Kan ve sedef 1
En büyük ve tek destekçim yasemine sevgilerle
1 kitap
Kızıl ihtiras
1. BÖLÜM: KURAKLIĞIN İLK SANCISI
Deniz, arkamda bıraktığım devasa bir mezarlık gibi uğulduyordu. Dalgaların kayalara çarpma sesi, sanki halkımın ağıdıydı. Babamın, Deniz Kralı’nın elimi bırakışını hala hissedebiliyordum; parmakları titriyordu ama gözlerinde bir kralın o soğuk, geri dönülmez kararlılığı vardı. Beni satmıştı. Birkaç temiz su kaynağı ve kuraklıktan kavrulan halkımızın bir nefes daha alabilmesi için, öz kızının derisini karanın tozuna kurban etmişti.
Sudan çıktığım o ilk anı asla unutmayacağım.
Kuyruğumdaki her bir sedef pul, havayla temas ettiği an binlerce kızgın iğne gibi tenime battı. O göz alıcı beyazlık, yerini acı dolu bir dönüşüme bırakıyordu. Kemiklerimin çatırdayarak ikiye ayrılışını, yüzgeçlerimin çekilip yerini etten ve kemikten iki garip uzva, bacaklara bırakışını izledim. Çığlığım boğazımda düğümlendi çünkü artık ciğerlerim suyun serinliğini değil, karanın yakıcı ve tozlu havasını çekiyordu.
"Hoş geldin, Prenses Elinda."
Ses, soğuk bir çeliğin mermere çarpması gibi hissizdi. Başımı kaldırdım. Karşımda, simsiyah saçları ve kan kırmızısı gözleriyle bir heykel kadar kusursuz ama bir o kadar da korkutucu duruyordu. Lord Kros. Yeni sahibim.
Üzerime atılan ağır pelerin, çıplak ve titreyen omuzlarımı örttü. Bacaklarımın üzerinde durmaya çalıştım ama yer çekimi, deniz kızlarının hiç bilmediği bir haindi. Her adımım, kırık camların üzerinde yürümek gibiydi.
"Bana Lordum demene gerek yok, Elinda," dedi Kros, yürürken arkasına bile bakmadan. "Seni buraya bir eş olman için getirmedim. Sen, bu toprakların susuzluğunu dindirecek bir anlaşma maddesisin."
Şatonun devasa, karanlık koridorlarında ilerlerken etrafı süzüyordum. Duvarlar rutubet kokuyordu ama bu, denizin o temiz kokusu değildi; bu, çürümenin kokusuydu. Kros’un odasına girdiğimizde masanın üzerinde duran deri kaplı defteri gördüm. Hayatımın, acılarımın ve pullarımın satır satır planlandığı o meşhur anlaşma.
"Maddeleri oku," dedi Kros, koltuğuna yayılırken. Gözleri üzerimdeydi ama bir kadına bakmıyordu; bir mücevher tüccarının değerli bir taşa baktığı o açgözlülükle bakıyordu. "Babana itiraz hakkı tanımadım. Senin de tanımayacağını umuyorum."
Titreyen ellerimle parşömeni aldım. Gözlerim satırların arasında dolaştı. Maddeler sıradandı... ta ki 7. maddeye gelene kadar.
Madde 7: Lordun kendine ait metresleri olmasına izin verilecek. Prensesinde, bir insan olmaması ve hamile kalmaması koşuluyla metresi olabilir .
Nefesim kesildi. Ama daha kötüsü geliyordu.
Madde 8: Prensesin gayri meşru bir çocuğu olursa, çocuk yakılarak öldürülecek. Prenses ceza olarak kuyruğundaki tüm sedef pulları sökülerek cezalandırılacak.
Madde 13 prenses lordtan bur çocuk sahibi olursa cocuk yakılarak öldurülücek
Parşömen elimden düştü. Kros’a baktım. O kırmızı gözlerde zerre merhamet yoktu.
"Neden?" diye fısıldadım sesim çatallanarak. "Eğer bir varis istemiyorsan, neden benimle evleniyorsun?"
Kros ayağa kalktı, aramızdaki mesafeyi tek bir adımda kapattı. Eğilip kulağıma fısıldadı. Kokusu, kuru toprak ve kan karışımıydı.
"Çünkü senin pulların sadece süs değil, deniz kizı elinda Elinda. Onlar benim sevdiğim kadını hayatta tutacak tek şey. Sen benim karım değil, benim eczanemsin."
O an anladım. Bu şato benim evim olmayacaktı. Burası benim mezarımdı ve ben, kendi cenazeme beyaz gelinliğimle yürümüştüm.
Benimde bir şartım var diye inledim sarayında bana ait olan bir göl olucak ve oraya sadece ben girebileceğim lord bana iznim dışında dokunursa kendi derisinden bir parça bana vericek
Kabul ediyorum deniz kızı ama unutma son maddeyi eger beni büyünle etkin altına alırsan sana cezanı vermekte özgürüm
Anlaşma yapılmiştı Elinda babasının ona son hediyesini vermesini izledi beyaz bir gelinlik safirlerle donatılmiştı babası ona veda ettmek için yaklasınca eliyle onu itip ayagına bastı sağ eliyle babasının gömleğinden tutup kulağına fisıldadı
Annemi öldürdüğündende metresinin hamile olduğundanda haberim var yaşlı piç bir daha sakın benimle iletişime geçmeye cüret ettme
Babası kızrıp nefesi kesildi nir bir şey soyleyemeden Elinda dönüp gittmişti
2. BÖLÜM: GÖLGELERİN VE PULLARIN DANSI
Şatonun taş duvarları, geceleri sanki birer canlı gibi inliyordu. Kros’un bana tahsis ettiği oda devasaydı ama içinde nefes almak imkansızdı. Odanın tam ortasında, mermer işçiliğiyle göz kamaştıran devasa bir havuz vardı. İçindeki su durgun ve ölüydü; tıpkı benim gibi.
Kros, anlaşma gereği odaya girmeyeceğine yemin etmişti ama gözleri her zaman üzerimdeydi. Hizmetçiler birer gölge gibi etrafımda süzülüyor, benden sanki bulaşıcı bir hastalığım varmış gibi kaçıyorlardı. Hepsi değil tabii... Ludis hariç.
Ludis, şatodaki tek sırdaşımdı. Gözlerinde hüzün, ellerinde hep taze yosun kokusu olurdu.
"Leydim," dedi Ludis bir akşam, havuzun kenarında kuyruğumun çıkmasını beklerken. "Lord, Sahra’nın odasından hiç çıkmıyor. Ama hanımım... Sahra bir insan değil. O bir kurt kadın. Ve ölümü, ayın döngüsüyle değil, kan kaybıyla yaklaşıyor."
Sahra... Kros’un meşhur metresi. Onu ilk kez şatonun avlusunda görmüştüm. Kahverengi uzun saçları, solgun bir teni ve can çekişen bir hayvanın bakışları vardı. Kros, ona dokunurken elmas bir kolyeye dokunur gibi değil, kırılmak üzere olan bir porselene dokunur gibi nazikti. Bana olan o nefret dolu bakışının sebebi ise basitti: Benim pullarım, onun yaşam kaynağıydı.
O gece, odamın kapısı yavaşça aralandı. İçeriye keskin bir metal kokusu sızdı. Kros değildi. Gelen, daha önce hiç görmediğim, iri yarı, donuk bakışlı bir adamdı.
"Kimsin sen?" diye doğruldum havuzun içinden. Kuyruğum suyun altında bir ay ışığı gibi parlıyordu.
Adam cevap vermedi. Ellerindeki deri eldivenleri sıktı. Duyamıyordu. Lord, benim en büyük silahımı, yani siren sesimi etkisiz hale getirmek için sağırlardan oluşan bir infaz ekibi kurmuştu. Korku, bir ahtapotun kolları gibi boğazıma sarıldı. Siren çığlığımı attım; camlar titredi, şamdanlardaki mumlar söndü ama adam durmadı.
Gözlerinde sadece boşluk vardı. Üzerime atıldığında suyun içinden fırlamaya çalıştım ama ağır bedeni beni mermer zemine çiviledi. O gece, insanlığın en karanlık yüzüyle tanıştım. Elbiselerim parçalanırken, Kros’un kapının hemen arkasında, o soğuk ve mesafeli duruşuyla bizi izlediğini biliyordum. Bu bir tecavüz değildi sadece; bu bir imhaydı.
Demek böyle oynuycaksın lord ama amacın ne beni dövemeyeceğin içinmi yoksa adamdan hamile kalmam ümidiyle mi onu buraya soktun
ludis bana krosu çağırt
..
Leydim beni çağırmışsınız
Evet lordum bugün odama yapılan sabotajla bir ilginiz varmı diye sorucaktım
Odanıza sabotajmı evet bilgim var
Ee yani bir şeyler söylemeniz gerekmiyormu sonuçta eşiniz tecavüze uğradı
Sen eşim değilsin sadece balık kokan bir araçsın
Amacınız ne hamile kalmam mı eziyet çekmemi benden ne istiyorsunuz
Senden istediğim tek şey pulların
İyi ama neden yani eşinizim ben herhangi bir sireni kaçırıp ondan alsanıza pulları neden ben
Elinda titriyordu lordun duygusuz yüzü onun yaşıycağı iğenç şeyleri düşünmesine sebeb oluyordu
Pullarının özeliğini bilmiyor musun
Her ne kadar önemliysede eşinizden önemlimi onurunuzdan
Sesini kes pulların sedeften kraliyet ailesinin özel genetiğinden
Yani anlamıyorum
Pulların sifa konusunda eşsiz bir nevi hayat ilacı
İyi ama sizin bir hastalığınız yok ki neden benden pullarımı istiyorsunuz
Benim yok zaten
Ozaman kimin için
Sevgilim Sahra için ona gerekiyor
Sadece sevgilinin hastalığı içinmi benimle evlendin
Aslına bakarsan evet
Yani sana pullarımı verirsem beni özgûr bırakıcakmısın
Tabiki ama sadece pulların değil derinin içinden bir miktar inci zifti de
İnci ziftimi iyi ama o kuyruğumun derinliklerinde ya kan kaybından ölürsem
Ölmeni engelerim yeterki izin ver
Asla olmaz metresin için hayatimı tehlikeye falan atmıycam
Ozaman kararının sonuçlarına dayanıcaksın
Sana emrediyorum lord beni tehdit ettme
*Emredersiniz efendim
Elinda yaptığı hatayı hemen fark etti ama çok geçti lord eline kılıcını aldı pullarını sökmem lazım bu kadar erken tuzaga düşeceğini kim duşünürdü yapıcak bir şey yok ama Elinda sonuçta beni yönetmeye çalıştın*
Elinda korkuyordu ama napıcağını bilemiyordu bir umut inkar ettsede lord ona odaklanmış bir vaziyetteydi Elinda korkudan koşarak odasına girdi ama. Lord odaya geldi köşeye sıkışmıştı
Yalvarırım yapma
Üzgünüm Elinda
Lord kılıcı kaldırdı ama Elinda korkudan bayılmıştı lord Elindayı kucağına aldı gözlerini bağladı ve Kapıyı kilitledi Elindanın eşsiz vücudu savunmasızdı kızın elibiselrini sıyırdı Elinda ikinci kez tecavüze uğradı lord isi bittince arabayı hazırlatı elindayı Okyanusun ortasına getirdi bir kayanın üstüne koydu
Okyanusun ortasına bir kova bir kılıç bir tekne ve ikisi yalnizdı
Elindanın bacaklarını suya soktu yavaş bir şekilde kızın derisi pullandı
Tamamen dönüşüm tamamlanınca elindanın ağzını bağladı kılıcı kaldırdı ve keskin bir darbeyele puların üst kımından bir el genişligi kadar bir deri parçası söktü kovaya koydu Elinda darbeyle beraber attığı çığlık okyanusu inletmişti
Elinda kaçmaya çaliştı ama çok geçti ağzındaki bezden dolayı yardımda isteyemiyordu ama zaten yardım isteyebileceği kimsede yoktutabi Elinda gözleri bağlı olduğu için okyanusun ortasında olduklarıni bilmiyordu
Lord bir sure durakladı ve küçük bir çakı çıkardı
Okyanusun Ortasındaki Kanlı Ritüel. Etrafım uçsuz buçsuz, gri bir okyanusla çevriliydi. Kros, teknenin ucunda oturmuş, elindeki hançeri bir taşa sürterek biliyordu. Cırr... cırr... Ses beynimin içinde yankılanıyordu.
"Zamanı geldi Elinda," dedi ayağa kalkarak. Sesi, rüzgarın uğultusuyla birleşiyordu. "Sahra artık nefes alamıyor. Senin pulların ve o içindeki mor zift... O bir iksir olacak."
"Beni öldüreceksin," dedim, sesim bir fısıltıdan ibaretti.
"Hayır," dedi Kros, dudaklarında çarpık bir gülümsemeyle. "Seni öldürmeyeceğim. Bir sireni öldürmek uğursuzluktur. Seni sadece... hasat edeceğim."
Bacaklarımı suyun içine sarkıttı. Tuzlu su yaralarıma değdiği an çığlık atmak istedim ama ağzımı bir bezle sıkıca bağlamıştı. Derim hızla sertleşti, pullarım tek tek ortaya çıktı. Beyaz, sedef, göz alıcı pullar...
Kros, hançeri kuyruğumun en hassas yerine, pulların deriyle birleştiği o ince hatta daldırdı. Bir çığlık koptu içimde ama dışarı çıkamadı. Hançerin ucuyla bir el genişliğinde deri parçasını, pullarımla birlikte söküp aldı. Kovaya düşen deri parçasının sesini duydum. Şlap. Ardından daha derinlere, etimin içine daldı. İnci ziftini arıyordu. Vücudumun özü, ruhumun yağı... Onu bulup çıkardığında, mor ve yağlı doku parmaklarından akıyordu. Acı o kadar büyüktü ki, bir an ruhumun bedenimden ayrılıp okyanusun derinliklerine daldığını sandım.
İşi bittiğinde, beni kanlar içinde o kayalığın üzerinde bıraktı. Gitmeden önce, kendi bacağından bir parça deri kesti ve yanıma fırlattı.
"İntikamını almak istersen, bu deri sana kim olduğunu hatırlatsın," dedi ve teknesine binip uzaklaştı.
Kayalıkta yalnızdım. Kanım okyanusa karışıyor, köpekbalıklarını değil, hayaletleri çağırıyordu. Kros'un fırlattığı deri parçasını elime aldım. Sıcak ve iğrençti. Onu ağzıma götürdüm. Dişlerimin arasında Kros’un etini hissederken, okyanusun tanrılarına yemin ettim.
"Senin derini, santim santim... Kendi ellerimle sökeceğim Lord Kros. Ve sen, o acının içinde boğulurken, benim adımı haykıracaksın."
Yaralarımdan akan ziftin bir kısmını yuttum. Hücrelerim titredi. Kuyruğumun altındaki o korkunç yara iziyle, hayata tutunmak için suya daldım. Bir balık gibi değil, bir öç gibi yüzmeye başladım.
Tanrım bu kadında ne
Hey sen hizmettçi
Buyrun efendim
Bu kadında ne
Bilmiyorum efendim geldiğimde kanlar içinde burda yatıyordu
Misafir odasına yatır ve bir doktor çağır
Efendim dilerseniz onu arabacıyla hastaneye götürelim
Hayir misafir odasına götür
Jerom
...
Bu kızda neyin nesi ceneten düşmüş bir meleğe benziyor Aah tanrım bu nasıl bir güzellik beyaz saçlar porselen vücut kalemle çizilmis kadar güzel bir yüz
İyi ama neden sarayın kıyısında böyle yatıyorduki
Şimdi düşününce saray ülkenin ucu buraya yakın tek bir kontluk bile yok ve kıyıya yakın bir ülkeyi bırak tek Bir ada bile yok sonsuz büyüklükte bir okyanus uzanıyor acaba gemisimi alabora oldu.
Tuhaf içimde kıvılcımlar uyandırıyor gözlerini açtığında muhtemelen gittmek istiycektir ozaman kadar onu izleyebilirim en azından
En son annemi yatakta uyurken izlemiştim ki oda ölüm döşeğindeydi
Hey sen doktor geldimi
Evet efendim
Tamam beraber gidelim doktorla
Tanrım bu melekten kızı kim böyle parçalamıştı sol ayağında kocaman bir yara var kim bunu yaparki
Onu yapan pisliği bulup öldürmek istiyorum
Nasıl bu meleğe kıyabilirsinizki
Doktor durumu nasıl
Lordum bu kız çok tuhaf ama hızla iyleşiyor ama bu imkansiz çünkü böyle büyük bir yara ve bu kadar oan kaybından sonra yaşaması imkansız
Ama yaşıycak değilmi
Evet lordum çok yorgun olduğundan baygın akşama doğru uyanır muhtemelen
Arabamı hazırlatın
Emredersiniz efendim.
İçimde suçluluk duygusu vardı gidip mezarlığa özür dilemeliyim sonuçta bugün sözümden dönmüştüm m
Mezarlığa gittim eski eşim orda yatıyordu o tamamen babamın son isteği olduğu için evlendiğim zayıf bünyeli bir köleydi babam ölmeden önce varisimi görmek istemişti annemde ısrar edince bende babamın istediği bir kızla evlendim kız bir köleydi ama yılanlara hükmeden sarsların soyundan geliyordu babam lordluğumuzda bu gücün yayılmasını istediği için o köle kızla evlendim kıza hiç aşık olmadım ki oda hep benden kaçtı
Nitekim daha 20 yaşındayken evlendim kiz sonunda hamile kaldı babam torununu göremedi sefere çıkmıştı ve orda can verdi
Annem bunun acısına dayanamadı halla yatalak olarak yaşiyor eşim 8 ayının sabahında hizmetçileri tarafından yılanlarla sarılı olarak bulundu kızı yılanlardan kurtardık ama kız yüzlerce kez ısırılmıştı o gün sancısı artı bebeğimizi doğdu ama. Bebeği doğuran doktorlar bir bebek olmadığını sadece karnından onlarca ölü ten rengi yılanlar çıktığını anlatı
Eşim haberi alınca beni çağırtı baş ucuna oturdum bana kendisi hakkındaki gerçekleri anlatı o neslinin son kızıymış sürüsündeki tüm erkekler öldurülmüş kadınlarda kaçırılmış öldürülmüş yada onun gibi köle olmuş o soylarının sadece aynı soydan olan insanlar tarafından yayılabildiğini babamın onu satın aldığında yaşamak için yalan söylediğini anlatı esim anlatırken ağlıyordu konusması bitince bana yalvardı ondan başkasına aşık olmamam için
Yalvaran ölmek üzere olan eşimin dediklerini kabul ettim üstelik ogün gördüğüm yılanlar beni cok etkilemişti
Sonunda geldik
Ah şükürler olsun
Ee beni özledinmi ludis senden özür dilemeye geldim beni bağışla bugün kayboluşunun 5. Yılı artık dönsende malisef başkasina aşığim
Evet ludis ben odadan çiktıktan sonra yok olmuştu yatağında yüzlerce yılan vardı hiç öğrenemedim yılanamı dönümüştü yoksa kaçmışmıydı bu bir sirdı
Artik dönebiliriz
Elveda ludis kendine ve yılan çocuklarımıza iyi bak
"Sonunda uyandın," dedi bir ses. Yumuşak, derin ve huzur vericiydi.
Başucumda genç bir adam oturuyordu. Esmer teni, gece kadar siyah saçları ve bakışlarında daha önce kimsede görmediğim bir şefkat vardı. Bu, Jerome’du. Khal Soyluluğu’nun hükümdarı.
"Bana kim olduğunu söylemeyecek misin, küçük melek?" diye sordu gülümseyerek.
"Ben... Adım Carolina," dedim. Sesim pürüzlüydü. Elinda ölmüştü; o kayalıkta, Kros’un hançeri altında can vermişti. Şimdi karşısında duran, hayatta kalmak için yalanlarla örülü bir kozaya sığınan Carolina’ydı.
"Seni kıyıda bulduğumuzda öleceğini sandım," dedi Jerome, elimi tutarak. "Bacağındaki o yara... Onu kimin yaptığını bulup dünyayı ona dar etmek istiyorum."
Jerome bana aşıktı. Bu, bir sirenin en büyük silahıydı ama ilk defa bu silahı kullanırken canım yanıyordu. O temizdi, dürüsttü ve kalbi genişti. Ama odanın köşesinde duran yaşlı bir hizmetçinin bakışları üzerimdeydi. Jerome odadan çıktığında kadın yanıma yaklaştı.
"Güzel görünüyorsun 'Carolina'," dedi kadın buz gibi bir sesle. "Ama bu sarayın duvarlarında sadece sen gizemli değilsin. Buranın eski leydisi Ludis de senin gibi bir sırla gitti."
"Ludis mi?" diye fısıldadım. Kros'un şatosundaki tek dostumun adını duymak tüylerimi diken diken etmişti.
"Evet. Yılanların kraliçesiydi o. Beş yıl önce yatağında yüzlerce yılanla birlikte buhar olup uçtu. Jerome onun öldüğünü sanıyor ama yılanlar asla ölmez, sadece deri değiştirirler."
Karnımdaki Zehir ve İlk Gece
Jerome ile geçirdiğim haftalar, hayatımın en huzurlu ama en korkunç günleriydi. Çünkü her sabah uyandığımda karnımdaki o ağırlığın biraz daha arttığını hissediyordum. O sağır devin, Kros’un emriyle bedenime bırakt sağır kölenin biraktığı o "leke" büyüyordu.
Bir gece, Jerome beni akşam yemeğinden sonra odasına çağırdı. Kararlıydı. Gözlerinde, bir kadını sadece arzulamak değil, ona sahip olmak isteyen bir adamın ateşi vardı. Onu kendime bağlamalıydım. Eğer bu çocuk doğacaksa, Jerome onun kendi oğlu olduğuna inanmalıydı.
"Carolina, seninle evlenmek istiyorum," dedi Jerome, beni belimden kavrayarak. "Geçmişin ne olursa olsun, sen benim hayatımın güneşisin."
O gece Jerome ile birlikte olduk. Bu, Kros’un veya o sağır adamın yaşattığı gibi bir işkence değildi; Jerome’un dokunuşları iyileştiriciydi. Ama sevişirken bile aklımda tek bir şey vardı: Yatağa sürdüğüm parmak kanım. İlk gecemmiş gibi görünmeliydim.
Sabah uyandığımızda Jerome, yatağın üzerindeki o küçük lekeyi gördüğünde beni kucağına aldı. "Artık tamamen benimsin," dedi.
Ama bir sorun vardı.
Jerome banyoya gittiğinde karnıma dokundum. İçerideki varlık tepki veriyordu. Bir siren bebeği değildi bu; bir insan da değildi. İçimde soğuk, ağır ve sanki kalbi atmayan bir şey vardı. Sarangat... Henüz ismi yoktu ama varlığı ruhumu karartıyordu.
Elinda hep yakalanma korkusuyla yaşadı ama yakalanmadı jerome ile evlendi 2 senedir evlilerdi kralıktan kimse onu tanımıyordu elinda bir bebekleri olucağını jerome söylediğinde jerome onu hediyelere boğmuştu acaba bebeğin sağır bir köleye ait olduğunu anlasaydı ne yapardi bebeği öldürümüydü peki ya elindaya ne yapardi bu bilinmezdi
Bebek bir erkekti tuhaf bir biçimde kırmizı gözlere sahipti elinda lordla hiç bir iliskisi olmadiğı icin ve bebek ona lordu hatırlatiği için
jeromdan bebeğin göz renklerinin değiştirilmesini istemişti jerome şaşırsada elindayı reddetmedi bir şekil değiştirici isteti şekil değiştiriciler organalra büyüler yapıp onu kısa vadeli değiştirebiliyorlardi
Elinda oğlunun gözlerini jeromunki gibi kahve yapmiştı bu büyü 3 senelkiti Elinda bebeğine jeromun babasinı adinı verdi Sarangat
Elinda sarayda mutluydu ve güvendeydi
Oğlundan 4 ay sonra vicdanın rahatlatan bir olay oldu tekrar hamile kaldı sevdiği adamdan olan bu çocuktan ümitliydi jerome dogumun üstüne olan gebelikten o kadar mutluyduki saraydan çikmıyordu
ama elinda
gebeliğinin 8 ayında korkunç bir şey yaşandı
Bir sabah kendisinin bağlı buldu demeki sıri ortaya çıkmıştı jerome onu katledicekti
ama iş böyle değildi
Bunu onu sürükleyerek dışarı çikardıkları sırada farkettmişti çünkü jerome hapisti geri kalan herkes ise bir adamı dinliyorlardı Elinda sesi tanıyordu ama söylemeye cesaret edemedi kalbi ağırlaştı
Babası ve yeni eşi jeromun tüm halkını büyüyle etkiye almiştı iyi ama bunu kraliyet öğrenirse tüm soylulugu katlederdi neden yapıyorlardı bunu.
Öğrenmesi çok surmedi babasi gelip onu aldi ve bir at arabasına bindirdi
Elinda neden kaçtın senin yüzünden oğlumu esir aldilar tüm mal varlığıma el koydu kocan neden yaptın kizim bu kadar bencil olmak zorunda mısın
Elinda göz yaşı döktü cevap vermedi sadece ölmek istiyordu lanet babasi ondan nefret ediyordu ve kros o lanet adam onu bulmuştu demek ne olucaktı babası konusmaya devam etti
Elinda bunu düzeltmek icin bir şansımız var halla kocana geri dön onun senin İçin belirlediği cezayı kabulet bu sayede ailemiz kurtlulur hem bu ulusuda büyümüz altında kalmaktan kurtarirsın
Elinda cevap vermedi sadece ağladi babasi vicdan azabı çekiyordu bir daha ikna ettmek için konuştu
Kızim kocan eger bu halkı büyülemezsek oğlumu ve halkımızı katl edicekti lütfen bak hem o seni seviyor baksana seni ta ne zamandır arıyor bak eminim sadece karnındaki piçi öldürür ve sana verebileceği en düşük cezayı verir
Elinda göz yaşlarını sildi konuştu ilk kez
Eğer bir daha bebegime piç dersen o lanet oğlunuda senide. Gebertirim beni Krosa götur onunla konusucam
Elinda o da bunu istiyordu kizım ama lütfen onu sinirlendirme sadece bir kez olsun bencilik yapma
Elindanın tek pişmanlığı o gün ölmekten kurtulmasıydi
Mutluluğumuz, bir sabah ufukta görülen siyah yelkenlerle son bulmuştu
Kros gelmişti. Babamı bir kukla gibi yanına gitti Jerome’un sınırlarına dayanmıştı.
"Jerome!" diye haykırdım, sarayın balkonundan orduları izlerken. "Gitmelisin, kaçmalısın!"
"Ben hiçbir yere gitmiyorum Carolina," dedi Jerome, kılıcını kuşanarak. "Seni ve oğlumuzu o canavara vermeyeceğim."
Ama Kros’un yanında getirdiği askerler değildi. Babamın sadece , elindeki asayı denize vurmasiyla Jerome’un halkı bir anda zihinlerini kaybetti. Herkes Kros’un önünde diz çökmeye başladı.
"Carolina!" diye bağırdı Kros, sesi rüzgarla her yere yayıldı. "Ya o sahte hayatını bırakıp geri dönersin, ya da Jerome’un başını kendi ellerimle bu kumlara gömerim. Karar senin, sevgili eşim."
Jerome zindana atıldığında, ona veda etmek için yanına gittim. Ağlıyordu. "Bana her şeyi anlattın," dedi hıçkırarak. "Uykunda sayıklıyordun... Kros’u, pullarını, okyanusu... Seni kurtaramadım Elinda."
"Beni affet Jerome," dedim parmaklıkların ardından. "Seni ve çocugumuzu korumak için gitmeliyim."
Evet, Jerome’dan olan gerçek çocuğum, 8 aylık hamileydim. Kros beni at arabasına bindirip götürürken, Jerome’un pençelerini çıkardığını ve bir aslan gibi kükreyerek askerlere saldırdığını gördüm. Ama bir sirenin büyüsü onu uyuttu.
Arabada Kros’un yanına oturduğumda, bana iğrenerek baktı. "Bir de o piçten hamile mi kaldın?" dedi karnıma bakarak.
"Onun adı Jerome," dedim dik bir sesle. "Ve o, senin asla olamayacağın kadar büyük bir adam."
Kros güldü. "Göreceğiz Elinda. Göreceğiz. Önce o karnındakileri hasat edeceğim, sonra da seni mahzene gömeceğim."
Kros gelip yanıma konuşmaya başladı
elinda annenden sana gecen bir gen hastalıklara iyi gelmiyor bildiğin diriltme ilacı bu eşsiz o piçi hemen öldürüp bir an önce kralımiza bir melez varis vermelisin
Bebeğime bir daha piç dersen kendimi öldürürüm
Sakin ol karıcığım sadece elimi tut ve gidelim
Bir şartim var jeromu ve hanedanlığını serbest birak ve jeroma veda ettmeme izin ver
Tek şartın bumu peki babanın hanedanlığı
Ve bir şartım daha var bebeğin doğmasina izin vericeksin onu bu kralığa bırakıcam ve büyük oğlum sarangati yanıma alıcam babamlara gelince Onunla istedigini yap sadece bana jeroma veda ettmeme izin ver
Anlaştık karıcığım yarına kadar zamanın var yarın askerlerimi burdan çekicem ve beraber evimize gidicez ama eger kendine zarar verirsen öldurmeye jeromdan başlarim
Elinda çıkınca jeormun yanına gitti lanet bir hapis odasindaydi jerome Elinda biricik kocasina baktı ona sarildı öptü jerom ona sarılmıştı elinda ona gittmesi gerektigini anlati
Jeorome sebebini sorunca dayanamayıp tüm olanları anlatı jerom elindaya sarıldi
Elinda biricik eşim ben bütun bunları zaten biliyorum uykunda bana herşeyi anlatıyordun
Elinda jerom sarildi ona Krosla konuştuklarını anlati
Jerom ağlamaya basladı seni koruyamadim Carolinam yani elindam beni bağısla lütfen
Seni tüm kalbimle seviyorum seni asla unutmuycam lutfen sende beni unutma yeniden evlenebilirsen evlen ve mutlu ol beni bir sabah güneşiyle buldum bir akşam karanlığında hatirla
Seni seviyorum ama unutma hayatın bittmedi bebeğimiz doğunca onu sana vericem bebeğimize iyi bak jerom
Elinda lütfen baska bir yolu yokmu
Hayir jerom yok
Elinda beni affet lütfen
Hayir jerom bu olanlar benim suçum keske seninle daha erken tanişsaydim seni seviyorum seni tüm kalbimle seviyorum
Jerom cevap vermedi Elindaya sarıldı taki ayrilma vaktine kadar o zaman geldiginde askerler ikisini zorla ayirdı
Elinda ilk kez orda jeromun gücünü kulandığıni gördü
Biricik jeromu bir pençe reisiydi askerlerin üçünü aynanda. Öldürdü heyvansi pençesi digerine yönelmiştiki sirenlerden biri onu uyutu
Jerom uyandığında sabah olmuştu odasindaydi ama elinda yoktu. Ne elinda nede üvey oğlu sarangati
Jerom hıçkıra hıçkıra ağladı
Leydim lordumiuz yemeğe inmenizi istiyor
Geliyorum
Krosun yuzü güluyordü Elinda 1 aydir ordaydi yakinda doğuracakti her ne kadar piç çocuk onu sinir ettsede buna değerdi
Elindanın gücu sayesine dogacak melez çocuklari olağanüstü güçlü olucakti kendisinin bir gücü yoktu bu yüzden melez çocukları takintı edinmişti sarangatı kıskanıyordu çünkü biliyorduki metresiyle olan kizi laristen çok daha güçlüydü
Laris zayıf bünylei bir kurt kizi olmuştu ama gelecek vadediyordu
Çok geçmeden elinda indi hiçbir şey demeden masaya oturdu ve konuştu
doğumumu kendi ailemin yaninda yapıcam bebeğimi jeromla gorüsmeden onun askerlerine verildiğine ve onlarin güvenle oraya ulaştıgından emin olucam aksi takdirde
Bunlar anlaşmamızda yoktu elinda
Bunlar sizden son isteklerim sonrasinda melez çocuklarınızi doğurucam
Öyle diyorsan anlaşsık karicığim hizmetci larise yemek yedir ve şu oğlana da
Krosun sarangatı kıskandiğinı biliyoruda ama yapıcak bir şey yoktu Kros halla sarnagati jeromun çocugu saniyordu bunu muhtemelen hiç öğrenemeyecekti
Elinda ne kadar istesede zayıf bünyeli laristen nefret edemiyordu onu iyleştirmiş ve jeromla kardeşi gibi büyütüyordu
Günler gecti ve Elind akralığa geldi iki ihtimle karsi iki künye hazırlatı. Birinde Carolina diğerinde. Mark yaziyordu
Bebegini doğurdugu anda elinden alınacagını biliyordu ama başka çaresi yoktu ve dogum basladı Elinda icin saatler sürdü bunu sebebini dogum bittiginde anlamıştı ikizleri doğmutu biri kız beyaz saçlara ve jeromun kara gozlerine sahipti digeri bir erkekti jerom gibi siyah saçları ve elindanın gri gözleirne sahipti beyaz bebeklerini öptu iki künyeyide boyunlarina takti ve daha koklayamadan bebekler elinden alındı bebekler jeroma ulaştığında jerom diken üstündeydi tek dilegi elindanin iyi olmasıydi birde bebegin kız olmasini ve elindaya benzemesini istiyordu
İkizleri görünce gözyaşlarını tutamadı isim künyelerine baktı ve saatlerce bebeklerini izledi bebekler jeroma tekrar hayata tutunma ihtiyacı vermişti elindadan sonra ilk kez mutlu olmustu elindaya sadik kaldi ve bebeklerin kızı Carolina erkege Mark adını verdi bunlar yaşanirken Elindanın durumu fenalaşmıştı
Sebebi lordu
...
Lord Elinda eve döndüğünde çılgına döndü Elidanın doğurduğu ikizler bu imkansizdı ikiz bebekler inanilmaz iki gücün kesiştiği zamanlarda doğardı kıskançlık onu çıldırtmiştı elindanin oğlu sarangatı hapsetti daha yürümeye yeni baslayan bebek aglıyordu ama boşunaydı
Elinda dönmüştü ikiz bebekler onu yormuştu ve çok kan kaybettmişti ama mutluydu jeromu mutlu edebilcekti ama odaya döndüğü anda intikam hirsla yanan kırmızı gözlerini gördü
Lord delirmişti elidnayı odasına hapsetti üzerine atıldı
....
Lord Elindanın konusmasını doğumdan yeni çıkmasını umuradan elindanın elbiselerini yirtı elindaya tecavüz etti oda kan gölüne dönmüştü lord durmuyordu Elinda yorgunluk ve kan kaybına dayanamadi ve bayildı lord durmadi taki bitap düşene kadar ne yaptigını fark ettmişti ama çok gecti odadaki kan kapıya kadar ilerlemis kapını altindan dişarı akıyordu dışarı çıktı giyinmeden hizmetciler ve askerler kapıya dayanmıştı
Lord hemsire doktor diye bağırdı doktor geldi elindanin durumu kritikti tüm rahmi mahvolmuştu doktor lorda bunu açıkladığında lord doktorun boynuna atildi
seni öldurürum ne demek yani bu nolucak
Lordum leydinin rahmi parçalanmış ve yumurtaliklari aşırı baskıdan erkenden dökülmüş üstelik bu olağanüstü kan kaybı leydinin yaşayabilecegini bile düsünmüyorum
Peki iyleşirse doğurabilir mi
Üzgünüm lordum leydimin hem rahmi hemde yumurtaliklari mahvolmuş birdaha hamile kalması imkansiz
Lord yaptiği hatayi anladi ama cok geçti Asla güçlüelezleri olamazdi bir ümit elindaya kendi incil ziftini be pullarinı yedirirse elindanın iyleşecegini ve bebek doğurabilecek bir hale gelebileceğini düşünüyordu ama bir sorun vardi Elindanın kuyruğu olusmuyordu lord üstune su döktü onu nehre atti ama hicbir işe yaramadi elindanın kurugu bir daha oluşmadı yaraları iylesmeyi reddediyordu
Bunun sebebini sadece elinda biliyordu Elinda vücudunu kontrol edebiliyordu ve şuan tek istediği ölmekti bu yüzden kendini iyleştirmiyordu kuyruğu ise gücü tükendiği icin olusmuyordu lord Elindanın ölücegine emindi onu ailesine geri verdi tek şartı o nasil mutlu olmuycaksa
Elindada jeromla mutlu olmiycaktı Elindanın yerin altinda bir mahzene hapsedilmesini söyledi elindanın babasina babası kabul etti jerom herşeyden habersizdi
Lordun 1 seneden sonra sarangatın ağalyışlarina bir gün dayanamadi ve sarangatı getirti bebek ağlamaktan yarı ölüydü
Oan lordun aklina müthiş bir intikam geldi bebegi geri vercekti ama önce ....
En süslü kılicını aldı sarangatın çenesini sıktı bebek ağzını açtığinda elini bebegin ağzına soktu dilini çekti ve çakısıyla dilini kopardı dili bir kovaya koydu bu kova elindanın pularini koydugu kovaydı bir gün bu kovaya tekrar ihtiyaç olucağını nerden bilecekti ki
Sonrasinda sarangatın sağ kolunu kesti kılıcıyla bebek baygındı
Zevkten dört köseydi ama halla doymamıştı bebeğin sol kulağını da kesti parçaları aşçıya yoladı
Bunları pişir bana getir ardından
Aşçı korkarak aldı uzuvlari pişirdi
O gece Kros, bir ziyafet verdi. Karşısında hiçbir şeyden habersiz kızı Laris oturuyordu. Kros, o korkunç eti iştahla yedi. Her lokmada biraz daha güçlendiğini, intikamını aldığını sandı. Bir canavarın, kendi öz evladını mideye indirdiği o gece, gökyüzündeki ay bile utancından bulutların arkasına saklandı.
Gerçeğin Çığlığı
Sabah olduğunda, büyü bozuldu. Sarangat’ın gözlerindeki o geçici kara büyü silindi ve Kros’un o meşhur, kan kırmızısı gözleri ortaya çıktı. Odaya giren Empat, Kros’un önünde diz çöktü.
"Lordum..." dedi Empat, sesi titreyerek. "Büyük bir hata yaptınız. Sarangat... O bir başkasının değil. O sizin öz oğlunuzdu. Kanınızın bağını şimdi hissedebiliyorum."
Kros olduğu yerde donakaldı. Midesindeki o ağırlık, yediği etin her parçası bir anda zehre dönüştü. Kendi oğlunun dilini koparmış, kolunu yemişti. Bir yamyama, bir evlat katiline dönüşmüştü.
Kros tek kelime ettmeden Elindanın bulunduğu yere gitti elinda
. Parmaklıkların arkasında, yarı ölü bir halde yatıyordum.
"Biliyordun!" diye bağırdı, sesi bir hayvanın iniltisi gibiydi. "Onun benim oğlum olduğunu biliyordun ve sustun!"
Gözlerimi yavaşça açtım. Kan sızan dudaklarımla gülümsedim. "Sana söylemiştim Kros... Kendi yarattığın cehennemde yanacaksın demiştim. Afiyet olsun, Lordum."
Kros, sarayına geri döndü sarangat artık ağlayamzdı ama lord onun sesini duyar gibiydi
o dehşetle şatonun surlarına koştu. Aklında sadece Sarangat’ın dilsiz, kırmızı gözlü bakışı vardı. Kendini boşluğa bıraktığında, geride sadece paramparça bir krallık ve ölümü bekleyen bir Siren bıraktı.
Birinci Kitabın Sonu: Küller Arasında
Sarangat, dilsiz ve tek kollu bir halde, bir hizmetçinin kucağında Elinda'nın babasına gönderildi. Elinda ise yerin yedi kat altındaki o karanlık mahzene zincirlendi.
Gözlerini kapattığında aklında tek bir görüntü vardı: Jerome’un kucağındaki ikizler.
"Bekle Jerome," diye fısıldadı karanlığa. "Bekle... Deniz henüz son şarkısını söylemedi."