Her insanın içinde aydınlık tarafının yanında karanlık tarafıda vardır.Nefretimiz ve kinimiz bir gün daha baskın geldiğinde içimizde bir yerlerde ortaya çıkmayı bekleyen karanlık tarafımızla tanışırız.
Bazen soruyorum kendime sen gerçekten iyi birimisin diye ve bunun cevabını kendim de bulamıyorum.Aynaya baktığımda kendimden çok başkalarının düşüncesine ve fikirlerine önem veren onların istekleriyle hayatını şekillendiren birini görüyordum.Ama sonra her şey tersine döndü.
Kendime bunu yapmamalıydım çünkü işte bu beni kötü yapmazdı aksine daha güçlü kılardı.Kıldı da.
Kötü ve iyi arasında çok ince bir çizgi var eğer birgün karanlık tarafa geçerseniz galiba hep karanlıkta kalıcaksınız.
"Dün gece şehrin yakınlarında ki göletin kıyısında küçük bir kız çocuğu cesedi bulundu.Olay yeri inceleme ekiplerinin hala çalışma yaptığı bölge de ki gelişmleri sizelere aktarmaya devam ed-"
Düşüncelerimden sıyrılıp televizyonu kapattığımda elimdeki kahve buz gibi olmuştu.Geceden beri içtiğim kaçıncı kahve hatırlamıyorum.Masanın üzerindeki solmaya yüz tutmuş bir kaç adet kamelyalara baktım.Kimden geliyor bilmiyorum ama her gün kapımın önünde bir adet kamelya buluyorum.
Ayrıca güzel de kokmuyorlar hatta hiç kokmuyorlar.
Bakışlarımı ordan çektiğimde önümde ki yığınla dosyalara baktım.Bu olayı araştıran avukatlardan biri de bendim çünkü.
Küçük kız çocuğunun ölümüyle tüm çevre ve mahalle sakinleri çok gergin çünkü bu aralar aldığımız üçüncü cinayet haberi ve hepsi genellikle kimsesizler yurduna kayıtlı olan çocuklar.
Dosyaların arasından kızın fotorafını çıkarttığımda yeniden ağlamamak için başımı hafif yukarı kaldırdım.
Sarı saçları mavi gözleri masum gülüşü her şeyiyle o kadar oyuncak bebek gibi ki...
Oturduğum siyah deri koltuktan pencereye baktım bugün hava ekstra bir kasvetliydi ama aksine bu beni daha çok mutlu ve huzurlu hissediyordu.
İçeriyi aydınlatan loş ışık artık gözlerimi acıtıyordu.
Aklıma gelen fikirle hızla elimde ki fotoğrafı masaya bıraktım ve odama gidip kısa bir duş aldım.
Üstüme siyah bir kazak ve siyah plaza bir pantolon giydim,saçlarımı dümdüz tarayıp kuruttuktan sonra salonda masanın üstünde duran telefonu elime aldım.
Beş cevapsız arama.
Alp'ten di.
Hemen aramaya geri döndüğüm de ilk çalışta açmıştı.
Karşı tarafın sesi tüm boşluğu doldurduğun da yüzümde ufak bir tebessüm vardı.
"Nerdesin kızım ya şu sıralar şu telefonumu hemen açman gerektiğini kaç defa söylemem gerekiyor.Aklım çıktı!"
Çalıştığım büroda en yakınımdı Alp.Zaten bir tek o vardı o da benim her şeyim gibiydi.Çocukluğumuzu birlikte top peşinde koşuşturduğumuz sokakları bile hâla dün gibi hatırlıyordum.
"Hey!Orda mısın?"
Gerçekliğe döndüğüm de ona yanıt verdim."Evet biraz dan çıkıcaktım bende bir sorun yok dimi?"
"Hayır yok anlaştığımız gibi 5 dakikaya geliyorum."
Telefonu kulağımdan çekip saate baktım 16:57 idi.
"Tamam bende çıkıyorum şimdi."
Telefonu kapattığımda kabanımı ve anahtarları alıp kapıyı açmıştım ki ayağımın altında bir şeyi ezdiğimi fark ettim.Hızla geri çekildiğim de bunun da bir kamelya olduğunu gördüm.Bir kaç yaprağı bastığım için kopmuştu.Eğilip yerdeki çiçeği aldım ve salonda masanın üstünde duran vazoya baktım.
"Ah! arkadaşlarının yanına hoş geldin sahibin kim acaba senin çok merak ediyorum gerçekten çünkü artık sinir bozmaya başlıyor da."
Dışarda duyduğum korna sesiyle hemen çiçeği vazoya koydum ve ayakkabılarımı giyip evden çıktım.
Dışarısı çok güzeldi sonbaharın getirdiği kurumuş yapraklar ayağımın altında eziliyordu.
Burnuma düşen tek tük yağmur damlaları vardı.
Hızlı adımlarla siyah arabanın ön koltuğuna bindim.
"Nasılsın ev kuşu tıktın yine kendini bu aralar eve"
"İyiyim.Şu davayı çözersem daha iyi olucam."
Söylediklerim onun da canını sıkmış olucak ki derin bir iç çekti.
"Merak etme halledicez sen sıkma canını.Şimdi olay yerine gittiğimiz de illaki bir işaret bulucaz ben inanıyorum."
Keşke inanarak her şeyi bu kadar kolay başarabilseydik.Ama bu hayatta keşkelerin bir faydası olmadığını çok erken öğrenmiştim zaten.
Bana göre uzun ve işkenceli geçen -çünkü Alp'in müzik zevki beni benden alıyordu- yolculuğun ardından orman yolun girişindeydik.
"Bence burda inip yürüsek daha iyi"
Sorgularcasına ona döndüğüm de "Ne bebeğimi bu taşlık yola sokamam,çok kıymetli." Direksiyonu öptüğünde yüzümü buruşturdum.
"Millet deliye hasret ben akıllıya" Söylenerek çok kıymetli arabasından indiğimde etrafımda döndüm.
"Ne taraftan gidicez?Umarım yolu biliyorsundur."
Sahte bir kahkaha attı.İşaret parmağıyla kendini göstererek "Bana ilkokulda ne derlerdi biliyor musun?"
Omzuna bir tane vurdum ve ittirdim"Biliyorum genellikle gerizekalı." Yürümeye başladığım da hâla konuşuyordu "Onu sen söylüyordun bir kere!"
Çocuk gibiydi gerçekten.Hızla arkamı döndüm ve burun buruna geldik.Donup kalmıştı.Şaşkınlıkla bana bakıyordu."Sessiz ol ve sadece yürü tamam mı?"
Ne kadar yürüdük bilmiyorum ama benim artık dizlerim tutmuyordu ayrıca ellerim ve yüzüm de üşümüştü.Ve kötü haber hava neredeyse kararmıştı.
Ve evet daha da kötü haber dahiyane arkadaşım Alp ile kaybolmuştuk.
Harika!
Olduğum yere çöktüm."Beni bırak sen devam et gerçekten sorun yapmıycam."Ama hala etrafa bakıyor ve telefonunun çekmesi için dönüp duruyordu.
"Telefonum çekmiyor."
Sinirle soluduğum da "Hadi ya neden acaba.""ORMAN DA OLDUĞUMUZ İÇİN OLABİLİR Mİ?"
Bağırmamla yerinden sıçramıştı."Tamam sen sinirlenme sen sinirlenince hiç iyi şeyler olmu- Tamam şuanda da iyi bir durumda da değiliz."
Biraz düşündü ve yere çöken bana baktı yanıma eğildiğinde "Burdan sakın bir yere ayrılma ben en azından çeken bir yer bulup bir şekilde burdan kurtulmamızı sağlıycam.Tamam mı?"
Belli etmese de endişeliydi çünkü o da korkuyordu.
Kafamı salladığımda yavaşça kalktı ve gitti.
"Çabuk gel korkarım ben!"
Arkasını döndüğün de yüzünün bir kısmı karanlıkta kalıyordu ama güldüğünü görmek beni biraz olsun rahatlatmıştı.
Gözden kaybolduğunda kabanıma biraz daha sarıldım ürkekçe etrafa baktığımda değişik ve korkunç sesler duyuyordum.
"Umarım duyduğum bu ses bir kurda ait değildir.Burda kurt var mıdır ki?" Sahte bir kahkaha atıp "Yok artık o kadar da değildir herhalde"
Kendi kendime konuşmada level atlamıştım artık.
Hareket etmediğim için biraz fazla üşümeye başlamıştım.Yerimden kalktım ve Alp'e baktım ama görünürde tek bir canlı yoktu.
Böcekler ve kurt dışında.
Cebimden telefonumu çıkardım ama şarjım çok azdı.
"Alp nerdesin ya!"
Alp'in gittiği yöne doğru ona seslenerek yürümeye başladım tedirgince.
"Alp orda mısın?"
Ah! Tanrım çok korkuyordum sanki her an bir yerden bir şey fırlamak üzereymiş gibi ağaçlar üzerime üzerime geliyordu.
Telefonun fenerini açtığım da şarjı umrumda değildi çünkü önümü göremiyordum.
"Alp beni duyuyor musun?"
"ALP ALLAH BELANI VERMESİN ALP!"
Bunu duymalıydın işte.
Demeye kalmadan telefonun ışığı gitti ve etrafı zifiri bir karanlık bastı.Çıt çıkaramıyordum çünkü çok korkuyordum sadece nefes sesim kulaklarıma doluyordu.
Küçük ve dikkatli adımlarla ilerlemeye başladım.
Lütfen şu lanet gün bitebilirmiydi.
Tam yeniden Alp'e seslenicektim ki bastığım boşlukla nereye düştüğümü bilmiyordum ama kafamı çok sert çarpmıştım.
Gözümü açmaya çalıştığım da kafamı acıdan kaldıramıyordum.Elim başıma gittiğinde elime bir ıslaklık bulaşmıştı.
Gözlerim yavaşça ve yorgunca etrafı taradı.
Galiba koca bir çukura düşmüştüm.
Ben kendim yeterince büyük bir çukurken ben kendimi bile kurtaramazken şimdi beni kim kurtarabilirdi ki bu boşluktan.
Göz kapaklarıma binen ağırlık katlanırken dudaklarım da küçük bir tebessümle mırıldanmaya başladım.
Annemden kalan anılardan ve seslerden bazılarıydı bu ninni...
"Uykudan uyanmış.Gülermiş bakarmış.Annesi onu çok öpermiş severmiş.Okula gidermiş yazarmış çizermiş."
Uyku beni biraz daha kollarına çekmişti.Bu kadar çabuk kavuşmayı bende beklemiyordum anne.
"Babası onu çok öpermiş severmiş
Annesi onu çok
Babası onu çok
Herkesler onu çok severmi-"
Ve gerisi alabildiğine karanlık.