Ölüm ve kalım, doğum ve yaşam…ikisi çok uzak ama bir o kadar yakın mesafedir. Bir insan yada ucube bir çok şey hisseder aşk, nefret, mutluluk, üzüntü, kırgınlık ve bir çok şey ama özellikle bir his vardır ki en büyük acıdır hayal kırıklığıbu bir insan ucube yaşlı veya genç fark etmez herkes için aynı acıyı taşır.
Sınıfta ders boyunca yaşananladı düşündüm tuhaftı ama bir o kadar hoşuma gitmişti içimdeki ses bir o kadar heyecanlıydı ama bir o kadar tuhaftı neden Ares’e karşı bir mutluluk vardı ki içimde, diye düşünürken kafama gelen kağıtla kafamı çevirdim Ares gülerek bana attığı kağıda bakıyordu göz devirip kağıdı açtım kağıtta “ne o büyülü yoksa güçlerin Boğalara yetmedi mi?” Yazıyordu sinirle kalemi alıp yazdım “çok konuşuyorsun Kanlı unutma kan olmazsa sen bir hiçsin” yazdım ve kağıdı geri attım içimdeki sesin mutluluğu yine yok oldu ”Aptal! Cidden şu Ares aptal bozuntusu!” diye şikayet ederken Ares’e baktım gözleri bana baktı gözlerimiz kesişti ve bakıştık ne o nede ben gözlerimizi çekmedik ikinizde gözlerimizin tam içine baktık Ares gözlerime daha dikkatli bakıp doğum lekemi inceliyordu sol gözümün üstünde şekilsiz kırmızı bir doğum lekesi vardı ben sevmezdim hatta nefret ederdim o yüzden sürekli makyajla kapatırdım ama Ares her bene baktığında ilk önce gözlerime bakardı bense o karanlık gözleri arasında kaybolurdum en parlak ortamda olsak bile Ares’in o zifiri karanlık gözleri içinde kendimi kaybediyordum bunu bir etkisinin vampir olmasından kaynaklı olduğunu düşünsemde yine de o gözler beni içine hapsediyordu. Zilin çalmasıyla bir an kendime gelip gözlerimi çektim ve ayağa kalkıp Maria’yla bahçeye çıktık bahçede dolaşırken okulun Magazin kaynağı olan Ben’i gördüm “naber?” Dedim gülerek omzuna hafif vurdum Ben gülerek bana baktı anlaşırdık beni severdi tatlı ve neşeli bir çocuktu “%50 iyi %50 sıkılıyorum sevgili Lilith. Ama seni gördüm ve bu iyilik oranım %70 e çıktı” dedi gülerek Ben böyleydi tuhaf ama kitabın tam ortasından konuşurdu gülerek saçlarını karıştırıp yürümeye devam ettim. Bankta otururken Lia hızla geldi ve bize baktı bişey söylemek istiyordu ama ne olduğunu önce sormamız lazımdı ona baktım ve iç çektim “dur tahmin ediyim, Liam’la konuşurken akşam seni kahve içmeye çağırdı ama sen tek başına gidemeyecek olduğun için bizi de çağırıyorsun ve o da arkadaşlarını getirip hem randevu hemde çöpçatanlık yapacaksınız?” Dediğimde Lia kahkaha atarak güldü ve “EVET!” Dedi gülerek etrafında zıplayarak döndü Maria’yla göz göze gelerek güldük. Kafamı iki yana salladım ve ciddi bir sesle “hayır” dedim. Lia yıkılmış gibi bana baktı ve yalvardı “Lilith! Lilith’im en güçlü cadım en iyi cadım!” Dediğinde ona baktım ve “tek cadıyım ben aptal!” Dedim gülerek şuan mutluydum çünkü yaşıyordum nefes alıyordum ve hatta gülüyordum, sevdiklerimle yaz veya kış farketmeksizin birlikte olmak çok hoştu gülüyor ve eğeleniyordum biz canavarlarında duyguları vardı insanların aksine. Onlar bizden daha çok canavardı. İnsanlar, çocuklar, bebekler, hayvanlar ve doğa…onlar hepsine zarar veren iğrenç canavarlardı, onlara göre asıl canavar bizdik çünkü farklıydık ama herkes kendini gizlemeye çalırdı…
Akşam olunca Lia’nin deli hibi ısrarına boyun eğerek yurttan kaçıp gittik. Altıma lacivert İspanyol paça bir pantolon üstüme de tek kol bej bir bluz giymiştim ayakkabı olarakta vanslarımı alıp çıktım çok soğuk olmadığı için ceket almamıştım. Hızlıca yurttan çıkıp tek bacak caddesine doğru gittik aklımda her adımda “neden kabul ettim ki?” Diye geçirirken en sonunda Liam’ı gördük yanında Noah vardı ve sonra arkası dönük olan bize bakınca donup kaldım Ares…onun burda ne işi vardı cidden gelmişti yanlarına gitmeden arkamı dönüp uzaklaşırken Lia kolumu tuttu “Hey nereye?” Dedi hızla arkamı döndüm ve “hastayım gidiyorum ben” diye geçiştirdim Lia sinir ve kırılmış bir yüzle “yemin ederim Ares’in geleceğinden haberim yoktu!” Dedi sorunu anlayarak ona baktım ve “Lia cidden siz eğlenin ben gidiyorum” dediğimde Ares arkadan “git! Bende sana meraklı değilim! Büyücü!” Dediğinde sinirle gözlerine bakıp elimi uzattım gücümle boğazını sıkarak onu duvara yapıştırdım “sakın bir dana bana böyle seslenme kan köpeği!” Diyip boğazını bıraktım. Daha geleli yarım saat olmamıştı ki kavga etmiştik Ares ona kan köpeği dememden nefret edip sinirlenerek beni itip saldırmaya başladığında karşılık verdim diğerleri bizi ayırmaya çalışırken biz çoktan delirmiştik bile Lia ve Maria beni tutmaya çalışırken Liam ve Noah’da Ares’i tutmaya çalışıyordu “bırak!” Diye bağırdım Lia’ya Lia inatla daha sıkı tutup hiç bişey demediğinde Ares’le ikimizde aynı anla onlardan kurtulup tekrar saldırdığımız anda Ares cidden kontrolü kaybetmişti bir anda üstüme saldırıp kolumu ısırmaya çalışırken hızla kafasına vurduğumda dişi etimi kesmişti. Dayanılmaz bir acı ve yanma hissi ile bedenim sarsılırken delirmiştim kolumdan akan sıcak sıvıyı hissedebiliyordum göz bebeklerim büyürken bedenim uyuşuyordu gözlerim önce kararmış sonra bir anda deli gibi açılırken tüm caddenin duyabileceği kadar yüksek sesle attığım çığlıkla Ares bile be yaptığını anlamıştı “AH!” Koluma baktığımda kanlar aşağı akıyordu kolumun içinin neredeyse tamamı kesilmişti Lia ve Maria hızla yanıma gelip kolumu sararken ağlarken gözlerim Ares’e kitlendi normalde yaramı gücümle iyileştirebilirdim ama bir vampir ısırığı için bu geçerli değildi. Gözümü açtığımda hastanede serum bağlı şekilde yatıyordum annem ve babam yanındayken doğruldum “ne oldu?” Dedim birden. Annem ağlayarak doğruldu ve yanıma koştu “güzel kızım!” Dedi ağlarken saçlarımı okşarken kolum sarılı şekilde onlara bakarken kapıdaki camdan dışarı baktım Ares’in orda olduğunu hissediyordum güçlerimi kullanarak orayı görmeye çalıştım ama başaramadım aldığım yara bunu engelliyordu. Annem kolumu tuttu ve “dikkatli ol tatlım hala güçlerin yerinde değil” dediğinde kapı çalındı içeri Ares girince babam hızla ayağa kalktı. “Pislik herif! Ne hakla buraya gelirsin sen?! Kızım ne halde benim?!” Diye bağırırken annem hızla Babamı tutup odadan çıkardı. Ares’e baktım gözleri tuhaftı çok boştu o zifiri karanlık gözlerine bakıyordun yine ama oldukça fazla his barındırıyordu, çatesizlik korku ve pişmanlık bir arada ucubenin en savunmasız olduğu andı. Öyle ki ne yapacağımızdan habersiz çaresizlik içinde kalırdık beyin dururdu gözler boşalırdı kan akışı hızlanırdı beyin düşünmeyi bırakırdı aklını yitirmeye başlardı ve Ares tam olarak öyleydi şuanda. Bana baktı bende ona baktım yanımdaki sandalyeye oturdu yüzüme bakamadı elindeki bir buket karanfili kucağıma kuydu koluma baktı, yumruklarını sıktı ve yutkundu ona baktım ve “Ares-“ derken bir hıçkırık sesi duyunca donup kaldım “Ares?” Dedim tekrar eline damlayan su damlasını hızla sildi ve burnunu çekti. Onunla birlikte gözlerim dolarken içimde bişeyler kopmuştu elini tuttum, irkildi kasları gerildi elini geri çekmek istedi ama başaramadı beyni çekmesi gerektiğini söylüyordu ama kalbi…bilmiyordum. Ares kafasını kaldırınca bana baktı hiç bişey söyleyemedi hıçkırdı ve ağlarken bana baktı elimi uzatıp yanağındaki yaşı sildim ardından gülümsedim “vay be Vampirlerin varisi Ares Salvatore ağlıyor ha? Hemde bir cadı için” dedim alayla. Ares yutkundu ve “korktum aptal! Seni bayılırken kıpkırmızı halde gördüm! Nefesi bile zor alıyordun, kolun kesikti! Ve ben hiç bişey yapamadım en kötüsüde bu zaten! Benim yapmış olmam!” Dedi ağlarken sinirle ona baktım ve güldüm hiç bişey demedim ve ona sarıldım. Bazen en kalpsiz olanlar bile içinde küçük bir çocuğun kalbini taşırdı Ares bunu en büyük örneğiydi benim için Ares benden nefret ettiğini söylemesine rağmen beni önemsiyordu yada beni çok daha iyi yıkmak için güzel rol yapıyordu. Bilmiyordum, ne yapacaktım yada bundan sonra ne olacaktı bilmiyordum ama bildiğim çok iyi bişey vardı. Ben Lilith…Lilith Nightpyre bildiğim tek şey ben ezeli düşmanım olan Ares Salvatore’ye aşık olmuştum.