İçeriğe geç

Kalp Atışı

Bölüm 19 · 18 dk okuma

Kalp Atışı

Bölüm 19

19-cu bölüm: Hüzün

Selam. Nasılsınız?

Kitap beklediğim gibi ilgi görmüyor.

Başka asker kurguları daha 20

bölüm olmadan 100k, 500k

okunuyor.

Oylar çok az. Her okuyan emeğe saygı

göstererek oy verirse çok

sevinirim.

Oylarınızı ve yorumlarınızı

bekliyorum♥️

İyi okumalar❤️‍🔥

İlahi bakış açısı:

Alparslan ve timi Yavuz albayla birlikte acil durum için tabura gittiler. Karargahta oturmuş Yavuz ve Muhammet albayın gelmesini bekliyorlardı. Az sonra onlar içeri girince hepsi ayağa kalktı.

"Oturun!" Oturdular. Muhammet albay "Doğa nasıl?" Diye sordu.

"Kendine geldi. İyi olacaq Allah'ın izniyle."

Selim "Komutanım, acil durum var dediniz geldik. Yeni bir görev mi var yoksa?"

"Görev var olmasına ama bu seferki uzun süreli değil. İstihbaratçılarımız Andreyin adamının yerini tespit etmişler. Ama çok büyük bir koruma altında. Onu öyle hemen alamazsınız."

"O herifi gebertmezsem bana da Alparslan demesinler."

Yavuz albay "Hayır! Zarar vermek yok! Öldürmek hiç yok! Alparslan uzaklaştırmayı yersin ona göre!"

"Komutanım yapmayın ama. En azından dövelim şunu ,benim içim rahat etmez. Elimden bir kaza çıkar."

Arif "Aynen ya. Bizim Yarasamıza elini süren daha anasından doğmamıştır. O şerefsizin ağzını burnunu kırmadan nasıl rahat durarız?"

Murat "Lütfen komutanım. Söz bilinci açık şekilde getireceğiz. Sonra ne isterseniz yaparsınız işte."

Yavuz albay bir süre çatık kaşlarla gözlerinin içine baktıktan sonra "Tamam. Ama fazla abartmayın. O adam bize lazım." Dedi.

"Emredersiniz!"

"O adamı sağ salim getirmeniz lazım. Bakın bu işin şakası yok. Anlaşıldı mı?"

"Anlaşıldı komutanım!"

•••

Operasyonla ilgili detayları öğrendikten sonra Gölge timi hazırlanmaya koyulmuştu. Alparslanın aklı hala Doğadaydı. Acaba nasıldı? Alple araları bozuk olduğu için ona da soramıyordu.

Serhat "Komutanım."

"Efendim aslanım."

"Bu herife şimdi hiç bir şey yapmayacak mıyız?"

Arif "Aynen ya. Valla ben duramam böyle. Onun ağzını burnunu kırmadan rahat yok."

Alparslan derin nefes vererek "Sanki ben durabiliyorum. Ama Yavuz komutanımı duydunuz. Sağ salim getirmemiz gerek." Dedi.

Arif "Duyduk duyduk da, hani böyle azcık, ucundan bir az. Çok değil. Bir kaç dayak atalım hiç değilse."

Selim "Aynen ya. Bizim Yarasamıza, yengemize el sürenin ellerini taaa..."

Murat "Eeehmm. Selimcim yakışıyor mu öyle komutanımın yanında?" Diyip onu susturdu.

Alparslan "Rahat ol aslanım. O sümsükü bir elime geçirirsem var ya. Gel ki Yavuz komutanımın emri var. Ha bu arada. Selim seni unuttuysam çok yanılıyorsun. Emre itaatsizlik suçundan 1 ay boyunca operasyonlara gelemezsin. Savunmanı döndükten sonra verirsin. Neyse hadi çok oyalandık. Çıkalım bir an önce." Dedi ve az sonra bahçede toplandılar. Arabalara doluşup operasyon için yola çıktılar. Onları neyin beklediğini bilmiyorlardı. O kişi her kimse büyük bir koruma altındaydı.

•••

Alp ve Ömer acilde işlerinin başındalardı. Alp yaklaşık 20 yaşındaki bir kızın ameliyatını konuşmak için onun odasında doğru gidiyordu.

"Anne, kaç kere söyleyeceğim? Ben ameliyat falan olmuyorum. İyiyim işte nesini anlamıyorsun?" Diye söyleniyordu kız.

"Selen, kızım, asıl sen neden anlamak istemiyorsun? Sağlığın için bu çok önemli. Hadi inat etme."

"İstemiyorum dedim ya. Şimdi Allah bilir çelimsiz bir doktoru musallat ederler başıma. Uğraş uğraşabilirsen." Derken Alp içeri girdi ve tam onların karşılarında durdu. Selen Alpi baştan aşağı süzdü. Çocuğun uzun boyu, kumral ve yukarı doğru taranmış saçları, yemyeşil gözleri, kıpkırmızı dudakları çok ilgisini çekmişti. Ona kitlenmiş, gözlerini alamıyordu. "Hay maşşallah. Analar neler doğuruyor bee. Bu çocuk halis midir?" Diye geçirdi içinden.

Ona her kes aşık canım.

Alp "Neyi istemiyorsun?" Diye sordu.

"Hah. Doktor oğlum, bi de sen söyle. Ameliyat olmayacağım diyor da başka bir şey demiyor, belki seni dinler."

"Hm? Demek öyle? Selendi dimi?"

"E-evet. Selen Eroğlu. Sen?"

"Alp Kılıç ben de. Memnun oldum."

"İsmin çok güzelmiş. Yani kısa ama çok havalı."

"Teşekkür ederim. Evet, sorun nedir?"

"Nuh diyor peygamber demiyor oğlum. İyiyim, ameliyat olmayacağım diye tutturmuş."

"Niye ki?"

"İyiyim çünkü."

"Esra hanım, bize bir az izin verir misiniz? Bir güzel konuşup anlaşalım."

Esra hanım "Tabi oğlum, nasıl istersen." Diyip çıktı. Alp o çıktıktan sonra yatağın yanındaki sandalyeye oturdu.

Selen büyülenmiş gibi Alpten gözünü alamıyordu. Annesi gittikten sonra bile Alpin gözlerine bakmaya devam etti. Sonunda dayanamayıp "Gözlerin çok güzel. Yeşilin bütün tonları sende toplanmış gibi. Bunu söyleyen bi tek ben değilimdir diye düşünüyorum." Dedi.

Alp şaşırmış şekilde onu dinliyordu."Teşekkür ederim. Neredeyse her kesten her gün duyuyorum bu iltifatı. Neyse şimdi gelelim size Selen hanım. Neden ameliyat olmak istemiyorsun?"

"Sen bunu mu isterdin?"

"Ben her hastamın iyiliğini düşünürüm. Neden inat ediyorsun?"

"Çünkü iyiyim. Kötü olsam anlardım."

"Hm? Biliyor musun Selen? O tmörden bende de vardı. Hatta seninkinden daha kötü huylu bir tmör. Ben de inat ediyordum. İyiyim diyordum. Ama sonra noldu biliyor musun? Tmör beni istila etti. Davranışlarım, duygularım değişti. Ben en yakın arkadaşlarıma zarar verecek hale gelmiştim."

"Sonra noldu peki?"

"Benim bir arkadaşım var. İsmi Doğa. O beni asla yalnız bırakmadı. Ameliyat olana kadar kendini paraladı. Ben de senin gibi inat ediyordum. Ama o beni tekrar hayata bağladı. Şuan yaşıyorsam onun sayesinde. Yani anlayacağın, seni çok iyi anlıyorum. Ama bu durumdan kaçamazsın. Annen için, arkadaşların için iyi olmak zorundasın. En önemlisi de kendin için."

"Bir şey sorabilir miyim?"

"Sor tabi."

"Evli misin?"

"Yoo."

"Sevgilin var mı?"

"Yoo."

"Peki kaç yaşındasın?"

Tövbe tövbe. Napıyor bu?

"Allah Allah ahiret sorgusu gibi tövbe yarabbim. 26 yaşındayım."

Selen "Çok güzel. Ben de 22. Aramızda pek bi yaş farkı yok. Sana Alp desem sorun olmaz dimi? Söylemesem içimde kalır. Ben isminden ve senden bayağı bir etkilendim." Diyip güldü.

Alp başını eğip gülümsedi. "Fazla açıksözlüsün. Sıkıntı yok. Ee kararın nedir?"

"Bir az düşünmem gerek. E öyle hemen karar verilmez ki aslan parçası. Tamam senden etkilendim de hemen manipüle olacak değilim."

"Daha neler." Derken Alpin telefonu çaldı. Neslihan yazısını görünce yüzü güldü. "Neyse. Benim çıkmam gerek. Umarım doğru karar verirsin."

Selen "Veririm. İşin ucunda sen varsan." Diyip gülünce Alp göz devirip gülümseyerek odadan çıktı. Selenin annesi odanın önünde değildi. O yüzden çıkar çıkmaz telefonu açtı.

"Neslihan."

"Nasılsın Alp?"

"İyiyim, sağ ol. Sen?"

Neslihan "Sesini duydum daha iyi oldum diyelim." Diyip güldü.

Alp te gülerek "Noldu rüyanda mı gördün beni?" Dedi.

"Yok canım. Ne rüyası. Ben nereye baksam seni görüyorum. Özlettin kendini be yeşil. Nerelerdesin?"

"Bu gün nolmuş her kes bi iltifatlar peşinde? İşlerim yoğundu. Doğa yaralandı da."

"Her kes derken? Geçmiş olsun bu arada. Nasıl yaralanmış? İş kazası falan diycem de alakası yok gibi."

"Sözün hakiki manasında sırtından bıçaklanmış. Hatta hançer bile diyebiliriz çünkü o kadar büyük bir yaraydı."

"Hadi ya. Nasıl oldu ki o?"

"Bilmiyorum ki. Babasına sorduğumda Doğaya sor anlatır dedi. Tek bildiğim üstünde siyah bir üniforma olması ve Alparslanlarla olması."

"Aklıma bir şey geliyor ama dur bakalım. Sen iyi misin asıl onu söyle. Çok ağladın mı?"

"Yani ağladım tabi. Can parçam dediğim kişi içerde can çekişiyordu. Rahat durmak elde değil. Ama iyiyim. Doğa da iyi çok şükür."

"İyi bari. Kimseye bir şey olmasın da. Neyse yeşil, ben kapatıyorum. Ameliyata girmem gerek.İyi günler sana. Çok öpüyorum seni. Bi de boş olduğunda uğramayı unutma. Gözlerinin yeşilinden tut gülüşüne kadar özledim seni."

Alp "Ben de seni özledim. Sana da iyi günler." Diyip kapattı. Suratındaki gülümseme bir süre gitmedi. Neslihanla sevgili değillerdi ama flört gibilerdi. Ömerin koluna vurmasıyla irkildi.

"Ne vuruyorsun ya? Manyak mısın?"

"Sen neye gülüyorsun bakayım he? Elinde de telefon liseli aşıklar gibi?"

"Hiç."

"Hadi atma. Ben senin mimiklerinden anlarım. Neslihanla konuştun dimi?"

Alp göz devirerek "Evet ama kimseye söyleme." Dedi.

Ömer "Yok canım. Leylaya ve Doğaya söylerim sadece." Diyip güldü.

"Lan onlara zaten söyleyecektim. Başkasını diyorum."

"Ha desene ya şöyle. Ee nasıl gidiyor?"

"Bayağı iyi. Anlamadığım şekilde Neslihan bana ışık hızı koşuyor."

"Normal tabi. Koşulmayacak adam mısın? Bu arada Alparslanla aranız mı bozuk?"

"Evet. Gerginiz bu ara. Gerizekalı ağzına geleni konuşuyor. Neymiş Doğayı kıskanmışmış paşam. Tamam kıskan da benden de değil yani."

"Takma ya düzelir."

"Aman ne takıcam onu? Çok ta umrumdaydı?"

•••

Gölge timi araçlardan inmişlerdi.

Alparslan "Evet Murat. Durum nedir?"

Murat "Aradığımız kişi bir villada gizleniyor ve çok iyi korunuyor. Kendisi Andreyin en güvenilir ve güçlü adamlarından. Orman yoluyla gidersek yarım saate varırız." Diye izah etti.

Alparslan "Tamam. Orman yoluyla gidiyoruz. Çok dikkatli, sessiz ve çevik olacağız. Geldiğimizi ruhları bile duymamalı. Susturucular takılsın!"

"Emredersiniz komutanım!"

Tim ormanın içiyle dikkatli ve sessizce ilerliyordu. Sonunda villaya az kalmış durdular.

Alparslan "Korumaların dikkatini dağıtmamız gerek. Yiğit, sen benle gel. Arif, Serhat, Murat, siz de korumaları indirin. Demir sen ne durumdasın?" Dedi. Demir time yeni katılmış astsubay üstçavuş bir keskin nişancıydı.

Demir "Görüş çok net komutanım. Sayıları çok fazla. Evin etrafında dolananlara ve ana kapıdakilere dikkat edin."

"Tamamdır. Yapman gerekeni biliyorsun. Birinin geberdiğini diğeri bilmeyecek!"

"Anlaşıldı."

"Her kes yerine! Atış izni verilmiştir, Demir!"

"Emredersiniz!"

Sessizce ağaçlara sığınarak villanın bahçesine girmeye çalışıyorlardı. Villanın ana girişindeki 2 kişiyi Demir hemen indirdi. Gölge timi içeri sızıp saklandılar. Alparslan el hareketleriyle onları yönlendiriyordu. Sonunda Yiğitle birlikte timden ayrıldılar ve adamları etkisiz hale getirerek eve girmeyi başardılar.

Evin içinde sessizce ilerleyip bir kaç kişiyi daha etkisiz hale getirdiler. Sonunda bir odaya varıp kapıyı hızla açtılar ve içeri girdiler.

"Selamün aleyküüüüm" diye içeri girip adama silah tuttular.

Adam panikle "Siz?" Diye tepki verdi.

"Yaa biz. Noldu beğenemedin mi?"

"Ne istiyorsunuz benden?! Çıkın dışarı! Rahat bırakın beni!"

"Yok ya? Başka? Hadi bizimle geliyorsun!"

Adam pencerenin önüne geçip "Yaklaşmayın! Atarım kendimi!" Dedi.

"Bak! Zaten seni eşek sudan gelinceye kadar döveceğim. Bu da üstüne tuz biber falan yaşatmam seni! Bizimle geliyorsun dedim o kadar!"

"Yaklaşma dedim! Noldu? Geberdi mi keskin nişancınız? O yüzden mi kuduruyorsunuz?"

"Bana bak, seni mahv ederim kes sesini!"

O sırada Yiğit adamın bacağına sıktı. Adam yere yığılınca hemen koşarak ellerini kelepçelediler. Alparslan yumruklarını adamın suratına geçirmeye başladı.

"Kimsin lan sen! He! Kim oluyorsun da ona zarar veriyorsun! Öldüreyim mi lan seni?! Onu mu istiyorsun!"

Yiğit "Alparslan tamam sakin ol!" Diyerek onu ayırmaya çalışıyordu.

"Hayır hayır ben sakin falan olamıyorum anlıyor musun?! Bu aşşağılık herif cezasını çekmeden sakin olmayacağım!"

Yiğit "Alparslan tamam dedim! Böyle yaparak eline ne geçecek?! Doğa iyi. Önemli olan o. Bu alçağın da cezasını adalet kesecek. Bırak artık." Diyince Alparslan adamın yakasını bıraktı. Az sonra şerefsizi alıp araca bindirdiler ve ordan ayrıldılar.

•••

Doğa Korkmaz'dan:

Serumların ve ağrıkesicilerin etkisiyle bir kaç saat uyudum. Gözlerimi açtığımda odada kimse yoktu. Alparslanın acil tabura gitmesi gerekmişti. Umarım bir sorun yoktur. Derken içeri Alp girdi. Bakışlarım ona döndü.

"Eveet, zümrüt gözüm. Nasıl hissediyorsun?" Diyip önce ayak tarafımdaki dosyaya baktı. Sonra da yatağın yanındaki sandalyeye oturdu.

"İyiyim, yeşil gözüm. Sen nasılsın?'

"Nolsun? Bir şey sormaya geldim. Babana söyledim ama Doğaya sor dedi. Noluyor Doğa? Sen neden yaralandın? Neden siyah üniforma giymiştin? Timle ne işin vardı?"

"Alp, bak senin yerin bende ayrı. Kardeşim gibi, hatta ondan da öte seviyorum seni. Bu anlattıklarım sana garip gelebilir, daha önce söylemediğim için bir az kızabilirsin ama lütfen beni de anla. Yani duyduklarından sonra hala benimle arkadaşlık etmek istemezsen anlarım."

"Doğa." Diyip elimi tuttu. "Biz kan kardeşi olduk, hatırlatayım. O yüzden ben seni her zaman desteklerim. İçin rahat olsun. Asla gocunmam." Dedi.

"Tamam o zaman anlatıyorum. Ben aslında sade bir doktor değilim. Yani evet doktorum ama askeri doktorum. Artı olarak keskin nişancı ve istihbaratçıyım. Daha yeni üsteğmen oldum."

"Nasıl yani? Bi dakka ben doğru duydum dimi? Sen aslında istihbaratçısın? İyi ama askeri doktordan daha ileri seviyesin. Askeri doktor senin gibi günde bilmemkaç ameliyat mı yapıyor?"

"İstihbaratçı olduğum için kimliğimin gizli kalması gerekiyordu. O yüzden madem askeri doktor oluyorum daha çok çalışayım cerrah olayım dedim. Bu sayede kimse şüphelenmezdi."

"Şu an gerçekten inanamıyorum. Peki neden şimdi söylüyorsun? Casus falan değilim de nolur."

"Yok daha neler, Alp. O kadar da değil. Teröristlerden gizleniyorum sadece. Çünkü bazı görevlerde onların içine sızıp bilgi aktarımı yapıyorum. Ajan gibi düşün mesela. İznim olmadığı için de açıklayamıyordum."

"Şaka gibi ya." Gülerek "Şuan hayatımın şokunu yaşıyorum." Dedi.

"Biliyorum, anlaması zor. Ama sırf bu yüzden de arkadaşlığımızı bitireceksen söyle bileyim."

"Saçmalama Doğa, ben öyle biri miyim? Tabiki de sana tam desteğim ama yani ne tepki vereceğime şaşırdım."

"Normal tabi. Alparslan da öyleydi."

"Dur tahmin edeyim. Baban albay ya da yarbay dimi?"

"Doğru. Albay." Diyip güldüm.

"Bak sen şu işe ya. Sen neymişsin be zümrüt gözlüm? E bana da eğlence çıktı. Benim böyle bir kan kardeşim var diyip hava atarım." Diyip güldü.

"Şaka yapıyorsun dimi? Kimseye söyleme."

"Şaka yapıyorum tabiki. Bana güvenip bana söylemişsin. Niye başkası bilsin? Ama yine de çok havalı bilmiş ol." Dedi ve kahkaha attı. Tam o sırada kapı açıldı ve Alparslan içeri girdi. Alp onu görünce genzini temizledi ve kaşları çatıldı.

Alparslan Alpe bakıp "Senin ne işin var burda?" Dedi.

Alp "Pardon? Arkadaşımı görmek için senden izin alacak değilim herhalde." Dedi sertçe.

"Öyle mi?"

"Öyle."

Alparslan "Bi kan verdin diye havalara girdin bakıyorum."

"Alparslan lütfen."

"Bi dakika Doğa. Sen kendini ne sanıyorsun ya? Yavuz albay güler yüz gösterdi, Doğayı ölümden kurtardın diye burnun havaya kalkmasın! Çok sevilir biri olsaydın annen baban terk etmezdi seni." Diyince Alpin gözleri doldu. Dudaklarını bir birine bastırdı. Alparslan çok ileri gitmişti. Ailesi Alpin en yaralı yeriydi.

"Yeter! Sen ne dediğinin farkında mısın Alparslan?" Diye bağırdım ama hemen yaram acıdığı için yüzümü buruşturdum.

Alp en sonunda dayanamadı ve "Haklısın. Ailem bile sevmezken başkasından beklemek çok saçma." Dedi ve göz yaşlarının akmasına izin verdi. Hızla odadan çıkıp kapıyı çarptı.

"İşine gelmeyince ağla tabi."

"İnanmıyorum ya. Sen nasıl böyle bir şey söylersin?"

"Az bile dedim. O da yerini bilsin."

"Alparslan senin ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu? Çocuk zaten aile konusu açılınca kötü oluyor. Ne geçti de sizin aranızda ona bunca şey söyledin?"

"Bi dakika ya. Sen niye onu koruyorsun? Noldu ağır mı geldi sevgili Alpinin üzülmesi?"

"Ne diyorsun ya sen?"

"Alp diyorum. Niye onunla bu kadar yakınsın diyorum. Ha tabi iyi çocuk pozları falan, aklınca beni kandırmaya çalışıyor ama ben yemem! Bunun sende en başından gözü vardı zaten. Şimdi böyle kardeşim falan diyor ama içinde farklı düşünüyor. Sen de kanıyorsun."

"Kendine gel! Alp öyle biri değil? Sinirlerin bozulmuş senin anlaşılan. Ne dediğinin farkında değilsin!"

"Alp öyle biri değil, ama ben öyleyim dimi? Ne Alpmiş ya? Öve öve bitiremiyorsunuz!"

"Açıklama bekliyorum Alparslan. Aranızda ne geçti bilmiyorum ama bu kadar ağır konuşmana hiç gerek yoktu."

"Dayanamıyorum anlıyor musun? O gerizekalı herifin senin etrafında dolanmasına dayanamıyorum! Az bile söyledim, hiç te pişman değilim!"

"Nasıl yani? Sırf bu yüzden mi? Ya sen kendinde misin? Nasıl böyle düşünürsün? Kendini onun yerine koydun mu hiç?! Neler hissetti diye düşündün mü?! Ama yok, niye düşünesin ki? Senin gözünde başkalarının hiç önemi yok sonuçta."

"Dalga mı geçiyorsun ya? Senin benim tarafımı tutman gerekirken o çocuğu haklı buluyorsun!"

"Pardon da senin neyini tutucam? Senin tutulacak bir tarafın mı var?"

"Yok. Yok tabi haklısın. Alp daha değerli tabi. O üzülmesin, kırılmasın ama Alparslana ne olursa olsun!"

"Saçmalıyorsun şuan! Ya bir az empati kurmayı denesene. Noldu şimdi eline ne geçti?"

"Saçmalıyorum! Saçmalıyorum öyle mi?! Tamam! Peki Doğa, sen en doğrusunu bilirsin!"

"Yok ya, biz böyle konuşamayacağız muhtemelen. Sen kendinde değilsin çünkü saçma sapan triplere giriyorsun. Çıkar mısın lütfen?" Diyince bakışları bana döndü.

"Saçma sapan? Cidden böyle mi düşünüyorsun? İyi, tamam, öyle olsun Doğa Korkmaz! Bence en iyisi biz bir süre konuşmayalım, hatta görüşmeyelim.

İkimiz için de en sağlıklısı olur. Sen de sevgili kankanla mutlu mesut geçinirsin" Diyip dışarı çıktı.

"Gidersen git be! Gelmiş bana masal anlatıyor, adama bak ya. Kıskandığı da yine başkası olsa neyse de, Alp ne alaka?! Of Alparslan, of!" Dedim arkasından.

İlahi bakış açısı:

Alparslan Doğanın yanından sinirle çıktıktan sonra hızla tabura gitti. Alp ise bahçede tek başına bir ağacın altında oturmuş bacaklarına sarılıp başını dizlerine yaslamış öylece uzağa bakıyordu gözleri dolu bir şekilde. Ailesi o daha çok küçükken yetimhaneye bırakmıştı. Ne annesini ne de babasını tanıyordu. Aile kelimesi bile onun kalbinde hiç iyileşmeyecek bir yara bırakmıştı. Alparslanın dedikleri ona çok dokunmuştu. O sırada birisi yanına oturdu.

"Yakışıklı doktor?" Dedi. Alp sesin sahibine baktı. Az önce ona iltifatlar yağdıran hastası Selen yanında oturmuş ona bakıyordu. Alp bakışlarını ona yönlendirdi. "Neyin var?"

Başını kaldırıp "Yok bir şey." Dedi.

"Var bir şey. Ağlamışsın sen. Gözlerin kızarmış. Hem mutsuzsun. Daha demin gülüyordun."

Alp "Biliyor musun? Sen çok şanslısın. En azından annen baban yanında. Senin için her şeyi düşünüyorlar, seni çok seviyorlar. Ama sen onların kıymetini anlamıyorsun. Onları dinlemiyorsun, tersliyorsun. Benim annem yanımda olsaydı, beni bırakmasaydı ben onu hiç üzmezdim." Dedi ve gözünden yaşlar akmaya başladı.

Selen Alpin çenesinden tutup başını kaldırdı. "Ağlama lütfen. Anladığım kadarıyla annen ve baban..."

"Ben daha bebekken yetimhaneye bırakmışlar. Anlamıyorum ya, insan kendi çocuğuna nasıl kıyabilir?! Gözünde hiç mi kıymeti olmaz?! Madem sevmeyeceklerdi neden dünyaya getirdiler?! Benim çocuğum olsa ona asla bunları yaşatmazdım. Benim aksime güzel bir çocukluk geçirsin, hiç üzülmesin isterdim. Tüm sevgimi ona verirdim. Asla bırakmazdım..."

Selen daha fazla dayanamadı ve Alpin ensesinden tutup başını omzuna yaslayıp ona sarıldı. Alpin göz yaşları Selenin omzunu ıslatırken Selen onun sırtını okşayıp "Ağlama yalvarırım. Ağlamak güzel gözlerine hiç yakışmıyor. Ailelerin çocuklarda açtıkları yaralar asla iyileşmez. Kabuk tutar ama en ufak şeyde bile kanayıp hiç bir zaman iyileşmez." Dedi.

Alp başını kaldırıp "Hiç bir ebeveynin evladını bırakma hakkı yok. Madem doğurdun, bakacaksın, sevgi göstereceksin!" Dedi ve göz yaşlarını elinin tersiyle sildi. "Neyse. Sağ ol Selen. Anlatmak iyi geldi."

"Ne demek. Sen ne zaman istersen ben seni dinlerim. Asla sıkılmam senden."

Alp "Anneni dinle olur mu? O senin için en iyisini düşünür." Diyip ayağa kalktı.

Selen de onunla birlikte kalkıp "Sen mutlu olacaksan dinlerim." Dedi.

Alp zorla gülümseyip "İyi olur. Ben artık gideyim. İçerde yardıma ihtiyacı olan bir sürü insan var." Diyip ordan ayrıldı.

Selen onun arkasıyca baktı ve

gülümsedi. "Kaç bakalım, yakışıklı doktor."

•••

Doğa Korkmaz'dan (1 hafta sonra):

Hastaneden çıkmıştım. 1 haftadan fazla zaman geçmişti. Bu süre zarfında Alparslanın ailesi ziyaretime gelmişti. Nebahat hanım gerçekten çok endişelenmişti. Başımdan ayrılmıyordu. Alparslanlaysa hala aynıydık. Konuşmuyorduk. Alple de araları bayağı kötüydü. Her şeyi kendisi bozmuştu, sanki suçsuzmuş gibi de trip atıyordu. Ama yine de ona ne kadar öfkelensem de, kızsamda, özlüyordum.

İzinli olduğum için askeriyeye gitmiyordum. Bu yüzden konuşmamamız yetmiyormuş gibi bi de görüşmüyorduk.

Hastane kafesinde Leylayla birlikte kahve içiyorduk.

Leyla "Doğa ya. Sence de çok uzamadı mı bu iş?"

"Hangi iş?"

"Alparslanı diyorum. Çok gereksiz sebepten dolayı ayrısınız. Konuşsanız mı acaba? Sinirleri bozulmuştur o yüzden demiştir. Ben onu yıllardır tanıyorum. Az düşmedi bu hastaneye. Gerçekten öyle biri değil."

"Ben de üzülüyorum ama dedikleri çok ağırdı. Alpi görmeliydin. Çok üzülmüştü. O bunları haketti mi?"

"Canım ya. Kim bilir düşünmekten uyuyamamıştır. Ama ya sinirle söylemişse?"

"Sinirlendiyse ağzına sahip çıkacak. Küfretsin, kırsın döksün ama yarayı incitmek ne zamandan beri adamlığa yakışır hareket oldu?"

"Sen de haklısın. Fazla ileri gitmiş."

•••

İşlerim bittikten sonra eve gitmiştim. Koltukta oturmuş telefonla oyalanırken bir mesaj geldi. Uygulamaya girerken ÖKÜZ EMRE yazıldığını gördüm. Hangi dağda kurt öldüyse şimdi aklına gelmişim. Tartıştıktan sonra ismini böyle kaydetmiştim. Ona sinirlendiğimde Emre diyordum.

ÖKÜZ EMRE: Selam.

Rahatsız etmiyorum umarım.

Nasılsın?

Siz: Aleyküm selam.

Noldu şimdi mi aklına geldim?

ÖKÜZ EMRE: Sadece konuşmak istiyorum.

Aşağı gelir misin?

Siz: Hayır gelmiyorum.

Burda söyle ne söyleyeceksen.

ÖKÜZ EMRE: Neredeyse 2 hafta olacak görüşmeyeli.

Gel de yüzünü göreyim, Doğa.

Siz: Gelmiyorum dedim ya.

Hem görüşmüyorsak senin yüzünden.

Suçsuzmuş gibi konuşma.

Nedenini çok iyi biliyorsun.

ÖKÜZ EMRE: Suçlu falan değilim.

Senin o arkadaşın olacak Alpe söyle uğraşmasın benimle.

Yoksa daha çok ağlar.

Siz: Sen ciddi misin ya?

Ben de diyorum hatasını anlayacak.

Özür dileyecek.

Ama yok. Sen düzelen değilsin.

Öküz gelip öküz gideceksin.

ÖKÜZ EMRE: Değer miydi ya o herif yüzünden ayrılmamıza?

Daha anlayamadın mı?

Senin etrafında dolanıyor çünkü senden hoşlanıyor.

Arkadaş falan düşündüğü yok onun.

Aklınca bizi ayırmak istiyor.

Siz: Sen delirmişsin.

Biz onunla bir birimize kardeş dedik.

Sen kendince neyi kuruyorsun kafanda?

Hem Alpin sevgilisi var.

Sen de anla artık. Vazgeç şu bencilliğinden.

ÖKÜZ EMRE: Yok ya. Biz böyle konuşamıyoruz.

Bi bencil olmadığım kalmıştı.

Siz: Neyse Emre.

Söyleyecek başka bir şey var mı?

Çünkü durum daha kötü hal almaya başlıyor.

ÖKÜZ EMRE: Emre mi?

Siz: Evet Emre.

Noldu beğenemedin mi?

Emre değil mi adın?

ÖKÜZ EMRE: Emre demezdin sen bana.

Alparslana noldu?

Siz: Bundan sonra böyle.

Alparslanı haketmiyorsun.

Benim bildiğim Alparslan kimseyi incitmezdi.

Her kese değer verirdi.

Ama şuan o Alparslan gitmiş yerine sadece kendisini düşünen biri gelmiş.

ÖKÜZ EMRE: Hala öyleyim.

Sadece sen bunu anlamıyorsun.

Kıskanmış olamaz mıyım?

O herifle bu kadar yakın olduğunu görüp delirmiş olamaz mıyım?

Hem bana Emre deme Doğa.

Siz: Tamam kıskananilirsin. Normal.

Ama Alpten de değil yani.

Onun benim en yakın arkadaşım olduğunu biliyordun EMRE.

ÖKÜZ EMRE: Tamam. Öyle olsun.

Bi daha bana Alparslan deme o zaman.

Siz: Çok ta meraklıydım biliyor musun?

EMRE.

ÖKÜZ EMRE: Yok ben gerçekten delireceğim.

Seni timden atarım bak.

Siz: Korkuttuğu şeye bak.

Atamazsın EMRE.

Sana inat yarın taburda olacağım.

Yeni göreve çıkıyormuşuz EMRE.

Hayırlı olsun EMRE.

Silahım temiz olsun EMRE.

Anlaşıldı mı EMRE?

ÖKÜZ EMRE: Anlaşılmadı.

O görev sana göre değil.

Siz: Niyeymiş?

Sen mi karar veriyorsun buna?

ÖKÜZ EMRE: Benim timimde görev yaptığına göre evet.

Katılamazsın dedim o kadar.

Bara mı gideceksin?

Siz: Vaaay. Gideriz sıkıntı yok.

Az çok tahmin ediyorum.

Uzun lafın kısası ben o göreve giderim EMRE.

Emirleri benim babamdan alıyorsun.

Hatırlatayım.

Hem biz ayrıyız. Karışamazsın.

Öyle bir hazırlanır giderim ki etrafımda 4 dönersin EMRECİİM.

ÖKÜZ EMRE: Doğru. Ayrıyız.

Tamam. Karışmıyorum.

İstediğini yap.

O zaman ben de istediğim gibi hazırlanırım.

Sivil gideceğiz ya.

Beyaz gömlek diyorum nasıl olur acaba?

https://pin.it/13cLLxwqY

Bunu giyeyim diye düşünüyorum.

Sence?

Aa ama dur. Biz ayrıyız.

Karışamazsın.

Siz: Giyersen giy.

Çok ta umrumdaydı EMRE.

Dikkat et te birine düşüp te operasyonu unutma.

Sonra Yavuz albaydan azarı yersin EMRECİİM.

Ben boş durur muyum sanıyorsun?

https://pin.it/3lSqNzBX3

Şöyle bir elbisem var. Ben de bunu giyerim.

Çok güzel dimi EMRECİİM?

ÖKÜZ EMRE: Allahım sen benim aklıma mukayyet ol.

Kızım sen beni delirtmek mi istiyorsun?

Siz: Noldu EMRE?

Kıskandın mı?

Ayrıyız ama biz. Kıskanamazsın.

ÖKÜZ EMRE: YOK.

Kıskanmadım.

Emre demene sinirleniyorum.

Neyse ben seni tutmayayım.

Nebileyim belki sevgili kankanla konuşmak istersin.

Siz: Ayy çok iyi olur biliyor musun?

En azından o senin gibi öküz değil.

Neyse. Operasyonda görüşürüz artık EMRECİİM.

ÖKÜZ EMRE: Çok heveslenme. O göreve gitmeyeceksin.

Siz: Çok beklersin.

Bölüm sonu...

Bir yazar varmış. Kitabı beklediği ilgiyi görmediği için üzülüp bölüm atmayan. Bu arada böyle textinglerin devamı gelsin mi? Oylarınızı ve yorumlarınızı merakla bekliyorum. İyi okumalar♥️♥️♥️

Bölüm sonu

2 yorum

  • Selamlar. Öncelikle ben bu kitabı wattpadde yazmıştım ama wattpad Türkiyede yasaklandığı için bölüm atmıyorum. Çünkü okurlarım türk ve onlar da okuyamıyor. Bu yüzden buraya taşıyorum kitabı. Resimler eklemiştim ama eklenmemiş sebebini bilmiyorum. Sizin hayal gücünüze bırakıyorum. İyi okumalar. Oy vermeyi ve yprum yapmayı unutmayın❤️💝