Emniyet binasının koridorları her zamanki gibi soğuk ve renksizdi. Tavandaki floresan lambalar arada bir titriyor, duvarlarda asılı eski duyuruların üzerine solgun bir ışık bırakıyordu.
Yen, Win'in arkasından yürürken etrafına bakmadı. Ne meraklı görünüyordu ne de korkmuş. Sanki buraya ilk kez gelmiyormuş gibi sakindi.
Win bunu fark etmişti.
Çoğu insan polis merkezine getirildiğinde ya fazla konuşur ya da suskunluğuyla kendini ele verirdi. Yen ise ikisini de yapmıyordu. Sadece yürüyordu.
Sorgu odasına girdiklerinde Win kapıyı kapattı. Masanın diğer tarafına oturdu. Yanındaki polis memuru dosyayı açarken Yen sandalyeye yerleşti ve ellerini masanın üzerinde birleştirdi.
- Adınız Yen, doğru mu?
- Evet.
- Soyadınız?
Yen söyledi.
Win dosyaya baktı. Ardından gözlerini kaldırdı.
- Kiet Rattanakul'un kaybolduğu gece hastanenin eczane bölümünden sakinleştirici aldığınız tespit edildi.
- Aldım.
Yanındaki polis memuru başını kaldırdı. Bu kadar doğrudan bir cevap beklememişti.
Win ise ifadesini değiştirmedi.
- Neden aldınız?
- Uyuyamıyordum.
- Ne zamandır?
- Birkaç gündür.
- Doktor reçetesi var mıydı?
- Hayır.
- Reçetesiz ilaç aldığınızı biliyor muydunuz?
- Evet.
Win kalemini masaya bıraktı.
- Hastanede çalışmıyorsunuz. Peki oraya neden gittiniz?
- Bir tanıdığımı ziyaret etmek için.
- Kimi?
Yen kısa bir süre düşündü.
- Adını hatırlamıyorum.
Win'in kaşları hafifçe çatıldı.
- Adını hatırlamıyor musunuz?
- Hastaydı. Çok konuşmadık.
- Hangi bölümde yatıyordu?
- Hatırlamıyorum.
- Yen, bu bir oyun değil.
- Oyun oynadığımı söylemedim.
Odadaki hava bir anda ağırlaştı.
Win, Yen'in ses tonunu dikkatle dinledi. Ne meydan okuyordu ne de kendini savunmaya çalışıyordu. Cümleleri kısa, yüzü ifadesizdi. Yalan söyleyen insanların çoğu ayrıntıları gereğinden fazla açıklardı. Yen ise ayrıntıları mümkün olduğunca azaltıyordu.
Bu, onu masum yapmıyordu.
Ama suçlu da yapmıyordu.
Win dosyadan bir fotoğraf çıkardı. Kiet'in hastaneden çıkarken çekilmiş güvenlik kamerası görüntüsüydü.
- Bu adamı tanıyor musunuz?
Yen fotoğrafa baktı.
- Hayır.
- Daha önce hiç karşılaştınız mı?
- Televizyonda görmüş olabilirim.
- Onunla kişisel bir probleminiz var mıydı?
- Hayır.
Win fotoğrafı geri aldı.
- Peki hastaneden aldığınız ilaç nerede?
- Evde.
- Onu bize teslim edebilir misiniz?
- İsterseniz.
Yen'in bu kadar kolay kabul etmesi Win'i rahatsız etti. Çünkü karşısındaki adamın korkmadığını düşünüyordu. Fakat korkmamakla suçlu olmak arasında büyük bir fark vardı.
Win sandalyesine yaslandı.
- O gece hastaneden ilaç alan beş kişi vardı. Dördünün ifadelerini aldık. Hemşire, iki hastane çalışanı ve tıbbi malzeme görevlisi. Hepsi ilacı neden aldığını açıkladı.
Yen sessiz kaldı.
- Siz ise tanıdığınızın adını bile hatırlamıyorsunuz.
- Hatırlamıyorum.
- Bu kadar tesadüf fazla değil mi?
Yen ilk kez doğrudan Win'in gözlerinin içine baktı.
- Tesadüfleri kontrol edemem, komiser.
Win'in bakışları sertleşti.
- Bana komiser deme. Sadece Win diyebilirsin.
- Peki, Win.
İsmini söylerken Yen'in sesinde en ufak bir değişiklik olmadı. Fakat Win, bu küçük ayrıntıyı zihninin bir köşesine kaydetti.
Sorgu yaklaşık kırk dakika sürdü. Yen'in verdiği cevaplar, onu tutuklamak için yeterli değildi. Hastaneden ilaç almış olması şüpheliydi, ama tek başına hiçbir şey kanıtlamıyordu.
Win sonunda dosyayı kapattı.
- Şimdilik gidebilirsiniz. Ancak şehirden ayrılmayın. Size tekrar ulaşacağız.
Yen ayağa kalktı.
- Gidebilir miyim?
- Evet.
- Teşekkürler.
Kapıya yöneldi. Tam çıkacakken Win arkasından seslendi.
- Yen.
Yen durdu.
- Kiet Rattanakul'u öldüren kişinin bir amacı var. Bu kişi sadece insanları öldürmüyor. Her cinayetten sonra bize bir şey anlatmaya çalışıyor.
Yen başını hafifçe çevirdi.
- Belki de insanlar artık dinlemediği için başka bir yol seçmiştir.
Win'in yüzü sertleşti.
- Bu bir tehdit mi?
- Hayır.
- O zaman ne?
Yen birkaç saniye sustu.
- Sadece bir ihtimal.
Kapı kapandı.
Win uzun süre kapıya baktı. Ardından masadaki dosyayı yeniden açtı. Yen'in fotoğrafını diğer belgelerin yanına koydu.
Fotoğrafta sıradan bir yüz vardı. Sıradan kıyafetler, sıradan bir ev, sıradan bir hayat.
Ama Win'in içindeki küçük bir his, bu sıradanlığın fazla kusursuz olduğunu söylüyordu.
Aynı akşam Yen evine döndüğünde hava kararmıştı. Sokak lambaları yağmurdan ıslanmış kaldırımlara sarı ışıklar yayıyordu.
Yen ayakkabılarını çıkardı, ceketini astı ve mutfağa geçti. Suyun kaynamasını beklerken telefonu titredi.
Bilinmeyen bir numaradan mesaj gelmişti.
"Bir sonraki kapı denize açılıyor."
Yen ekrana birkaç saniye baktı.
Mesajın altında bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafta büyük bir liman, vinçler ve karanlıkta bekleyen yük gemileri görünüyordu. Görüntünün köşesinde bir şirket logosu vardı:
Siam Meridian Shipping.
Yen telefonu kapattı.
Ertesi sabah Bangkok'ta yeni bir haber yayıldı.
Siam Meridian Shipping'in sahibi ve ülkenin en güçlü deniz taşımacılığı şirketlerinden birinin yöneticisi olan Thanakorn Vejjaporn, kayıp ilan edilmişti.
Thanakorn, yıllardır yardımsever iş insanı olarak tanınıyordu. Liman işçilerine destek oluyor, yetimhanelere bağış yapıyor ve televizyon programlarında "ülkenin geleceğine yatırım yapmaktan" söz ediyordu.
Fakat şirketin içinde çalışanlar onun başka bir yüzünü biliyordu.
Gemilerde çalışan işçilerin maaşları aylarca gecikiyor, güvenlik ihmalleri örtbas ediliyor, kazalarda hayatını kaybeden işçilerin ailelerine susmaları için para veriliyordu.
Bir işçi, üç yıl önce yaşanan kazada hayatını kaybetmişti. Şirket raporunda olay "kişisel dikkatsizlik" olarak kaydedilmişti.
Gerçekte ise geminin güvenlik sistemi haftalar önce arızalanmıştı.
Win haberi gördüğünde elindeki kahveyi masaya bıraktı.
Adirake'nin cesedi çölde bulunmuştu.
Aran'ın cesedi terk edilmiş bir hastanede.
Kiet'in cesedi eski bir gemide.
Ve şimdi sıradaki isim bir gemicilik şirketinin sahibiydi.
Win'in gözleri ekranda dondu.
- Bu bir zincir değildi diye fısıldadı.
Bir harita.
Masasının üzerindeki Bangkok haritasını açtı. Üç cinayetin bulunduğu yerleri işaretledi. Noktaları birleştirdiğinde ortaya kusursuz bir şekil çıkmıyordu.
Ama her nokta, bir sonraki hedefin dünyasına açılan bir kapıydı.
Win ilk kez Yen'in adını dosyanın üzerine yazdı.
Henüz onun katil olduğuna inanmıyordu.
Fakat artık Yen'i sadece bir tanık olarak da göremiyordu.
Çünkü bazı insanlar olayların içinde bulunurdu.
Bazılarıysa olayların yönünü değiştirirdi.
Win, Yen'in fotoğrafına tekrar baktı.
- Sen hangisisin, Yen?
Aynı anda, şehrin başka bir yerinde Yen pencerenin önünde duruyordu.
Bangkok'un ışıkları aşağıda parlıyordu.
Telefonuna yeni bir mesaj geldi.
"Bu kez deniz susmayacak."
Yen mesajı sildi.
Sonra odanın ışığını kapattı.
*********
(Kafam donuyo klavye hatalarım yüzünden chat'e düzenleyiom kusura bakmayın"
Win, Thanakorn Vejjaporn'un kaybolduğunu öğrenir öğrenmez ayağa kalktı.
- Siam Meridian Shipping'e gidiyoruz.
İki meslektaşıyla birlikte şirketin merkezine geçti. Resepsiyondaki görevli, Thanakorn'un en son dün öğleden sonra görüldüğünü ve doğu terminaline gideceğini söyledi.
- Hangi gemiyle ilgiliydi?
diye sordu Win.
- Meridian-7.
Win not aldı.
Şirkette çalışanlarla görüştüklerinde herkes Thanakorn hakkında dikkatli konuşuyordu. Kimi onu başarılı bir iş insanı olarak tanımlıyor, kimi de sertliğini "iş dünyasının gereği" sayıyordu.
Win, liman operasyonlarından sorumlu Somchai adlı yaşlı bir işçiyle konuştuğunda gerçeklere biraz daha yaklaştı.
- Thanakorn'u en son ne zaman gördünüz?
- Dün, limanda.
- Ne konuşuyordunuz?
- Meridian-7'nin güvenlik sorunlarını. Sistem haftalardır çalışmıyordu. İşçiler şikâyet ediyordu ama Thanakorn Bey herkesin susmasını istedi.
- Tehdit etti mi?
Somchai cevap vermedi. Yalnızca gözlerini kaçırdı.
Win devam etti:
- Dün gece limanda kimler vardı?
- Vardiya işçileri, güvenlik görevlileri... Bir de Thanakorn'un özel ekibi.
- Özel ekibi?
- Yanında dolaşan adamlar. Kimse onları sevmezdi.
- İsimlerini biliyor musunuz?
Somchai başını salladı.
- Hayır.
Win adamın korktuğunu fark etti.
- Thanakorn'un nerede olduğunu biliyor musunuz?
Somchai'nin sesi alçaldı.
- Bilmiyorum. Ama onu biri aldıysa... bu kez denizden geri dönmez.
Win bu cümleyi zihnine kaydetti.
Şirketten çıkmadan önce üç cinayetin dosyasını yeniden düşündü. Adirake'nin cesedi çölde, Aran'ınki terk edilmiş hastanede, Kiet'inki ise eski bir gemide bulunmuştu. Şimdi de bir gemicilik şirketinin sahibi kayıptı.
Bu artık tesadüf gibi görünmüyordu.
Win meslektaşlarına döndü.
- Siz emniyete dönün. Benim başka bir işim var.
- Ne yapacaksınız?
Win telefonunu çıkardı.
- Yen'in evi için arama izni talep edin.
Meslektaşı şaşırdı.
- Hâlâ elimizde kesin bir kanıt yok.
- Biliyorum. Bu yüzden izin istiyoruz. Kiet'in kaybolduğu gece aldığı sakinleştiriciyi, cinayetlerle ilgili herhangi bir bağlantıyı veya sakladığı başka bir şeyi bulabiliriz.
- İzin çıkarsa aramayı başlatalım mı?
- Hayır. Ben gelmeden başlamayın.
Win telefonu kapattı. Gözleri şirketin girişindeki slogana takıldı:
"Güvenli Taşımacılık, Güçlü Gelecek."
Sonra kendi kendine fısıldadı:
- Bakalım, bu geleceğin altında ne saklıyorsunuz?
********
Aynı saatlerde Yen evinde sessizce oturuyordu. (Zavallı yen masum yen)
Yen perdeyi aralayıp sokağa baktı. Kapısının önünde duran polis araçlarını görünce yüzüne bıkkınlık yerleşti.
İçinden geçirdi:
Ne zaman duracaksın, komiser?
Kapı çalınmadan önce kapıyı açtı. Win karşısında Yen'i görünce şaşırdı.
- Bizi pencereden gördünüz.
- Evet.
Win kimliğini gösterdi.
- Yen, eviniz için arama emrimiz var. Sizinle birlikte içeri girmemiz gerekiyor.
Yen'in bakışları sertleşti.
- Evimi mi arayacaksınız?
- Evet. Eğer arama sırasında suçla bağlantılı bir şey bulursak, hakkınızda gözaltı emri çıkarılacak.
Yen kapının önünden çekilmedi.
- Buna karşı çıkıyorum.
- Yen, lütfen işi zorlaştırmayın.
Polislerden biri öne çıkınca Yen geri adım atmak zorunda kaldı. Çenesi gerildi, kaşları çatıldı. Hiçbir şey söylemeden kenara çekildi.
Polisler içeri girdi.
Win doğrudan yatak odasına yöneldi. Dolaplar, çekmeceler ve raflar tek tek kontrol edildi. Birkaç dakika sonra memurlardan biri seslendi:
- Komiser!
Win yanına gitti.
Dolabın arka kısmındaki çekmeceden dört, beş kutu sakinleştirici çıkarılmıştı.
Win'in yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.
- Demek buradaymış.
Yen'in bakışları ilaçlara kaydı. Yüzündeki ifade değişmedi ama kasları yeniden gerildi.
Win çekmeceyi kapattıktan sonra bilgisayarın bulunduğu masaya yaklaştı.
- Şimdi bunu da incelememiz gerekiyor.
Yen hemen araya girdi.
- Bilgisayarıma dokunamazsınız.
Win sakin bir şekilde cevap verdi:
- Arama emrimiz var. İnceleme için de gerekli izni alacağız. Şimdilik sadece yerini tespit ediyoruz.
Yen bilgisayarın önünde durdu.
- Ya izin vermezsem?
Win gözlerini ondan ayırmadı. Ellerini masaya koyup yen'i masayla arasına aldı.
- O zaman hakkınızda gözaltı emri çıkarılır.
Odadaki sessizlik birkaç saniye sürdü.
Sonunda Yen kenara çekildi.
Win bilgisayarın başına oturdu.
- İzninizle incelememiz gerek.
Yen cevap vermedi.
Sadece Win'in ekranı açmasını izledi.