İçeriğe geç

KAN VE KÜL AKDİ

Bölüm 1 · 2 dk okuma

KAN VE KÜL AKDİ

Bölüm 1

GÖLGELERİN GÖLGESİ

​BÖLÜM 1: GÖLGELERİN GÖLGESİ
​Sis, Oakhaven Vadisi’nin üzerine simsiyah bir tül gibi çöktüğünde gece yarısı henüz geçmişti.
​Elena, ahşap masasının üzerindeki kurutulmuş kurukafa otlarını hızlı parmaklarıyla ayırırken dışarıdaki rüzgârın uğultusunu dinliyordu. Ormanın derinliklerinden gelen bu rüzgâr, her zaman bir şeylerin habercisi olurdu. Ama bu gece koku farklıydı. Havada metalik, keskin ve yakıcı bir koku vardı: Taze kan ve ozon.
​Masasındaki gaz lambasının alevi aniden titredi ve mor bir renge büründü. Elena’nın ense tüyleri havaya kalktı. Kalbinin ritmi hızlanırken elindeki gümüş haşlama bıçağını sıkıca kavradı.
​"Biliyorum," dedi Elena, sesi karanlık odada yankılandı. "Sınırı geçmek ölüm cezasıdır, Gece Soyu."
​Odanın karanlık köşesindeki gölgeler dalgalandı ve biçim aldı. Bir insan formuna bürünen karanlığın içinden Kaelen adım attı. Kusursuz, mermer kadar pürüzsüz yüzü, fırtınalı bir deniz rengindeki gözleri ve siyah kadife peleriniyle bir kâbus kadar güzel, bir ölüm kadar gerçekçiydi. Silah olarak kullandığı uzun parmaklarında taze kan izleri vardı.
​"Küçük şifacı," dedi Kaelen. Sesi, kadife bir kılıfın içine gizlenmiş keskin bir çelik gibi pürüzsüz ve tekinsizdi. "Beni tanıyorsun ama yine de kalbin bir ceylanınki gibi çarpıyor. Korkudan mı... yoksa varlığımdan mı?"
​Elena geri adım atmadı. Bıçağı Kaelen’in göğsüne doğru doğrulttu. "Arazime izinsiz girdin. Sürünün sınır muhafızları seni hissettiğinde bu çatı altında bir vampir kalıntısı bile kalmayacak."
​Kaelen alaycı bir gülümsemeyle Elena’ya doğru bir adım attı. Aralarındaki mesafe kapandığında havaya yayılan o garip, karşı konulmaz çekim Elena’nın nefesini kesti. Kaelen’in gözleri Elena’nın boynundaki atan damara kaydı, ardından gözlerine odaklandı.
​"Sürü mü?" Kaelen tek bir hareketle Elena’nın gümüş bırakan elini kavradı. Gümüş tenini yaksa da yüzündeki ifade bozulmadı. "Arandığımız o vahşiler seni koruyamaz Elena. Çünkü onlar bile senin aslında ne olduğunu bilmiyorlar."
​Tam o anda, evin ahşap kapısı devasa bir darbeyle yerinden söküldü.
​İçeriye giren fırtınayla birlikte devasa, amber gözlü bir gölge belirdi. Saniyeler içinde kemiklerin çatırdama sesi odayı kapladı ve kurt formu bozulup devasa bir adama dönüştü. Gideon, göğsü hızla kalkıp inerken kör edici bir nefretle Kaelen’e baktı.
​"Elini onun üzerinden çek, emici," dedi Gideon. Sesi gırtlaktan gelen bir kükremeyi andırıyordu. Sırtındaki yaralardan kan akıyordu ama bakışları sadece Elena’nın üzerindeydi. "Yoksa o mermer kafanı gövrenden koparırım."
​Kaelen sakince Elena’nın bileğini bıraktı, ama gözlerini ondan ayırmadı. "Geç kaldın Alfa. Üstelik kendi halkının sana kurduğu tuzaktan kurtulup buraya kadar gelmen bile bir mucize."
​Elena dehşet içinde Gideon’a baktı. "Gideon! Yaralısın..."
​"Sana dokundu mu?" diye gürledi Gideon, Kaelen’e doğru tehditkar bir adım atarak. "Elena, geride dur. Sınırı ihlal etti. S Konseyi’nin emri net: Gece Soyu bu topraklara basarsa kanı dökülür."
​"O zaman dök," dedi Kaelen, dudaklarında tehlikeli bir tebessüm belirirken. "Ama önce Elena’ya neden yıllardır ona gerçeği söylemediğini anlat. Neden onun damarlarındaki kanın Gece Sarayı ile Sürü arasındaki tek kilit olduğunu gizlediğini açıkla."
​Elena ikisinin arasında yükselen bu ölümcül gerilimin ortasında donakaldı. Bakışları Gideon’ın suçlulukla gölgelenen gözleri ile Kaelen’in karanlık ve sır dolu tebessümü arasında gidip geldi.
​Dışarıda, ormanın derinliklerinde yüzlerce kurdun uluması yankılandı. Ama bu bir devriye uluması değildi. Bu, bir av ulumasıydı... ve hedefte Oakhaven vardı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.