3 yıl önce...
Annabel'in eğtim hayatı daha yeni başlamıştı. Aklında kurduğu hayallerin gerçekleşeceğini düşünürken her zaman heyecanlanırdı. Bu zamana kadar hiç arkadaşı olmamıştı. Yeni arkadaşlar edinmeyi çok istiyordu.
Sabaha kadar heyecandan gözüne uyku girmedi. Vakit geldiğinde okul üniformasını giyerek yemek salonuna doğru ilerledi. Bu okulda yıllardır yaşıyordu. Ama bu zamana kadar öğrenci değildi. Odasından müdirenin ofisine gitmek haricinde çıkmazdı. Yemekleri odasına getirilirdi.Odasından çıktıktan sonra üçüncü kata indi yemek salonu oradaydı.
Yemek salonuna girdiğinde her yerin dolu olduğunu gördü. Ayakta kalacağını düşünürken biriyle çarpıştı. Telaşla "afedersin önüme bakmıyordum." diyerek açıklama yaptı. Kız ise kızıl saçları arasından mavi gözleri ışıldayarak gülümseyip "sorun değil. Ben Flame. Ya senin adın ne?" Annabel'in de yüzünde bir gülümseme oluştu. "Ben de Annabel." Annabel'in üzerinde hayatındaki ilk arkadaşını edinmenin verdiği mutluluk vardı. Flame onu kolundan tutarak masasına oturttu. O günden sonra birlikte oturmaya başladılar.
•
"Annabel. Annabel uyan." Annabel göz kapaklarını zorlayarak açmaya çalıştı. O şırıngada her ne varsa hala o sıvının etkisindeydi. Sesin geldiği tarafa doğru baktığında Kelly'nin bir sandalyede bağlı olduğunu gördü. "Kelly?" Gücü konuşmaya yetmiyordu. Kendine baktığında bağlı olduğunu fark etti. "Günaydın canım arkadaşım." diyen bu yapmacık sesi tanımaması imkansızdı. Bu Flame'di. Eskiden sevgiyle ışıldayan o mavi gözleri artık nefretle ışıldıyordu. Kelly ise sadece olanları izlemekle yetiniyordu. Annabel neler olduğunun farkına daha yeni varıyordu. Flame Annabel'in saçlarını çekerek kafasını yukarı doğru kaldırdı. Annabel ayaklarının da bağlı olduğunu fark etti.
Flame "sen kendini çok mu zeki sanıyorsun." diyerek gülmeye başladı. Annabel onu daha fazla kızdırmak için "o görüntüleri müdireye çoktan gönderdim. Artık kurtuluş şansınız yok." diyerek onunla alay etti. Flame beklediği gibi çok sinirlendi ve Annabel'in yüzüne çok sert sayılmayan bir tokat attı. Annabel ise gülerek Flame'in daha da sinirlenmesine sebep oldu. Kelly hiçbir şey anlamadığı için olanları dehşet içinde izliyordu. "Yalan söyleme. Müdire görmüş olsaydı çoktan müfettişler burada olurdu. Sen başka kopyası olup olmadığını söyle." Annabel konuşmayınca Flame tekrardan bir tokat attı. Annabel boş durmuyordu. Bilekliğinin içine sakladığı bir jiletle ipleri kesmeye başlamıştı. Bu suskunluğu zaman kazanmak içindi. "Başka kopyası olsa neden telefonu o kadar özenle saklama gereği duyayım. Benden sonra kalan beyin hücrelerini birilerinin altına girmekle harcamasaydın şuan bunu düşünebilirdin." Flame yine tokat atmaya hazırlanıyordu ki Annabel elini aniden tuttu. İpleri kesmişti . Flame'in güçleri yokken daha kolay bir lokmaydı. Karnına yumruğunu geçirip karnını tutmak için eğildiğinde burnuna doğru bir tekme attı. Burnu kanayan Flame eliyle burnunu sildi. Annabel tekrar hamle yapacakken arkadan bir ellerini yakaladı. Yine de pes edemezdi. Kafasını arkaya atıp arkasındanki kişinin burnuna doğru kafa attı. Kafa attığı kişinin burnu kırılmış olmalıydı. Çünkü burnundan yüksek bir ses gelmişti. "Hay sikiyim!" sesinden arkasındaki kişinin Enzo olduğunu anlamıştı. Flame'in üstüne atılıp elindeki jileti Flame'in boynuna dayadı. İşler daha kötüleşirken enzo kendini toparlamıştı. Enzo güçlerini kullandı. Annabel'i uyuttu. Elindeki his yavaş yavaş kayboluyordu. Jilette elinden düştü. Kelly baktığında kendince bir şeyler mırıldanıyordu. Sonrası tekrardan karanlıktı.
•
Annabel bir anda uyandı. Başı dehşet derecede ağrıyordu. Kelly Annabel'in uyandığını görünce hemen ayağa kalkıp yanına gitti. "Senin burada ne işin var?" Kelly "hatırlamaya çalış Anna. Dün neler olduğunu hatırla." Annabel ilk başta Kelly'nin söylediklerine anlam verememişti. Biraz kendini zorladığında gözünde görüntüler oluşmaya başladı. Bir anda her şeyi hatırlayınca başı daha fazla ağrımaya başladı. "Bize ne oldu?" Kelly derin bir nefes aldı. "Doktor seni uyuttu. Ama uyutmadan önce kendime ve sana koruma sihri yaptım. Onlar hafızamızı sildiklerini zannediyorlar. Seni uyuttuktan sonra yatağına yatırıp her şeyi eski hale getirdiler. Ama telefonunu kırıp attılar. Bahsettiğiniz görüntüler de gitti. O görüntülerde ne vardı?" Annabel flaş belleği banyodaki aynalı dolabın içindeki gizli bölmeye saklamıştı. Odasında neden bu kadar gizli yer vardı o da bilmiyordu. Banyoya gitmek için ayağa kalktı ama sendeleyerek yere düştü. Kelly ona destek olarak yürümesine yardımcı oldu. Flaş belleğin hala orada olduğunu görünce rahat bir nefes verdi. "Merak etmene gerek kalmadı. Her şey bunun içinde." Bilgisayara gidip flaştaki videoyu izleyen Kelly gözlerine inanamadı. " Bunları Eric görürse Flame'in Peri özünü kurutur." Annabel onayladı. Dolaptan yeni bir telefon alıp kurulumunu yaptıktan sonra Kelly'e bakarak sırıttı. Annabel en çok takip edilen haber kanalına görüntüleri yolladı. Altına da açıklama olarak:
Bu video Epiphany büyü okulunda çekilmiştir. Videodakiler okul doktoru Enzo Park ile öğrenci Flame West. Evet Hanry Steve West'in kızı Flame West.
Ve göndere bastığında içi fazlasıyla rahatlamıştı. "Şaka yapıyorsun!" Kelly heyecan ve mutlulukla yatağa kendini bıraktı. "Akşam haberlerine hazır mıyız?" Kelly gülerek "kesinlike." dedi. Flame kaybetmişti. Saate baktı 12.52'ydi. kahvaltıyı kaçırmışlardı. Bu yüzden karınları çok açtı. Saat birde öğle yemeği yenirdi. Bu yüzden hızla hazırlanıp odadan çıktılar. Öğle yemeklerini yerken kendileri hakkında sohbet ediyorlardı. "Bu arada sen nasıl tek başına kalıyorsun ve odanda neden televizyon var? Manyak derecede sorular var aklımda." Kelly gerçekten Annabel hakkında hiçbir şey bilmiyordu. "Bebekliğimden beri burada yaşadığım için sizden bazı ayrıcalıklara sahibim." Kelly elindeki kaşağı düşürerek "sen bebekliğinden beri mi burada yaşıyorsun? Peki ailen." Annabel'in buna verebilecek bir cevabı yoktu. Daha o ailesine ne olduğunu ya da onların kim olduklarını bilmiyorken Kelly'e nasıl açıklayabilirdi bilmiyordu. "Ben bilmiyorum. Bir gece okulun kapısında bulunmuşum. Adımı da müdire Nefarious koymuş. Hafızamı taramışlar ama kayda değer bir şey bulamamışlar. Ailem belki beni terk etmişlerdir. Belki kaçırılmışımdır. Belki de başka bir şey."
Kelly Annabel'in yanında olduğunu göstermek istediği için ona sarıldı. Annabel duraksadı çünkü ilk defa biri ona sarılıyordu. O da içten bir şekilde Kelly'e sarıldı. Kelly iyice meraklanmıştı. "Peki senin vasiyetin müdirenin üstünde mi? Ya da sana kızım diye mi sesleniyor? Peki sen ona ne diyorsun? Anne mi? Bu çok tuhaf olmuyor mu? Sonuçta o yüz ellilerinde sense on altı." Annabel ilk defa bu kadar konuşan birini tanıyordu. Çokta hızlı konuşuyordu. "Evet vasiyetim müdirenin üstünde, bana adımla sesleniyor, ben ona müdire Nefarious diyorum." Kelly aydınlatmış gözlerle Annabel'e bakıyordu.
Yemekten sonra ayrıldılar. Ayrılmadan önce Kelly ve Annabel birbirlerine numaralarını verdiler. Annabel'in kütüphaneye gitmesi gerekiyordu. Profesör Martha eski peri tarihindeki dört önemli periyi araştırıp bir sunum hazırlamasını istemişti. Kütüphane dışarıdan standart büyüklükte görünsede içine girdiğinizde çok daha büyüktü. Büyülü evrenin oluşumundan bugüne kadar olan tüm önemli olaylar, kişiler, yerler, kehanetler ve daha bir çok şey. Büyülü Evrendeki en büyük dördüncü kütüphane olduğundan içerisinde milyarlarca kitap vardı. İnternette bulunmayan çoğu bilgi buradaydı. Büyülü duvarın önüne gitti. Büyülü duvara aradığınız kitabı söylediğinizde size nerede olduğunu söylüyordu. Ayrıca sesinizden hangi öğrenci olduğunuzu algılayıp hangi kitabı araştırdığınızı da kaydediyordu.
Eğer yasaklı bölümden bir kitap ararsanız müdireye bildiriliyordu. Büyülü duvara sormadan bulmanız ise saatlerinizi alırdı. Duvarın önüne gidip aradığı kitabı söyledi "Dört büyük peri." Büyülü duvar yarım dakika içerisinde " tekrardan hoşgeldin Annabel. Aradığın kitap elli yedinci sıra, kırk üçüncü kitaplık, sekizinci raf, on sekizinci kitap." Annabel kütüphaneye doğru dönüp "sıra elli yedi, kitaplık kırk üç, raf sekiz, kitap on sekiz." dedi. Bir süre bekledi ama kitap hala gelmemişti. Bir sorun olmalıydı. Normalde kitaplar kısa bir süre içinde havada süzülerek onları çağıran kişiye gelirdi. Başkası o kitabı almış olsaydı büyülü duvar kitabın olmadığını belirtirdi. Annabel mecburen kendi almaya gitmeliydi. Yaklaşık beş dakika sonra aradığı kitaplığı buldu. Raftaki kitabın orada olduğunu gördü. Kitabı eline alınca kapağının yırtıldığı için uçamadığını fark etti. Kitabın durumunu rapor etmek için tam geri dönüyordu ki ileriden gelen sesler dikkatini çekti. Yavaş adımlarla ilerlerken bu seslerin gittikçe uzaklaştığını duydu. Hızını arttırırken hala tedbirli ilerliyordu. Kütüphanenin sonlarına kadar sesleri takip etti. Çok uzun sürmüştü. Kütüphanenin sonunda ne olduğunu bilmiyordu. Hiç sonuna kadar gelmemişti. İlerlemeye devam ederken 7984 numaralı sıradan sonra aniden durmak zorunda kaldı. Çünkü iki kişi bu sıranın içine doğru ilerlediler. Sıranın sonuna gittiklerinde bu iki kişinin iki cadı olduğunu gördü. Bir tarafı gitmek istemesede bir tarafı da deli gibi merakla oraya gitmek istiyordu. Meraklı tarafını seçip sıranın sonuna doğru yürümeye başladı. Cadılar duvarın önünde durup duvara ellerini sürmeye başladılar. Sanki bir şey arıyorlardı. "İşte buldum seni." cadının bu sözüyle Annabel irkildi. Cadı duvarda bir taşın üstünde durdurduğu eliyle taşa basınç uyguladı. Duvarın içinden gizli bir raf kitaplık çıktı. Annabel neler olduğunun yeni farkına varmıştı. Burası yasaklı bölümdü. "Hızlı olsana senin beceriksizliğin yüzünden yakalanacağız." Cadılar yine tartışırken Annabel onları gözünü kırpmadan onları izliyordu. Cadı bir kitabı heyecanla eline alıp sayfaları hızla çevirmeye başladı. Bir sayfaya gelince durup okumaya başladı. Sonra diğer cadıya bakıp sırıttı ve sayfayı yırtıp cebine sıkıştırdı. Annabel geri döneceklerini anladığında hızla geldiği yöne doğru yürüdü. Cadılar yasaklı bölümü kapatırken vakit kazandı. Diğer sıraya girdi. Kitaplığa yaslandı. Kütüphane loştu bu yüzden kitaplığa yaslanınca gölgeler arasında kaldı. Cadıların uzaklaşmasını izlerken rahatladı.
Sıradan çıkıp sağına ve soluna baktı. Cadılar gittikçe uzaklaşıyordu. İçinden gelen bir dürtüyle yasaklı bölüme geri dönmeye karar verdi. Duvarın onüne geldiğinde cadı gibi o da elini duvara sürerek taşı buldu. Taşı ittirdiğinde gizli kitaplık ortaya çıktı. Bu kitaplarda Annabel'i içine çeken bir şeyler vardı. Cadının sayfayı kopardığı kitabı eline alıp incelemeye başladı. Kitabın ismi Ayinler'di. Kitabın kapağını açıp yırtık kısmı aradı. Kitap bölümlere ayrılmıştı. Toplam da dört bölüm vardı. Bunlar Tarihsel Ayinler, Efsane Ayinleri, Ölümcül Ayinler ve Ruhi Ayinler'di. Yırtılan sayfa Ruhi Ayinler bölümündendi. Ama bu sayfayla alakalı başka bir sayfa yoktu. Bir önceki ve bir sonraki sayfada yeni ayinler vardı. Sayfaları karıştırırken fısıltılar duymaya başladı. Birinin onu gördüğünü düşünüp etrafına bakındı ama hiç kimse yoktu. Kitabı yerine bırakıp yasaklı bölümü kapatmak için elini kaldırdı ama durmak zorunda kaldı fısıltılar artmaya başladı. Annabel bu fısıltıların birinden değil bir kitaptan geldiğini fark etti. Kitaba doğru döndüğünde kitabın Karanlık Kehanetler olduğunu gördü. Kitabın sırtında Annabel'in daha önce görmediği bir çiçek vardı. Çiçek ve kitabın tamamı parlak siyah renkteydi. Kapağı kartondan değildi. Kalın ve dayanıklı bir malzemeden yapılmıştı. Kitap dışarıdan çok güzel ve cezbedici görünüyordu. Fısıltılar sanki Annabel'i kitabın içine çağırıyordu. Annabel tam kitabın kapağını açmak için elini uzatmıştı ki telefonu çalmaya başladı. Arayan kişinin Kelly olduğunu görünce rahatladı. Telefonu açıp "Kelly şuan pek müsait sayılmam. Birazdan seni arasam olur mu?" dedi. Kelly anlayışlı bir sesle "tabi bekliyorum." diyerek telefonu kapattı. Annabel bunun bir işaret olduğunu düşündü. Kitabı açmaktan o an onu hisleri vazgeçirdi. İçinden bir ses daha erken diyordu. Annabel ne için erken olduğunu bilmese de. Gitmeden kitabın fotoğraflarını çekti. Özellikle kitabın sırtındaki çiçeği çekti. Kelly'nin bir elf olduğu için bu çiçeği bileceğini düşünerek ona göstermeyi planladı. Kitaba son kez bakarak kitaplığı kapattı.
•
Kütüphaneden çıktıktan sonra Kelly'i arayıp konuştular. Bahçeye çıkma kararı alıp ön bahçede buluştular. Akşam yemeğine kadar bahçede taş merdivenlere oturup konuştular. Annabel kitabın üzerindeki çiçeği Kelly'e sormayı tamamen unutmuştu. Akşam yemeği için ortak binaya girerken çok mutlulardı. Bu akşam haberlerde izleyecekleri şey Flame'in sonuydu. Annabel Flame'in Kelly de zorbalık yaptığını daha yeni öğrenmişti. Kelly'nin neden bu kadar zamandır onunla olduğunu anlayamıyordu. Bu yüzden ikisi de Flame'den nefret ediyordu. Yemek salonuna geçip her zaman oturdukları masaya oturdular. Sadece haftasonları salondaki büyük ekran açılıyordu. Ekranda da Annabel'in videoyu yolladığı kanal açık oluyordu. Annabel'in bu haber kanalını seçmesinin bir nedeni de buydu. Flame alaycı bakışlarıyla onlara bakarak masasına doğru ilerlerken ekran açılmıştı. Yemekler dağıtıldığında haberler yeni başlıyordu. Spiker "bugün haberlerimizi bir skandal ile açıyoruz. Epiphany büyü okulunda yaşanmış bir skandal. Bu skandalı hep beraber izlemeye davet ediyoruz sizi." dedi ve video ekranlarda oynatılmaya başladı. İzleyen herkesin gözleri Flame'e dönerken Flame şoka girmişti. Gözleri nefretle Annabel'e döndü. Annabel ise sırıtarak ve galibiyetin verdiği mutlulukla Flame'in gözlerinin içine bakıyordu. "Bu görüntüler Epiphany büyü okulu doktoru Enzo Park ve bugünlerde büyücü-peri ailelerinin öne gelen isimlerinden West ailesinin en büyük ve tek kızı olan Flame West'in yaşadığı cinsel ilişki acaba bu okulda daha ne dolaplar dönüyor sorusunu da akıllara getiriyor." diyerek Flame ile ilgili olan bölümü bitirdi. Herkes Flame'e bakmaya devam ederken Eric öfkeyle Flame'in boğazına sarıldı. "Bana bunu mu layık görüyorsun?" diye hiddetle sordu. Aslında bu kadar öfkelenmesinin sebebi tüm okula aldatılan kişi olarak görünmesiydi.
Flame'in arkadaşlarından bir peri öne atılarak Eric'i havaya kaldırıp duvara fırlattı. Eric sersemlemişti. Flame Eric kendine gelmeden önce salondan hızla çıktı. Yemekhane görevlisi de dahil herkes sadece izliyordu. Ve beklenen anons geldi. "Flame West müdirenin ofisine bekleniyorsunuz." Herkes dedikodu yapmaya başlamıştı. Birden salondaki herkes sustu. Çünkü içeriye müfettişler girmişti. Bu kadar hızlı olmaları şaşırtıcıydı. Müfettişler "Flame West nerede?" diye sorduklarına göre Flame müdirenin ofisine gitmemişti. Hiç kimseden ses çıkmayınca yemekhane görevlisi açıklama yaptı. Yemekhane boşaltılırken Flame'in yakın arkadaşları ve Eric müfettişler tarafından müdirenin ofisine götürüldü. Kelly ve Annabel, Annabel'in odasına geçtiler. Annabel'in odasının ortak binada olması en büyük şansları olabilirdi. Odanın balkonunda Flame'e ne olacağı hakkında konuşurken bahçeden Flame'in babasının geldiğini gördüler. Annabel'in balkonu ön bahçeye baktığı için gelenleri ve çıkanları görebiliyordu. Diğer öğrencilerin odalarında olmayan bir şey de balkondu. "Flame West neredeysen derhal çıkıp müdirenin ofisine gel. Yoksa sihirli evreni karış karış arar seni kendim bulurum." Bay West'in müdirenin odasından yaptığı bu anons Annabel ve Kelly'i kahkahalara boğdu. Anlaşılan Flame hala yoktu. Ve bay West bu kadar öfkeliyse büyük ihtimalle Flame'in Eric ile olan ilişkisini de öğrenmiş olmalıydı. Annabel'in aklına kütüphanede çektiği kitabın üzerindeki çiçeği Kelly'e göstereceği geldi. "Kelly sana bir şey sorabilir miyim?" daha Kelly cevap vermeye fırsat bulamadan telefonundan çiçeğin resmini gösterdi. Kelly çiçeği görünce hemen tanıdı. Zaten bu muhtemel bir sonuçtu. O bir elfti. Doğayla ilgili çoğu şeyi bilirdi ve hissederdi. "Bu Kalender çiçeği. Bu çiçek çok güzeldir. Ama rengi siyah değil beyazdır. Siyah olarak kullanıldığını hiç görmedim. Pek bilinen bir çiçek değildir. Hatta çoğu elf dahi bu çiçeği bilmez. Sen bunu nerede gördün?" Annabel teker teker gördüklerini anlattı. "Nasıl yani cadılar ayin mi yapacaklarmış? Hem de okulda. Acaba ne ayini?" Annabel bilmiyorum dercesine omuz silkti. Saatin ilerlediğini fark edince Kelly Annabel ile vedalaşıp odadan çıktı. Annabel'de bir süre daha balkonda oturdu. Üşüdüğünü hissettiğinde içeriye geçti.
O sırada müdirenin ofisinde çok gergin dakikalar yaşanıyordu. Müfettişler müdireyi bu konuda sıkıştırırken Eric ve Flame'in arkadaşlarını da sorguluyorlardı. Bay West "bu doğru olamaz. Kızım bizim adımızı bu şekilde andıracak hareketler yapmaz. Hele bir vampir ile asla bir ilişki içerisinde olmaz. Eminim baskı altındaydı." Eric gitgide daha da sinirleniyordu. Müfettişler "Madem kızınız baskı altındaydı neden şuan da burada değil?" diyerek bay West'i de sorguluyordu. "Alaster çocukları ayrı ayrı sorgula." diyerek yardımcısına emir veriyordu. Bu kişi Büyü Bakanlığı'nın en sert müfettişlerinden biri olan Kasten West'ti. Evet o da bir West'ti. Bay West'in biricik kız kardeşi Kasten West. Kardeşi olması abisine daha olumlu yaklaşmasını sağlamıyordu. Hatta işlerini daha da zorlaştırıyordu. Kasten ayrımcılık yaptığına dair en ufak bir şüphe dahi bırakmamak için normalde sorgularda davrandığından daha sert davranıyordu abisine. Bu durum abisini kırsada kardeşininde itibarlarını düşündüğünü bildiği için kardeşine bir süre sonra alınmayı bırakmıştı. Asıl Flame gelince Kasten'ın ona yapacaklarını düşünüyordu. Flame her zaman halasından çekinmişti ve araları iyi olmamıştı. Birbirleriyle hiç anlaşamazlardı. Bu olaydan sonra araları asla iyi olamazdı. Gerçi Flame'in de buna niyeti yoktu.
Alaster hemen çocukları sorgulamaya başladı. İlk olarak Eric'i sorgulamak için onu müdirenin ofisinden çıkarmıştı. Müdire yanda küçük bir depo olduğunu ve orada sorgu yapabileceklerini söylemişti. Depoya girdiklerinde Eric bıkkın gözlerle Alaster'a bakıyordu. "Anlat bakalım vampir ne zamandır Flame West ile ilişkiniz var?" Eric Flame'in ismini duydukça sinirleniyordu. "Aşağı yukarı beş ay." Alaster sorgu sırasında bir yandan Eric'in bilgilerinin yazdığı dosyayı açıp okuyordu. "Bu beş ayda Flame'in başka bir ilişkisini yakaladın mı?" Eric başını olumsuz anlamda salladı. Sorgu bu tip sorularla devam ederken müdirenin ofisinin kapısı çalındı. İçeri gelen kişinin Alaster olduğu düşünülürken içeri Flame girdi. İlk başta derin bir sessizlik oluşurken hemen sonrasında halası Flame'in yanına gidip kolunu sertçe tutarak "Flame West yaptıklarınızdan dolayı okuldan atılacaksanız bunun farkındasınız diye umuyoruz. Çünkü siz kaçıp gidiyorsunuz!" diyerek yeğeninin üstüne gittiğinde Flame birden göz yaşlarına boğuldu. "Beni güçleriyle kontrol etti. Ben istemedim bunları!" . Halası hala çok sert bir şekilde Flame'in suratına bakmaya devam ediyordu. "Güçlerini kullanmak, koruma büyüsü yapmak aklına gelmedi mi? " Flame timsah gözyaşlarını akıtmaya devam ederken "Yapamazdım güçlerim elimde değildi. Müdire güçlerimi aldı. Bu gece geri alacaktım güçlerimi." diye açıklama yaptı. Kasten bu sefer müdireye dönüp "bu doğru mu?" diye sordu. Müdire onayladı. "Cezasını sisteme girdim. Her şey kuralına uygun şekilde işledi." Kasten Alaster'ı çağırıp sistemden kontrol ettirdi. Flame'in doğru söylediğini anlayınca "Enzo Park hala bulunamadı mı?" diye sordu. Alaster "evet efendim. Okuldan kaçmış." diyerek açıklama yaptı. "Alaster çocukların sorgusunu bırak. Flame'in doğruyu söyleyip söylemediğini anlamak için Kadim Mağra'ya götüreceğiz." Flame'in gözleri büyüdü. "Sen benim halamsın, nasıl bana inanmazsın?" Kasten sorgulanmayı sevmezdi. "Şuan halan olarak değil müfettiş Kasten olarak buradayım." Flame Kadim Mağra'ya giderse sonu belliydi. Kadim Mağara suçluları sorgulamak için kullanılırdı. Onu kimin yaptığını kimse bilmezdi. Kadim Mağara'ya giren kişiler yalan söyleyemezlerdi. Mağaranın içinde bulunan güç kaynağı bunu engelliyordu. Bu yüzden suçlarını itiraf etmekten başka şansları yoktur. Flame görüleceğini anlayınca bayılma numarası yaptı. Yavaşça yere doğru kendini bıraktı. "Flame! Kızım." babası endişeyle Flame'in yanına çöktü. Flame'in kendine gelmesi için uyandırma büyüsü yaptı. Ama Flame numara yaptığı için büyü yapıldığınıda anlamadı. Flame uyanmayınca numara yaptığı da ortaya çıktı. "Kalk gerizekalı. Eğer bir müfettişe görevini engellemek için yalan söylediğini anlaşılırsa peri mahkemesine çıkarsın." Flame numara yaptığını anladıkları için kalkmak zorunda kaldı. "Hala sana yalvarırım beni götürme. Baba yardım et." Bay West kızına sarıldı. "Kasten bu kadar basit bir olay için Kadim Mağara'ya gitmeye gerek var mı?" Kasten sinirle "Var bay West. Bu yetkiye sahibim. Ve ben götüreceğiz diyorsam götüreceğiz." Bay West kısmını vurgulamıştı. İşini yaparken resmiyetini bozmazdı. Flame babasına yalvaran gözlerle bakarken babası ayağa kalkıp "bir dakika bekleyin. Bir görüşme yapacağım." dedi ve telefonunu açtı. Yaklaşık beş dakika süren bir görüşmenin ardından Kasten'ın telefonu çaldı. "Buyrun efendim. Nasıl yani? Öylece bırakacak mıyım? Peki efendim. Alaster toparlan gidiyoruz." Bay West tanıdıklarını araya sokarak suçlamaları geriye çekmişti. Bu Kasten'ın daha fazla sinirlenmesine sebep olurken "bu iş daha bitmedi Flame West." diyerek abisinin yanından çekip gitti. Babası Flame'e sarılırken dışarı çıktılar. Ve bay West kızına sardığı kollarını anında bıraktı. Ve ona sertçe bir tokat attı. Flame ne olduğunu anlayamadım babası nefretle ona bakıyordu. "Adımızı nasıl bu şekilde andırırsın? West'lerin yüz karasısın sen. Son yüz yılda bu kadar kötü bir şekilde anıldığımızı hatırlamıyorum! İşler bizim için daha kötü olmasın diye seni içeride korudum ama bu senin için değildi. Bir vampirle birlikteydin bir de öyle mi? Flame West eşyalarını toplamaya başla. Çünkü seni bu okuldan alıyorum. Sadece perilerin olduğu ve halanında okuduğu Valestia Peri okulunda okuyacaksın." Flame bu sefer gerçekten ağlayarak "baba nolur beni oraya gönderme. Ben halam gibi olmak istemiyorum. Yemin ederim ki bir daha böyle bir şey olmayacak. Bana bir şans daha ver lütfen." babası alnını ovarak "yeterince şans verdim sana. Okulu araştırdım nakil dönemi iki hafta sonra başlıyor. O zamana kadar hazır ol. Artık başka şansın yok." Flame hızla babasının yanından gitti. Öfke doluydu. Ama aklında sadece iki şey vardı. Annabel'den intikam almak ve babasının hayatı boyunca ona ilk defa attığı tokat.
•
Annabel yine o fısıltıları duyuyordu. Nerede olduğunu anlamaya çalışırken kütüphanede, yasaklı bölümün önünde olduğunu anladı. Ama farklı olarak kütüphanenin o loş ışığı gitmişti. Her yer aydınlıktı. Yasaklı bölümü açtığında Karanlık Kehanetler kitabının orada olduğunu gördü. Fısıltılar yine oradan geliyordu. Kitabı eline alarak kapağını açtı. Açtığında kitabın sayfaları kendiliğinden dönmeye başladı. Bir sayfa açıldı. Sayfa açıldığı anda kitaptan etrafa bembeyaz bir ışık yayıldı. Annabel gözlerini kısmak zorunda kalmıştı açtığında ise beyaz ışıkla birlikte bir kadının da ortaya çıktığını gördü. Kadın çok güzeldi ve büyük ihtişamlı beyaz kanatları vardı. Bu kanatlar peri kanatları gibi değildi. Yüzü çok aydınlıktı. Bu yüzden tam olarak görünmüyordu. "Sen kimsin?" Bu soru karşısında sessiz kaldı kadın. "Kitabı bulduğunda anlayacaksın kim olduğumu Lisiya" dedi ve Annabel'e doğru yürümeye başladı. Annabel ona neden Lisiya diye hitap ettiğini anlayamadı. Annabel geri geri giderken arkasındaki kitaplık ona daha fazla gidebilecek alan bırakmıyordu. Kadın "buna ihtiyacın olacak" diyerek Annabel'in kalbine dokundu ve o anda çok daha büyük bir ışık yayıldı. Ama bu sefer kitaptan değil Annabel'in tam kalbinin üzerinden çıkıyordu bu ışık. Kadın "şimdilik hoşçakal Annabel" dedikten sonra büyük kanatlarını Annabel'in etrafında sardı ve ona sarıldı. Annabel kollarının kontrolünü kaybetmişti. Kolları istemsizce kadının beline dolandı.
Annabel telaşla uyandı. Nefes nefese ve ter içinde kalmıştı. Başı da hala ağrıyordu. Kalkıp duş aldı. Bornozunu üzerine giyip saçlarını kurutacaktı. Ama bir farklılık vardı. Annabel hala rüyada olduğunu düşünürken saçını inceliyordu. Saçının bir tutamı başından sonuna kadar beyazlaşmıştı. Saçını hemen kuruttu. Beyaz tutam hala yerinde duruyordu. Annabel müdirenin yanına gidip gitmemekte kararsız kalmıştı. Zaten başında dün olan olaylardan yeterince iş vardı. Flame konusunda ne olduğunu bilmiyordu. Kendince halletmeye çalıştı. Banyo dolabında bulduğu boyayla saçının beyaz kısmını boyadı. Boyanın orada neden olduğunu bile bilmiyordu. Beyaz tutam tamamen kapandıktan sonra okul üniformasını giyinip odasından çıktı. Yemek salonuna inerken hala nasıl saçının bu kadar kısa sürede beyazladığını düşünüyordu. Salona girdiğinde Kelly masada oturuyordu. Annabel'i görünce gülümsedi. Gözleri Annabel'in saçlarına kaydı. "Saçlarını mı boyadın?" Annabel Kelly'nin nasıl fark ettiğini anlamadı oysaki kendi bile o tutamı ayırt edememişti. "Evet ama o kadar belli oluyor mu?" Kelly tekrar Annabel'in saçlarını bakarak "yani beyaz renk biraz dikkat çekiyor tabi." Annabel inanamayarak telefonunun kamerasını açıp saçına baktı. "Hayır. Kelly ben saçımı açık kahveye boyadım. Sabah uyandığımda saçım böyleydi." Kelly anlamaz gözlerle Annabel'e bakıyordu. " Nasıl yani? Sihir falan mı yapıldı sana?" Annabel böyle bir sihir yapılacağını düşünmüyordu. Yapılsaydı daha kötü şeyler yaparlardı. Bunun gördüğü rüyayla ilgili olduğunu düşünüyordu. Kelly'e rüyasını anlattığında Kelly bir süre sonra şaşırmayı bıraktığı için normal karşıladı. Annabel için bu şaşırtıcıydı. "Kelly benimle kütüphanede ki yasaklı bölüme gelip o kitabı alırken yanımda olur musun? Güçlerimi keşfedemediğim için savunmasızım biliyorsun. Ama gelmek istemezsen anlarım." Kelly yerinde kımıldanmaya başlamıştı. Annabel Kelly'nin kabul etmeyeceğini düşünürken Kelly kabul etti. Heyecandan yerinde kıpırdanmaya devam ediyordu. Aralarındaki bu konuşma fısıldaşmalar ile olmuştu. Kimsenin onları duymaması gerekiyordu. Hem Kelly'nin başının onun yüzünden derde girmesini istemiyordu. Kelly birden Flame konusunu açtı "Flame Enzo'nun ona sihir yaparak onunla birlikte olmasını sağladığını söylemiş." Annabel Flame'e inandıklarına inanamıyordu. "Ceza almamış mı?" Kelly hayır anlamında kafasını salladı. "Kesin babası sayesinde ceza almadan kurtuldu. Yoksa mümkün değil." Kelly esas mevzuya geliyordu. "Daha iyisi var. Babası Flame'i okuldan alıyormuş." Bu haber Annabel'in keyfini gayet yerine getirmişti. Flame ile eskiden iyi anlaşsalarda şuan eskisi gibi değildi.
Kelly ile ayrılacakları sırada yanlarından geçen bir gruba Annabel'in gözleri kaymıştı. Bu gurupta olan kişileri tanıyor gibiydi. Ama tam emin olamamıştı. Yanlarından geçerken "bu cumartesi çatıda. Sayfayı unutma." demişti cadılardan biri. Sesini duyar duymaz emin olmuştu. Bunlar kütüphanedeki cadılardı. Büyük bir ihtimalle ayinden söz ediyorlardı. Bu kadar rahat söylemesinin sebebi konuyu bilmeyen birinin hiçbir şey anlayamayacak olmasıydı. Annabel o ayine gitmeyi çok istiyordu. Cadıların ne yapacaklarını ve ne yapmak istediklerini bilmiyordu. Her ne kadar merak etsede cadı binasına giremezdi. Gerçi yasaklı bölüme de giremezdi ama oraya ikinci kez gidiyordu. Cadı binasına girmek daha makul kalıyordu. Ama ondan nefret eden yüzlerce kişiyle dolu bir binaya girmek daha tehlikeli gibiydi. Cadılar ve periler de aynı kurtlar ve vampirler gibi yüz yıllardır birbirinden nefret ederdi. Ama onlar kurt ve vampirler göre istediklerinde birlikte çalışabiliyorlardı.
Annabel Kelly ile ayrıldıktan sonra peri binasındaki sınıfına gitti. İlk ders profesör Martha ileydi. Verdiği ödevin kontrolünü yapacaktı ama Annabel ödevi yapamamıştı. Profesör sırayla ödevleri sunduruyordu. Herkese farklı bir konuda ödev vermişti. Sıra Annabel'e gelince "sıra sende Annabel." diyerek onu sunum yapması için sınıfın ortasına çağırmıştı profesör. Annabel ayağa kalkarak "profesör ben bana verdiğiniz ödevi yapamadım. Kütüphaneye kitabı almaya gittiğimde kitabın kapağı hasarlıydı. Ben de kütüphane duvarına bildirdim." diyerek açıklama yaptı. "O zaman senin ödevini yarına erteliyorum." Annabel yavaşça yerine oturdu. Ders bitene kadar sıkıcı sunumları dinledi. Ders bittikten sonra herkes sınıftan çıkmıştı. Sadece Annabel kalmıştı. Başı yine ağrımaya başlamıştı. Dolabında her zaman bir ağrı kesici olurdu. Onu almak için koridora çıktı. Dolabının kapağını açıp ilacı ararken bir bileklik gözüne çarptı. Bu bileklik altındandı. Açıp kapatılarak bileğe takılıyordu.Kitabın üzerindeki çiçeğin aynısı bilekliğin üzerinde de vardı. Annabel bilekliği eline alıp incelemeye başladı. Kitaptan gelen fısıltıları duymaya başladı. Ama bu seferkiler daha farklıydı. Sonra bu fısıltıların kitaptan değil bileklikten geldiklerini fark etti. İlk defa fısıltılar anlamlı bir kelime oluşturmuştu. O kelime "tak" olmuştu. Annabel belki de bir tuzaktır diye düşünürken önemsememeye karar verdi ve bilekliği açarak bileğine taktı. Taktığı anda fısıltılar sona ermişti. Belki kitabı açtığında o fısıltılar da son bulacaktı. Dolabındaki aynaya baktığında saçının hala beyaz olduğunu gördü. Aslında kötü durmadığını düşünmeye başlamıştı. Dolabın kapağını kapattı. Sınıfa giderken bilekliği incelemeye devam ediyordu. Bu çiçeğin onunla alakalı olduğunu düşünmeye başlamıştı.
Öğle yemeği vakti geldiğinde derslerin çoğunda uyuduğu için sersemleşmişti. Derslerin çoğu uygulama yönündeydi ve Annabel bunu yapamazdı. Bu yüzden profesörler de uyumasını pek önemsemiyorlardı. Haftanın çoğu derslere girmek yerine müdire Nefarious ile eğitim yapıyorlardı. Bu eğitim hem dövüş eğitimi hem de güçlerini açığa çıkartacak eğitimlerdi. Öğle yemeği için salona girerken Flame'in güçlerini geri aldığını gördü. Bir bardak suyu boş bir masanın sandalyesine döktü. Islak olduğunu fark etmeyen bir cadı oraya oturdu. Ama oturmasıyla kalkması bir oldu. Her zamanki Flame diye düşünüp yerine geçti. Masaya oturduğunda Kelly daha gelmemişti. Bilekliği Kelly'e gösterecekti. Bir süre bekledi ama Kelly hala gelmemişti. Annabel Kelly'i telefondan aradı. Çaldı çaldı ama telefon açılmadı. Annabel tekrar arayacaktıki Kelly salonun kapısından içeri girdi. "Kelly nerede kaldın? Aradım ama açmadın." Kelly ceplerini kontrol etti. Telefonunu bulamayınca masaya oturdu. "Sanırım bugün odamda unuttum. Sabahta hiç elime almadım." Bu konuşma yaşanırken Flame yanlarından geçip Eric'in yanına gitmişti. Annabel gördükleri karşısında şoke olurken Kelly onun baktığı tarafa baktı ve Flame ile Eric'in sarıldığını gördü. "Eric'i de Enzo'nun ona zorla yaptırdığına inandırmış. Eric'in de ondan özür dilemesini sağlamış." Diyerek açıklama yaptı. Annabel Eric'in salaklığına gülerken Kelly bilekliği fark etti. "Bilekliğin yeni mi? Çok güzel duruyor." Annabel bilekliği hatırlayınca Kelly'e anlatmaya başladı. "Dolabımda ağrı kesici arıyordum. Sonra birden fısıltılar duydum." Kelly onu yarıda keserek "kitaptan gelen fısıltılar gibi mi?" diye bir soru yöneltti. "Daha farklıydı. Bilekliği takmamı söylüyorlardı. Sonra bilekliği taktığımda fısıltılar sustu." Kelly bilekliği incelerken bir şey fark etti. "Bu Kalender çiçeği kitabın üstünde de yok muydu?" Annabel Kelly'nin söylediğini doğruladı. Bu konu Kelly'nin de ilgisini çekmeye başlamıştı. "Neden hemen taktın ki? Ya lanetliyse?" Annabel bu konunun üstünde pek durmamıştı. "Kim beni lanetleyip ne yapsın ki? Ayrıca fısıltılar duyunca dayanamadım. Üstünde kalender çiçeği olan şeylerden fısıltılar duymam bence normal değil. Bu konuyu müdire Nefarious ile konuşsam mı?" Kelly emin olamayan bir ifadeyle "eğer gerçekten ona güveniyorsan konuş. Ama ona tamamen güvenmiyorsan bence konuşma. Ya da en azından kitabı inceledikten sonra konuş." Annabel'in içine bu fikir sinmişti. Kütüphaneye hemen gitmek istiyordu. O derslere girmese pek sorun olmazdı. Ama Kelly'nin derslere girmesi gerekiyordu.
Yemekten sonraki dersler daha sıkıcı geçiyordu. Daha doğrusu Annabel için geçmiyordu. Zaten her zaman böyle önemli bir şey olsa zaman daha yavaş geçmez miydi? Annabel dakikaları sayarken profesör dersi erken bitirdi. Bu sayede daha fazla beklemek zorunda kalmamıştı. Hemen sınıftan çıkıp okul kapısında beklemeye başladı. Kelly kendi binasından ortak binaya gelmek için bahçeden geçmeliydi. Kelly beklerken çimenlere oturmaya karar verdi. Bir süre bekledikten sonra yine fısıltılar duymaya başladı. Ama bu sefer fısıltıların nereden geldiğini anlayamıyordu. Etrafına bakınırken Kelly'nin ona doğru geldiğini gördü. Fısıltıları başka bir güne bırakmaya karar verdi. Kelly ile birlikte kütüphaneye girdiler. Uzun bir süre sonra yasaklı bölümün önüne geldiler. Kelly biraz ürksede Annabel'i yalnız bırakmazdı. Annabel duvarın önüne geldi. Taşı bulup yasaklı bölümü açtı. Kelly Annabel'e yardımcı olmak için onun yanına gelip kitabı aramaya başladı. Gözüyle kitabı görmese de fotoğrafını görmüştü. Annabel fısıltıları duymaya çalışırken hiçbir şey duyamadı. Kitabı en son bıraktığı yere baktığında yerinde değildi. Annabel'den sonra birileri gelip kitabı almış olmalıydı. Durumu Kelly'e açıklayınca Kelly ile aynı şeyi düşünüyordu. Belki de kitabı o cadılar almışlardı. "O ayine gitmeliyiz." Annabel'den gelen bu fikir Kelly'i hem korkutup hem de heyecanlandırıyordu. Elleri boş bir şekilde geri döndüler. Annabel çıkmadan önce Dört Büyük Peri kitabını aldı. O cadı ayinine gitmek şuan Annabel için en önemli şey olabilirdi. Eğer kitap onlardaysa neden onlar için önemli olduğunu da öğrenmeliydi.
Annabel'in eğitim odasına gitmesi gerekiyordu. Kelly'nin de telefonunu bulması. Annabel müdirenin ofisine gitmeden önce odasına giderek üzerini değiştirdi. Bilekliği çıkarmadı. Bileklikten bir enerji hissediyordu sanki. Ama emin olamıyordu. Kitabı bulamamıştı. Müdireye bileklikten bahsetmeliydi. Sonuçta on dört yıldır birliktelerdi. Ve bu zamana kadar Annabel'e hiç bir yanlışı olmamıştı. Her zaman ona iyi davranırdı. Kendi kızıymış gibi hissettirdi. Ama son iki yılda öğrenci- müdire ilişkilerinden dolayı aralarında hafif bir resmiyet vardı. Annabel'e göre bu normaldi. Bu yüzden pek umursamıyordu. Ama aklında bir şüphe vardı. Ya bu bileklik önemliyse ve müdire Annabel'den onu zorla almaya çalışırsa. Ya da aslında müdireyi hiç tanıyamamışsa. Müdireye bir süre daha bu konudan bahsetmemeye karar verdi.
Müdirenin ofisine geldiğinde kapıyı tıklattı. Kapı koluna asıldığında kapı açılmamıştı. Tekrar denedi ama yine olmadı. Müdire ofisinde değildi ve kapısını da kitlemişti. Annabel'in antrenman hayalleri suya düşerken şimdi ne yapacağını bilmiyordu. Odasına geçip yatağa uzandı. Televizyonu açtı ve kanalda olan filmi izlemeye başladı. Filmi izlerken uykuya dalmıştı. Uyandığında saat 21.04'tü akşam yemeğini kaçırmıştı. Telefonuna baktı. Cevapsız bir çağrı vardı. Ama numara kayıtlı değildi. Numarayı geri aradığında bir kız telefonu açtı. "Efendim?" Annabel'in konuşmaya bile hali yoktu. "Beni aramışsın ama numaran kayıtlı değil. " Kız sanki bir şey arıyordu. "Ha evet . Kelly telefonunu bulamamıştı. Sen de yemeğe inmeyince benden seni aradı. Açmayınca odana gitmişti." Annabel Kelly'nin odasına geldiğini hatırlamıyordu. "Tamam." Dedi ve telefonu kapattı. Etrafına bakındığında kapının üzerine yapıştırılmış bir not gördü. Ayağa kalkıp notu almaya gitti. Notta şöyle yazıyordu:
Merhaba Anna,
Sen yemeğe inmeyince seni merak edip odana geldim. Ama uyuyordun. Uyandırmak istemediğim için bu notu yazdım. Ve telefonumu hala bulamadım. Sanırım yenisini almalıyım. Bu arada senin için çalışma masana yemek bıraktım. Yarın görüşürüz.
-Kelly
Annabel Kelly ile arkadaş oldukları için çok mutluydu. Yüzünde bir gülümseme ile yemeğini yemek için masanın başına geçti. Yemeğin ortasında aklına yarına yetiştirmesi gereken ödev geldi. Yemeğini yarıda bırakıp ödevini yapmaya başladı. Ödevi bittiğinde yemeğine devam edecekti ki telefonundan bildirim geldi. "Bu yemeği yemek bana haram herhalde." diye söylene söylene telefonunu yataktan aldı. Mesaj gelmişti. Mesaj da Kelly'dendi. "Annabel yemek salonuna gelir misin? Biri beni takip ediyor. Sanırım Flame." Diyordu. Annabel hızla odadan çıktı. Kelly'den gelen bu mesaj ona her şeyi unutturmuştu. Çıkarken yanına silah dahi almamıştı. Yemek salonuna girdiğinde her yer karanlıktı. "Kelly?" Diye fısıldadı. Aklına o anda gelen şeyle yerinde kala kaldı. Kelly'nin telefonu kayıptı. Geri geri gittiği sırada yemek salonunun kapısı kapandı. Işıklar yandığında salonun ortasında Flame, Eric ve Eric'in bir kaç vampir arkadaşının daha burada olduğunu gördü. Bu vampirler de okuldandı.
Bu bir tuzaktı. Kelly'nin telefonunu almış olmalıydılar. Sonra sabah Kelly'nin telefonunu odasında unuttuğunu Flame yanlarından geçerken söylediği geldi. İşte bu sefer aptallık eden kişi Annabel'di. Flame her zamanki alaycı sırıtışını yüzüne takındı. Annabel yaptığı hatanın şokunu atlatamadan Eric'in arkadaşlarından biri onun boğazına sarıldı. Annabel konuşmaya çalışıyordu ama başarılı olamıyordu. "Bırak onu." Eric'in verdiği komut Flame'i memnun etmemişti. "Seni aldattı o. Kendi gözlerimle gördüm." Eric sinirlenmişti "yalan söylüyorsun! Enzo zorla-" Annabel Eric'in lafını kesip "asıl o yalan söylüyor. Ben çektim o videoyu. Beni fark ettiklerinde sonraki gün beni ve Kelly'i kaçırdılar. Hafızamızı sileceklerdi ama Kelly koruma sihri yaptı." Eric bir anda gözden kayboldu. Ne olduğunu anlayamamışken Kelly ile geri döndü.Ne olduğunu anlayamayan Kelly ayıcıklı pijaması ile her şeyden çok alakasız duruyordu. Eric Kelly'e Annabel'in söylediklerinin doğru olup olmadığını sordu. "Hepsi doğru." Diyince Flame "birbirlerini koruyorlar. Kelly yalan söylüyo-" derken Eric lafını kesti. "O yalan söyleyemez orospu!" diye. Bu seferde Flame'in üzerine atıldı. Flame alev yaratarak Eric'in yüzüne yaklaştırdığı sırada arkadaşları onu durdurdu. Ve Eric'i uzaklaştırılarak Flame'i arkalarında bıraktılar.
"O süt çocuklarının bunu yapamayacağı belliydi. Ben de bu yüzden bir kaç farklı arkadaş çağırdım." Dediğinde arkadan başka bir vampir geldi. Neden hepsi vampir ki? Diye içinden isyan esiyordu Annabel. Bu vampiri de tanıyordu. Flame'in bir cadı arkadaşının kuzeniydi. Geçen senelerde okuldan ayrılmıştı. Bir tane de peri vardı. Bu peri vampirin kuzeni olan periydi. Peri Kelly'i tutarken vampir Annabel'in ellerinden tuttu ve onu yukarıya kaldırdı. Yüzünde ki iğrenç sırıtış Annabel'in midesini bulandırıyordu. Bir eliyle Annabel'in ellerini tutuyor diğer eliyle Annabel'in üzerinde parmaklarını gezdiriyordu. Annabel tekme atsa dahi etki etmiyordu. Ondan çok daha güçlüydü. "Çokta güzelmiş. Kanını emmeden senin vücudunla biraz eğlensek mi?" Annabel iğrenç hissediyordu. Kelly'e baktığında gözleri dolmuş bir şekilde onu izliyordu. Vampir Annabel'in boynuna gömülecekken Annabel'in kalbinden bir ışık kümesi etrafa yayılmaya başladı. Vampir ne olduğunu anlamadan ışığın şiddetti arttı. Hatta o kadar arttı ki kimse gözünü açamadı. Bu ışık sıradan bir ışık değildi. İkiz Güneş'in ışığıydı. Ve vampir bu ışığa dayanamayarak acı bir nefesle küle dönüşmeye başladı. Hiç kimse ne olduğunu anlayamadığı sırada vampirin yok olmasıyla Annabel'in de elleri boşta kaldı. Gözleri kamaşan Flame ve arkadaşı gözlerini açmamışken Kelly'nin kolundan tutup onu hızla salondan çıkardı. Koşarak Annabel'in odasına gittiklerinde her şey çok karmaşık geliyordu. Annabel'in ağzından ise tek bir cümle çıkıyordu "onu öldürdüm."
Kelly Annabel'i sakinleştirmeye çalışıyordu. "İsteyerek yapmadın. Birden oldu. Orada ne oldu?" Annabel sakinleşmiyordu. Sonra Annabel'in saçlarına baktığında bir tutamın daha beyazlaştığını ve beyazlaşmaya devam ettiğini gördü. "Annabel saçın." Kelly Annabel'e telefonundan kamerayı açıp kendini gösterdi. Kaçtıkları sırada Flame'den telefonunu da almıştı. Annabel saçlarını görünce daha da telaşlandı. Kelly Annabel'in iki omzundan tuttu. "Bana bak Annabel." Annabel Kelly'nin gözlerinin içine baktığında sakinleşmişti. Bunun sebebi Kelly'nin güçlerini kullanmasıydı. Annabel sakinleştiğinde "ben gücümü mü kullandım? Benim gücüm var." Annabel hala öldürdüğü vampiri düşünürken Kelly onun içini rahatlatmak istiyordu. "Flame bunu kimseye anlatamaz. Eğer anlatırsa suçlu duruma düşer. Yani kimse sana bir şey yapamayacak." Annabel birini öldürmenin verdiği vicdan azabı yüzünden kendinden nefret ediyordu. Birden bir duygu boşalması yaşadı ve hüngür hüngür ağlamaya başladı. Kelly Annabel'e sarılarak ona destek olmaya çalışıyordu. "İzin ver aklından bu olanları sileyim." Annabel hayır anlamında kafasını salladı. "O zaman güçlerimin olduğunu da unuturum. Olmaz. Onları daha yeni keşfettim." Annabel kendi güçlerini düşündüğü için bencil hissediyordu. Ama artık Kelly dışında kimseyi umursamak istemiyordu. Göz yaşlarını silerek ayağa kalktı. Kendini toparlamıştı. Kelly o gece Annabel ile kaldı. Annabel'in odası diğer öğrencilere göre çok daha büyüktü. Ama bir tane yatak vardı. Kelly koltukta yapabileceğini söylemişti ama Annabel kabul etmemişti. Sonunda Annabel'in yatağında birlikte yatmaya karar verdiler. Yatağa yatmalarından üzerinden bir süre geçti. Fakat ikisi de uyuyamamıştı. Annabel'in aklına bir fikir gelmişti. "Kelly. Sen de istersen oda arkadaşı olalım mı?" Kelly bu fikre olumlu yaklaşmıştı. Oda arkadaşıyla pekte iyi geçinemiyordu. "Nasıl olacak ki? Sen perisin bense elf aynı oda da kalmamıza izin verirler mi?" Annabel bir süre düşündü. "Bence izin verirler. Sonuçta benim odam ortak binada. Hem müdireden rica edersek bizi kırmaz diye düşünüyorum." Kelly heyecanla "çok güzel olurdu." diye fikrini belirtti. "Oda arkadaşı olursak haftasonları sabaha kadar eğlenirdik. Burada başka oda da yok. Yani bizden kimse şikayetçi olmaz. Müdire ve profesörler yukarıdaki katta kalıyorlar. Bu katta profesölerin odaları var. Ama okul olduğunda kullanıyorlar. Okul olmadığında bu kat tamamen bana ayrılmış gibi oluyor ve müdirenin yaptırdığı ses yalıtımı dışarıdaki sesleri duymamı sağlıyor ama içeriden dışarıya ses gitmesine izin vermiyor." Kelly oda arkadaşı olma konusunda iyice heyecanlanıyordu. "Yani parti yapsak dahi kimsenin haberi olmaz." Bir bakıma doğru bir tespitti. "Aynen öyle." diyerek Kelly'e katıldı. Biraz daha bu konuda konuştular. Bir süre sonra uyuya kaldılar.
Annabel sabah gözlerini açtığında Kelly çoktan uyanmıştı. "Günaydın ve hoşçakal Anna oda arkadaşım orada olmadığımı görürse iki saat beni sorgular o yüzden gidiyorum kahvaltıda görüşürüz." Annabel'in cevap vermesine fırsat vermeden odadan çıkmıştı. Daha kendine gelemeyen Annabel yüzünü yıkamak için banyoya gitti. Yüzünü yıkarken aklına o vampiri öldürdüğü geldi. Unutmak istiyordu. Ama olmuyordu. Dişlerini fırçaladı. Boynunda hala vampirin o iğrenç ellerini hissediyordu. Simülasyon da birini öldürmek çok daha kolaydı. Çünkü onun gerçekte olmadığını biliyordunuz. Ama kanlı canlı birini öldürmek Annabel'e ağır gelmişti. Bugün derslere girmeyecekti. Müdire ile olan eğitimlerinden biri de bugündü. Bu yüzden kahvaltıdan sonra biraz odasında vakit geçirmeye karar verdi. Televizyondan yine bir film açıp izlemeye başladı. Telefonu çalmaya başladığında eline alıp telefondan kimin aradığına baktı. Arayan kişi müdire Nefarious'tu. Hemen telefonu açtı. "Efendim?" Müdire boğazını temizleyerek "Annabel ofisime gelebilir misin?" Annabel hemen ayağa kalktı. "Hemen geliyorum efendim." Odadan çıkmadan saçına baktı hala beyaz tutamlarına alışamamıştı. Müdirenin ofisine girince müdire oturmasını söyledi. "Annabel biliyorum eğitimlerimiz var ama bu eğitimler iki hafta boyunca aksayacak. Çünkü okulda olamama ihtimalim çok yüksek. Bu günler içerisinde kendine tatil yap. Bana söylemek istediğin bir şey var mı? Dün ofisime gelmişsin." Bu tatil durumu Annabel için iyi olacaktı. Psikolojik olarak kendini toparlamalıydı. "Aslında sizden bir şey rica edecektim. Biliyorsunuz ki benim oda arkadaşım yok. Acaba arkadaşım Kelly ile oda arkadaşı olabilir miyiz?" Müdire "elf Kelly Rath'tan mı bahsediyorsun?" Diyerek aklındaki soru işaretlerini gidermeye çalışıyordu. Annabel olumlu anlamda kafasını salladı. Müdire uzun bir süre düşündü. "Senin odan ortak binada olduğu için bir sorun olmaz. Eğer Kelly'de bunu istiyorsa olur." Annabel heyecanla yerinden kalkıp müdireye sarıldı. Müdire de ona sarıldı. Sonra ne yaptığının farkında vararak boğazını temizledi ve müdireden ayrıldı. "Afedersiniz biraz heyecanlandım da." Müdire anlayışla karşıladı. "Bay Sinister'a söylerim. Bugün senin odana yatak ve dolap yerleştirilir. Kelly de eşyalarını getirir. Hemen yerleşir." Annabel teşekkür ettikten sonra müdirenin iznini alıp ofisten çıktı.Odasına gidip pijamalarını giydi. Sonra da film izlemeye devam etti. Ama uykusuzluktan gözleri kapanıyordu. O da karşı gelmedi ve uykuya daldı.
Yine beyaz bir yerdeydi. Ama bu sefer kütüphane değildi. Üstünde bembeyaz bir elbise vardı. Ve saçlarının tümü bembeyazdı. Nerede olduğunu anlamaya çalışırken yine o güzel ve kanatları olan kadını gördü. Kadın bir yere doğru gidiyordu. Annabel "dur!" Diye kadının arkasından bağırdı ama kadın durmadı. İlerlemeye devam ederken annabel'de onu takip etmeye başladı. Kadın bir çiçek tarlasına gelmişti. Daha dikkatli baktığında bu çiçeklerin kalender çiçeği olduğunu gördü. Kadın Annabel'e doğru döndü ve "nasılsın?" diye bir soru yöneltti. Annabel ise "ben iyiyim de sen kimsin? Bana gücümü sen mi verdin?" Dediğinde kadının gülen sesi Annabel'in kulaklarına geldi. Kendi gibi sesi de çok güzeldi. "Hayır o güç senin içindeydi ben sadece onu açığa çıkarmanda yardımcı oldum. Benim kim olduğum şuan için önemsiz." Annabel merak içinde kadına bakarken kadın "bilekliğini beğendin mi?" diye Annabel'e sordu. Annabel şaşkındı. "Bu bilekliği iyi koru Annabel bu sandığından daha önemli. Sen istemedikçe onu kimse senden alamaz." Konuşma sırası Annabel'e gelmişti. "Bu bilekliğin benim için anlamı ne?" Kadın elini Annabel'in yanağına koyarak okşadı. "Bunları sana ben anlatamam kendin keşfetmelisin. " Annabel yine istediği cevapları alamamıştı. Kadına bu sefer başka bir soru sordu. "Kalender çiçeği neden sürekli önüme çıkıyor? Benimle ne ilgisi var?" Kadın kalender çiçeklerinin arasında süzülerek onları kokladı. "Kalender çiçeğinin hikayesini bilir misin Annabel?" Annabel "hayır" diyince anlatmaya başladı. "Kalender çiçeği tanrıların ve tanrıçaların yuvası olan Heaven'da onlar ile birlikte yaşarmış. Bu çiçek umudun ve ölümsüzlüğün sembolüymüş. En önemli özelliği ise Heaven'a geçiş anahtarı olmasıymış. Ama her Kalender çiçeği geçiş anahtarı değilmiş. Sadece yüz yılda bir yetişen iki altın kalender çiçeği sertleşir ve anahtar olurmuş. Bu iki anahtardan biri kapıyı açarken diğeri kapatırmış. Her yeni anahtar olduğunda ondan Bir önceki anahtarlar kurur ve yok olurmuş. Bir ölümlü kalender çiçeğinin efsanesini duymuş ve bu çiçeğin sadece Heaven'da tanrılar ve tanrıçalar ile olmasını kıskanmış. Anahtarlar yetiştiği bir zamanda tanrılardan biri dünya topraklarını izlerken ölümlü bir kadını görmüş ve ona aşık olmuş. Tanrı aşkından Heaven'da yaşamaktan vazgeçmiş. Ölümsüz olmasına rağmen ölümlü topraklara girmiş. Geçiş anahtarını kullandıktan sonra kapıyı kapatamamış. Çünkü kapatan anahtarı yanına almamış. Kıskanç ölümlü bunu fark edince Heaven'a girmiş ve Kalender çiçeğinin bir tanesini çalmış. Bu durum tanrıları ve tanrıçaları çok kızdırmış. Kapıyı kapatmışlar ve bir daha açamamışlar. Çünkü bir dalı kırıldığı için altın kalender bir daha çiçek vermemiş. Ölümlü çaldığı çiçeği toprağa dikerek filizlendirmiş. Ama tanrılar ölümlüyü cezalandırmak için doğa tanrıçasına yalvarmışlar. Bunu kabul eden doğa tanrıçası ölümlü dünyaya dikilen kalender çiçeklerinin güçlerinin olmasını engellemiş. Ama güçleri sadece ölümlü topraklarda geçerliymiş. Bu yüzden altın kalender çiçeğinin çiçek vermesini sağlayamazmış. Böylece ölümlüler ölümlü olarak yaşamaya devam etmişler ve geçiş anahtarını alan tanrı aşık olduğu ölümlü kadının yanına gitmiş. Kadında kendi aşkına karşılık bulunca bir daha Heaven'a dönmeyi aklının ucundan bile geçirmemiş . Kadın ile birlikte olmuş ve geçiş anahtarını bir daha kimse görmemiş. Heaven'ın kapısı da bir daha açılamamış. Buna sinirlenen tanrılar ve tanrıçalar ölümlü topraklara kötülüğü miras olarak bırakmışlar. Bu kötülük iblislerin ilgisini çekince Hell'den kaçmışlar. Ölümlü insanlarla birlikte olmuşlar ve iblis soyundan gelen yeni türler doğmuş. Bunlar cadı,vampir ve kurtmuş. Bu türlerin içinde kötülük olmasa dahi atalarının kanları iblis kanıymış. Bu yüzden bu türler yüz yıllar boyunca katledilmiş. Artık saf iblis kanları olmasada kanlarında bir damla iblis kanı olması onların güçlerini var etmiş. İblisler ölümlü dünyayı ele geçirirken ölümlüler onlarla savaşmışlar. Heaven'dan kaçan tanrıda savaşa katılmış ve iblisleri yenilgiye uğratırken onları Hell'e hapsetmiş. Hell'in kapısınıda kanıyla mühürlemiş."
Annabel duyduğu bu efsaneden çok etkilenmişti. Kalender çiçeğine artık çok daha başka bakıyordu. Kadın "hoşçakal Lisiya." dedi Annabel son olarak "bana neden Lisiya diyorsun?" Dedi. "Çünkü senin ismin Lisiya." dedi ve Annabel uyandı. "Sonunda uyandın." Diyen Kelly'nin heyecanlı sesine anlam verememişti. "Müdireyi ikna ettiğine inanamıyorum. Sen uyurken eşyalarımı getirdim ama daha yerleştirmeye başlamadım. " Kelly'nin bu yüksek enerjisi Annabel'in uykusuzluğunu yine de yenemiyordu. Kız uykusunda dinlenmek yerine daha çok yoruluyordu. "Birazdan yerleştiririz birlikte." diyip uykusuna devam etmeye çalıştı. Ama Kelly onu bacağından tutup aşağı çekti ve resmen yerde sürükledi. Yine de uyumaya devam etti. Kelly sonunda dayanamadı ve gücünü kullanarak Annabel'i uyandırdı. "Haksızlık bu!" diye isyan eden Annabel odasının yeni halini görünce konuşamadı. Odası onun için çok büyüktü. Bu yüzden çok boş duruyordu. Ama şuan Kelly'nin eşyaları gelince çok daha dolu görünüyordu. Bu görüntüye alışık olmasa da hoşuna gitmişti. Kelly'nin eşyalarını birlikte yerleştirdiler. Yerleştirdikleri sırada Annabel gördüğü rüyayı ona anlattı. "Ben bu efsaneyi daha önce duymamıştım." Annabel buna şaşırmıyordu. Ama ne kadar doğruluğundan emin olmasa da bu efsane çiçeği daha özel ve anlamlı kılıyordu. "Bu arada ben müdire ile özel eğitimler alıyordum ya iki hafta boyunca olmayacaklarmış. Yani fazladan altı gün tatil yapacağım. Sen de şu yeni gelen doktordan rapor alsana. Birlikte tüm gün oda da bir şeyler yaparız." Kelly'nin aklına bu fikir yatmıştı. Eğer psikolojik olarak kendinizi iyi hissetmiyorsanız rapor alabiliyordunuz. Yıl içinde sadece on gün hakkınız vardı. Okul bu yönde çok iyiydi.
Kelly Annabel'in odasındaki mini buzdolabını fark edince hızla o yöne yöneldi. Kapağı açtığında dondurmaları görünce çıldırdı. Kelly'nin dondurmaya karşı bir zaafı vardı. "İnanamıyorum!" Dondurmanın kutusunu açıp bir kaç kaşık yedi. Dondurmayı yerkuen içi geçiyordu. Çok komik göründüğü için Annabel gizlice fotoğraflarını çekti. Dondurmayı yerine koyarken aklı hala kutuda kalan dondurmaları yemekteydi. Birlikte odayı düzenlemeyi bitirdikten sonra oturup biraz dinlendiler. "Anna bizim hiç fotoğrafımız yok çekinelim mi?" Annabel kabul etti ve bir kaç fotoğraf çektiler. "Ben bir duş alsam?" Annabel bu soruyu çok saçma bulmuştu. "Sormana gerek bile yok artık burası benim değil bizim odamız." Kelly'nin duşa girmesini fırsat bilen Annabel yine uykuya kendini bıraktı.
Kelly duştan çıktıktan sonra Annabel'i yine uyandırdı. Yemek saati yaklaşmıştı. Bu yüzden çıktılar. Yemekteyken Flame ilk defa onlara dik dik bakmıyordu. Yemek dağıtıldıktan sonra biri yanlarına geldi. Bu kişi Eric'ti. Annabel ve Kelly şaşırarak birbirlerine baktılar. "Oturabilir miyim?" Diye ondan beklenmeyecek kadar nazik bir şekilde konuşuyordu. Annabel Kelly'e baktı. Problem etmediğini gösterircesine omuz silkti. "Tabi." Eric oturdu ve yemeğini yemeğe başladı. Bir süre sessizlik oluştu. "Siz ne ara bu kadar yakın oldunuz?" Doğrusu bu sorunun cevabını onlarda bilmiyordu. "Flame nefreti diyelim." dedi Kelly. Eric buna güldü. "Ben de gruba girsem ne olur?" Eric'teki bu değişim göz yaşartıcı cinstendi. Gerçi dün dışında Annabel'e kötü bir davranışı olmamıştı. Sonra Annabel'e döndü. "tabi hala mideni bulandırmıyorsam." Dedi ve kalkıp gitti. Annabel ne diyeceğini bilememişti. Çünkü bu söylediğini bu kadar ciddiye alacağını tahmin edememişti. "Bana trip mi attı bu?" diye Kelly'e sordu. Kelly son derece şaşkındı. "Neyden bahsediyor?" Geçen hafta olan konuşmadan bahsetti. "Sanki ona karşı biraz ön yargılısın." diye bir yorum yaptı Kelly. "Ama ne yapabilirim Flame'in sevgilisi. Yani sevgilisiydi. Özür mü dilesem?" Bir bildirim Annabel'in telefonuna geldi. "Eric Canf size bir takip isteği gönderdi." Kelly imayla Annabel'e baktı. İsteği kabul etti ve geri istek gönderdi. Telefonu masaya koyacaktı ki Eric'ten mesaj geldi. Bence de özür dilemek isim diyordu. Annabel alnına sertçe vurdu. Vampirlerin işitme duyusu çok gelişmişti. Kelly mesajı okuduğunda sırıtmaya başladı. Annabel'e yaklaşarak "seninle flört etmeye çalışıyor." Dediği anda Eric'ten bir mesaj daha geldi. "Belki? Diyor Kelly." Bu süper duyu Annabel'in pek hoşuna gitmemişti.
Yemek bittikten sonra Kelly rapor almak için doktorun yanına gitti. Annabel'de bahçeye çıktı. Havanın serinliği Annabel'i rahatlatıyordu. Dövüş sahasına gitti. Tribünlere oturdu. Bomboşken çok daha güzeldi. Orada oturup soğuk havayı hissetti. Hem soğuk onu canlı tutuyordu. Gökyüzünü izlemeye devam ederken yanından hızla bir rüzgar esti. Etrafına bakınırken sağ tarafına baktığında ona tebessüm ederek bakan Eric'i gördü. "Sen ne yapıyorsun burada?" Eric Annabel'e bakmaya devam ederken "Senin yaptığın gibi manzarayı izliyorum." dedi. Annabel işaret parmağını gökyüzüne doğru uzatarak "Manzara orada." dedi ve önüne döndü. Eric'in gözlerini hala üzerinde hissediyordu ama ondan tarafa bakmıyordu.
"Burada oturup sessizce beklemek yerine konuşsak mı?" Tek kaşı havaya kalkarken Eric'e sorusunu yöneltti. "Ne hakkında konuşacakmışız?" Düşünüyormuş gibi yapan Eric gökyüzüne bakışlarını çevirdi. "Senin hakkında mesela?" Annabel Eric'e kuşkuyla bakarken "Benim hakkımda mı, Neden?" diye sordu. "Seni daha iyi ta-" Telefonun alarmı ile cümlesi yarım kalan Eric Annabel'in telefonuna doğru bakarken ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Alarmı kapatıp "Afedersin odalara geçiş saati gelmiş artık başka zamana kaldı konuşmamız." dedi ve ayağa kalkarak yürümeye başladı.Eric arkasından bağırarak "Unutma bana bir sözün oldu sana bunu unutturmam!" dedi. Annabel bıkkınlıkla nefes verirken Eric'e cevap verme gereksinimi duymadı.
Odasına gitmek için ortak binaya girdi. Sinister onu görünce memnuniyetsizce "Bu saatte koridorda gezilmeyeceğini hala öğrenemedin mi? Kaç yıldır buradasın ama hiç değişmedin, çabuk odana geç!" diye bağırdı. Her zamanki aksiliği üstündeydi. Ama Annabel yıllar içerisinde onun söylediklerini umursamayı bırakmıştı. Odaya girdiğinde Kelly yatağında uzanıp telefondan bir şeye bakıyordu Annabel'in geldiğini görünce anında telefonunu bırkatı. Kelly'nin gözleri dolmuştu. Annabel şüpheyle Kelly'e baktı. Kelly onun bu bakışını fark etmişti. Annabel Kelly'e doğru yürüyordu. Hüzünlü bir sesle konuşmaya başladı. "Sanırım buraya kadarmış."
Hakskksksmm
Alslak alakalı sosknaksks slsmsemz kandmdskdmm zllsşsğsşsmmm zmsksmamsldl da slsmsmlsls slslsmdöşsöa lslsalsms lsalmdlşd skldm soksksm