Sisli Sahil’deki çarpışma tam bir kaosa dönüşmüştü. Havada uçuşan jilet keskinliğindeki pullar ve perilerin kristal kanatlarından saçılan kıvılcımlar karanlığı yırtıyordu. Kaelen, doğrudan ona doğru fırlayan Talia’nın mızrak darbesinden son anda gövdesini yana bükerek kaçtı. Mızrağın ucu havayı yardığında arkasında bıraktığı su buharı bile Kaelen’ın zırhını hafifçe aşındırmıştı.
Talia, siyah gözlerini Kaelen’a dikti. "Ormanınız bu gece derinliklerin soğuğuyla tanışacak, kanatlı!" diye kükredi. Elindeki kemik mızrağı havaya kaldırıp kendi dilinde kadim bir melodi mırıldanmaya başladı. Saniyeler içinde, okyanusun azgın dalgaları Talia’nın arkasında devasa birer pençe gibi yükseldi. Bu, deniz kızlarının "Akıntı Manipülasyonu" gücüydü; suyu sadece bükmüyor, ona öldürücü birer silah formu veriyorlardı. Talia mızrağını ileri fırlattığında, tonlarca ağırlıktaki tuzlu su iğneleri Kaelen’ın üzerine doğru bir yağmur gibi yağmaya başladı.
Kaelen geri çekilmek yerine gözlerini kapattı ve soyundan gelen en karanlık büyüye başvurdu: "Gölge Bükme".
"Sisin ardındaki karanlık, bana itaat et!" diye fısıldadı. Kaelen’ın gece karası kanatlarından sızan saf gölgeler, saniyeler içinde etrafında aşılmaz bir kalkan oluşturdu. Talia’nın fırlattığı su iğneleri bu karanlık duvara çarptığı anda buharlaşıyor, havaya keskin bir tuz kokusu yayıyordu. Ancak gölge büyüsü kullanmak Kaelen’ın enerjisini hızla tüketiyor, yanağındaki asit yarasının daha da fazla sızlamasına neden oluyordu.
Tam o sırada, gökyüzündeki diğer periler savaşa dahil oldu. Ellerindeki yaylardan çıkan oklar sıradan değildi; "Fae Zehri" ile kutsanmışlardı. Havada süzülen periler, parmak uçlarından çıkardıkları yeşil illüzyon ışıklarıyla deniz kızlarının zihinlerini bulandırıyor, onları sahildeki keskin kayalıklara doğru sürüklüyordu. Zihni bulanan iki deniz kızı, perilerin yarattığı sahte ışıkların peşinden giderek karadaki tuzaklara düştü ve perilerin zehirli oklarına hedef oldu. Zehir, pulların arasına sızdığı an deniz kızlarının çürüme kokuşmuşluğundaki derilerini yakıp küle çeviriyordu.
Talia, halkının acı çığlıklarını duyunca daha da öfkelendi. Ağzını sonuna kadar açarak o korkunç **"Siren Çığlığı"**nı serbest bıraktı. Bu öyle bir sesti ki, dalgaları bile tersine döndürebilirdi. Çığlığın yarattığı sonik dalga, havada süzülen perilerin illüzyon büyülerini bir anda paramparça etti. Kulakları kanayan birkaç peri dengesini kaybederek doğrudan sahilde bekleyen deniz kızlarının pençelerinin arasına düştü. Deniz kızları, üç sıra halindeki sivri köpek dişleriyle perilerin kanatlarını acımasızca koparmaya başladı.
Kaelen, Talia’nın çığlığıyla sarsılsa da iradesini korudu. Gölgelerin içinden sıyrılarak tıpkı bir ok gibi Talia’nın üzerine fırladı. Çift hançerini ters tutarak havadan aşağı doğru indi. Talia, son anda mızrağını Kaelen’ın hançerlerine doğru siper etti.
ÇIIINNN!
Metal ve kemiğin çarpışmasından çıkan ses sahilde yankılandı. İkisi de birbirinin gözlerinin içine bakıyordu; Kaelen’ın öfkeden parlayan gözleri, Talia’nın saf siyah derinlikleriyle çarpıştı. Talia’nın pençeli ellerinden sızan soğuk asit Kaelen’ın hançerlerine yayılmaya başlarken, Kaelen da gölgeleri Talia’nın bacaklarına doğru sararak onu hareketsiz kılmaya çalışıyordu.
Bu amansız güç savaşı sürerken, adeta zamanı durduracak bir şey oldu. Deniz birdenbire kıpkırmızı bir renge büründü ve adeta kaynamaya başladı. Sahilin açıklarında, okyanusun en derin noktasından devasa, parlak kırmızı bir ışık gökyüzüne doğru yükseldi. Bu ışık, iki ırkın da büyülerini bir anda nötrledi; Kaelen’ın gölgeleri dağıldı, Talia’nın mızrağındaki su gücü sönümlendi.
İkisi de nefes nefese birbirinden ayrılmak zorunda kaldı. Sahildeki tüm çarpışma bıçak gibi kesildi. Hem periler hem de deniz kızları korkuyla okyanusun ortasından yükselen bu kadim ve yabancı güce kilitlenmişti.
Talia, nefes nefese Kaelen’a bakarak fısıldadı: "Bu... bu bizim büyümüz değil."
Kaelen hançerlerini indirmeden arkaya, ormanın derinliklerine baktı. "Bizimki de değil. Üçüncü bir şey uyanıyor..."