Bir zamanlar canlı olan bu ev, şimdi ölülerin kaybolmuş hatıralarıyla doluydu. Karanlık her şeyin içine sinmişti, duvarlardan sızan solgun ışık, gölgeleri canlandırıyor gibi görünüyordu. Tavanın köşelerinde örümcek ağları, zamanın ve unutulmuşlukların izlerini taşıyordu. Her adımda, zemin kararmış odanın kokusuyla ağırlaşıyor, nefes almak gittikçe zorlaşıyordu. Eski ahşap, hıçkıran bir ses çıkararak kırılıyordu, sanki her adım, geçmişin ruhlarına bir uyanış çağrısı gibiydi.Lara, kalbinin çırpınışını duydu. Ürkek bir şekilde ilerledi, ama her köşede bir gölge, her odada bir yankı vardı. Gözleri, karanlıkta kaybolan her hareketi takip etmekte zorluk çekiyordu. Bir an, arkasında bir şeyin hareket ettiğini hissetti. Dönüp bakmak istedi, ama bir tür bilinçaltı korku, onu hareketsiz kılıyordu.“Hadi, bir kez daha… İleri git.”Bu ses… bu ses, derinliklerden, toprağın altından, karanlıkların içinden geliyordu. Lara, titreyerek ilerledi. Sesin kaynağına doğru adım attıkça, evin içindeki bozuk duvarlardan sızan kan izleri daha belirginleşiyordu. Kan, sanki evin her köşesinde kendi hayatını sürdürüyordu; duvarlara damlıyor, zeminde izler bırakıyordu. Taze kan, kuru kararmış kanla birleşmişti; her biri birbirine fısıldıyordu.Yavaşça ilerlediği koridorda, gözleri bir şeyin farkına vardı. Her odanın kapısı, bir zamanlar sahip olduğu umutları yitirmiş gibi kapalıydı. Ama bir kapı, diğerlerinden farklıydı. O kapı, sanki üzerine yapıştırılmış bir tür lanet taşıyormuş gibiydi. Eski demir menteşe, uğursuz bir ses çıkararak açıldı.İçerisi karanlık, havasız, bunaltıcıydı. Lara, odaya adım attığında, soğuk bir rüzgarın aniden içine girdiğini hissetti. Fısıldayan sesler… Yavaşça, korkunun içinden yükselen bir fısıldama… Kulağını zorla tıkamak istese de, sesi engelleyemedi. Derin bir nefes aldı, ama her nefeste içini daha da sarstı.“Kan, her yere damlayacak… Her yer kan olacak…”Bir adım daha attı ve ayakları, kuru bir dondan geçiyormuş gibi çıtırdadı. Odanın duvarlarında, derin kırmızı lekeler vardı. Kan, tahta döşemelere doğru süzülen bir nehir gibi ilerlemişti. Her şey bu lekelerin içinde kayboluyordu. Odanın merkezinde, büyük bir aynanın yansımasında, hiç görmediği bir siluetin yansıması vardı.Hızla döndü. Hiçbir şey yoktu. Ama siluet hala vardı… Aynada… Arkasında… Her an daha belirginleşiyordu.“Korkma, Lara... Ben hep burada olacağım. Sessizce, derinlerde…”Sesin sahibi, tek bir adımla önüne çıkıverdi. Gözleri… O korkunç gözler. Kan kırmızı, kararmış gözler. Buz gibi bir nefes, derisinin altını sızlatıyordu. O şeyin elleri, neredeyse kasvetli, neredeyse kaybolmuştu. Bir zamanlar insan olduğu belliydi ama şimdi sadece bir hayalet, bir anı, bir kabus olmuştu.Lara geriye doğru düşerken, yere değen ellerinin altında, taş gibi soğuk bir şey vardı. Kanla boyanmış eski bir fotoğraf. Fotoğrafı tuttuğunda, içinde yüzlerce silüet vardı, gözleri, her biri birer çığlık gibi parlıyordu. Gözler… Her biri… Onu izliyordu.“Çok geç… Bu ev, senin evin oldu. Artık buradasın…”Fısıldadı. Ve o an… Tüm dünya sessizleşti. Gözlerinin önünde karanlıklar kayboldu. Artık tek bir şey vardı: Kan Fısıltısı.
Bölüm 1
Unutulmuş Gölgeler
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.