Saraydaki maskeli silüetlerin arasından süzülerek geçtim ve duvardaki bir tuğlayı çekerek tüneli açtım.Tünelin sonuna gelince hemen önümde duran kapıyı aralayarak babam Kral Alistair 'in odasına girdim.Maskemi indirdim,herhangi bir duygu içermeyen o soğuk,mavi gözlerimle babama baktım.
"Beni çağırmışsınız."
Babam Kral Alistair o kadar uzun olmayan sakalını sıvazladı.Bunu genellikle kızını kullanacağı ve bir görev vereceği zaman yapardı.
"Evet,sevgili kızım.Sana vereceğim bir görev var.Otur hadi."
Yaklaşıp koltuğa oturdum.Gözlerimi bir süreliğine odada gezdirdim.Duvarda asılmış geyik kafaları, kılıçlar ve Wildshield Krallığı'nın bayrağı vardı.Babama döndüm.
"Dinliyorum."dedim ciddiyet dolu bir sesle.Babam ve devletim için yaptığım görevlerden, aldığım canlardan, attığım oklardan ve savaştığım cephelerden dolayı süreklileşmiş bir ciddiyetti bu.
" Stormborn Krallığını topraklarımıza katma çabamdan haberdarsındır.
Yakında onlar ile savaşa girmeyi ve o verimli toprakları fethetmeyi planlıyorum.Komutan olarak taktik geliştirmem için onların bilgilerine ihtiyacım var.Bu akşamki davette Stomborn kraliyet ordusunun komutanı Kaelric Valgard da var.Senden istediğim,ona kimliğini söylemeden yakınlaşman ve savaş taktikleri hakkında bilgi getirmen.Kısacası Kraliyet için casusluk yapacaksın."
Babam konuşurken masaya göz gezdirdim.Küçükken düşmanlarımız tarafından boğazı kesilerek canice öldürülen annem Elariel'ın resmini görünce boğazım düğümlendi,göğsümde sert bir sıkışma hissettim.Küçükken babasının her gün ağladığını gördüm. Demek ki sevdiğini kaybetmek böyle bir şeymiş.Babamı dinledim, bakışlarımı ona doğru çevirdim.
"Peki, bunu yapacağım."diyerek onayladım.Basit cevabım babamın alıştığı bir şey olduğu için herhangi bir tepki göstermedi.Sadece gitmem için eli ile kapıyı işaret etti.Bu işaret ile masadan maskemi alıp kapıdan çıktım.Tünelde yürüdüm, çıkınca kimsenin görmediğinden emin olduktan sonra o tuğlayı yerine iterek tüneli kapattım.Sahte,zengin olduğunu belli eden kahkahalar saçan kızlarla çevrilmiş kibirli aristokratların arasından geçerek Kaelric'i aradım.Balkonda uzun,geniş omuzlu,ensesine gelen saçları olan, buğday tenli,oldukça yakışıklı bir adam gördüm.Yaklaştım,yanına gelip elimi mermer balkonun korkuluklarına koydum.
"Baloları oldum olası sevmemişimdir.
En çok sahtelik içeren yerler."
Kaelric başını bana çevirdi,kaşlarını hafifçe çattı.Oldukça yakışıklı bir yüzü olduğunu fark ettim.Sert yüz hatlarında yüzüne oldukça uyan burnu,mavi ve yeşilin ortasındaki bir tonda,yaşımın on katı kadar savaş görmüş olan gözleri,yüzüne düşen dalgalı,koyu kahverengi saç tutamları,ortanın biraz üstünde kalınlıkta olan kaşları ve belirgin çene hatları ay ışığında iyice belli oldu.Etkilendiğimi belli etmemek için hafifçe doğruldum.Sonunda konuşmaya tenezzül etti.
"Neden?Aslında sizin gibi bir hanımefendinin bu baloda kendine uygun bir aristokrat eş adayı aramasını beklerdim."dedi.
Başımı tamamen ona çevirdim.Saçlarım rüzgârda hafifçe geriye savruldu."Sahte,samimi olmayan kahkahalarla yapılan ve komik olmayan boş,politik sohbetler,zenginlik adı altında aslında yalnızca tadı sevilmediği için kadehlere az konulan içkiler,pahalı şöminelerin ışığında sosyete uğruna geçen boş hayatlar.Aslında nedeni çok basit, sadece akşam olunca aynada gerçek kendilerini görmekten korkuyorlar.Ayrıca ben de sizin gibi bir beyefendinin kendine varis verecek ve işlerini yapacak uygun bir eş aramasını beklerdim.Ama galiba özgüveniniz bu alternatifi pek mümkün kılmıyor olacak ki balkonda oyuncak kılıcı elinden alınmış bir çocuk gibi oturuyorsunuz."
Kaelric dikkatlica dinledikten sonra bu lafıma gür sesiyle bir kahkaha attı.Gülmeyi bitirdikten sonra konuşmaya başladı;
"Mizah yeteneğiniz takdire şayan, hanımefendi.Sözlerinize bakılırsa balolardan nefret ettiğini söyleyen birine göre oldukça fazla baloya gittiği için gözlem yapmış birine benziyorsunuz.Aslında itiraf etmek gerekirse haklısınız.Ben de sizin fikrinize katıldığım için balkonda bu sıkıcı balonun bitmesini veya ciddi anlamda sohbet edebilen birini bulmayı bekliyordum.Kılıcım elimden alınmadı,zaten almaya çalışan biri olursa kellesi anında gider."bir süre ikimiz de göz teması kurduk.Tekrar konuştu."Size hanımefendi diye hitap etmeye devam mı etmeliyim yoksa bana isminizi bahşedecek misiniz?"dedi.Yüzüme 20 yıldır neredeyse hiç gözükmeyen bir tebessüm yayıldı.Gamzelerim yanaklarımda hızla belirdi.
"Ben Ophelia.Ve hayır,henüz 5 dakikadır tanıştığım biriyle el sıkışmak istemiyorum."dedim.
Kaelric hafifçe güldü.
"Kaelric.Kaelric Valgard.Stormborn Kraliyet Ordusunun komutanıyım."dedi.
Kaşlarımı hafifçe çatarak göz devirdim.
"Ünvanınızı söyleme isteğinizin sebebi nedir?Onunla gurur duyduğunuz için mi yoksa bir hanımefendiyi etkileme arzunuz için mi?Şahsen hiçbirini tercih etmem çünkü tamamen kabalık.Ayrıca ikincisi ise başarısız oldunuz çünkü rütbeniz umurumda değil."dedim.
"Öyle mi?Aslında amacım göz korkutmaktı ama bu özgüveniniz çok komik.Birini etkilemeye çalışsaydım bu kesinlikle siz olmazdınız.Kısacası tipim değilsiniz.Kriterlerim çok daha yüksek."ikimiz de gülmeye başladık."Tanıştığıma memnun oldum." Dedi.
"Ben de."dedim,kısaca.Tam tekrar konuşacakken bir asker gelip kulağına birşeyler fısıldadı.Onları izledim,yüzü aniden ciddileşti.Askere bakıp başını salladı.Sonra bana döndü.
"Gitmeliyim, Ophelia.İyi geceler."dedi,hızla uzaklaştı.Derin bir nefes aldım.Odama çıktım ve günlüğümü açıp herşeyi yazmaya başladım.