İçeriğe geç

Kanla yazılan aşk…

Bölüm 1 · 9 dk okuma

Kanla yazılan aşk…

Bölüm 1

Sen kimsin?

Alarmımın çalışıyla onuncu çalışıyla tekrar gözlerimi araladığımda bu sefer kalkmaya karar verdim.

Gözlerimi ovalayıp uyanmaya çalışırken telefonumu elime aldım. Saatin kaç olduğunu görünce dehşetle kaçan uykum sayesinde hemen ayaklandım. Bu gün günlerden cumartesiydi. Yani okul yoktu ama okul çıkışı ve hafta sonları işe gitmek zorunda kalıyordum. Gitmem gerekenden on dakika geçmişti.

Hızlıca lavaboya girdim ve elimi yüzümü yıkayıp çıktım. Üzerime siyah badi altıma siyah bir bol kot pantolon geçirdim. Oraya gittiğimde üzerimi değiştirmem gerektiği için ne giydiğimin pek bir önemi yoktu. Saçlarımı hızlıca bir topuz yaptım. Dağınık topuz olmuştu. Telefonumu, cüzdanımı ve montumu alıp çıktım. Siyah montumu üzerime geçirip otobüs durağına ilerlemeye başladım. Durağa geldiğimde neredeyse kaçırıyordum. Son anda binmiştim. Arkalara gidip oturacak yer aramaya koyuldum ama her zamanki gibi yoktu. Bende ayakta dikildim. Durağa geldiğimizde inip çalıştığım mağazaya doğru yürüdüm. Mağazaya ulaşıp içeri girdim ve geç kaldığım için defalarca özür dileyip mağaza kıyafetlerini alıp bir kabine girdim.

Altıma kırmızı dar kısa eteği üzerime beyaz gömlekle kırmızı kıravatımı taktıktan sonra çalışan ismimin olduğu kartıda iğneyle tutturup saçlarımı daha düzgün bir topuz yaptım. Gelirken yanıma aldığım poşete kıyafetlerimi koyup yanıma aldım ve çıktım.

Poşeti kenara koyup düzenlenecek kıyafetleri düzenlemeye başladım. Bu marka ünlü ve pahalı bir marka olduğu için herşeye oldukça dikkat ediliyordu.

Kıyafetleri dizerken bir ses duydum.

“Mehir!” Dedi ses heyecanlı bir şekilde. Sesin geldiği tarafa döndüğümde Afet’i görüp gülümsedim. Afet okuldaki en iyi arkadaşımdı. Ondan başka kimsem yoktu… Elinde bir poşet tutuyordu. Gülümseyerek yanıma geldi. Doğrulup gülümseyerek ona baktım. Poşeti bana uzattı.

“Kahvaltı etmediğini düşünüp poğaça ve ayran aldım.” Dedi sevecen bir şekilde. Elindeki poşeti aldım.

“Teşekkür ederimde gelmene gerek yoktu. Tatildesin evinde dinlenseydin.” Dedim. Afet’in benim aksime çok güzel bir ailesi ve evi vardı. Ben ise sefillik içinde büyümeye çalışıyordum. Babam yaklaşık altı yıl önce kadar ölmüştü.Onu çok severdim.

O da beni… Ben henüz ortaokuldayken ölmüştü. Sekizinci sınıfa gidiyordum. Babamla sofrada oturmuş sohbet ediyorduk.

Babam o gün endişeli gözüküyordu. Ne olduğunu sorduğumda sürekli geçiştiriyordu. Aniden kapı çaldığında ayağa kalkıp kapıyı açmaya gitmişti ve benim orada kalmamı ne olursa olsun bir yere gitmememi söylemişti. Mutfağın kapısını kilitleyip çıkmıştı. Biraz bekledikten sonra bir inleme sesi duydum. Kapıyı zorladım ama açılmadı. Sonra kapının arkasında bir gölge hissettim.

Gölge kapıyı zorladı ama açılmadı. Bu yüzden çekip gitti. Ben çığlık atarak, bağırarak, ağlayarak kapıyı açmaya çalıştım ama açılmadı. En son ev telefonunu akıl edip polisi aradım. Geldiler ve kapımı açıp beni çıkardılar. Babamın ise… Babamın ise çok kan kaybından öldüğünü söylediler. Ben şoka uğramıştım ve bir ay boyunca toparlanamadım. Bir ayın sonunda polisler bana katili bulamadıkları için dosyayı kapattıklarını söylediler. İki yıl boyunca okulumu dondurdum ve sonra bir özel liseye bursluluk kazandım ve oraya gittim. Annem ben doğarken ölmüştü. Babamla ikimiz yaşardık. Sonra ben tek kaldım ve hayata kendim mücadele etmeye çalıştım. Ve o gün kendime bir söz verdim. Babamın katilini bulup intikam alacaktım.

Hem okuyup hem çalışıp hemde katili bulmaya çalışmak zor tabi ama başaracağım. Afet ise zengin bir ailede doğan çoçuktu. Yediği önünde yemediği arkasındaydı. Bir şekilde yakın arkadaş olmayı başarmıştık. Afet söylediğim söz üzerine başını iki yana salladı.

“Evde sen olmadan sıkılıyorum. Mağazada senin yanında daha mutluyum.” Dedi. Gülümsedim ve bir tabureye oturup poğaçayı yiyip ayranı içtim. Sonra hızla işime devam ettim.

“Mehir…” dedi Afet yine. Ona başımı dönmeden cevap verdim.

”Efendim?” Dedim. Derin bir nefes aldı.

“Sana bir şey söyleyeceğim ama bana kızmayacaksın.” Dedi. Yine kafamı dönmeden iç çektim ve cevap verdim.

“Tamam söyle hadi kızmayacağım.” Dedim.

“Şey…” diye geveledi yine.

”Sen on sekizine basmış mıydın?” Diye sordu. Bu soru karşısında kaşlarımı çattım ama kıyafetleri düzenlemeye devam ettim.

“Ben yirmi yaşına girdim Afet, sen de biliyorsun defalarca kez okulu iki yıl dondurduğumu söyledim?” Dedim neden söylediğini öğrenmek ister gibi.

“Biliyorum… Ben sadece emin olmak istedim.” Dedi ve hayal kırıklığına uğramış gibi dudaklarını büzdü. Bu sefer kıyafetleri bırakıp ona döndüm.

“Neden emin olmak istedin?” Dedim.

“Şey… Ben belki seni evlatlık alabiliriz diye düşündüm de.” Dedi büyük bir mahcubiyet ve utançla. Derin bir nefes aldım. Bu aralar içinden bunu geçirdiğini düşünüyordum. Onu anlamak ister gibi elini tuttum.

“Üzülme, üniversiteyi kazanınca birlikte aynı evde yaşarız.” Dedim. Gülümsedi. Ben de işime devam ettim. Bir müşteri benden yardım istediğinde oradan uzaklaştım. Afet’de bir süre sonra gitti. Akşam olduğunda gitme vaktimiz gelmişti. Kabine girip eski kıyafetlerimi giydim. Sonra herkese “iyi akşamlar” deyip eve yürümeye başladım.

Eve girdiğimde kapıyı kilitledim ve yorgun bir şekilde kendimi koltuğa attım. Bir kaç dakika koltukta durduktan sonra kalktım ve mavi geceliklerimi giydim. Mutfağa gidip dünden kalan çorbayı ısıttım ve biraz makarna pişirdim. Yavaş yavaş yerken telefonumu elime aldım. Sosyal medyada dolaşmaya başladım. Bir süre sonra kapı çaldı. Bunun Afet olduğunu düşünüp kapıya doğru yürüdüm. Çünkü bana gelen başka biri olmazdı zaten. Yinede deliğinden bakmak için eğildim. Kapı deliğinden bakmaya çalıştım ama her kimse eliyle kapatmıştı. Bende geriye doğru çekilip “Kimsiniz?” diye seslendim. Sonra bir gölge belirdi. Babamın öldüğü gün gördüğüm gölgenin aynısıydı. Travmalarım kafamda canlanırken geriye doğru bir kaç adım attım ve çığlık atmamak için elimi ağzımla kapattım. Hemen mutfağa koştum ve birkaç tane bıçak alıp geri döndüm.

Kapıyı hızla açıp bıçağı savurdum. Ama kapının önünde kimse yoktu. Derin bir nefes verdim. Gözümden düşen bir kaç damla yaşı elimin tersiyle silerek içeri girdim. Yemeğimi yedikten sonra bulaşıkları yıkayıp koltuğa uzandım. Yarın mağaza kapalıydı. Yani tüm gün evde dinlenebilirdim. Aynı zamanda üniversite sınavına hazırlanmam gerekiyordu. Elimden geldiğince çalışıyordum. Bir süre sonra gözlerim kapandı ve uykuya daldım.

Gözlerimi yavaşça araladığımda ger tarafım uyuşmuştu ve ağrıyordu. Gece olmalıydıki karanlıktı. Koltukta uyuya kalmıştım.

Yavaşça doğruldum ve ağrı kesici hapını bulup içtim. Odama ilerledim ve odama girip yatağıma uzandım. Battaniyemi çekip tekrar uykuya daldım.

• • •

Sabah gözlerimi güneş ışığıyla açtım. Doğruldum ve saate baktım. Öğlene kadar uyumuştum. Kalktım ve lavaboya girdim. Sonra ne kadar pis olduğumu düşünüp duş almaya karar verdim. Uzun hafif deniz dalgalı kahverengi saçlarımı şampuanladım. Gözlerim ise aynı bir deniz gibi maviydi.

Masmavi…

Duş aldıktan sonra saçlarımı tarayıp kuruttum. Üzerime siyah tişört altımada aynı renk eşofman giydim. Kahvaltı masasına oturup hazır sandviçlerden birini alıp yemeye başladım. Dün yaşadığım olayın hayal olmasını umuyordum.

Sandviçi bitirdikten sonra koltuğa uzanıp sosyal medyada gezinmeye başladım. Sonra Afet’ten bir mesaj geldi.

“Bu gün birlikte bir şeyler yapmaya ne dersin?” Yazmıştı. Her ne kadar bu gün evde uyumak istesemde onu kırmak istemedim.

“Olur ne yapalım?” Yazdım. Bir süre sonra cevap geldi.

“Pikniğe ne dersin? Hava güzel gibi…” yazdı.

“Olur… nerede yapalım?” Dedim bu sefer.

“Bir çayır biliyorum. Sana konumunu atarım.” Dedi. “Peki” yazıp kapattım. Mutfağa gittim ve piknik için bir çantaya

iki sandviç, iki meyve suyu, birazda meyve koydum. Yere serebileceğimiz bir şeyde koyup dolabımın yanına gittim.

Dolaptan su yeşili, uzun, tüllü, belden aşağısı bol olan, biraz göğüs dekoltesi olan, uzun kollu bir elbise aldım.

Saçlarımı salık bıraktım. Altına kahverengi çizmelerimi giydim ve çantayı sırtıma alıp attığı konum için bir taksi tuttum. Taksi beni getirdiğinde ayakta dikilmiş beni bekleyen arkadaşıma koştum. Yere kilim sermiş getirdiklerini yerleştirmiş beni bekliyordu. O da bu gün benim gibi elbise giymeyi tercih etmişti. Krem rengi bol tüllü göğüs dekolteli ve bel kısmında aslıkı yeşil desenli bir korse vardı. Elbisenin üzerine dökülen uzun hafif turuncu ve kumral renkli düz saçlarıyla harika gözüküyordu.

Zaten o her zaman en güzelimiz olmuştu.

Onu yanına gittiğimde beyaz spor ayakkabılarını çıkarttı. Bende botlarımı çıkarıp kilime oturdum. Getirdiğim şeyleri orataya koydum.

“Getirmene gerek yoktu!” Dedi yine sevecen bir şekilde. Ona gülümsedim ve getirdiği eriklerden bir tanesini ağzıma attım.

Biraz sohbet ettikten sonra Afet “Mehir…” dedi. Ona soru sorarcasına baktım.

“Şey babam şirketine kadın bir eleman arıyorda…” dediğinde ne demek istediğini anlamıştım.

“Afet… Bu konuyu daha önce konuşmuştuk. Orada çalışamam. Mağazada çalışıp ihtiyaçlarımı alıyorum ve üniversite sınavınada hazırlanıyorum.” Dedim. Ağır bir iş yapmak istemiyordum.

“Ama zaten sadece danışmanlık yapacaksın.” Dedi.

“Ben bir düşüneyim.” Dedim. Yiyeceklerimizi yiyip sohbet ettikten sonra hava kararmıştı. Gitmeye karar verdiğimizde Afet benide bırakabileceklerini söyledi ama ben kabul etmedim. Sonra çayırda taksi aramaya başladım.

Hangi akla hizmet kabul etmemiştimki zaten.

“Aklıma tüküreyim ya! Nereden bulucam bu saatte taksiyi bu çayırda.” Bir yandan taksi arıyor bir yandan kendime söyleniyordum. Taksi bulamayınca en son bir banka oturdum ve Afet’i aramak için telefonumu çıkardım. Tam arayacaktımki

ağzımı biri eliyle kapattı. O an o kadar korktum ki kalp atışlarım hızlandı ve ne yapacağımı düşünmeye başladım. El dahada sıkılaştı. Ben en son ellerimi kullanmayı akıl edebilmiştim. Hemen yanımdaki çantadan bir bıçak çıkartıp eline bir çizik attım. İnleyerek elini çektiğinde arkamı dönüp bıçağı o tarafa doğru tuttum. Bu kişi her kimse yüzü gözükmüyordu. Siyah kapüşonlu ceketinin kapüşonunu takmış ve dudaklarına kadar çekmişti. Elini sallayarak eline bakarken ondan dahada uzaklaştım ve telefonumla polisin numarasını tuşlamaya başladım.

“Kimsin sen?! Bana ne yapacaktın?” Diye bağırdım. O elinin acısını bırakıp gülümsedi. Erkek olduğu vücudundan belli oluyordu.

“Ben senin ecelin olmaya geldim.” Dedi. Sesi korkutucu çıkıyordu ve ses tonu anlaşılmasın diye gırtlağından konuşuyordu.

“Ne diyorsun sen be?” Dedim ve ona doğru yürüdüm. O ise yerinden kıpırdamadı. Bankın arkasına geçip karşısına geldiğimde bana döndü.

“Diyorum ki ölümün benim elimden olacak Cihan’ın kızı.” Dedi. Ne? Ne dedi o? Cihan’ın kızımı? Cümlesindeki sadece o iki kelimeye takılmıştım. Babamın isminin Cihan olduğunu nereden biliyordu? Kaşlarımı çatıp bıçağı daha çok doğrulttum.

Sonra aklıma bir neden geldi. Babamın… Babamın katili… Olabilir mi?

“Sen…” dediğimde yine gülümsedi. Zorlukla tuttuğum telefonumu aldı ve bankın üzerine fırlattı. Ben ise hala şok içindeydim.

Bu sırada yağmur başladı ve ikimizide ıslatmaya başladı.

“Sen… Sen babamın…” deyip yutkundum.

“Sen babamın katili misin?” Diye sordum. Zorluklada olsa bu cümleyi kurabilmiştim.

Tekrar gülümsedi. Bana doğru yaklaştı ve bana acı çektirmek istermiş gibi omzuma elini koydu.

“Ben… Babanın… Katiliyim…” dedi her kelimeyi tek tek söyleyerek. Son kelime aklımın içinde çınlıyordu. Öyle bir çınlıyordu ki bir ara bir elimi başıma götürdüm. Bir kaç dakika sonra toparlandım. Gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Bıçağı boğazına dayadım ve daha yakınına gittim. O sadece beni izliyordu. Diğer elimle kapüşonunu indirdim. Karşımda buğday tenli, kumral saçlı, gözleri kahverenginin en kötü tonunu almış, yaklaşık bir seksen yedi boylarında olan biri duruyordu. Boğazına bıçağı dayamak için biraz uzanmam gerekmişti.

Bu kahverengi gözler… Bu gözler nasıl babamın canına kıyabilmişti. Bu gözler nasıl o adamın gözlerine baka baka onu öldürebilmişti.

Nasıl yapabilmişti nasıl?

Gözlerimden yaşlar düşmeye devam etti.

“Beni burada öldürebilirsin. Ama babanı neden öldürdüğümü hiç bir zaman öğrenemeyeceksin. Ya da benimle gelip bütün sorularının cevaplarını alırsın.” Dedi. Ona nefretle baktım.

“Sen…” dedim.

“Sen o adama bunu nasıl yapabildin?” Dedim.

“Öğrenmek istemez misin?” Dedi. O an ona baktım. Evet öğrenmek istiyordum ama… Ama onu öldürmeliydim. Bu fırsat sonra elimden kaçabilirdi.

“Sen nasıl yaptın ya nasıl?!” Diye bağırdım. Yutkundu.

“Daha doğarken annesiz kalmışım ben. Bir tane babam vardı… Bir tane… Anlayabiliyor musun? Ben daha çocuktum. Neyin ne olduğunu bilmiyordum. Daha ölümün ne olduğunu bilmeyen bir çoçuktum! Beni o yaşımda kimsesiz bıraktın. Ama gerçekten kimsesiz…”

Kimsesiz kaldım…

Sonra ağlamaya başladım. O ise sadece sert bir şekilde yutkunmuştu. Bakışlarını benden kaçırıyordu.

Elimdeki bıçağı yere atıp dizlerimin üzerine eğildim. Yağmur hızlanmıştı. Saçlarım sırılsıklam olmuştu. Ellerimi suratıma kapattım. Şiddetle ağlamaya başladım. O üzerime eğildi ve:

“Üzgünüm, bunu yapmak zorundayım.” Dedi ve ben ne olduğunu anlamadan koluma bir şırınga batırdı. İnledim ve buna direnmeye çalıştım ama başaramıyordum. En son vücudum uyuştu ve bayıldım.

Bölüm sonu

2 yorum