İçeriğe geç

Kan kıran

Bölüm 3 · 5 dk okuma

Kan kıran

Bölüm 3

3# Kusursuz şüphe

Bölüm Şarkısı: Pilli Bebek - Bak

İrem Hanım’ın odadan çıkarken geride bıraktığı o ağır sessizlik, duvarlara çarpıp yeniden üzerime çöküyordu. Yatağın ortasında, dizlerimi göğsüme doğru çekmiş bir halde dakikalardır aynı noktaya bakıyordum. İçimdeki fırtına dinmek bir yana, yön değiştirmişti.

Günün ilk ışıkları odayı tamamen aydınlattığında, geceye dair sis bulutu yavaş yavaş dağılmaya başladı. Ve o sisin arkasından, yüzüme çarpan sert bir gerçeklik çıktı: Ben ne yapmıştım?

Dün gece, hayatımda ilk kez gördüm dediğim bir yabancının göğsüne sığınmış, bir çocuk gibi hıçkırarak ağlamıştım. Üstelik kim olduğunu, benden ne istediğini bile bilmeden. Güvenmiştim. Sadece birkaç dakikalığına da olsa, o kollara kendimi bırakmıştım. Şimdi ise o anki zayıflığımdan, o anki çaresizliğimden nefret ediyordum. Ruhumun her köşesini kaplayan o tanıdık, zehirli şüphe yeniden damarlarımda dolaşmaya başlamıştı.

Neden bana yardım etti?

Bu sorunun mantıklı hiçbir cevabı yoktu. Bu devirde kimse akıl hastanesinin yangın merdiveninde karşılaştığı, kendini "deli" olarak tanımlayan bir kızı polise ihbar etmek ya da güvenliğe teslim etmek yerine arabasına almazdı. Kimse tanımadığı birini yasa dışı bir dövüş mekanına götürüp, sonra da bir köprü altında saatlerce ağlamasını izlemezdi.

Amacı neydi? Abimin bir düşmanı mıydı? Beni o klinikten kaçarken yakalayıp, zayıf anımı kollayan bir ajan mıydı? Yoksa bana zarar vermek için doğru zamanı bekleyen bir avcı mı?

Kendi kendime acı acı gülümsedim. Zarar vermek mi? Bir insanın bana verebileceği en büyük zarar zaten verilmişti. Ben kendi ailemin katiliydim. Ruhum zaten kana bulanmıştı. Ama yine de içimdeki o hayatta kalma güdüsü, benden bağımsız bir şekilde tehlike çanlarını çalıyordu. O yabancıya hissettiğim o anlık, sahte güven hissi yerini buz gibi bir savunma mekanizmasına bırakmıştı. Kendime ait hissetmediğim bu bedenin içinde, bir kez daha yalnız ve savunmasızdım. Duvarlarımı eskisinden daha kalın, daha yüksek örmek zorundaydım. Kimsenin o duvarları aşmasına, canımı daha fazla yakmasına izin veremezdim.

Yataktan yavaşça kalktım. Bacaklarım hala dün gecenin yorgunluğuyla titriyordu. Banyoya doğru ilerleyip aynadaki yansımama baktım. Göz altlarım morarmış, avukatımın "lütuf" dediği o cezaevinden farksız kliniğin solgunluğu yüzüme iyice yerleşmişti.

Musluğu açtım, avuçlarıma doldurduğum buz gibi suyu yüzüme çarptım. Suyun tenimde bıraktığı o keskin soğukluk bile zihnimdeki o sorulardan beni uzaklaştıramadı.

O adam bir yerlerdeydi. Beni izliyordu, bundan emindim. Ama bu kez ona sığınmayacaktım. Eğer karşıma çıkarsa, arkasında sakladığı o karanlığı kendi ellerimle çekip çıkaracaktım.

Odamın boğucu havası üstüme üstüme gelmeye başladığında, kendimi dışarı atmaktan başka çarem kalmamıştı. Bahçeye çıkmak için koridora adım attığımda, nöbetçi hemşirelerin ve koridordaki diğer hastaların bakışlarını üzerimde hissettim. Buradaki herkes birbirinin sınırlarını ezbere bilirdi; kimse kimseye gerçekten dokunmaz, ama herkes birbirini izlerdi.

Kliniğin yüksek taş duvarlarla çevrili geniş bahçesine çıktığımda, soğuk Mayıs rüzgarı yüzüme çarptı. Gökyüzü gri bulutlarla kaplıydı, tıpkı içim gibi. Derin bir nefes alıp ciğerlerimi o temiz ama tekinsiz havayla doldurdum. Bahçenin uzak köşesindeki yaşlı çınar ağacına doğru yürümeye başladım. Amacım sadece yürümek ve zihnimdeki o yabancının siluetini esen rüzgara bırakmaktı.

Taş patikada adımlarımı yavaşlatarak yürürken, arkamdaki o his yeniden peydah oldu. Birinin beni izlediği hissi.

Bu klinikte bakışlara alışıktım; doktorlar, bakıcılar, arkamdan fısıldaşan diğerleri... Ama bu farklıydı. Bu bakış sırtıma batan, tenimi karıncalandıran keskin bir ağırlığa sahipti. Adımlarımı bozmadan, sanki sadece etrafı seyrediyormuş gibi başımı hafifçe sağa çevirdim.

Kliniğin dış demir kapısının hemen yanındaki, bahçe duvarının gölgesinde duran bir karaltı dikkatimi çekti.

Oradaydı.

Üzerinde yine koyu renk, kapüşonlu bir mont vardı. Kapüşonu başını neredeyse tamamen kapatmıştı ama o gölgenin altından bana dikilen gözleri hemen tanıdım. Yangın merdivenindeki o tekinsiz, köprü altındaki o korumacı bakışlar...

Kalbim aniden göğüs kafesimi dövmeye başladı. Şüphelerim bir ok gibi zihnime saplandı. *Burada ne işi vardı? İçeri nasıl sızmıştı ya da neden kapının önünde bir hayalet gibi dikiliyordu?*

Ona doğru bir adım attım. İçimdeki korkuya baskın gelen o öfke ve merakla, duvarlarımı koruyarak üzerine yürümek istedim. Kim olduğunu ve benden ne istediğini sormak, yüzündeki o maskeyi düşürmek için sabırsızlanıyordum. Ancak ben ona doğru ikinci adımı attığım an, o bunu fark etti.

Bakışlarındaki o sarsılmaz ifade hiç değişmedi ama yavaşça arkasını döndü. Bahçe kapısının dışındaki kalabalığa, caddeden geçen insanların arasına karışarak adımlarını hızlandırdı.

"Dur!" diye bağırmak istedim ama sesim boğazımda düğümlendi. Bahçe duvarına kadar hızla yürüdüm, parmaklarımı soğuk demir parmaklıklara dolayarak dışarıya baktım. Gitmişti. Saniyeler içinde, sanki hiç orada olmamış, zihnimin bana oynadığı acımasız bir oyunmuş gibi kalabalığın arasında kaybolmuştu.

Gözlerimi caddeden ayıramıyordum. Ellerim demirleri sıkmaktan beyazlaşmıştı. Haklıydım. O sıradan bir yabancı değildi. Beni uzaktan, adeta bir gölge gibi takip ediyordu. Ama en korkuncu, beni bu takibin getirdiği o tekinsiz his değil, onun gittiği yerde hissettiğim o amansız yalnızlık duygusuydu. Kendimi korumak istiyordum, evet, ama o gölgenin varlığına bu kadar çabuk alışmış olmak canımı yakıyordu.

Odanın penceresinden içeri sızan loş akşam karanlığı, yerini koridordan gelen floresan ışığına bırakırken yavaşça içeri girdim. Bahçede gördüğüm o gölgenin ardından zihnim iyice bulanmıştı. Kapıyı arkamdan kapatıp sırtımı soğuk ahşaba yasladım.

Tam o sırada gözüm, komodinin üzerinde, ilaç kutumun hemen yanında duran bir şeye takıldı.

Adımlarım benden bağımsız bir şekilde oraya doğru yöneldi. Yaklaştıkça kalbimin atışı yeniden kulaklarımda yankılanmaya başladı. Bu zamana kadar odamda, bana ait olmayan hiçbir nesneye yer yoktu. Ama şimdi, orada küçük bir şey duruyordu.

Yavaşça elimi uzatıp masanın üzerindeki o nesneyi avucumun içine aldım.

Bu, siyah metalden, sıradan ama üzerinde hiçbir amblem taşımayan ağır bir çakmaktı.

Parmaklarım soğuk metale dokunduğunda tenim karıncalandı. Çakmağı ters çevirdiğimde alt kısmına kazınmış, neredeyse silinmek üzere olan iki harf dikkatimi çekti: **"K.A."**

Nefesim boğazımda tıkandı. Dün gece arabada, rüzgarın silecek sesine karıştığı o anları düşündüm. Adamın direksiyonu tutan ellerini, montunun cebinden telefonunu çıkarırken parmaklarının arasından kayan o metalik parıltıyı hatırlar gibi oldum. Bu çakmak onundu.

Ama asıl korkunç olan çakmağın varlığı değil, onun buraya, bu odaya nasıl girdiğiydu.

Pencereler demir parmaklıklarla kaplıydı. Kapı gün boyu kilitli olmasa bile koridor nöbetçi hemşirelerle doluydu. Bu odaya benden ve kat görevlisinden başka kimse giremezdi.

O adam buraya kadar gelmişti. Ben bahçede onun gölgesini kovalarken, o belki de bu odanın içindeydi. Benim yatağımın ucuna oturmuş, eşyalarıma dokunmuş ve giderken bu siyah metali tam da görebileceğim yere bırakmıştı.

Üzerinde tek bir not, tek bir kelime yoktu. Ama bu sessiz metal parçasının bana söylediği şey çok netti: *"Seni izliyorum. Duvarlarının arkasına saklansan da, burası senin sandığın kadar güvenli değil."*

Çakmağı avucumun içinde sıktım. Metalin sert köşeleri avuç içimi acıttı ama bu acı beni kendime getirdi. İçimi büyük bir panik ve ardından gelen tehlikeli bir merak kapladı.

Ben deli değildim. O gölge bir hayal ürünü değildi. Dün gece yaşananlar zihnimin bana oynadığı bir oyun değildi. Hepsi gerçekti. Karşımda beni adeta bir av gibi uzaktan izleyen, odama kadar sızabilen tekinsiz bir güç vardı.

Pencereye doğru yürüdüm, dışarıdaki zifiri karanlığa baktım. Bahçe lambalarının aydınlattığı boş patikada gözlerim yine o karaltıyı aradı. Kimdi bu adam? Benden, benim bile hatırlamadığım o geçmişimden ne istiyordu?

Soruların ağırlığı altında ezilirken, çakmağı hırkamın cebine sakladım. Duvarlarımı ne kadar yükseltirsem yükselteyim, o gölgenin çoktan içeri sızdığını biliyordum.

Bölüm sonu❤️‍🩹

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.