İçeriğe geç

Kan Mezarlığı

Bölüm 8 · 3 dk okuma

Kan Mezarlığı

Bölüm 8

7

"Peki takan kişinin kalbinde kimse yoksa?" diye sordum.

"Herkesin kalbinde biri vardır." diye cevapladı. Haksızdı.

Herkesin kalbinde sevdiği birisi yoktu. Benim yoktu mesela. Kimseyi kalbime koyacak kadar sevmemiştim. Hatta ben kimseyi sevmemiştim. Muhtemelen ben de kimsenin kalbinde değilimdir.

"Yüzyıllar önce," diye söze başladı. Kolyenin hikayesini anlatacak olmalıydı. "Bir kurt adam Larioventa'yı vampirlerin elinden almış."

"Çalmış." diye düzelttim. Bana ter ters baktı.

"İlk vampir, bu kolyeyi yok edilmeden önce bir büyücünün yardımıyla tasarlamış. İçinde onun kanı bulunuyor. Kurt adamlar Larioventa'yı vampirlere karşı kullanmaya başlamışlar, onları yok etmenin tek yolu buymuş çünkü. Bazı söylentiler, ilk vampirin Larioventa yüzünden yok olduğunu iddia ediyor."

"Vampirleri neden yok ediyorlarmış ki?" diye sordu Lucia. Vampirlere merakı olmasını garipsemiştim.

Drake ona dönerek, "İlk vampirin yok oluşundan sonra vampirler insan kanını sadece zevk için içmeye başlamışlar. Dünya nüfusu hızla düşmeye başlamış. Kurt adamlar da buna engel olmak adına sayılarını önemli ölçüde azalttılar."

"Yani insanları kurtarmak adına bizim türümüzü yok ettiniz."

"Evet." dedi hiç çekinmeden. Hatta sesindeki ton bana bundan gurur duyduğunu düşündürmüştü. "Ama kurt adamların sayısı da feda etmekten azaldı. Biz üreyebildiğimiz için türümüzü devam ettirebildik ama vampirler sadece ısırdıkları ile yetiniyorlardı."

Rahatsız edici bir sessizlik depoyu ele geçirdi. Herkes gözlerini kaçırıyordu, ben ve Drake hariç. Bana, beni anlamaya çalışıyormuş gibi bakıyordu. Sanki aklındaki sorulara bir cevap arıyormuş gibi.

Bende ona bakıyordum, Larioventa hakkında daha fazla bilgi vermesi için. Ama devam etmedi. Sadece bana bakmakla yetindi. Bazı şeyleri kendine saklamak istiyordu sanki.

Karakterimde istediğimi almak vardı ama bu seferlik anlattıklarıyla yetinecektim. Onlara çok fazla istisna yaptığımın farkındaydım, açıkçası bu hoşuma gitmiyordu ama benim diğer herkes gibi yetişmediğimi öne koyarsak biraz çabalamam fena olmazdı.

Hayvan olarak yetişmiştim çünkü beni hayvan gibi kapıya atmışlardı.

"Peki Barnaby neden Larioventa'yı istiyor?" Bunu soran Lucia'ydı.

"Barnaby değil," dedi uzun süredir konuşmayan Gavin. Jace ile duvara yaslanmış şekilde duruyorlardı. "Onun lideri istiyor."

Bende böyle düşünüyordum ki zaten Clarissa bunu ağzından kaçırdığı şey ile doğrulamıştı. Başka biri vardı, bütün bir kurt sürüsünü üzerimize salan birisi.

İçimden bir ses gördüklerimizden daha fazlası olduğunu söylüyordu. Bu gerçekten güçlü biri olmalıydı çünkü bu kadar kurt adamı toplamak kolay iş değildi.

"Barnaby onun sadece temsilcisi," dedi Drake. Bunu yeni öğrenmiyormuş gibi söylemişti. Belki de Clarissa söylediğinde duymuştu ama yine de sormak istedim.

"Nereden biliyorsun?"

Benden bıkmış gibi iç çekti. "Biliyorum, Asena. Sorgulama her şeyi."

Adım ağzından garip bir şekilde çıkıyordu. İsmimin kökenini bilmiyordum ama Antrim'de hiç Asena ismini duymamıştım. Ya başka bir dildendi ya da pek bilinmiyordu.

Annemin 'Asina' diye telaffuz ettiğini hatırlıyordum ve bende bunu kullanıyordum, ne kadar şu anda ondan nefret etsem de.

"Asena," diye düzelttim doğru telaffuzu ile. "Üstelik sorgularım. Soru sormadan nasıl anlayabilirim neler döndüğünü?"

"Benim anlattıklarımla yetin," dedi. Nasıl yapıyor bilmiyordum ama içimdeki o vahşi kişiliği ortaya çıkarıyordu. Genelde zaten dışarıdaydı ama o, birkaç dakikalık sakinliğimde bile onu öldürme isteği ile dolduruyordu beni.

İçimden pençelerimi nasıl boğazına bastırdığımı, onun acı dolu inlemeleri arasında bana durmam için yalvarmasını, Onu tam ısıracakken dudaklarıma gömülmesini...

Tanrım, ne düşünüyordum ben böyle?

O son kısmı yok sayın.

Düşüncelerim yüzünden ortam bir anda sıcakladığında kapıya yöneldim.

"Asena," diye seslendi Drake bu sefer doğru telaffuzuyla. "Nereye gidiyorsun?"

"Hava almam lazım." dedim ve ormana, evime yöneldim.

Ağaçların arasına daldım ve birine sırtımı yaslayarak oturdum. Bunlar o kadar ani gelişmişti ki düşünmeye fırsatım bile olmamıştı. Bacaklarımı kendime çekip kucakladım.

Bana ne oluyordu? Ne düşünmüştüm ben?

Olamazdı. Olmamalıydı. O düşünce çok yanlıştı.

Kafamı kaldırıp gözlerimi ağaçlarda gezdirdim. Hava sisliydi. Etrafı görmek zordu ama yine de ağaçları az çok görebiliyordum. İçimde bir boşluk hissi oluştu, uzun zaman önce hissetmeyi bıraktığım bir şey.

Yalnızlık.

Drake ve arkadaşlarıyla iki gün geçirdikten sonra bu his daha ağır basmaya başlamıştı. Onlar birlikteydi. Yaşadıklarını anlatacak, düşüncelerini, acılarını paylaşacak dostları vardı. Onlar birdi, ben tek. Ben farklıydım. Ucubeydim.

Ve yalnız ve acınası durumda olduğumu kabullenemediğim için onlara yardım etme ayağına kendimi gruplarına sokmaya çalışmıştım. Kendimi iğrenç hissediyordum, ki öyleydim.

Ben bu hikâyenin gerçek kötü karakteriydim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.