İçeriğe geç

Kan ve güller VAMPİR AŞKI

Bölüm 16 · 3 dk okuma

Kan ve güller VAMPİR AŞKI

Bölüm 16

P.

Hunter’ın kükreyişi dağ evinin ahşap duvarlarında yankılanırken, Millie alkolün yarattığı sersemlikle adeta meydan okurcasına diklendi. "Bana bağıramazsın! Sen yokken köle gibi evde oturacak değilim!" diye çıkıştı genç kız, gözlerindeki inatçı pırıltıyla.

Ancak salondaki bu fırtına, Benji’nin sert ve keskin bir hamleyle araya girmesiyle aniden boyut değiştirdi. Benji, arkasından gelen Selena’nın kolundan tutarak onu hafifçe geriye çekti ve yüzündeki tüm alaycı sırıtışı silerek doğrudan kardeşiyle göz teması kurdu.

"Kesin artık!" diye araya girdi Benji, sesi öfkeden ziyade derin bir telaş ve aciliyet barındırıyordu. Hunter’a dönüp sertçe başını salladı. "Hunter, boşuna geriliyoruz. Zamanımız yok! Onları az önce sınırdan geçerken yakaladık ama asıl mesele bu değil."

Hunter, hâlâ öfkeden titreyen ellerini Millie’nin kolundan yavaşça gevşetti. Gözlerindeki o korkunç yakut kırmızısı parıltı, kardeşinin yüzündeki panik ifadesini görünce hafifçe soldu. "Ne demek zamanımız yok, Benji? Ne oluyor?"

Benji derin bir nefes alarak salondakilere baktı. "Kuzey’deki ritüel sırasında sadece bizim lonca yoktu. Konseyin en derin katakomplarında... Yüzyıllardır mühürlü olan, adını bile anmaya korktukları o lanetli mezarlar açıldı."

Selena, duyduğu şeyin ağırlığıyla elini ağzına götürdü; gözlerindeki yeşil ışıltı korkuyla büyüdü. "Lanetli mezarlar mı? Yok artık... Onlar binlerce yıl önce yok edilmiş en karanlık, en acımasız vampirlerdi!"

"Evet," dedi Benji başını sallayarak. "Ve sadece serbest kalmadılar... Vampirlerin asıl doğduğu, o kadim ana toprak olan Falls Eyaleti’ne doğru yola çıktılar. Şu an kaldığımız bu topraklar, onların ilk hedefi. Konsey bizi bunun için alelacele çağırmıştı ama biz haberi alır almaz oradan kaçıp koştuk. Çünkü burası, o yaratıkların ilk basacağı yer!"

Odadaki hava bir anda buz kesti. Az önceki kıskançlık kavgaları, yasaklar ve öfke, yerini devasa ve ölümcül bir tehlikenin o boğucu sessizliğine bıraktı. Hunter, duyduğu bu haberle birlikte Millie’ye baktı; genç kızın sarhoşluğu, tehlikenin büyüklüğü karşısında bir anda buharlaşıp gitmişti. Hunter’ın yüzündeki o öfkeli maske yerini derin bir endişeye bıraktı ve ellerini nazikçe Millie’nin omuzlarına koydu.

"Özür dilerim..." diye fısıldadı Hunter, sesi bu kez çok daha yumuşak ama kırılgandı. "Sadece... Seni kaybetmekten korktuğum için öfkelendim. Ama burası artık güvenli değil."

Ortamdaki o gergin ve sert enerji yavaşça sakinleşirken, yaşanan adrenaline daha fazla dayanamayan Selena hafifçe esnedi. "Tamam fırtına dindiğine göre, bu kadar kıyamet senaryosu bana yeter. Sabah bu lanetli mezar meselesini tartışırız, ben uyumaya gidiyorum."

Millie de kafasını sallayarak Selena’yı takip etti. İki kız merdivenleri tırmanıp odalarına çekildiler ve kendilerini yatağa bıraktılar.

Yorgunluktan gözleri kapanmak üzere olan Millie, uykuya dalmadan hemen önce içini sıkan derin bir hüzün hissetti. Aklına, çocukluğunun en güvenli sığınağı olan, yıllar önce kaybettiği anneannesi geldi. Annanesinin o sıcak şefkatini, ellerinin kokusunu düşündü. Gözleri kapanırken odanın tavanı yavaşça silindi ve kendini mistik, uçsuz bucaksız bir rüya aleminde buldu.

Rüyasında, etrafı devasa, parlayan elementlerle çevrili, sisli bir ormandaydı. Karşısında, uzun gümüş rengi saçları rüzgârda dalgalanan ve etrafından sıcak bir ışık yayan anneannesi duruyordu. Anneannesi ona gülümseyerek yaklaştı ve ellerini Millie’nin avuçlarının içine aldı.

"Korkma benim güzel torunum..." dedi anneannesi, sesi rüzgârın ve suyun hışırtısı gibi kulaklarında yankılanarak. "Sen sıradan bir insan değilsin. İçinde taşıdığın kan, bu dünyanın çok ötesinden geliyor. Sen bir perisin, Millie. Toprağın, suyun, ateşin ve rüzgârın o büyük gücü damarlarında akıyor. O karanlık yaratıklar geldiğinde, gerçek gücünü keşfedeceksin."

Anneannesi bunu söylediği an, Millie’nin avuçlarından mavi ve yeşil kıvılcımlar saçılmaya başladı.

Genç kız, gördüğü bu rüyanın yarattığı o garip ve devasa şokla ter içinde yatakta aniden doğruldu. Kalbi göğsünü kafese sığmaz bir kuş gibi çarpıyordu. Odanın loş ışığına baktı, ellerine ellerini sürdü; rüyadaki o karıncalanma hissi hâlâ parmak uçlarındaydı. Zihni tamamen afallamıştı.

Ben... peri miyim? diye geçirdi içinden, gördüğü rüyanın gerçeğe dönüşen o yankısıyla ne yapacağını bilemez halde.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.