İçeriğe geç

Kalplerin Mirası

Bölüm 2 · 5 dk okuma

Kalplerin Mirası

Bölüm 2

Miras

1.Bölüm

Miras

Herşeyi zamana bıraktık.

Zamanımız var mı bilmeden.

Özdemir asaf

°•°•°•

Zamanın ne kadar değerli bir şey olduğunu ve her saniyesinin ne kadar kıymetli olduğunu 26 yıllık hayatımın son iki ayında öğrenmiştim. Onu da Dedem sayesinde öğrenmiştim.

Bundan iki ay kadar önce Dedem, zamanı gelen kontrollerini yaptırmak için hastaneye gitmişti. Düzenli kontrollerinden birisiydi, önemli bir şey değildi. Ta ki doktor sonuçları inceleyene kadar...

Kimse inanmamıştı. Dedem bile buna ihtimal vermemiş hastane hastane, doktor doktor gezmişti. Hepside aynı şeyi söylemişti. "Çok zamanınız kalmadı."

Dedem tüm hayatını şirketine adamıştı. Tekerlekli sandalyeye düşene kadarda çalışmaya devam etmişti. Bu son yıl artık yavaştan emekli olmaya başlamıştı, bir anda bırakamıyordu şirketi. Ve daha şirketi kime bırakacağı da belli değildi. Yani iki ay öncesine kadar.

Doktorların söylediğine göre yaklaşık sekiz aylık bir ömrü kalmıştı. İki ayı da gitti desek altı ayı vardı ve dedem bu kısacık zamanı bize adayacağını söylemişti. Ve başlamıştı da. Bir gece beni odasına çağırmıştı ve beni mutluluktan havaya uçuracak o sözleri söylemişti. "... Şirketi sana bırakıcam Yağız." Sonra o kelimeyi kullanmıştı. "...ama..." Sonrası ise daha kötüydü.

"Evlenirsen."

Ne söylersem söyliyeyim onu bu kararından döndürememiştim. Ancak bende yıllarımı verdiğim ve gece gündüz emek verdiğim bu şirketi kaybetmek istemiyordum. Bundan dolayı da son iki aydır dedemin ayarladığı kızlarla randevulara çıkıyordum. Ancak hâla daha evlenebileceğim bir kadın karşıma çıkmamıştı.

Aniden sol tarafımdan gelen bir korna sesiyle uykudan uyanır gibi sıçradım. Düşüncelere öyle çok dalmıştımki yolda olduğumu bile unutmuştum. Direksiyon hakimiyetimi geri kazanıp yoluma odaklandım.

Nereye gidiyordum ben? Tabiki de şirkete. Evet. Ama şirket arkada kalmıştı. Dalgınlığımdan şirketi geçmiştim. Gördüğüm en yakın kavşaktan dönüp diğer yola girdim. Birkaç dakika sonra da Şahinler Holdinginin önünde durup indim. Ben şirkete doğru ilerlerken arabayı otoparka koymak için bir vale gelip arabaya bindi.

Şirkete girdiğimde güvenliğe selam verip asansör kısmına doğru ilerledim. Bugün şirket çok kalabalık görünmüyordu. Birkaç çalışan ve stajyerler dışında kimse yoktu. Asansöre bindiğimde 14.kata basıp asansörün çıkmasını beklemeye başladım. O sırada da kafamda eve gidene kadar neler yapacağımın planını yapmaya başladım.

Asansör katta durunca açılan kapının ardından odamın olduğu koridora doğru yürümeye başladım. Kafamda düşünceler eşliğinde yürürken beni durduran şey tanıdık bir sesin ismimi seslenmesiydi.

"Hoşgeldiniz Yağız Bey." Başımı çevirip seslenen kişiye baktığımda asistanım Buket'i gördüm. Gülümseyerek yanıma doğru geliyordu. "Hoşbuldum Buket. Çağan nerede?"

Asistanım, "Muhtemelen odanızdadır. Değilse de kafeteryadadır." Diye bildiği soruyu hemen cevapladı.

"Zaten başka nerede olabilirdi ki." Diye kendi kendime bir sitemde bulundum. Çağan, dedemin yakın bir arkadaşının torunuydu. Çağanın dedesinin ricasıyla burada işe başlamıştı ve o zamanadan beridir iş dışında herşeyi yapmıştı.

"Bu arada dün istediğiniz dosyaları masanıza bıraktım."

"İyi yapmışsın, sağol." Buket işine geri dönerken bende odama doğru ilerledim. Birkaç ofis sonrasında üzerinde adımın yazdığı ofisin kapısını açıp içeri girdim.

Ve tahmin ettiğim gibi Çağan benim odamdaydı. Ve hatta benim koltuğumda oturuyordu. O koca ayakları da masamdaydı!

Gördüğüm manzarayla sinir ve gerginlik seviyem artarken Çağan, oynadığı telefon oyunundan kafasını çekip bana doğru baktı. "Tahmin edeyim yine olmadı."

Sözleri canımı daha da sıkarken sakinleşmek için odamdaki boydan boya camla kaplı duvara doğru ilerledim. Karşımda büyük bir İstanbul manzarası vardı. Yoğun insan ve asfalt yığınının ilerisinde görünen mavi sular, izlemeyi en sevdiğim manzaraydı.

Ama yine de kendimi buradan aşağa atma duygusuna engel olamıyordum. Özelliklede sıkıntıdan patladığım zamanlarda.

"Ben seni hiç anlamıyorum abi ya. Hergün gittiğin o buluşmalarda kendine eziyet etmekten başka birşey yapmıyorsun."

İstanbul manzarasına sırtımı çevirip Çağan'a döndüm. "O zaman evleneceğim kadını nasıl bulucam Çağan?" Yağmur duasına çıkar gibi kadın duasına falan mı çıkayım? Tövbe tövbe."

Çağan, kafasına kadar yaklaştırdığı telefonunun arkasından yan bir bakış attı. "İyi o zaman ömrünün sonuna kadar o saçma randevulara git. Dedende şirketi daha şirketin yolunu bile bilmeyen abine versin."

"Dedem şirketi abime vermez." Dedim net bir şekilde. "Babama verir yada dayıma."

"E iyi o zaman bende boşuna endişelenmişim." Çağan sinirle telefonunu kapatıp masama koydu. "Ya abi saçma sapan konuşmayı bırakırmısın. Bu şirket senin hakkın. O moruklardan da abimden de daha çok hakediyorsun. Sen olmayacaksan gelen kişinin ne önemi var ki."

Sinirle "Bende bilmiyorum Çağan." Diye çıkıştım. "Bende bilmiyorum. Ama elimden bir şey gelmiyor. Ve masamdan da kalkar mısın artık."

"Nasıl elinden birşey gelmiyor?!" Çağan hiddetle ayağa kalktı ve benim masamın karşısındaki tekli koltuklara oturdu.

"Canın istese bal gibi de herşeyi yaparsın. O kızlardan biriyle evlenmek istesen hemen evlenirdin, şirketi ve mirası da alırdın. İki kuruş paradan bahsetmiyoruz Yağız, koca bir şirketten bahsediyoruz. Dedenin kim bilir kaç villası kaç arsası vardır." Çağan durup bir düşündü. Sonra aklına gelen görüntülerle gözleri kocaman açıldı. "Tam bir salaksın."

Çağan, tarihteki patronuna ilk salaksın diyen çalışan olabilirdi.

Sinir bozukluluğuyla camdan uzaklaşıp kendi masama oturdum. Oturmamla yüzümün buruşması bir oldu. Koltuğuda ısıtmış şerefsiz. Masamın çekmecesini çekip içinden bir ıslak mendil çıkarıp masamı silmeye başladım.

"Ben o kızlardan biriyle evlenmem. Hepsi birbirine benziyor. Tek istedikleri de para. Hiçbiri benim için orda değil. Ünüm, şöhretim onları daha çok çekiyor. Onlardan biriyle evlendiğimde ne olacak sanıyorsun ki? Değişecektir mi? Hayır. Daha da kötüsü olacak. Beni aldatacaklar. Zaten eve sadece uyumak için gidiyorum. Aradıkları fırsatları da vermiş olurum onlara." Aklımdaki düşünceleri birine anlatabilmek beni biranda rahatlatmıştı.

İşte Çağan'ın hiç çalışmadığı halde hâla kovulmamasının nedenini şimdi anlamışsınızdır. İçimi açabildiğim derdimi paylaşabildiğim ve sonrasında yargılanma korkusu yaşamayacağım biriydi.

"Madem öyle o zaman anlaşmalı evlilik yap."

"Anlaşmalı evlilik mi?"

"Evet. Hani dizilerde falan oluyor ya. Belli bir süreliğine evli taklidi yapıyorlar, aynı evde yaşıyorlar sonra amaçlarına ulaştıklarında boşanıyorlar falan. Aslında tam sana göre."

"Saçmalama. Bu çok aptalca asla böyle bir şey yapmam ben" Çağan yüzüme malsın bakışı atıp arkasına yaslandı.

"Madem öyle o zaman devam et randevularına. Eğer deden ölmeden bir kız bulabilirsen ne mutlu sana. Bulamazsan da şirkete uzaktan bir bay bay yaparsın."

"Çağan." Dedim dişlerimin arasından sinirle. Haddini aşıyordu.

"Ben sana olacakları söylüyorum." Dedi. Rahatça.

"Bunu yapmicam." Dedim tekrardan. Bu işe girişmek riskti ve ben bu riski almayı reddediyordum.

kitabımız çizgi studio dan devam ediyor inşallah uygulamayı düzgünce kullanabilirim çünkü burda yazmak bana çok garip geliyor

Bölüm sonu

2 yorum