Galata Limanı’nda gece, paslı bir çivinin teni yırtması kadar sertti. Deniz sanki nefesini tutmuştu. Gökyüzü yıldızsızdı. Ve o gökyüzünün altında, rüzgarla karışık kan kokusu geziyordu.Dante Moretti, siyah paltoyu omuzlarına bırakmış, sessizce denize bakıyordu. Elinde tuttuğu purodan çıkan duman, onun gibi yavaş, onun gibi kararlıydı. O adamların en tehlikelisiydi: Acele etmeyen.Yanına yaklaşan ayak seslerini duymuştu ama dönmemişti. Ayak izleri yavaşladı, sonunda durdu.“Abi,” dedi genç bir ses.“Dön evine, Luca,” diye karşılık verdi Dante.“Bu geceyi kaçırmak istemiyorum. Ben de senin yanında olmalıyım artık.”“Yanımda olmak, gözünü karartmakla olmaz.”Luca gözlerini yere indirdi. Ama sesindeki kararlılık azalmadı.“Senin savaşın benim de savaşım.”Dante hafifçe başını çevirdi. Gözlerinde kırılgan bir şey vardı, ama çabuk söndü.“Bu savaş seni yutar. Ve ben, seni kaybedersem... Bütün bu karanlık anlamını yitirir.” O gece Dante’nin içini kemiren tek şey kardeşinin ısrarı değildi. Planlanmış bir teslimat vardı. Yüksek kalibreli silahlar, Balkanlar'dan gelen kuryeler aracılığıyla getiriliyordu. Ancak son 24 saattir iletişim koptu. Selim Aslan, yerel ortaklardan biri, Dante’yi gece yarısı gelmesi için zorla çağırmıştı.Dante hiçbir şeyi şansa bırakmazdı. Ama bu sefer, hissiyatı bir planın parçası gibi değildi. Daha çok bir… ölüm fısıltısı gibiydi.Limandaki eski deponun ışıkları yanıyordu. İçeride birkaç adamı bekliyordu. Dante yürümeye başladı. Ardından Luca da.---
Dante’nin zihninde çocukluklarının sahneleri dönüyordu. Luca küçükken gece korkularıyla uyanırdı. Dante başucunda oturur, ona korkulacak bir şey olmadığını söylerdi. Ama yıllar geçmişti. Şimdi korku, gölgelerden değil, insanlardan çıkıyordu. Dosttan düşman doğuyordu.Kapıya vardıklarında, Dante omzundaki tabanca askısını yokladı. Silah hazırdı.“Kapıyı ben açacağım,” dedi.Luca duraksadı.“Abi, belki–”“Sakın.”Sesindeki ton, söz kesilemezdi.---
Kapı gıcırdayarak açıldı. İçeride üç adam vardı: ikisi silahlı, biri sigara içiyordu. Karanlıkta, göz göze gelmek mümkün değildi ama Dante onların yüzündeki gerilimi anında okudu. İçerideki hava, barutla duman arasında bir yerdeydi.“Selim nerede?” diye sordu.Cevap gelmedi.Dante’nin sol eli hafifçe kılıfına kaydı.Bir adam ağzını açtı:“Birazdan burada olur.”Ama bu sesi Dante tanımıyordu. Yabancıydı. Yanlış bir detay. Yanlış adamlar.---
Luca bir adım attı. “Abi, bu adamlarda bir gariplik var.”Dante başını eğdi. “Sakın hareket etme.”Ama artık çok geçti. Kapının arkasında ikinci bir tık sesi geldi. Patlayıcının tetik mekanizması devreye girmişti. Dante bunu anlamıştı, ama zaman yetmeyecekti.“Luca! Geri–!”Bir anda her şey beyaza döndü. Kulakları sağır eden bir patlama limanı sarstı. Metal, beton ve insan etinin parçalanma sesi duyuldu. Dünya ağır çekimde dönmeye başladı.---
Dante gözlerini açtığında üstü kan ve toz içindeydi. Kulakları çınlıyordu. Göğsünde ezici bir ağırlık hissediyordu. Ama bir ses... içinden gelen, kırılmış bir ses...“Luca... Luca!!”Ayağa fırladı. Depo artık yerinde değildi. Yıkılmış, yanıyordu. Alevler rüzgarla savruluyor, geceyi kızıl renge boyuyordu. Göçüklerin arasına daldı, elleriyle enkazı kazıdı.Ve sonunda... Luca'nın kolunu gördü.Yanıklar içindeydi. Ama hareketsiz.Dante dizlerinin üstüne çöktü.Sessizce:“Hayır... hayır...”Dante o an anladı. Bu bir mesajdı. Ve bir mesaj, cevapsız bırakılmazdı.---
Sabah olmamıştı ama Dante için zaman durmuştu. Cesedi taşıdığı gibi karanlık içindeki kendi kalbini de taşıyordu artık.En yakını, tek kalanı, ailesinden geriye kalan son şey artık yoktu. Ve bunu yapanlar... Dante’yi hâlâ hayatta bırakmıştı. Belki de bir hata olarak.Ama o bunu ödül saydı.“Eğer bu şehir, bu gece, kardeşimin kanına susadıysa...Yarın sabah bu sokaklar benim lanetimle uyanacak.”---
Mira Valente, sabah saat dörtte aradı. Sesi titriyordu.“Dante... ben... ben haberi aldım. Luca...”Dante’nin sesi buz gibiydi.“Kimden duydun?”“Selim’in adamlarından biri bana mesaj attı. Bu bir tuzaktı. Seni de orada istiyorlardı ama...”“Kim var bu işin arkasında, Mira?”“Bilmiyorum. Ama Selim değil sadece. Birileri daha var. Belki de Vetrovski.”O isim Dante’nin zihninde çakıldı. Nikolai Vetrovski. Rusya’dan gelen, Dante’nin güya müttefiki.Dante’nin sesi artık netti.“Bu savaş başladı, Mira. Artık kimse güvende değil.”---
Cenaze yoktu. Ceset yoktu. Huzur yoktu.Dante bir mezar taşı yaptırdı. Üzerine sadece bir isim yazıldı:LUCA MORETTIVe altına:“İntikam yeminidir bu sessizlik.”Dante mezarın başında diz çökerek konuştu.“Luca... Beni dinle. Bu şehirde kanımı döken herkes, senin adını fısıldayarak can verecek.Bunu sana söz veriyorum.”---
Dante arabasına bindiğinde, dosyalar çoktan toplanmıştı. İlk hedef belliydi:Selim Aslan.Dante, elini tabancasına attı.Bir kurşun sürerken mırıldandı:“Selim... sabah seninle gün doğacak. Ama sana doğmaması için.”---
Taksim’in arka sokaklarından birinde, dışarıdan bakıldığında normal bir bar gibi görünen “Sarmaşık”, aslında Selim Aslan’ın karargâhıydı. İçeride kumar masaları döner, arka odalarda silah satılır, kuryeler paket taşırlardı.Ama bu gece, Dante oraya müşteri gibi değil, cellat gibi girecekti.Siyah Mustang’ini barın önüne çektiğinde, arka koltukta duran susturuculu tabancasını aldı.“Bu sefer konuşacaksın Selim,” dedi kendi kendine.“Ya da en azından çığlık atacaksın.”---Sayfa 12 – Sızmaİçeri girdiğinde gözleri hemen mekanı taradı. Karanlık, düşük ışıklı ve köhneydi. Ortamda loş müzik, sarhoş gülüşler ve kan kokusu vardı.Barmen göz ucuyla Dante’yi tanıdı ama hiçbir şey demedi. Herkes kimin patron olduğunu bilirdi.Arka kapıya doğru yürüdü. İçeriden yankılanan gülüşler, kart şakırtılarına karışıyordu. Dante elini montunun altına attı, silahını çıkardı. Sessizce kapıyı araladı.Ve ilk adamı alnından vurdu.---Sayfa 13 – Temizlikİçeride beş kişi vardı. Birini sessizce indirmişti, diğerleri şaşkınlıkla silahlarına davranamadan Dante ikisini daha dizlerinden vurdu. Bağırışlar arasında biri kaçmaya çalıştı ama Dante onu da omzundan vurup yere serdi.Son kalanı korkudan titriyordu.“Selim nerede?”“Abi... yemin ederim burada değil! Toplantıya gitti!”“Nereye?”“Maslak... büyük villada buluşma var... Ruslarla...”Dante’nin gözleri kısıldı.“Vetrovski mi?”Adam başını eğdi.“Sanırım evet...”---Sayfa 14 – YangınDante odadan çıkarken cebinden küçük bir şişe çıkardı. Benzin.İlk geldiğinde barın köşesine dökmüştü. Şimdi çakmağı çaktı ve yere attı. Alevler dans etmeye başladı.“Selim’in günah defterini ben yazacağım.”Arkasında çığlıklar, alevler ve barın çöküşü kalırken, Mustang yeniden geceye karıştı.---Sayfa 15 – Mira ile YüzleşmeMira, Dante’nin ofisine geldiğinde gözleri yaşlıydı.“Ne yaptığını biliyorum,” dedi.“Selim’in barı artık yok.”“Barı değil, izini sildim. O kanı döktü Mira. O gece o da işin içindeydi.”“Bunu kanıtlamadan–”“Luca’nın kanı benim delilim.”Mira gözlerini kaçırdı.“Vetrovski ile bir bağlantısı olabilir. Ama dikkatli ol. Nikolai kolay yutulacak lokma değil.”Dante gözlerinin içine baktı.“Ben de artık kolay sindirilecek biri değilim.”---Sayfa 16 – Vetrovski’nin AdamlarıO gece Maslak’ta, Vetrovski'nin adamları Dante'nin adını konuşuyorlardı.“Selim ortada yok.”“Barı yandı.”“Dante tek başına savaşı başlattı.”“Delirmiş mi bu adam?”“Hayır,” dedi biri. “O sadece artık zincirlerinden kurtuldu.”---Sayfa 17 – Gece TakibiDante villa bölgesine sızmak için yoldayken, Mira ona bir konum attı.“Bu adresi kontrol et. Vetrovski’nin özel kasası orada.”Adreste küçük bir malikâne vardı. Koruma zayıftı. Dante gece görüş dürbünüyle her köşeyi izledi, zayıf noktayı buldu, sessizce içeri sızdı.Ve orada, duvarın arkasında küçük bir kasa buldu. Kırdığı anda içinden çıkan şey onu çakılı bıraktı:Luca’nın pasaportu. Ve kanla lekelenmiş bir not.---Sayfa 18 – NotNot kısa, ama vahşiceydi:“Moretti’yi diz çökerken görmek istiyoruz. Önce kardeşini aldık. Sıra sende.”Altında tek harf vardı:“N.”Dante kâğıdı buruşturdu. Yumruğunu sıktı.“Diz çökmek mi? Nikolai... ben diz çökmedim. Mezarlık kurdum.”---Sayfa 19 – SeçimDante arabasında başını direksiyona yasladı. Gözlerini kapattı. Artık bu savaş kişisel değil, kutsaldı.Ya toprağa bir ordu gömecekti…Ya da kendi mezarını kazacaktı.--- Sayfa 20 – Yeni EmirDante telefonunu açtı. Kod adla konuştuğu üç sadık adamı vardı.“Riccardo. Tüm adamları hazırla.Hedef: Vetrovski’nin dağıtım hattı.Yarın sabah orayı haritadan sileceğiz.”Ve sonra:“Bu sadece bir savaş değil. Bu bir ceza.Her ihanetin bir bedeli vardır.”---
Sayfa 21 – Sessizlikteki Hayaletler Gece İstanbul’un sırtına çökmüştü, ama Dante için uykusuzluk bir alışkanlıktan öte, bir varoluş haline gelmişti. Yalnızlıkla sarılmış ofisinde, duvarlara yaslı haritalar, kırmızı iplerle birbirine bağlanmış fotoğraflar ve kanlı bir tablo gibi duran isim listeleri vardı. Luca’nın adı, üstü çizilmemiş tek kelimeydi. Dante, kadehine viski koydu. Dudaklarına götürmeden önce bir an durdu, camdan dışarı baktı. Şehir aşağıda nefes alıyordu ama onun içindeki her şey susmuştu. Bu sessizlik, fırtına öncesi değildi. Bu sessizlik, mezarın diliydi. --- Sayfa 22 – Üç Adam Riccardo, eski bir paralı askerdi. Sessiz, disiplinli, sadık. Tomas, yıkımın tanımıydı. Konuşmazdı, vururdu. Ve Elian, hacker. Karanlık webin içinden doğmuş gibi. Bu üçlü, Dante'nin “ölüm mangasıydı.” O gece ofiste toplandılar. Plan netti: 1. Vetrovski’nin dağıtım noktası bulunacak. 2. Bütün rota haritadan silinecek. 3. Selim, saklandığı çukurdan çıkarılacak. Dante, masasının üstüne sertçe bastı. “Bu sadece misilleme değil. Bu, mesaj. Beni yarım bırakanlara mezar kazıyoruz artık.” --- Sayfa 23 – Yolculuk Şile yakınlarında, ormanın içinde gizlenmiş eski bir NATO kampı vardı. Şimdi Vetrovski’nin adamları tarafından depo olarak kullanılıyordu. Uyuşturucu, silah ve kaçak mallar burada toplanır, oradan Avrupa’ya dağıtılırdı. Riccardo arabayı sürerken, Dante ön koltukta haritayı işaret etti. “Giriş buradan. Kuzey güvenlik hattı zayıf. Tomas içeri sızacak. Elian uzaktan sistemleri çökecek. Ben finali yapacağım.” Riccardo sordu: “İçeride kaç kişi var?” Dante, kaşlarını çatmadan yanıtladı: “Yeterince fazla ki katliam sayılmasın. Yeterince az ki kurtulan olmasın.” --- Sayfa 24 – Sızma Gece 03.12. Ormanın sessizliği kurşun kadar ağırdı. Tomas, susturuculu tüfeğiyle önce kuledeki nöbetçiyi sessizce indirdi. Elian uzaktan sinyal yolladı, kameralar karardı. İçeriye sızmak Dante için sadece saniyeler aldı. Koridorlar loş ışıklıydı ama her adımda bir mezar kokusu vardı. Dante, dizine bastığı bir askere fısıldadı: “Selim burada mı?” “Hayır... ama biri senin için bekliyor...” “Kim?” “... Vetrovski’nin sağ kolu. Ivanov...” O isimle beraber Dante’nin yüzündeki damarlar gerildi. Demek ki oyun başlamıştı. --- Sayfa 25 – Ivanov Ivanov, eski Spetsnaz. Sadece Rusya’da değil, Bosna’dan Libya’ya kadar birçok cephede kan dökmüş bir kesici. Merhamet bilmezdi. Zayıf yan göstermezdi. Ama Dante, onunla tanışmayı sabırsızlıkla bekliyordu. O anda koridorun sonunda kapı açıldı. Geniş yapılı bir adam, elinde pompalı tüfekle belirdi. Göz göze geldiler. İkisi de konuşmadı. Konuşmak gereksizdi. Kurşunlar konuşmaya başladı. --- Sayfa 26 – Çatışma İlk atış Ivanov’dan geldi. Duvar parçalara ayrıldı. Dante yana sıçradı, yere düşerken tabancasını doğrultup üç el sıktı. Bir mermi Ivanov’un omzunu çizdi ama dev adam geri çekilmedi. Kapışma dar koridorda, mezar gibi bir karanlıkta devam etti. Yumruklar, bıçaklar, kurşunlar birbirine karıştı. En sonunda Dante, Ivanov’u yere bastırdı. Silahı kafasına dayadı. “Selim nerede?” Ivanov gülümsedi. Kanlı dişleriyle: “Cehennemde seni bekliyor olabilir.” Dante tetiği çekmeden önce fısıldadı: “Önce seni gönderelim o zaman.” --- Sayfa 27 – Patlama Elian binaya sinyal yolladı. Kurduğu el yapımı patlayıcılar aktifti. Dante dışarı çıkar çıkmaz, ardında kalan depo cehenneme döndü. Alevler göğe yükseldi. Uğultular, haykırışlar, metalin çığlığı... Riccardo saate baktı. “Yedi dakika sürdü.” Dante başını salladı. “Yedi dakika... bir hatırlatma için yeterli. Şimdi Vetrovski bu savaşı hissedecek.” --- Sayfa 28 – Uyarı O gece Vetrovski, Moskova’dan İstanbul’a acil kodla uçtu. Depo saldırısı onun için ekonomik değil, ideolojik bir darbeydi. Limanı, dağıtımı, askerlerini kaybetmişti. Ve en kötüsü: Karşısında artık ‘diplomasiyle konuşan’ bir mafya lideri değil... ‘İntikamı dili haline getiren’ bir hayalet vardı. Dante Moretti. --- Sayfa 29 – Yeni Emirler Dante, Mira’ya haber gönderdi: “Vetrovski’yi bana getir. Ama kandırarak, tehdit ederek değil. Onu ikna et. Onunla yüz yüze konuşmam gerek.” Mira cevap yazdı: “Onu ikna etmek, şeytanla satranç oynamak gibidir.” Dante yanıtladı: “Ben taşları kanla boyadım zaten. Sıra onun hamlesinde.” --- Sayfa 30 – Gece ve Silah O gece Dante ofiste yalnızdı. Silahını temizliyordu. Her mermiyi dikkatle yerleştiriyor, her çentiği parmağıyla hissediyordu. Duvara Luca’nın bir resmi asılıydı. “Görüyor musun kardeşim? Her adımda seni götürüyorum. Ve bu şehir... Bu şehir, senin intikamınla yanacak.” Karanlıkta, sadece tetik sesi yankılandı. Yeni bir güne geçilirken, eski bir cehennem uyanıyordu. ---