•YAZARIN ANLATIMIYLA
Sabahın erken saatleriydi.
Güneş henüz tam yükselmemişti ama okulun önündeki kalabalık çoktan oluşmuştu. Herkes bir yerlere yetişme telaşındaydı; gülüşmeler, bağırışmalar, telefon sesleri… Hepsi birbirine karışıyordu. İnci kulaklığını taktı.
Müzik çalmıyordu aslında, sadece takılıydı. İnsanların sesini biraz daha uzak hissetmek için yeterliydi bu. Okul kapısından içeri girerken derin bir nefes aldı. Bugün diğer günlerden farklı değildi.
Ya da öyle olmasını umuyordu.
~*~
•İNCİNİN ANLATIMIYLA
İnsan bazen kalabalığın ortasında da yalnız hissedebiliyor. Bugün onlardan biriydim.
Okulun kapısından içeri girdiğimde içimde açıklayamadığım bir sıkışma vardı. Sanki bir şey olacakmış gibi…
Ama ne olduğunu bilmiyordum. Belki de sadece fazla düşünüyordum. Bunu sık yaparım.
Yanımda o olmasa bu koridorlar bana daha uzun gelirdi. Adımı duyduğumda başımı çevirdim.
“İnci!”
Gülümsedim. Gerçek bir gülümsemeydi.
Hani insanın yüzüne kendiliğinden yerleşenlerden.
Herkesin bir zayıf noktası vardır derler. Benimki bir insan değildi… Ama bir insana bağlıydı. Çantamın askısını düzelttim, sınıfa doğru yürümeye başladık.
Tam o sırada giriş kapısında bir hareketlilik oldu.
Fısıltılar yükseldi. İsimler söylenmeye başladı ama ben net duyamadım. Dönüp bakmadım. Bakmak istemedim. Çünkü bazı insanlar sadece bakışlarla bile hayatına iz bırakabilir. Ve ben… İzlerden hoşlanmıyordum. En azından o zamana kadar.
Koridor her zamanki gibiydi aslında. Duvarlardaki panolar, yarısı düşmüş duyurular, aceleyle geçen öğrenciler… Ama bugün sesler biraz daha yüksek geliyordu kulağıma. Sanki herkes aynı anda konuşuyor ama kimse birbirini duymuyordu.
Yanımda yürüyen kişinin varlığı tuhaf bir şekilde içimi sakinleştiriyordu. Konuşmamıza gerek yoktu.
Bazen bazı insanlar sessizliğini bile anlayabilir insanın. Sınıfın kapısına yaklaştığımızda içimdeki o sıkışma tekrar belirdi. Nedensizdi. En azından ben öyle olduğunu düşünmek istiyordum. Ama insan bazen değişimin eşyalarda değil, anlarda saklı olduğunu geç fark ediyor. Arkamdan yükselen bir sesle irkildim. Tanıdık değildi. Ama koridor bir anda sessizleşmişti. Sessizlik bazen bağırmaktan daha gürültülüdür. O an bunu anladım.
Dönmedim...
Çünkü bazı anlar vardır;
arkana bakarsın ve her şey başlar.
Bakmazsın…yine başlar.
Ben o gün bakmamayı seçtim.
Ama bazı hikâyeler
sen baksan da bakmasan da seni içine çeker ...
~_~
Peki şimdi en baştan başlayalım belki çok merak ettiniz belki de ürperdiniz belki ne zaman başlıyacak dediniz şimdi baştan başlama vakti . Her şeyin başı o gün sıradanmış gibi görünen okulun kapısından girdiğim anla. başladı .
~_~
İnsan bazen kalabalığın ortasında da yalnız hissedebiliyor. Bugün onlardan biriydim.
Okulun kapısından içeri girdiğimde içimde açıklayamadığım bir sıkışma vardı. Sanki bir şey olacakmış gibi…
Ama ne olduğunu bilmiyordum. Belki de sadece fazla düşünüyordum. Bunu sık yaparım.
Yanımda o olmasa bu koridorlar bana daha uzun gelirdi. Adımı duyduğumda başımı çevirdim.
“İnci!”
Gülümsedim. Gerçek bir gülümsemeydi.
Hani insanın yüzüne kendiliğinden yerleşenlerden.
Herkesin bir zayıf noktası vardır derler. Benimki bir insan değildi… Ama bir insana bağlıydı. Çantamın askısını düzelttim, sınıfa doğru yürümeye başladık.
Tam o sırada giriş kapısında bir hareketlilik oldu.
Fısıltılar yükseldi. İsimler söylenmeye başladı ama ben net duyamadım. Dönüp bakmadım. Bakmak istemedim. Çünkü bazı insanlar sadece bakışlarla bile hayatına iz bırakabilir. Ve ben… İzlerden hoşlanmıyordum. En azından o zamana kadar.
Deniz koluma girdi. "Yine mi dedektif oldun? Kulaklık var, duymuyorsun, ama her şeyi dinliyorsun."
Göz devirdim. "Düşünüyorum Deniz. Suç mu?"
"Sence?" Kıkırdadı. "Tamam Hakime Hanım, düşün. Ama mütalaanı teneffüse sakla. Azra Hoca sözlü yapacak bugün."
Kulaklığımın birini çıkardım. "Hakime değilim daha."
"Olacaksın." Parmağıyla alnıma dokundu. "Alnında yazıyor. Adın gibi eminim."
Cevap vermedim. Deniz'in umudu benden fazlaydı. Bu hem iyiydi hem de sırtıma binen bir yüktü.
Koridor her zamanki gibiydi aslında. Duvarlardaki panolar, yarısı düşmüş duyurular, aceleyle geçen öğrenciler… Ama bugün sesler biraz daha yüksek geliyordu kulağıma. Sanki herkes aynı anda konuşuyor ama kimse birbirini duymuyordu.
Yanımda yürüyen Deniz'in varlığı tuhaf bir şekilde içimi sakinleştiriyordu. Konuşmamıza gerek yoktu.
Bazen bazı insanlar sessizliğini bile anlayabilir insanın. Sınıfın kapısına yaklaştığımızda içimdeki o sıkışma tekrar belirdi. Nedensizdi. En azından ben öyle olduğunu düşünmek istiyordum. Ama insan bazen değişimin eşyalarda değil, anlarda saklı olduğunu geç fark ediyor.
Sınıfa girdik. Herkes yerini almıştı. Bir tek arka sıradaki tekli boştu. Benim sıramın yani.
Azra Hoca yoklama almaya başladı. İsimler tek tek okunuyordu.
"Deniz Doğan."
"Burada!"
"İnci Yılmaz."
"Burada." Sesim her zamankinden az çıktı.
Hoca listede durdu. Kaşları çatıldı. "Bora Kara."
Sınıf bir an sessizleşti. Kimse cevap vermedi.
Hoca iç çekti. "Yine yok. Müdür Bey'in odasından çıkmıyor zaten."
Başımı önüme eğdim. Yanımdaki boş sıranın üstüne kazınmış iki harfe baktım: B.K. Ucu yanmış bir kalemle, derince kazınmıştı. Silgimi çıkardım. Silmeye başladım ama iz çıkmıyordu. Derine işlemişti sanki.
Deniz fısıldadı. "Boş ver Hakime Hanım. Silgiyle uğraşma. Bazı şeyler silinmez."
Kalbim nedensiz hızlandı. "Nereden biliyorsun?"
"Onu mu?" Deniz sıranın üstünü işaret etti. "Bora Kara'yı mı? Herkes bilir. Bulaşma derim."
Tam o sırada camdan dışarı baktım. Bahçenin en sonunda, spor salonunun arkasında birini gördüm. Tek başına. Elleri cebinde, başı önde. Yüzü seçilmiyordu ama duruşu… Garip bir şekilde tanıdıktı. İçimdeki sıkışma göğsüme çıktı.
Zil çaldı. Azra Hoca derse başladı ama ben hiçbir şey duymuyordum.
Arkamdan yükselen bir sesle irkildim. Tanıdık değildi. Aksine yabancıydı. Ama koridor bir anda sessizleşmişti. Sessizlik bazen bağırmaktan daha gürültülüdür. O an bunu anladım.
Kapı sertçe açıldı.
İçeri ilk önce sessizlik girdi, sonra o.
Üstü başı dağınık, okul gömleğinin ilk iki düğmesi açık, dudağının kenarında kurumuş bir kan. Kimse konuşmadı. Hoca bile.
Doğrudan, hiç tereddüt etmeden sırama doğru yürüdü. Yanımdaki boş sandalyeyi çekti. Oturdu.
İlk defa yüzünü bu kadar net görüyordum. Gri... Gözleri griydi. Soğuk ama yanan bir gri.
Defterime bakmadı. Bana da. Sadece fısıldadı. Sesi az önce koridorda duyduğum sesti.
"Silgiyle uğraşma."
Donup kaldım.
"Ne?"
Başını sıraya çevirdi. Onun sırasındaki B.K. harflerine baktı.
"Kalıcı kalem." dedi. "İzi çıkmaz."
Zil çaldı.
Ama bazı hikâyeler sen baksan da bakmasan da seni içine çeker...
Ve benim hikayem, onun sırama oturduğu o anda başladı.
Ama ben her şeyden habersizdim