İşden çıkmış eve yürüyordum. Kafamda “hangi elbiseyi giymeliyim?” sorusu dönüyordu. Sanki hiç derdim yokmuş gibi.
Dolabımda bir sürü elbisem vardı (annemin zoruyla aldığım) ama giymiyordum. Sonra eve vardım. Salona geçip kendimi koltuğa attım.
Sonra saate baktım. Vaktimin az kaldığını anlayarak ayağa kalktım. Lavaboya gidip pijamalarımı giydikten sonra elbiselerin olduğu dolabımı açtım. Ellerimi üzerlerinde gezdirdikten sonra elim birinde durdu. Elbiseyi dolaptan çıkartıp elime aldım. Bunu daha önce hiç giymemiştim. Kırmızı renkti. Kadife bir kumaşı vardı. Dizlerimin biraz üstünde bitiyordu. Uzun kolluydu ama V yakaydı. Bu elbiseyi seçtim ve topuklu ayakkabı dolabımı açtım. Bunlarıda annemin zoruyla almıştım.
Bir süre onlara baktıktan sonra sivri uçlu ince topuklu kırmızı bir ayakkabı seçtim. Saate baktım. 20:00 ‘e yaklaşıyordu. Sonra telefonuma mesaj geldi. Elime aldığımda Görkem’in “Biz seni almaya geliyoruz hazırlan.” Mesajını gördüm.
“Tamam” mesajını attıktan sonra seçtiklerimi giydim. Siyah bir çanta ve siyah bir ceketi üzerime geçirdim. Aynanın karşısına geçtim ve biraz kapatıcı maskara ve kırmızı bir ruj sürdüm. Sadece böyle özel günlerde makyaj yapardım. Aynadan kendime baktım ve dizlerimin üzerindeki elbiseyi aşağı çektim. Hayatımda sınırlı sayıda elbise giymiştim. Ve kısa elbise giymekten nefret ederdim.
Ama yinede giymiştim. Topuklu ayakkabılarlada yürümekte zorlanırdım. Ama mecburen giymiştim.
Zil çaldığında kapıya doğru yürümeye başladım ve açtım.
Karşımda Görkem vardı. Altına siyah pantolon üzerine beyaz bir gömlek giymişti ve takım elbisesinin ceketi vardı. Bana gülümseyerek bakıyordu. Ben de ona gülümsedim. Kapıyı kapattım ve Görkem’in elinden destek alarak merdivenden indim.
Aşağıda bizi Leyla, Özlem, Arda ve Ayaz bekliyordu. Leyla elbise giymeyi seven biriydi. Üzerinde uzun siyah askılı bir elbise vardı. Ama elbisenin dizinin bir iki cmlik üstüne kadar yırtmacı vardı ve siyah kalın bir ceket ve siyah ince topuklu ayakkabıları giymişti.
Özlem ise her türlü giyinirdi. Onunda üzerinde yeşil kolsuz uzun bir elbise vardı ve topuklu ayakkabıları da yeşildi. Ve üzerinde yeşil renk ceket vardı. Saçlarının ön kısımlarını mandal tokayla arkaya sıkıştırmıştı. Leyla ise saçlarını salık bırakmıştı. Ben de öyle yapmıştım. Arda ve Ayaz takım elbise giymişlerdi. Sadece Ayaz’ın kıravatı vardı. Merdivenlerden indikten sonra birlikte arabaya yürümeye başladık. İki tane araba vardı çünkü altı kişi bir arabaya sığamazdık. Görkem’in ve Ayaz’ın arabası vardı.
Ben ve Leyla Görkemle onun arabasına bindik. Ön koltuğun kapısını açarken Leyla’ya dönüp “Çok güzel olmuşsun” dedim.
Bana gülümsedi ve “Teşekkür ederim sende öyle olmuşsun.” Dedi. Sonra arabanın koltuğuna oturdum. Ardımdan Görkem oturdu. Leyla Özlem’e bir şey söylüyordu. Görkem bana döndü dağınık saçlarını ilk defa yukarıya doğru taramıştı.
“Burcu çok güzel olmuşsun.” Dedi. Ona gülümsedim.
”Sende çok yakışıklı olmuşsun.” Dedim. Gülümsedi. Direksiyona döndüğünde Leyla da arabaya girdi.
Arabayı bir süre sürdükten sonra vardık. İlk Görkem çıkıp yanıma geldi. Çünkü topuklu ayakkabılarla yürümeyi hiç beceremezdim. Leyla’da benim aksime çok güzel yürürdü. Kapımı açtım ve Görkem’in elini tutarak arabadan çıktım.
Görkem elimi tutuyordu bende onun kolunu.
Sonunda restoranta gidip oturduğumuzda restoran “ÜNGÖR HASTANESİ” ne ayrılmıştı. Patron her masayı ziyaret edip selam veriyordu. Sıra bizim masaya gelmişti.
Bizede selam verdikten sonra gidip kendi masasına oturdu.
Garson bizim masamıza geldi menüleri bıraktı ve gitti. Menüyü evirip çevirirken Görkem’in sesini duydum.
“Burcu bir şey mi oldu? Yorgun görünüyorsun.”
“Beni düşündüğün için teşekkür ederim. Biraz yorgunum sadece.” Dedim ve ona gülümsedim.
Görkem’de bana gülümsedi.
• • •
Yemeğimizi yemiş sohbet ediyorduk. Lavaboya gideceğimi söyleyerek masadan ayrıldım. İnsanlar yavaş yavaş gelmeye başlamıştı. Lavabonun olduğu yöne doğru ilerlemeye başladım. Sonra kulağıma bir çığlık sesi geldi. Sese doğru ilerlemeye başladığımda ağzım birisi tarafından kapatıldı. Ne olduğunu anlamadan çırpınmaya o iri ve güçlü vücuttan kurtulmaya çalıştım. Diğer eliylede ellerimi tutunca hiç gücüm kalmamıştı. Ama yinede pes etmeden tekmeler atmaya başladım. Beni tutup yukarı kaldırdı ve bir odaya girip odanın kapısını kilitledi. Beni yere bıraktığında hızla arkama döndüm. Bana bakan Leyla’nın gözleri gibi zümrüt yeşili gözlerle karşılaştım.
“Sen kimsin?” Dedim sinirle.
“Ve niye beni buraya getirdin?” Diye devam ettim.
Elbisemi aşağı doğru çekiştirirken bana yaklaştı.
Bıkkın bir nefes verdi.
“Bak önce bir sakin ol” dedi. “Oradan neden çığlık sesi geldi?!” Dedim.
Bir cevap bekledim ama hiç bir cevap vermedi. Ona doğru yaklaştım.
“Oradan neden çığlık sesi geldi?!” Diye sordum tekrar. Ama yine cevap vermedi.
“Eğer şimdi cevap vermezsen çığlığımla tüm dükkanı inletirim.” Dedim.
Yine cevap vermedi. Çığlılatmak için ağzımı aralamıştım ki ağzımı eliyle kapattı.
“Tamam sakın çığlık atma anlatacağım.” Dedi. Başımı “evet” anlamında salladım. Ağzımdan elini çekti.
“O çığlık o kadının son çığlığı ve son sesiydi.” Dedi.
“Ne dedin?” Dedim anlam veremeyerek.
Boğazını temizledi.
“Dedim ki az önce o kadın öldü.”
“Ne!?” Dedim çok yüksek bir sesle.
“Sessiz ol!” Dedi.
Ona hala şok olmuş bir şekilde bakarken yine bıkkın bir nefes verdi. Daha da yaklaştı.
Boyu 1.90 civarında olduğu için benim boyuma eğilmek zorunda kaldı.
“Tamam seni anlıyorum. Şimdi biraz sakinleş.” Dedi ve elini omzuma uzattı. Ama ben çevik bir hareketle omzumu geri çektim.
“S-sen az önce bir kadını mı öldürdün?” Diye sordum kaşlarımı çatarak.
“Aslında tam öyle değil de biz tanışmadık. Ben Rüzgar Akmaz.” Dedi ve elini uzattı. Bu isim bana bir yerden tanıdık geliyordu.
Biraz düşündükten sonra iki hafta önce hastane kantininde sıra beklerken karşılaştığımız aklıma gelmişti. Yere bilekliğimi düşürmüştüm. Fark etmemiştim ama o bana bilekliğimi getirmişti. Ona teşekkür etmiştim ve bana “Yakında bir daha karşılaşacağız” demişti. Tüm bunları hesaplamış da olabilirdi ama zihnimdeki seslerden kurtulup şuana odaklandım.
Eline karşılık vermeyince çekti. Sonra bakışlarımı gözlerine çevirdim. “Sen..” dedim. Başını salladı.
“Evet iki hafta önce bilekliğini veren ve ‘Yakında bir daha karşılaşacağız’ demiştim sana.” Dedi.
“Tüm bunları planladın mı? Ve benimle ne derdin var? Ve o kızı öldürdün mü?” Dedim.
“Öncelikle evet tüm bunları planladım. Ve sonra, seninle ne derdim olduğunu zamanla anlarsın. Son olarakta evet öldürdüm ama bildiğin gibi değil.” Dediğinde şaşkınlıkla aralanan ağzımı elimle örttüm. Ondan uzaklaştım ve sırtım kapıya değdiğinde
gidecek yerim kalmadı.
Bana doğru yürüdü, yürüdü, yürüdü ve sırtımı iğice kapıya yaslamam gerekti.
“Bak her ne düşünüyorsan öyle değil.” Dedi.
Ben hala şoktaydım ve korkuyordum.
“O kadın seni öldürmeye çalışmıştı.” Dediğinde daha da şok oldum ve konuşamadım. Bir kaç dakikanın ardından.
“N-nasıl? O da kim ve neden böyle bir şey yapmış?”
“O kadının ismi Esra. Soy adı Günay.” Dediğinde gözlerim büyüdü ve yine şaşkınlıktan açılan ağzımı elimle örttüm. Bu kadın hiç bir sorunu olmamasına rağmen kalbini aldırmak istemişti. Peki o zaman planı neydi. Ne yapacaktı ve niye böyle bir şey istiyordu.
“Ama o…”
“Evet bu gün onun kalbini almak için ameliyatın vardı ve sen tabiki böyle bir şey yapmadın.”
“Ama sen tüm bunları ner-” diyecekken eliyle ağzımı kapattı.
Adım sesleri bize yaklaştı ve bir süre sonra uzaklaştı. Rüzgar derin bir nefes aldı.
“Ben bir şekilde biliyorum işte onu sorgulama. Bu gün sana ameliyata geleceğim diye seni öldürmeye gelecekti. Nasıl yapacaktı bilmiyorum ama yapacaktı işte. Sonra bu restoranta geleceğini öğrenip burada seni öldürmeyi planlıyordu.
Ve biz onu durdurduk.” Dedi ve sonra gülümseyip ekledi: “Öldürerek.” Onu iterek biraz uzaklaştırdım. Ellerimi saçlarıma geçirdim.
“Ya sen ne dediğinin farkında mısın? Ayrıca benim hiç düşmanım yoktur ki. Nerden çıktı bu?” Dedim.
“Onun kardeşinin kalbini aldığın için intikam almak istemiş.” Dedi.
“Ama ben birinin kalbini alacağımda ailesinden imza alırım.”
“Kardeşine izin vermeğeceğini söylemiş ama kardeşi dinlememiş. Aileside imzayı atmış.” Dedi.
“Off” dedim.
Odanın içinde birkaç volta attıktan sonra Rüzgar’ın karşısına geçip yemyeşil gözlerine baktım.
“Sen neden benim için birini öldürdün? Ve neden bu kadar rahatsın?” Dedim. Sonra gözlerimi kıstım.
“Öncelikle neden böyle bir şey yaptığımı zamanla anlayacaksın. İkinci soruna cevap olarakta bu ilk cinayetim değil diyeyim.”
Bana bir seri katil olduğunu söylerken ki rahatlığı beni deliye döndürecekti. Göğsüne bir kere vurdum.
“Sen deli misin ya? Bana seri katil olduğunu söylerken ki rahatlık tatile giden adamda yok.” Dedim şiddetle.
“Olabilir.” Dedi yine rahat bir şekilde.
“Bu arada sen hala ismini söylemedin.”
“Ne ismi kafayı mı yedin?” Dedim.
“Bak tamam bir insan öldürdüm ama onu öldürmesem o seni öldürecek-” diyecekken telefonum çaldı. Alıp baktığımda Görkem’in aradığını gördüm. Rüzgar telefonuma baktı.
“Bir saniye.” Dedim ve telefonu açtım. Sesimi ayarladım ve konuşmaya başladım.
“Alo Görkem.” Dedim.
“Burcu gelmiyor musun? Gideceğiz seni bekliyoruz.” Dedi.
“Hemen geliyorum. Özür dilerim biraz oyalandım.” Dedim.
“Yok sorun yok ama çabuk ol lütfen.” Dedi Görkem. “Tamam” deyip telefonu kapattım. Sonra tekrar Rüzgar’a döndüm.
“Benim gitmem gerek.” Dedim. Telefonumu aldı.
Bir numara çevirdi ve kaydetti.
“Bu benim numaram sonra seni ararım.” Dedi. Başımı aşağı yukarı sallayarak kabul ettim ve odadan çıkıp gittim.