onlar yüzünden başını az belaya sokmamışdı. Aslında bir tane de halası vardı. Yani, hala yaşıyorsa vardı. Halası genç yaşda evi terk etmişdi. Fakat bununla ilgili polise bir bilgi verilmemişdi. Çünkü, halası Ayça bir not bırakmış ve eğer peşine düşerlerse kendini öldüreceğini söylemişdi. Odasına girip derin bir nefes aldı ve masasının üzerindeki dosyayı incelemeye başladı. Bu dosya liseli bir kızın cinayeti ile ilgiliydi. Dosyayı 200-cü kez incelerken kapı çalındı. Kaya Demirelin "Gel" diyen tok sesi duyuldu, kapı açıldı ve içeriye dedektif ekibi- komiser yardımcısı Ateş Demirel ve Şahin Bakırcı, kıdemli polis memuru Onur Çelik ve Siber suçlar polisi(Hacker) Sena Akay geçdi. Ekip içeriye girir-girmez Kaya Demirel söze başladı "Filiz Aydın. 10 cu sınıf öğrencisi. Bildiğiniz gibi 2 hafta önce okulun malzeme odasında bir kızın öldürüldüğü haberini aldık ve kameralar önceden kesilmişdi yani bu ani bir kavga ile oluşan bir şey değil de planlanmış bir şeydi. Hem de malzeme odasına giriş sadece spor salonundan geçiyor yani, kızı öldüren sınıfından birisi. Hem spor salonuna kadar tüm kameralar çalışıyor. Sınıftakilerden başka spor salonuna kimse girmemiş. Bir öğretmen olamaz çünkü, kamerada spor salonuna giren bir öğretmen görünmüyor. Bu yüzden gidip okulda kendimizin araştırmasını daha doğru buldum. Henüz katil okulda çünkü okuldan her hangi bir çıkış işlemi yapılmamış yani kendisini iyi gizliyor. Bu yüzden hepimiz kılık değiştirip okuldakı suçluyu bulacağız. Anlaşılmayan bir şey varmı?" Onur küçük bir çocuk gibi parmağını kaldırıp söze başladı "Tamam şimdi amirimin almancası çok iyi kesin Almanca öğretmeni olur, Ateşin basketbolda lisansı var kesin beden öğretmeni olur, Senam kesin bilgisayar öğretmeni olur, gerçi o ne olsa yakışır da eeeee Şahinle ben ne olucam?"Şahin "Eğer katil okuldan kimliğinin ortaya çıkdığını anlayıp kaçmaya çalışırsa onu yakalamalıyız bu yüzden maalesef güvenlik görevlisi olucam. Sen de kantinci ol oğlum. Hem senin hayalin de bu değilmiydi?"Onur kırılmış gibi dudak büzdü "Benim hayalim restoran açmakdı kantinci olmak değil. Ama neyse görev için yaparım nolucak?"Kaya "Sonunda görevde olduğumuzu hatırladınız. Lan ben bir de sizinle mi uğraşıcam? Hadi gidin yarına hazırlanın"Sena "Fakat amirim ben 2 hafta önce okula giden polis ekibinin içinde ben de vardım o timin hackeri hasta olduğu için yerine ben gitmişdim yani her kes olmasa da beni tanıyan biri elbet çıkar""O zaman sen kılık değiştirmelisin"Sena başını aşağı-yukarı salladı ve ekip odadan çıktı.
***
"Ya bi dursana artık yerinde" Sena 20ci deneyişindeydi fakat peruk bir türlü kafasında durmuyordu bu anda kapı çalındı ve içeriye Onur girdi. Onurla Sena 3 aydır çıkıyordu. Fakat Onur Senaya 3 yıldır aşıktı. İlk başlarda Sena Onurun onu sevdiğine hiç güvenmemişdi daha doğrusu güvenememişdi. Çünkü, o sekter heterokramiydi yani bir gözünün irisinde farklı renk bölgeleri bulunuyordu. Bu yüzden de genellikle bir erkeği bırak etrafındakı bazı insanlar bile onu kabul etmemişdi. Tabii ki lens de taka bilirdi ama insanlar onu olduğu kimi kabul etsinler istiyordu. Hatta üniversitede iken açıldığı bir çocuk sırf gözleri yüzünden ona bir çok aşağılamada bulunduktan sonra da bir erkeğin onu seveceğine dair inancı olmamışdı. Ta ki Onurun onu sevdiğine gerçekten emin oluncaya kadar. Onurun diğerlerinden farklı olarak onun yüzünde en sevdiği yer gözleriydi. Tabii ki Onur ona ait her şeyi seviyordu fakat her zaman gözlerine ayrı iltifatlarda bulunmasından da bu anlaşılıyordu. "Hala o perukla mı uğraşıyorsun?" "Artık sinirlerimi bozmaya başladı" Onur tam Senanın önünde diz çökdü ve siyah peruğu onun elinden aldı. Önce yüzünün her bir zerresine dikkatle bakdı sonra ela gözleri onun yeşil, mave ve bir az da gri karışımı gözlerine kenetlendi. Gözlerinin içine öyle bir bakdı ki o zaman bir defa da Sena doğru bir seçim yapdığını anladı. Çünkü Onur ona güzel bir manzaraya bakar gibi, varlığına şükreder gibi, sanki onunla yeniden hayat buluyormuş gibi bakardı. Bu zamanda Sena da onu yeniden ve yeniden incelemeğe vakit buluyordu onun tüm yüz çizgilerini teker-teker incelemeğe başladı. Ve Onur ona bir az yaklaşdı dudakları arasında milimlik mesafe kaldı. Bu zamana kadar Onur Senayı hiç öpmemişdi. Çünkü yanlış bir şey düşünmesini istememişdi. Fakat artık zamanı geldiğini düşünüyordu. Ve bu zaman içeriye Ateş girdi. Onur Ateşe bakdı, Ateş Senayla Onura bakdı, Senaysa o ikisinden başka her yere. Onur daha fazla buna dayanamadı "Ateş keşke gelmeden önce kapıyı çalsaydin" Onur ve Sena üstleri olmasına rağmen Ateşle Şahine hep kendi isimleriyle seslenirdiler. Fakat hiç bir zaman hiç birisi saygıda kusur etmezdi. "Oğlum hani burası benim odam ya. Bunlari yapmak için o kadar yer varken seçe-seçe benim odamı mı seçdiniz?" Fakat onlara daha fazla kıyamadı "Neyse" kapıyı kapatdı. Senayla Onur yeniden yakınlaşdı tam öpüşücekken yine Ateş içeriye girdi "Amirim artık gitmemiz gerektiğini söyledi. Aslında bunu söylemeye gelmişdim. Siz de artık başka sefere yapın yapacağınızı" ve kapıyı yeniden kapatdı. Onur bundan sonra burnundan bir nefes verdi ve hiç istemese de peruğu Senanın kumral saçlarını acıtmadan takmaya başladı *** Lavabonun aynasının önünde durup kendime bakıyordum. Nasıl böyle bir şey olurdu? Polisler 2 hafta önce gelmiş ve ondan sonra ortadan kayıp olmuşlardı. Katili bile bulunmamışdı daha. Aklım almıyordu. Kendimi o kadar suçlu hissediyordum ki. Çünkü, Filiz kaç gündür çok suskundu. Sormuşdum kensinden sormuşdum, ailesinden sormuşdum. Ailesi boşanmışdı ve bana bu yüzden olduğunu söylemişdi. Ama anlamam gerekirdi. Belli ki bir şey olmuşdu ve bu yüzden... Ben iyi bir sınıf öğretmeni olamamışdım. Ben iyi bir öğretmen olamamışdım. Olsaydım onu koruya bilirdim. Gerçekten nasıl oluyordu nasıl insanlar bir-birlerini gözünü bile kırpmadan öldürüyordü? Gerçekten dünya böyle bir yer miydi? Evet. Bu dünya masumların haykırışları, yardım çığlıklarıyla doluydu. Bu dünya zalimler ve onların kurbanlarıyla doluydu. Şimdi bunu daha iyi anlıyordum. Artık gözüm o kadar buğulanmışdı ki gözüm hiç bir şeyi görmüyordu. Dışarıya atmak istediğim çığlık boğazımı kanatıyordu. Ve o an aklıma tek bir soru düşdü onun, Filizin öldüğünden beri aklıma gelen o soru. Çok korkmuş muydu? İşte bu anda hıçkıra-hıçkıra, çığlık-çığlığa ağlamaya başladım. Dizlerim daha fazla beni ayakta tutamadı ve soğuk zeminin üstüne düşdüm. Bilmiyorum ne kadar zaman geçti ve ben öyle kaldım. Kapının önüne annem, babam, ablam dayandı fakat ben ayağa kalkamadım. Ama ayağa kalmak zorundaydım diğer çocukların bana ihtiyacı vardı. Zaten hepsi kötü durumdaydı ve sınavları varken onları böyle bırakamazdım. Ayağa kalkıp gözyaşlarımı sildim. Bu zamana kadar bir defa bile yere böylesine dizlerimin üzerine böylesine düşmemişdim. Ağladığım zamanlar olmuşdu. Zaten ben çok duygusal birisiydim. Ama böylesi olmamışdı. Bir defa bile dizlerimin üzerine düşmemiş, her zaman dik durmuşdum. Bu ilk ve son olacaktı. Acımı içimde yaşayacaktım. En azından diğer çocuklar için. Zor da olsa hazırlanıp aşağıya indim. Ailemin bana olan acınası bakışlarını umursamadım. Zaten onlarla kaç gündür doğru-düzgün konuşmuyordum bile. Ama olanların suçlusu onlar değildi ki. Kimse değildi. Ben koruyamadığım için olmuşdu her şey. Bu yüzden kapıdan çıkmadan onlara gülümsemeye çalışdım. "Günaydın" Annem "Kızım kaç gündür bir şey yemiyorsun hasta olucaksin hadi annem gelip de bir şeyler ye" Babamla ablamsa sanki bunun cevabı hayat-memat meselisiymiş gibi yüzümü bakmaya başladılar. Ama bir şeyler yiye bilecek durumda değildim. "Yok annem ya. Aç değilim" Hepsinin yüzüne bir buse kondurup evden çıkdım ve gri audime bindim. *** Okula geldiğim an müdüre hanım beni odasına çağırmışdı. Derin bir nefes alıp kapıyı çaldım ve içeriden "Gel" sesini duyunca kapıyı açıp içeriye girdim. Müdüre hanın yine masasında oturmuş, ve önünde 4 kişi dikilmişdi. Birinin üzerinde güvenliğin uniformasından vardı. Büyük ihtimalle diğerleri de yeni öğretmenlerdi. Fakat anlayamadığım benim buraya niye çağırılmış olduğumdu. Müdüre hanım " Bunlar yeni çalışanlarımız" evet? bunu anladım "Aynı zamanda da polis" gözlerimi irice açtım. "Nasıl yani!?" diye bağırdığımı anlayıp dudağımı dişledim ve müdüre hanıma özür dilerim anlamında baktım. Neyse ki sorun değil diyen bir bakış attı bana. Ve müdüre hanım sözüne devam etti "Filizin davasıyla ilgilenecekler ve sen onlara yardım etmelisin" Haftalar sonra içimde bir şeyin filizlendiğini hissettim. Filizin davasından vazgeçmemişlerdi. "Ve bir şey daha var. Ada katil senin sınıfından" Bunu duyduğum an sanki dünyam başıma yıkıldı. Sendeledim, bir yere tutunma ihtiyacı hissettim ve o an sırtım birisinin göğsüne çarptı. Hiç arkamdakinin kim olduğuna bile bakmadım. Müdüre hanım ve diğerleri bana endişeli gözlerle bakıyordu. İçlerinden birisi "İyi misin?" diye sordu diğeriyse "Nasıl iyi olsun Ateş? Müdüre hanım pat diye söyledi gerçeği" "Onur sus artık" "Gerçek?" histerik bir şekilde güldüm " Ne gerçeği? Daha katil bile bulunamamışken ben ortaya çıkan bir gerçek görmüyorum" Ve o an arkamdan bir öksürük sesi geldi müdüre hanım konuşmaya başladı "Hah evet Ada bu da baş komiser. Ekibe rehberlik edecek" İlk defa ona doğru döndüm. Ama dönmez olaydım. Öyle çatık kaşlarla beni izliyordu ki. Mavilerimi onun yeşillerine diktim. Çok sinirli olduğum için ben de kaşlarımı çatıp tip bir bakış attım. Bir az daha ne ediceğimizi konuştuk onlara sınıftaki çocuklarla ilgili bilgi vericek, çocukları daha iyi tanıdığım için kimden şüphelenirsem söylemem gerektiğini anlatmışlardı. Hala kabul edemiyordum bir çocuğun bunu başka bir çocuğa yapa bileceğini. Ama artık şaşkınlığı bir tarafa bırakmışdım. "Sen sadece sınıftaki çocuklarla ilgili bize bir bilgi ver yeter. Gerisine karışma" Kaya Demirelin sesiyle ona doğru döndüm "Öyle bir şey olmayacak. Unut bunu. Ben de sizinle çalışıcam" alayla güldü "Sen mi? Bize bilgi vermekden başka ne yapa bilirsin ki?" Bu sefer harflerin üstüne basa-basq tekrarladım "Ben de katili bulucam" O kaşlarını kaldırdı ben ise ona meydan okuyan mavilerimi 2 ci kez onun yeşilleriyle buluşturdum.