İçeriğe geç

KANLI AY

Bölüm 1 · 3 dk okuma

KANLI AY

Bölüm 1

Bölüm 1

Babam yine anneme bağırıyordu.

Mutfaktan gelen seslere kulaklığımın sesini biraz daha açarak karşılık verdim. İşe yaramadı. Babamın sesi duvarları aşmak konusunda müzikten daha başarılıydı.

“Bir yemeğin tuzunu bile ayarlayamıyorsun.”

“Beğenmiyorsan kendin yap.”

Annemin sesi titriyordu ama geri adım atmıyordu.

Sonra sandalye çekildi.

Bir şey yere çarptı.

Kavgaların nasıl başladığını artık hatırlamıyordum. Genellikle küçük bir şeyle başlıyor, birkaç dakika içinde evin tamamını dolduruyordu. Ve sonunda, konu ne olursa olsun, bir şekilde bana geliyordu.

Çünkü onların gözünde asıl sorun hiçbir zaman tuz değildi.

Şanssızlıklarıydı.

Yani bendim.

Doğduğumdan beri bunu değiştirememiştim.

Ailem evlendikten sonra uzun süre çocuk sahibi olmaya çalışmıştı. Sonunda tüp bebek tedavisine başlamışlardı. Annem hamile kaldığında evdeki herkes bir erkek çocuk bekliyordu. Tüm beklentilere tüm hayallere inat kız doğmuştum. Nefes aldığım her saniye hayal kırıklığı olduğumu anlıyordum.

Babam, daha ben doğmadan odamı daha doğrusu hayallerindeki oğlunun odasını hazırlamıştı.

Mavi duvarlar.

Erkek kıyafetleri.

Oyuncak arabalar.

Hiç giyilmemiş küçücük gömlekler...

Sonra ne mi oldu ben doğdum.

Küçük sevimli ama kimsenin istemediği o kız.

Ailemin beklediği çocuğun yerini alan küçük bir hayal kırıklığı.

Ayak seslerini duyuyordum. Odama geliyorlardı. Telefonumu yatağın altına sakladım.

Kapım açıldı.

Babam içeri girdi.

Yüzüne baktığımda ne söyleyeceğini az çok tahmin edebiliyordum.

Yine de hazırlıklı değildim. Bir insan sürekli azar işitmeye hazırlıklı olabilir miydi ki?

Derken olan oldu. Öfkesini, kinini, stresini benden çıkardı. Bu yıllar boyunca alıştığım bir tepkiydi.

Attığı tokadın sesi odada yankılandı.

“Senin yüzünden.”

Başımı çevirdim. Boş gözlerimle suratına bakmaya devam ettim.

“İlk çocuk kız olur mu? Ailemizin bu denli kötü halde olmasının tek sebebi senin uğursuzluğun.”

Bir süre hiçbir şey söylemeden bana baktı. Bakışları saf nefret doluydu. Bir insan kendi çocuğundan bu denli nefret edebilir miydi?

“Erkek olmalıydın.”

Son sözleri buydu. Kapıyı çarpıp çıktı. Erkek olsam hayatım daha iyi olur muydu? Hiç olmazsa en azından beni seven bir ailem olmuş olur muydu?

Bir süre sonra annem geldi. Babamdan bile daha nefret dolu bakıyordu. Belki de beni doğurmak yerine ölmemi isterdi.

“Senin yüzünden kimse beni dinlemiyor. Kimse bana değer vermiyor. Varlığın bana uğursuzluktan başka bir şey getirmedi ve getirmeyecek. Keşke seni hiç doğurmasaydım.”

Dedi ve odadan çıktı. Bir anne çocuğunu nasıl sevmezdi. Doğurmayı istemeyecek kadar nasıl nefret edebilirdi ki.

Kapı kapandı.

Ev sessizleşti.

Ağlamadım.

Ağlayamadım.

Artık ne zaman ağlamam gerektiğini bile bilmiyordum.

Telefonumu yatağın altından çıkardım. Geçen ay çalışarak biriktirdiğim parayla almıştım. Ailem görse kırabileceklerini bildiğim için saklıyordum.

Kulaklığımı taktım.

Müziği açtım.

Sonra pencerenin önüne oturdum.

Gökyüzünde bu gece kanlı ay vardı.

İnternette bununla ilgili günlerdir haberler görüyordum. Uzmanlar beklenmeyen bu olayın nedenini açıklayamıyordu. Böyle bir gökyüzünü hayatımda bir daha görüp göremeyeceğimi bilmiyordum.

Ay yavaşça yükseldi.

Önce binaların arasından ince bir parça göründü.

Sonra biraz daha.

Biraz daha, biraz daha derken iyice yaklaşmıştı.

Gözlerimi ayırmadan izledim.

Derken bir şey fark ettim.

Ayın çevresindeki ışık değişiyordu. Parlaklık giderek büyüyordu. İnternette gördüğüm fotoğraflara hiç benzemiyordu. Adeta gökyüzünden bana doğru geliyordu.

Ayağa kalktım.

Korkutucu görünmesi gereken bu manzara beni hiç korkutmuyordu.

Pencereyi açtım. Soğuk hava yüzüme çarptı.

Işık gittikçe yaklaştı.

Geri çekilmem gerekiyordu belki de ama ben olduğum yerde ona doğru bakmayı tercih ettim.

Yüzüme vuran o soğuk ışık içimi tuhaf bir huzurla kaplamıştı, uykum gelmişti resmen. Sonra gözlerimi kapattım.

Göğsümün tam ortasında hafif bir ağrı hissettim.

Hayatım boyunca tattığım belki de en huzurlu ağrıydı. Can acısı gibi değildi. Daha çok sıcak bir şeyin içimde yayılması gibiydi.

Göğsümden kollarıma, oradan parmak uçlarıma kadar yayıldı.

Uzun zaman sonra rahat bir nefes a

ldığımı hissettim.

Sonra zihnim bulanıklaştı.

Gözlerim ağırlaştı.

Ve hiçbir şey düşünemeden uyuyakaldım.

Bölüm sonu

1 yorum