Bazı savaşlar beraberinde kıyameti getirirdi. O savaş çanları çalındığında kalp kana akıl ise karanlığa bulanırdı. Tek bir ölü bir kıyametti aslında.
Şimdi kıyametin ortasındaydık. Vampir krallığında savaş çanları çalınmıştı. Çoktan kalbim kana aklım ise karanlığa bulanmıştı.
Yerde cansızca yatan her bir vampir ve kurt kendi sonunu yazmıştı âdeta.
Kurtlar saraya saldırmış, ortalık kan gölüne dönmüştü. Kurtlar ve vampirler ölesiye savaşıyor, savaş her geçen zamanda daha da vahşileşiyor, etraf kan gölüne dönüyordu.
Siyah ve büyük kurdun pençesi arasında can çekişen kral Aaron'a tepkisizce baktım. Gözlerimin içine bakıyordu, Ona acımamı ve yardım etmemi istiyordu.
Bekledim, içimde ona karşı en ufak bir acıma ve üzüntü duygusu bekledim. Karşılığında ise hissizliğime boğuldum. Hislerimi benden çalanlar, onlara acımamı bekliyorlardı.
Babamdı o. Ölecek olmasına üzülmezdim, acımazdım. Hayır, babam değildi. Yabancıydı o. Benim için, can çekişen bu adam sadece kral Aaron'du.
Umursamaz bakışlarla ölümünü seyrediyordum ama biliyordum ki içimdeki öfke kıvılcımların yavaş yavaş büyüdüğünü. Öfkeliydim. Elimde ölmeliydi o.
Siyah kurtun kralı öldürmesine izin verdim. Kral Aaron siyah kurtun babasını öldürmüştü. Babasının intikamını almak için buradaydı. Ona izin verdim. Hem benim hem de kendi intikamını almasına izin verdim.
Siyah kurt krala son darbesini indirdi. Kralın yere yığılması ile baba diyen bir haykırış yükseldi. Adrian savaştığı kurdu hızla ikiye böldüğünde yerde kanlar içinde yatan babasına koştu.
Prens Adrian hemen kral Aaron'un yaralı bedenini sırtına aldı. Bunları yaparken savaşı âdeta bir film gibi izleyen bana öfkeli bakışlar atmayı da ihmal etmemişti.
Onların olduğu tarafa hızla yaklaştım. Alayla, "Sana bu leş ile iyi şanslar abiciğim." dedim.
Arkamı dönüp gidecekken tekrar Adrian'a döndüm. "Ha bu arada..." dememle konuşmaya devam ettim. "Yanlışlıkla kralı falan öldüreyim deme ha yoksa sen tahta geçmek zorunda kalırsın."
Biliyordum ki taht onlar için bir nimetti ve yine biliyordum ki bu taht için babalarını öldürmeleri gerektiğini bunuda gözlerini kırpmadan yapabileceklerini.
Arkamı dönüp eski yerime geçtim, bu sefer etrafa sıkıntılı bakış attım. Her ne kadar herkesten nefret etsemde ülkemi kaybetmek istemezdim.
Kılıcımı sıkı sıkı kavradım, kendimden emin adımlarla ilerlediğimde önüme gelen bir kurtla savaşmaya başladım.
Kurdun pençelerinden kolayca kurtuldum, Güçlü olsada benim karşımda hiç şansı yoktu. Kılıcımı ona savurduğumda başı boynundan ayrılmıştı.
Annemle aynı bir ırkta olan kurtları her ne kadar öldürmek istemesemde adil bir savaş olucaktı çünkü yerde kanlar içinde yatan yüzlerce vampir görüyordum.
Önüme gelen kurtları kılıçtan geçirdikten sonra kralı yaralayan kurdun öfkeden dönmüş gece karası gözlerini gördüm. O kadar gözü dönmüştü ki gözlerime bakmamıştı. İlk hatayı yapmıştı. Düşmanla göz teması kurmamıştı.
O kadar çok güzel duruyordu ki insan formundayken etkileyici bir görüntüsü olduğunu düşünmüştüm. Diğer kurtlara göre fazla büyüktü. Alfa olduğundan mı bilmiyordum.
Pençesini savurduğunda hızla geri çekildim. Hızlı hareket etmem dengemi bozsada hızla toparlandım.
Seri bir haraketle kılıcımı kaldırdım, kılıcı göğsüne saplıyacakken siyah kurt geri çekildi ve kılıç kurdun koluna saplandı.
Siyah kurt kolunun acısını umursamadan bana tekrardan saldırdı. Pençesini göğsüme savurdu. Aynı onun gibi geri çekildiğimde yaralanmayı engelleyememiştim.
Yarama başımı eğip baktım. Aynı yerden yaralanmıştık.
Ölecek kadar büyük bir yara değildi fakat kurdun pençesinde zehir vardı ve bu zehrin yavaş yavaş kanıma karıştığını hisedebiliyordum. Bu zehir bir vampirin ölmesine neden olurdu ama ben sadece bir vampir değildim.
Sinirle kurta bakmaya başladım, ölmeyeceğimi biliyordum yinede canımın yanması sinirlenmeme bir sebepti.
Siyah kurt ödeşmiş olmamızın keyfi ile başını kaldırıp bana baktı. Gözlerimiz birleşince tuhaf bir duygu seli yaşadım.
Kolumdaki acıyı unutacak kadar büyük bir duygu seliydi.
İçimdeki öfkenin yerini sevgi ve huzur almıştı.
Sanki zaman durmuş, koca sarayda sadece ikimiz vardı.
Gözlerimi karşımdaki kurdun gece karası gözlerinden ayıramıyordum.
Siktir, koca bir siktir ya mühürlenmiştik.
Siyah kurt birden hırlamaya başladı. Sanki mührü kabul etmiyordu.
Üzerime doğru geldiğinde kılıcı daha sıkı tutmaya başladım.
Pençesini kaldırıp tekrar saldıracakken, aklına bir şey gelmiş gibi duraksadı, omuzları yenilmişlikle düşerken bir adım geriye gitti.
Bana saldırmayacağını anlamıştım zaten hangi kurt mühürlüsüne saldırırdı ki?
Kafasını kaldırıp ulumaya başladı.
Uluma sesi koca sarayda yankı yaparken kurtlar savaşmayı bıraktı.
Siyah kurt beni gerisinde bırakarak sarayın girişine gittiğinde peşinden sürüsüde gitmişti.
🦇
Karanlık, uçsuz bucaksız olan uçurum, sis nedeniyle gözleri buğuluyordu.
Küçük bir yağmur damlası göz altıma denk gelmişti.
O yağmur damlasını akmayan gözyaşının yerine koymuştum.
Gidecek yerim olmadığından bu insanların dünyasında bulunan uçsuz bucaksız uçuruma sığınmış, burada huzur bulmuştum.
Uçurumun kenarına oturmuş, ayağımı boşlukta sallayıp, düşüncelerle boğuşuyordum.
Ben Aidan.
Kimse tarafından sevilmeyen, herkesce hor görülen vampir prenses Aidan.
Prensestim ama prenses olarak görülmüyordum.
Evet prenses değildim zaten krallığın bir prensesi vardı. Ablam Allison, herkes tarafından sevilirdi.
Kimse güçlü olanı sevmezdi ve de melez olanı. Sevmezlerdi beni çünkü ben melezdim, melez prenses.
Evet, bana melez prenses ya da katil prenses derlerdi.
Vampirler ve kurtlar savaşırken tüm ırklar tarafını seçmişti, kimisi vampirlerin tarafına kimisi kurtların tarafına geçmişti fakat cadı ve büyücü krallığı ikiye bölünmüş cadılar vampirlerin tarafında büyücüler ise kurtların tarafında olmak istemişti. En sonunda ise cadılar vampir krallığının, büyücüler ise kurtların himayesi altına geçmişti. Sonunda ise savaş bitmişti. İki tarafta kaybetmiş, savaşta binlerce kişi ölmüştü.
Kral Aaron baş cadı olan Ariana ile veliaht doğurması için evlenmişti. İstediği gibi de olmuştu Austin, Adrian, Allison doğmuştu fakat Aaron kurt olan anneme aşık olmuş, ona zorla sahip olmuştu. Bunu duyan kraliçe Ariana annemi öldürmüştü.
Zamanı gelicekti herkes yaptığının bedelini ödeyecekti.
Geçmiş, kirli bir toz gibi yakamı rahat bırakmıyordu ne kadar silkelesem de o toz hep yakamda geçmişin izi olarak kalıyordu.
Ayaklandım. Yerde duran siyah pelerini alıp giydim. Geçite girmek için ormanın derinliklerine ilerledim.
Etraftan kurt ve büyücü kokusu alınca durdum. İnsanların dünyasında kurtlar çok görülür, sürü halinde takılırlardı.
Kurt ve büyücü de benim kokumu almış olacak ki bu tarafa doğru gelen büyücü kadın ve kurt adam gördüm.
Kurtlar, vampirleri insan dünyasında görmek istemezlerdi çünkü vampirler insan kanı içmek için insan dünyasına gelirlerdi.
Kurtların insanları bu kadar önemsediğini hiçbir zaman anlamamıştım. Ya yarı insan oldukları için insanları koruyordu ya da seçilmiş insan için.
Kurt tepkisizce büyücü ise merakla bana bakıyordu. Bende kurdun bakışına karşılık veriyor, saldırma olasılığına karşın hazır bekliyordum.
Büyücü, pembe renkli saçları ve gözleri ile peri kızını andıran bir kadındı. Kurt olan adamda beyaz ve pürüzsüz teni, keskin çenesi, siyah saçları ve gece karası gözleri vardı.
Gece karası gözleri bana geçenki kurdu anımsatıyor, gözlerine bakınca kolumdaki yara sızlıyordu.
Büyücü kadının bakışlarını göğsümün üzerindeki, kıyafetle kapalı olan sadece melezlerde bulunan dövmemde hissettim. Dövme kapalı olmasına rağmen dövmemin olduğu yere bakması içimde şüphe uyandırmıştı.
Büyücü "Sen melez prensesin!" dediğinde ikisi şaşkınca bana bakınca gözlerimi devirdim.
"Namım kurtlara ve büyücülere kadar gelmiş bakıyorum."
"Evet, namın bize geldi katil prenses." Kurt olan benim bir katil olduğumu ima ediyordu. Onun bu sözlerini umursamadan dönüp gidecektim ama kurtun sözleri beni durdurdu.
"Babası yeni ölmüş birine göre fazla rahatsın." dediğinde alayla ona döndüm.
"Peki sen? Düşman olduğun babanın ölümüne çok üzülmüş gibisin."
Gece karası gözlerinden onun siyah kurt olduğunu anlamıştım. Karşımdaki adam alfaydı. Yanındaki kadında meşhur seçilmiş büyücü olan kadın kardeşi olmalıydı ama anlamadığım bir kısım vardı onlar kardeşlerse nasıl farklı ırktan olabiliyorlardı? Kokularını soluduğumda adam kurt ve cadı kadın ise kurt ve büyücü kokuyordu. Anneleri farklı olmalıydı. Kral Aaron onların babasını öldürdüğünde vampir krallığına saldırmış, kral Aaron'u öldürmüştü. Heryer de baba oğul düşman olarak anılmışken neden babasının intikamını almak istemiş ve vampir krallığına saldırmıştı ki? Sözlerimin kurtta etki etmemişti ama büyücü kadın hüzünle baktımıştı.
Onları daha fazla umursamadan ormanın içine girip saraya doğru hızlı adımlarla ilerlemeye başladım. Görkemli siyah saray ağaçların arasında göründü.
Saraya yaklaştığımda önündeki kalabalık dikkatimi çekti. Önünde bir çok vampir ve cadı vardı. Birisini durdurup ona, "Burada ne oluyor?" dedim.
Soruyu sorduğum kişi prenses olduğumu anlamadığı için kabaca konuştu.
Gerçi prenses olduğumu anlasa bile pek birşey değişmeyecekti. Samimiyetsiz gülümsemelerle, hoşnutsuz bakışlarla ve sahte kibarlıkla karşılanacaktım. O yüzden tanınmamak daha iyidi. En azından herkes gerçek yüzünü ortaya çıkarıyordu.
"Şu kral Aaron geçen yaralanmıştı ya geberdi diyorlar." dediğinde donup kaldım.
Çarpık gülümsememi kimse görmedi. Kalbiminde gerçekleşen fırtınalardan büyük bir tehlike dalgası sardı beni.
Kralın ölümü büyük savaşın habercisiydi çünkü kraliyet üyeleri tahta geçmek için kendi ailelerini katleticekti.
Adrian ve Austin arasında zaten bir rekabet vardı, ikiside taht için kavga edicekti.
Kraliçe Ariana, ne kadar kraliçe olsa da farklı ırktan olduğundan krallığı hükmedemiyordu ve hükmetmek için herşeyi göze alırdı aynı Allison gibi.
Kralın ölümü kıyametti. Benim de istediğim kıyameti. Savaşın ortasında bulduk kendimizi. Aklım kana bulandı. Kalbimi karanlık hükmetti.
"Kral Aaron'un ruhu bedeninden ayrıldı."
Düşüncelerimi bölen ses kıyametin başlangıcı olduğunu ilan etmiş, tanrı kıyamet olmasını istercesine almıştı kralının canını...