Bir eliyle Sofia’yı korurken diğer eliyle silahını çekmişti.
“Andre!” diye bağırdı.
Bir anda koridorlar silahlı adamlarla doldu.
“Patron!”
“Bütün çıkışları kapatın! Kimse saraydan ayrılmasın!”
Sofia’nın kalbi deli gibi atıyordu.
Az önce duyduğu ses…
Sanki onları izliyordu.
İvan’ın yüzü ise ilk defa korkmuş gibiydi.
Hayır.
Korku değildi.
Şaşkınlık.
Çünkü o sesi tanımıştı.
Hem de çok iyi.
Bir saat sonra…
Çalışma odasında sadece İvan, Sofia ve andre vardı.
Andre şaşkınlık içindeydi.
“Patron, bütün güvenlik kameralarını kontrol ettik.” Dedi andre.
“Ve?” Dedi Ivan merakla
“Hiç kimse yok.” Dedi andre.
“Ne demek yok?” Dedi Ivan şaşkınlıkla
“Hiç kimse görünmüyor.” Dedi andre.
Sofia ürperdi.
“Bu imkânsız.”
İvan sessizce pencereye baktı.
“Duyduğum ses gerçekti.”
“Patron…”
“O sesti andre.”
Andrenin yüzü bembeyaz oldu.
“Hayır.” Dedi andre.
“Evet.” Dedi Ivan.
“Bu imkânsız.” Dedi andre şaşkınlıkla.
Çünkü ikisinin de aklından aynı isim geçmişti.
Sergei durgunov.
Nikolai Volkov’un sağ kolu.
Ve yirmi yıl önce öldüğü söylenen adam.
gece yarısı olmuştu
Sofia odasına dönmüştü.
Fakat uyuyamıyordu.
Kapı hafifçe çalındı.
İvan.
Siyah gömleğiyle kapıda duruyordu.
“Uyuyamadın mı?”
Sofia gülümsedi.
“Sen de uyumamışsın.”
İvan içeri girdi.
İlk defa aralarında sessizlik rahatsız edici değildi.
Sofia yatağın kenarına oturdu.
İvan ise pencerenin önüne geçti.
“Çocukken babam bana yıldızları öğretirdi.” dedi.
Sofia şaşırdı.
İvan ilk kez geçmişinden bahsediyordu.
“Gerçekten mi?”
“Evet.”
“Annen?”
İvan’ın yüzü değişti.
“Babam öldükten sonra kendini toparlayamadı.”
“On üç yaşımdayken onu da kaybettim.”
Sofia’nın kalbi sızladı.
Şimdi onun gözlerindeki yalnızlığı anlıyordu.
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra Sofia yavaşça:
“Ben de annemi küçükken kaybettim.”
İvan ona döndü.
İkisi de aynı acıyı taşıyordu.
Birbirlerine baktılar.
Bu sefer gözlerini kaçırmadılar.
İvan’ın simsiyah gözleri ilk kez yumuşuyordu.
Sofia ise ilk kez ondan korkmuyordu.
Tam o sırada telefon çaldı.
Andre.
“Patron!”
“Neler oluyor?”
“Birisi sarayın kapısına bunu bırakmış.”
“Bırakmış mı?”
“Evet.”
“Bir kutu.”
Kutunun içinde eski bir kaset vardı.
Ve bir not.
“Gerçeği öğrenmek istiyorsanız Prag’a gelin.”
Altında sadece bir isim yazıyordu.
Viktor Orlov.
gitmekten başka seçenekleri yoktu ellerindeki tek ipucu buydu gitmeye karar verdiler
Andre bağırıyordu.
“Patron, bu tuzak olabilir!”
“Olabilir.”
“O zaman neden gidiyoruz?”
İvan göz ucuyla Sofia’ya baktı.
“Çünkü artık geri dönemeyiz.”
Sofia da kararlıydı.
“Ben de geliyorum.”
“Hayır.”
“Ben de geleceğim.”
“Tehlikeli.”
“Bu benim ailemle ilgili.”
İvan derin bir nefes verdi.
Sonunda pes etti.
“Tamam.”
Andre gözlerini devirdi.
“Harika. Bir eksik deli kalmıştı.”
Aynı gün özel jet Prag’a doğru havalandı.
Ancak onları gökyüzünde izleyen biri daha vardı.
Başka bir jet.
İçeride yüzü görünmeyen yaşlı bir adam oturuyordu.
Parmağındaki kurt başlı yüzüğü çeviriyordu.
Karşısındaki adam sordu:
“Efendim, onları öldürelim mi?”
Yaşlı adam hafifçe gülümsedi.
“Hayır.”
“Henüz değil.”
“Önce gerçeği öğrensinler.”
Adam şaşkınlıkla baktı.
“Neden?”
Çünkü yaşlı adamın gözleri nefretle parlıyordu.
“İvan Volkov, babasının nasıl öldüğünü öğrendiğinde…”
“Ölmeyi kendi isteyecek.”
Ve yaşlı adam gülmeye başladı.
Yağmur yağıyordu.
İvan ve Sofia verilen adrese geldiler.
Eski, terk edilmiş bir opera binası.
İçerisi karanlıktı.
Birden piyano sesi duyuldu.
Sofia irkildi.
“Burada biri var.”
İvan silahını çekti.
Sahneye doğru ilerlediler.
Ve orada…
Beyaz saçlı yaşlı bir adam piyano çalıyordu.
Viktor Orlov.
Adam yavaşça döndü.
İvan donup kaldı.
Çünkü adamın yüzünde derin yara izleri vardı.
Ama asıl korkunç olan…
Viktor ağlamaya başlamıştı.
“Tanrım…”
“Nikolai’nin oğlu…”
“Ne kadar büyümüşsün.”
İvan’ın eli silahındaydı.
“Bana yalan söyleme!”
“Babamı kim öldürdü?”
Viktor’un gözlerinden yaşlar süzüldü.
Ve titreyen sesiyle sadece üç kelime söyledi:
“Ben öldürmedim…”
Sonra gözleri Sofia’ya kaydı.
Ve yüzündeki renk tamamen kayboldu.
“Hayır…”
“Bu mümkün değil…”
Sofia şaşkınlıkla ona baktı.
“Ne mümkün değil?”
Viktor korkuyla geri çekildi.
Ve fısıldadı:
“Sen…”
“Annenin gözlerine sahipsin…”
“Elena Romanova’nın kızı olamazsın…”
Sofia’nın nefesi kesildi.
Çünkü Elena Romanova…
Annesinin adı değildi.
Ya da en azından…
O öyle sanıyordu…