
🔱
Artunç üzerine çöken bu yorgunluk hissinden çok sıkılmış ve bir an önce kalkıp çok sevdigi atı ile gezmek, ok atmak,avlanmak istiyordu. Ama hala ona ne olduğu söylenmemişt. Sadece herkesin bir yas havasında olduğunu anlamıştı.
Alpdem yine her sabah olduğu gibi onu ziyarete geldiğinde bunu ona söylemeliydi.
Artunç,kuşlar ötmeye başlamadan uyanmış. Az da olsa yorgunluğu geçmişti. Zar zor yatağından kalkıp özledigi atının yanına geldi.
Atın üzerinde kan lekeleri temizlensede biraz belirgin şekilde duruyordu. Artunç o kan lekelerini kendine ait sanmış,kendi atıyla kurtulduğunu düşünmüştü.
Fakat kanlar ona ait degildi.
Eren'in küçüklüğünden beli yanında olmasına rağmen onun ziyaretine gelmemiş olmasının sebebini bir türlü anlamamış buna canı sıkılmıştı. Oysa ilk uyandığında yanında onunda olmasını istiyor, kafasının içinde dolanan meraklı soruları ona sormak istiyordu.
Onun cesareti kadar tertemiz yüreği oldugunu bilirdi Artunç. Ne kadar kızarsa kızsın bu durumda geleceğini düşünsede gelemediğini bilmek kötü hissetirmişti.
Atını temizleyip eskisi gibi parlayan haline döndermek için yavaş yavaş uğraşıyordu. Normalde hızla bitirirdi fakat artık eski gücü yoktu. Bedeninin üzerindeki ağır etkiler hala dünkü gibi taptazeydi.
Eline aldığı bir kova suyla atını temizlemeye koyulmuştu. Osırada arkadan gelen Alpdem'in sesiyle irkilerek bir anda döndü ve bu ani dönüş onun gözlerini karartmış düşmesine sebep olmuştu.
Alpdem hemen koşarak yanına gitti ve onu kaldırıp çadırın içine götürdü. Her zaman oldugu gibi yine söylenmeye başlamıştı. Artunç buna gülerek bakıyordu artık.
Alpdem'in siniri daha çok bozuluyor daha çok söyleniyordu.
Alpdem kardeşini kaybettikten sonra sevdiklerine olan bağlılığı artmıştı. Ne yaparsa yapsın eskiye nazaran daha çok üzerlerine düşüyordu ve bu durum hareketlerine bir hayli absürt yansımıştı.
Bu yüzden Artunç'a kızıyordu. Yatıp dinlemediği için. Dinlenmesi ve eski sağlığına kavuşması gerekiyordu ama Artunç onu dinlemiyor, uzun zamandır yapışıp kaldığı yataktan kalkarak kendini oradan oraya sürüklüyordu.
Alpdem, Artunç'u yatırdıktan sonra söylene söylene atın yanına gidip Artunç'un yarım
Alpdem hiç hız kesmeden atı temizliyordu.
Artunç yine yatağında kalmayıp kalkarak Alpdem'in yanına geldi.
Alpdem yine sinirlenmişti ama bu defa müdahele etmedi.
Artunç ona ilk Eren'i sordu. Yine cevap vermeyecek, konu değiştirecektiki buna Artunç izin vermemişti.
Alpdem'in artık cevap vermekten başka çaresi kalmamıştı. Elindekileri bırakarak Artunç'un yanına oturdu.
Bir süre nasıl anlatacağını düşündü.
Artunç için Eren'in değerini biliyordu. Kendisi bile Eren için bu denli üzülmüşken ona bu durumu nasıl anlatacağını bilemiyordu. En sonunda ona dönerek, Eren'in kendisini kurtarırken öldüğünü söyledi.
Bir an da Artunç anlamamış gibi tekrar tekrar sordu. Fakat aldığı cevap değişmemişti. Kalkıp içeriye girdi ve elinde kımızla tekrar gelip yerine oturdu.
"Nasıl oldu ?" Artunç hala kabul edemiyordu.
"Geri dönerken arkasından iki ok saplandı."
"O daha 15 yaşında bir çocuğu Alpdem. Neden onu getirdiniz yanınızda? Bu işin tehlikeli olduğu çok açıktı." Kızmadı. Kızamazdı zaten. Alpdem kendisi için canını ortaya koymuşken sadece sorduğu kelimelerle yansıtıyordu öfkesini.
"Kendisi isteyerek geldi. Karşı gelemedim. Onu imtahana soktum gelmemesi için ama fayda etmedi. Senin gibi bir yiğitti, hepsini geçip gelmeye hak kazandı. "
"Kaç kişi geldiniz ? Kimin emriyle geldiniz benim için ? "
"Kimsenin emriyle gelmedik. Zaten herkesten gizli kurtardık seni ama yinede haberleri olmuştu geldiğimizde. "
Artunç uzun uzun baktı dostuna.
"Gökçen'in haberi varmıydı benim yanıma geldiginizden? "
En çokta bu cevabı merak ediyordu. Gözlerini belertmiş, yerinde dikleşerek dinliyordu Alpdem'i.
Alpdem güldü. "Senin yaşadığını ögrenmişti gelen tüccarlardan. Gelmemizi en çok o istiyordu aslında."
"Kaç kişi geldiniz ?"
"26 kişi."
"Kaçınız dönebildi o cehennemden ? "
"24 kişi döndük iki kişide zindandan kurtardıpımız Türk vardı. Onlarıda kaybettik."
"Diğeri kim Alpdem ?"
İşte burada Alpdem'in boğazı düğümlenmiş,cevap verememişti.
Diğeri kim Alpdem?
Veremedi cevap. Sustu.
Artunç onun sessizliğiyle tekrar sordu; "Diğeri kimdi Alpdem? "
Ufak bir sesizlik oldu yeniden. Alpdem gözlerini dikmiş uzaklara bakıyordu fakat görmüyordu hiçbir noktayı. Sadece kardeşini düşünüyordu.
Soru biraz daha sert sorulunca irkilerek kendine geldi.
"Boyga." dedi buruk bir sesle.
Sanki karabulutlar çökmüştü üzerlerine. Büyük bir sesizlik olmuştu şimdi öncekilerden daha uzun.
Sessizliği tekrar Artunç bozmuştu. "Başımız sağ olsun."
Alpdem bir cevap vermemişti.
Artunç tekrar bir soru sordu. "oğlun olmuş?"
Gülümsedi Alpdem. Elini Artunç'un omuzuna koydu yavaşça ve; " Sen ve kardeşim gibi yiğit bir er olacak umarım." dedi.
Sonra kalkmaya hazırlandı fakat Artunç ona izin vermemişti.
Bu gece beraberlerdi.
Artunç onu üzdüğünün farkındaydı. Ona sorular soruyor, iyi olsun diye uğraşıyordu az da olsa. Ancak bu onu çok yoruyordu. Ama yinede arkadaşı için çabalamak,onu üzdügü için pişman olup uyumak istemiyordu.
"Yarın beraber ava gidelim." deyince Alpdem irkilerek yüzüne baktı.
"Ama sen yorgunsun, bu halde ava gidersek avlanırız" diyip ufak bir gülümsemeyle uzakları seyretmeye devam etti.
Artunç kımızından bir yudum daha alarak ; "Biz Türküz. Bize ölümden başka dinlenme olmaz. Yeterince dinlendim hem, yarın hazır ol avlanmaya gideceğiz." dedi itiraz istemeyen sesini vurgulayarak.
Artunç bir yudum daha kımız aldıktan sonra sırt üstü çimenlere uzanıp yıldızları seyretmeye başlamıştı. Bir süre yıldızları izledikten sonra Alpdem'e döndü fakat Alpdem gitmişti. Onun gittigini bile fark etmemişti. Bir an uyuduğunu sanmıştı.
Kendiside kalkıp çadırına girdi. Bu gün yeterince yorulmuştu, artık uyuyup yarın av için hazır olması gerekti...

