İçtiğim sayısız kahve ve ilgilendiğim sayısız hastayla nöbetimi bitirmiştim. Garajda ki motorumun yanına geldiğimde çantamda ki anahtarı aramaya başladım.
Malum uzun süren nöbet için hazırladığım çantam fazlasıyla karışıktı. Çantamda bulamadığım anahtarlarla iyice hırslanarak aramaya devam ettim. Çantayı karıştırırken çalan telefonumla tüm dikkatim dağıldı. Cebimde ki telefonu çıkartıp parlayan ekrana baktım. Aynı hastanede resepsiyon da çalışan arkadaşım Nevra arıyordu.
Hastaneden çıkmadan önce yanına uğramış ne zaman çıkacağını öğrenmiştim. Ayrılalı çok geçmemişti, aramasına şaşırmıştım açıkçası. Hastanede bir sorun çıkmış olabileceğini düşünerek endişeyle açtım telefonu.
Tam endişeyle söze başlayacakken Nevra'nın alaylı sesini duydum.
-Eee motoru çalıştırabildin mi bari?
-Yok, yok anahtarı yok sırf kaybetmemek için kafam kadar anahtarlık taktım ama yine kaybettim lanet şeyi.
-kızım sen bu şansla bugüne kadar nasıl gelebildin ben anlamadım ki, resepsiyona gel anahtarların burda.
-Ne, iyi de ben onları sabah çantamda bıraktığıma eminim.
-Acile gelenlerden bi çocuğu odaya getirmişsin o da haklı olarak kocaman anahtarlığı çantanda görünce merak etmiş almış. Sen odaya bi anda dalınca da korkmuş tabii çocuk, cebine atmış senin anahtarları. Annesi getirdi az önce eve gidince fark etmişler.
-Hadi be! Bunlarda anca benim başıma gelir zaten hastanede birinin başına bir şey gelecek olsa o kişi kesin ben olurum.
-Hadi be kızım ne çok söylendin gel de al şu anahtarları.
-Tamam, tamam geldim bile.
Anahtarlarımın yerini duyduktan sonra hastaneye doğru yürümeye başlamıştım bile. Kısa sürede -ki bunda nerdeyse koşarak gitmemin de etkisi vardı- içinde resepsiyona ulaştığımda Nevra'dan anahtarları kapıp motorumun yanına gitmeye başladığımda Nevra'nın söylenişleri beni durduramadı.
24 Saatlik nöbet sonunda kapanmak için yalvaran gözlerimden özür dileyerek onlardan bir saat daha bana hizmet etmelerini istemek zorundayım. Yoldayken kapanırlarsa bir daha açılamama ihtimalleri vardı. Kısa bir yolculuğun sonunda apartmanın girişine ulaşmıştım sonunda. Sanırım hayatım da aldığım en iyi karar evimi hastaneye yakın seçmekti.
Çantanın ön gözüne bıraktığım - bir daha kaybetmeyi göze alamamıştım- anahtarlarımı alarak apartman kapısını zorlamadan açtım. Hızla merdivenleri çıkarak ikinci kata çıktım.
Karşı daireden gelen seslerle pek fazla düşünmeden karşı dairenin kapısına gittim. Düşünerek vakit kaybetmek istemiyordum. Eğer biraz daha oyalanırsam durduğum yerde uyumaya başlayabiliirdim. Kapıyı olabildiğince yavaş çalarak -uykusuz ve sinirli biri ne kadar yavaş çalabilirse- beklemeye başladım.
Kısa bir bekleyişin sonun da kapı yavaşça açıldı. Uykulu olduğum için artan gerginliğimle kapıyı açan pek sevgili komşuma ters bir bakış attım. Komşum yirmilerinin ortasında gürültücü manyağın tekiydi. Yüksek sesle dinlediği müzikler, eve çağırdığı kendi gibi gürültücü arkadaşları katlanılmazdı. Uzun süren nöbetlerim yüzünden evde fazla vakit geçiremediğim için çok yüz göz olmamıştık.
Uykusuzluğun verdiği huysuzlukla pek sevgili komşumun suratına boş boş baktım bi süre. Daha fazla beklemeye gerek duymadan lafa girdim.
-Çok gürültü yapıyorsunuz, nöbetten yeni geldim ve fazlasıyla yorgunum. Sessiz olun lütfen.
-Rahatsız ettiğimiz için özür dilerim. Daha sessiz olmalarını söyleyeceğim.
-Daha sessiz olmaları değil tamamen sessiz olmaları gerekiyor. Dediğim gibi uzun süren bir nöbetten döndüm ve çok yorgunum. Tek istediğim biraz uyumak.
-Peki, peki sesi tamamen kısmalarını sağlayacağım. Bir daha tekrarlanmayacağına söz veriyorum.
-Öyle olsa iyi olur, iyi günler.
Arkamı dönüp kendi daireme ilerledim ve elimdeki anahtarla zorlanarak da olsa açıp kendimi içeri attım. Çantamı dış kapının yanına bırakarak son gücümle kendimi yatağıma attım. Aslında karnım da açtı ama uykum daha ağır bastığı için saniyeler içinde uykuya daldım.
Sabah karnımda ki ağrıyla uyandığımda kendimi zorlayarak yataktan kalktım. Hızlıca mutfağa doğru ilerledim. Ara sıra karnımdan gelen seslerle birlikte hazırladığım tostu alarak kendimi televizyonun karşısındaki koltuğa attım. Televizyonu açarak tostumu yemeye başladım. Televizyonda gördüğüm bol aldatmacalı diziyle keyiflenerek diziyi izlemeye başladım. Hiç bir şey anlamadığım dizinin reklama girmesiyle biten tostumun tabağını mutfakta tezgaha rastgele bir yere bırakıp yatak odasına gittim.
Hala çok uykum var. Hızlıca tekrar yatağa girdim ve huzurla gözlerimi kapattım tam uykuya dalacakken gelen ani seslerle uykum dağıldı. Yatakta doğruldum ve olayları anlamak için dinlemeye başladım. Sesler çok karmaşık olsa da orta da bir kavganın olduğu açıktı. Zaten beladan çıkmayan başımı yeni bir belaya sokmaya niyetim yoktu.
Yataktan kalkarak telefonumu aramaya başladım ama lanet şey hiç bir yerde yok. Oturma odasına geçtiğimde telefonu koltukta buldum. Vakit kaybetmeden polisi aradım ve dış kapının yanına gittim.
Ben insanlık görevi olarak polisi aramıştım. Kavga eden iki adamın arasına girmenin insanlık görevi olduğunu sanmıyorum Hem ayrıca yeterince yorgundum, ben daha zar zor adım atarken bir de kavga mı ayırmaya çalışacaktım daha neler! Kapının deliğinden baktığımda önce pek sevgili karşı komşumu gördüm. Karşısında iri yapılı başka bir adam ve ikilinin arkasında bir kadın duruyordu.
Kadın olan bitenden zevk alır gibi kavgayı izlerken rahattı. Muhtemelen ayırmaya bile çalışmamış başından beri öylece izliyordu. Kavga devam ederken polis sirenleri duyuldu. Kata çıkan polisler ikiliyi ve tanık olarak da kadını alıp gittiler. Canım komşumu uzun bi karakol macerası bekliyordu anlaşılan. Kapıdan çekildim ve odama geri döndüm. Yatağa atlayıp uykuya dalmam çok sürmedi.
.
.
.
.
.
İLK BÖLÜM DAHA SONRA MUHTEMELEN DÜZENLENECEK.
SONRAKİ BÖLÜMLER DAHA UZUN OLACAK .
DÜŞÜNCELERİNİZİ BELİRTİRSENİZ MUTLU OLURUM.
KİTAPLIĞA EKLEMEYİ UNUTMA 🫵
WATTPAD HESABI; gereksizmerak