İçeriğe geç

KALPLERİN KESKİN NİŞANCISI

Bölüm 1 · 7 dk okuma

KALPLERİN KESKİN NİŞANCISI

Bölüm 1

GÖREV

Her zamanki gibi sabahın beş buçuğunda kalktım ve yüzümü yıkadım. Mutfağa gidip basit bir kahvaltı yaptım ve mesajlarımı kontrol ettim. Ve tam tahmin ettiğim gibi yeni bir görevim vardı. Ben bir keskin nişancıyım ve önemli görevlerim oluyor. Ama bu seferki görev daha tehlikeli. Yeni hedef Lorenzo Lanci. Buradaki en güçlü ve tehlikeli katil. Kahvaltımı hızlıca bitirdim ve hemen üstüme rahat ama güzel kıyafetler giydim. Evden çıktım ve arabama bindim. Ehliyeti daha yeni almıştım. Hemen arabayı çalıştırdım ve yolda yardım etmeleri için sırayla arkadaşlarımı aradım. Aradığım ilk kişi Jack oldu. Jack çok yakın arkadaşımdı ve bir polisti. Buralardaki en genç ve en iyi keskin nişancıydım. O da en genç ve en başarılı polisti. Bazıları bizim bu kadar başarılı olmamıza çok şaşırırdı. Ne diyebilirim ki, herkes 18 yaşında bu kadar başarılı bir keskin nişancı ve 20 yaşında çok başarılı bir polis olamaz. Bu tarz görevlerde buluştuğumuz bir ofis vardır ve bu ofis hep aynı ofistir. Bizim özel buluşma alanımız. Jack ile konuştuktan sonra Helen'i aradım. Helen bir hackerdir. Ve gerçekten o da hepimiz gibi genç ve başarılı. Helen 19 yaşında. Bizim grubun en küçüğü benim. Ve genelde bu yüzden aldığım görevlerde ilk hedef ben oluyorum. İlk beni öldürüp aradan çıkarmak istiyorlar. Ama hiç bir zaman öyle olmuyor. Kısa süre sonra ofise geldim ve kapının şifresini açarak içeri girdim. Diğerleri gelene kadar Lorenzo Lanci ile ilgili bildiğimiz bilgilere baktım. Ama adı ve yaşı dışında hiç bir bilgi yoktu. Yaşı yirmi birdi ve ismini gizleme ihtiyacı duymuyordu çünkü şimdiye kadar onu yakalaya bilen olmadı. Ama onu yakalamak konusunda kendime ve ekibime güveniyordum. Kısa süre sonra Jack ve Helen'de geldi. "Biz geldik" dedi Jack gözlerini devirerek içeri girdi. Helen, Jack'in arkasından içeri girdi ve içeri girer girmez heyecanla yanıma koştu. "Çok heyecanlıyım! Beni de çağırdığın için çok teşekkürler" dedi ve boynuma sarıldı. Helen bu tarz görevlerde çok heyecanlı oluyordu ve benden bir yaş büyük olmasına rağmen benden daha çok çocuklaşabiliyordu. Jack, Helen'in çocuksu hareketlerinden bıkkın bir şekilde karşımdaki sandalyeye oturdu. Helen, Jack'in yanındaki sandalyeye oturdu ve ciddileşti. Helen heyecanını kontrol etmekte çok iyiydi. "Başlayalım mı artık ? Vakit kaybediyoruz" dedi Jack. Helen gözlerini devirdi ve bana baktı. "O zaman başlayalım. Ama elimizde hiç bilgi yok. Sadece yaşı ve ismi var. İsmini zaten herkes biliyor" ben konuşurken herkes işine odaklanmıştı ama bir yandan kulakları da bendeydi. Helen hemen bilgisayarının tuşlarına tıklamaya başladı "İsmi ve yaşıyla da bir şeyler bulmayı deneyebilirim" başını bilgisayardan kaldırmadı. "Bende daha önce hiç kendini gösterdiği ya da belli ettiği bir dava dosyası var mı diye bakayım" dedi Jack. İkisini de başımla onayladıktan sonra bende internete girip onunla ilgili haberleri araştırmaya karar verdim. Çok tehlikeli bir katil olmasının yanı sıra aynı zamanda çok zengin bir mafyaydı. Harcadığı paralar veya belki aldığı yatlar ile ilgili magazin veya haber olabilirdi. "Buldum!" ben haberlere bakarken Helen bir şeyler bulmuştu bile. "Onun adına kayıtlı bir kredi kartı buldum. Parasını nelere harcadığını, hangi tarihte ne satın aldığını artık biliyoruz. Azda olsa işimize yarar" bu iyi bir şeydi. "Kulağa ne kadar önemsizmiş gibi gelse de önemli aslında" dedim, sandalyemden kalktım ve Helen'in yanına gittim. Dikkatle ekrandaki görüntüyü incelemeye başladım. "Bu bilgileri bana gönderir misin ? Dosya çıkartacağım" dedim Helen'e ve tekrar sandalyeme oturdum. Helen başıyla onayladı ve hemen işe koyuldu. O sırada Jack bana seslendi. "Bir şeyler buldum" ve bilgisayarıma Jack'den mail geldi. "Hemen bakıyorum" dedim ve hızla dosyayı açtım. Daha önce Lorenzo Lanci'nin en yakın asistanı aynı yerde bir kaç kere görüntülenmiş ve bu yer ıssız bir yerdi. "Helen, bu adresi bulabilir misin?" dedim ve Helen'e adresi gönderdim. Helen başıyla onayladı ve kısa bir üre sonra konumu gönderdi. "Gidip bakalım mı?" dedim ve silahımı çıkarttım. İkisi de sırıttı ve başıyla onayladı. İkisine de birer silah verdim ve başımla kapıyı işaret ettim. Jack önden gitti ve kapıyı bizim için tuttu. Başımı eğerek teşekkür ettim ve hep beraber Jack'in arabasına bindik. Ben eşyalarla beraber arkaya oturdum ve Helen Jack'in yanına oturdu. Jack arabayı çalıştırdı ve Helen konumu açtı. Bende o sırada silahları hazırladım. Yaklaşık bir saat sonra konuma vardık. Jack arabayı dikkat çekmeyecek bir alana park etti ve dikkatlice arabadan indik. Silahları dağıtıp yedek mermileri verdikten sonra etrafa bakındım. Dağılmamız için işaret verdim ve hepimiz farklı yönlere doğru ilerledik. Yavaş ve sessiz adımlarla orman benzeri yeşillik bir alanın önündeki eski binanın içine girdim. Bu bina iki katlıydı. Dışardan ne kadar bakımsız ve eski gözükse de içi temizdi ve hala kullanılır durumdaydı. İçeride yavaşça ilerledim ve bir odaya girdim. Aniden arkamdan bir ses geldi. Tam arkamı dönüp bakacaktım ki biri ağzımı eliyle kapattı. Elinde eldiven vardı ve arkamda olduğu için yüzünü göremiyordum. Sakin kalmaya çalıştım. Sonra bir şey dikkatimi çekti. Arkamda durup ağzımı kapatan adamın eli bir şey kokuyordu. O an ne olduğunu anladım. Bu biber gazıydı. Yavaş yavaş gözlerimin kapandığını hissettim. Vücudum birden adamın kollarına yığıldı. Uyandığımda kendimi lüks bir odanın içinde buldum. Yavaşça yataktan kalktım ve odaya göz attım. Oda çok büyüktü, duvarlar hoş ve sade gözüken altın motiflerle süslenmişti. Odada bir kıyafet dolabı, yatağın yanında çekmeceli bir sehpa, bir boy aynası, bir çalışma masası, bir makyaj masası ve iki kişilik büyük bir yatak vardı. Bu kadar eşyaya rağmen geniş ve büyük bir odaydı. Duvardaki saat baktım. Saat akşam beşti. Karnım şimdiden acıkmıştı. Odadaki büyük pencerenin önündeki tekli koltuğa oturdum ve düşünmeye başladım. Ekiple ofiste buluşup konuştuğumuzda saat sabahın altı buçuğuydu. Sonra araştırırken bir saat geçmişti, yani saat sabah yedi buçuktu. Yarım saatte eşyaları alıp arabaya gittik, yani saat sabah sekiz. Oraya varmamız uzun sürmüştü, yol bir saatti. Silahları onlara verdikten sonra alanı aramak için dağıldık. Yarım saat sürdü diyelim. Saat sabah sekiz buçuk. Arama sırası da bir yarım saat desek saat dokuz. Sonra o adam beni yakaladı. Ama saat nasıl şimdi akşam beş? Ben bunları düşünüp odaya göz atarken yarım saat olmuştu. Düşüncelerimde kayboldum. Hatırlamadığım sekiz saatte ne olmuştu? Nerede olduğumu ve oraya ne kadar uzakta olduğumu bilmediğim için hesaplamak zordu. Ormanlık güzel bir alanın ortasıydı burası ve nerede olduğuma dair bildiğim tek şey buydu. Ama o alandan çok uzak olmalıydım çünkü hiç kimse birisini kaçırdıktan sonra kaçırdığı kişiyi kaçırdığı alana yakın bir yerde tutsak etmez. Oradan yaklaşık bir buçuk saat uzaklıkta olduğumu var sayarsak saat on buçuk olur. Beni bu odaya getirmeleri ve yerleştirmeleri yarım saat sürse saat on bir olmuş olur. Altı saat uyumuş olabilir miydim? Bir süre daha düşündükten sonra kapı çaldı. Hemen dikkatimi kapıya çevirdim ve kapıya baktım. İçeri tatlı bir kadın girdi. Burada çalışan bir hizmetçi olduğu kıyafetlerinden belliydi. Ve daha genç olduğu belliydi. Yirmili yaşlarında gibi duruyordu. Güzel kahverengi gözleri ve omuzlarına gelen hafif dalgalı kahverengi saçları vardı. İnce bir vücudu vardı. Elinde katlanmış bir elbiseyle kapının önünde durdu. Yatağımın üstüne elindeki elbiseyi bıraktı ve başıyla selam verip bana baktı. "Benim adım Lana. Siz beni tanımıyorsunuz ama ben sizi tanıyorum, Bayan Noria. Ne zaman isterseniz size yardım edeceğim. Bay Lorenzo sizi akşam yemeğine davet etti" ismimi bilmesine çok şaşırmıştım ama son söylediği cümleyi duyunca ağzım açık kaldı. "Nasıl yani?" derken sesimde şaşırdığımı belli eden bir ton vardı. "Bu elbiseyi giyip onunla yemek yemenizi istedi. Yemek saat altıda. Yarım saat sonra yanımda bir kaç yardımcıyla geleceğim. Onlar saçınızı yapacak. Beni de kişisel asistanınız gibi düşünebilirsiniz." dedi ve gülümsedi. Başıyla selam verdikten sonra odadan çıkıp kapıyı çekti. Hiç bir şey anlayamıyordum. Normal bir operasyon araştırmasından nasıl buraya gelmiştim? Oturduğum koltuktan kalktım ve yatağa doğru ilerledim ve yatağın üstünde duran elbiseyi elime aldım. Elbise koyu şarap kırmızısıydı ve dar bir beli vardı. Bacak kısımları boldu ve diz altına kadar uzanıyordu. Aslında elbiseyi beğenmiştim o yüzden odadaki küçük lavaboya gidip elbiseyi giydim. Sonar odaya geri döndüm ve boy aynasından kendime baktım. Bir süre sonra tam da Lana'nın dediği gibi kapı tıklatıldı ve Lana ve iki genç kadınla beraber içeri girdi. Makyaj masasının önündeki sandalyeye oturmamı işaret etti ve sessizce oturdum. Sonra Lana yanı başımda beklerken diğer iki genç kadın saçımı yapmaya başladı. Yaklaşık on dakika sonra saçım bitmişti. Koyu kahverengi dalgalı saçlarımın dalgasını belirginleştirip güzel kokan bir şeyler sıkmışlardı. Sade olmasına rağmen çok güzel olmuştu. Sonra aynı kadınlar birden bana makyaj yapmaya başladı. Çok fazla makyaj yapmazdım. Genelde allık ve dudağıma ruj yada nemlendirici sürerdim. Ama onlar bana abartılı bir makyaj yapıyorlardı. Bunu uzun sürmesinden anlamıştım. On dakika sonra bitirdiler ve eşyalarını toplayıp selam verip gittiler. Lana hala yanımdaydı. Yere bir çift topuklu ayakkabı koydu. Elbisemle aynı renkteydiler. Yerden alıp topuklu ayakkabıları giydim ve ayağa kalkıp boy aynasından son bir kere kendime baktım. Lana bana hayranlıkla bakıyordu. "Çok güzel gözüküyorsunuz, Bayan Noria" ona doğru yürüdüm ve teşekkür ettim. "Yemek odasını bulmanıza yardımcı olacağım" dedi gülümseyerek. Başımla onayladım ve onu takip etmeye başladım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.