Ben Deva Demiray. 24 yaşında bir doktorum. Belli bir vakite kadar güzel bir hayatım vardı. Çok mutluydum. Ama mutlulukta bir yere kadardır değil mi? Hayatın kuralı bu aslında. Mutluluk hiçbir zaman kalıcı olmaz. Geçicidir. Bir şeyler için her zaman uğraşmak gerekliydi. Bu mutluluk içinde geçerli. Hayatta hiç bir şey kolayca elde edilemezdi. Sürekli bir şeyi kaybetmek, ya da bir bedel ödemek gerekirdi. Bu sabah hayatımı altüst edecek kişiyle tanışacaktım. Bundan habersiz son izin günlerimde gözlerimi açtım. Annem bağırıyordu. Çünkü ortaklarımıza kahvaltıya gidecektik. Aslında pek istekli değildim çünkü izin günümde kimse beni güzellik uykumdan uyandıramazdı. Mümkünse öğlen 12'ye kadar uyurdum. Ama söz konusu annemse bu yaşta terlik yememek için kalkmalıydım. Yavaşça yatakta doğruldum. Ayaklarımı soğuk zemine bastım. Daha sonra derin nefes alıp anneme seslendim. ''Anne! Kalktım ben!'' Annem hemen cevap verdi. ''Deva! Hadi kızım! Sen bizi ortaklarımıza rezil mi edeceksin?!'' Evet, anneme göre ortaklarımızla buluşmaya geç kalmamız rezillikti. ''Tamam hazırlanıp geldim!'' O sırada annem bana laf yetiştirmekten vazgeçip hemen babama yöneldi. ''Atlas! Hadi be adam geç kaldık!'' ''Sakin ol Nergis geç kalmadık daha 1 saat var!'' Annem daha fazla evi başımıza yıkmadan hemen hazırlanmalıydım. Hemen elimi yüzümü yıkayıp yüzüme hafif bir makyaj yaptım. Üstümü giyinip (İstediğiniz kombini hayal edin) anneciğimi daha fazla bağırtmadan aşağı indim. ''Evet Demiray Ailesi hazır mıyız?'' Babamın cümlesiyle gülümsedim. Üzerine her zamanki gibi takım elbisesini giymiş, kravatını takmıştı. Ceketinin düğmelerini de iliklemişti. ''Ooo benim prensesim gelmiş.'' 24 yaşında kocaman bir kız olabilirdim. Ama ben hala babamın prensesiydim. ''Gelirim tabi babacım'' O sırada annem bize bakarak gülümsedi. Bebek mavisi elbisesi ona çok yakışmıştı. ''Bu ailede beni hep dışlıyorsunuz. Üzülüyorum ama...'' Hemen gidip yanağına bir öpücük kondurdum. ''Öyle şey olur mu benim kraliçem?'' Gülümsedi ve devam etti: ''Hadi hadi geç kalacağız'' Babam derin bir iç çekerek kapıya doğru ilerledi. ''Daha 50 dakika varken nasıl olacaksa o Nergis...'' Annem hemen ellerini yukarı kaldırdı. ''Atlas geç kalırsan ben suçlu değilim'' Bana doğru baktı ''Kızım görüyorsun o yapıyor.'' Gülümsedim... Onlara sahip olduğum için çok şanslıydım. Ama şansta bir yere kadar değil mi? Beraber evden çıkıp arabaya doğru ilerledik. En son çıkan ben olduğum için kapıyı kapatırken babam da şoförümüz Salih abiyle konuşuyordu. Kapının önündeki taş yolu takip ederek yanlarına geldim. ''Salih abi nasılsın?'' Şoförümüz Salih abi 10 yıldır bizimle çalışıyordu. Asla geç kalmaz, dediğimiz her şeyi hemen yerine getirirdi. İşine önem veren, titiz bir adamdı. Bana baktı ve gülümsedi. ''İyiyi Deva Hanım siz nasılsınız?'' Gülümsedim. O sırada babam arabanın yanına doğru gidiyordu. Anlaşılan biz geç kalmış, annem haklı çıkmıştı. ''Bende iyiyim sorduğunuz için teşekkürler.'' Babam geç kalacağımızı fark edecek olacak ki arabanın yanından bize seslendi. ''Deva kızım geç kalacağız haydi! Salih hadi sen de arabayı çalıştır!'' Annem göz devirmiş arabanın içinden ona bakıyordu. ''Ben sana demiştim bir kere karını dinlesen olmaz ama!'' Babam ise artık annemi çözmüştü. Ön koltuğa geçerken hemen taktiği uyguladı. Eee kadınlar her zaman haklıydı. ''Tamam Nergis haklısın. Ben eşeğin tekiyim. Özür dilerim karıcım. Ben hatalıydım.'' Babamın bu hallerine gülmüştüm. Daha fazla vakit kaybetmedin arabaya bindim. Salih abide hemen benden sonra arabaya bindi ve arabayı çalıştırdı ve yola çıktık. Gideceğimiz yere vardığımızda gözlerimi alamıyordum. Adamlar resmen malikanede yaşıyordu! Bizde malikanede yaşıyorduk ama kesinlikle bizimki ve burası arasında kat kat daha fark vardı. Üstünde takım elbise bulunan adamlar kapımızı açtık ve arabadan indik. Kapının önünde 3 kişi duruyordu. Uzun boylu, saçları ve sakalları hafif beyazlamış olan muhtemelen babamın ortağıydı. Yanında duran genç, kumral ve yeşil gözlü, yapılı, uzunlu boylu kişi ise muhtemelen oğluydu. Diğer tarafında ise beyaz renkli zarif bir elbisenin içinde, saçlarını topuz yapmış, sarışın kadın ise muhtemelen karısıydı. Arabadan indiğimde beyaz saçlı adamın yanındaki uzun boylu adama bakıyordum. O da bana bakıyordu zaten. Bakışları soğuk ve sertti. Buz gibi suratında mimik oynamamıştı. Babası ve annesiyle beraber bize doğru yaklaşırken hala ona bakıyordum. Biraz sonra gözlerimi çevirdim ve beyaz saçlı adama baktım. Onlara doğru ilerlediğimiz de babamın ortağı bizi karşıladı. Babama el uzattı. Gülümsüyordu. ''Ooo Atlas hoş geldin.'' Babam gülümsedi elini sıktı. Halbuki yıkımının elini tutuyordu. Olacakları bilseydim o eli tutmasına izin vermezdim. ''Hoş buldum Burak'' Babam sonra bize yönelerek ortağı olduğunu düşündüğü adama annemle beni tanıttı. ''Bu karım Nergis...'' Adam anneme elini uzattı. ''Burak Aslanbey ben. Hoş geldiniz Nergis Hanım. '' Annem gülümsedi. Elini sıktı o adamın. ''Memnun oldum Burak Bey. Nergis Demiray ben.'' Ardından babam beni tanıttı. ''...Bu da kızım Deva.'' Adam bana gülümsedi. O anlık masum bir gülümsemeydi. ''Memnun oldum kızım.'' Gülümsedim. ''Bende efendim.'' ''Burak amca diyebilirsin.'' Gülümsedim. ''Peki Burak amca.'' Adam sonra karısı ve oğluna yöneldi. ''Oğlum Ateş ve Karım Leyla.'' Leyla hanımla aynı şekilde tanıştık. ''Hoş geldiniz'' Annem ''Hoş bulduk'' dedi. Ateş'te bizimle el sıkıştı. Annemden sonra bana elini uzattığında nedense kalbim hızlandı. Bakışları bir o kadar sert, elimi kavrayışı da bir o kadar nazikti. ''Ateş ben.'' Ne kadar ciddi görünse de yüzüne bir gülümseme yerleştirdi. Bende gülümsedim ve elini sıktım. ''Deva.'' Daha sonra elimi bıraktı ve babasının arkasına geçti. Ama gözleri hala bendeydi. Onları hissedebiliyordum. Uzun bir süre beni inceledi. Ona odaklanmaktan annemler ne konuşuyor bilmiyordum. Yüzümde dolanan, her detayımı inceleyen o bakışlarına rağmen gözlerimi ondan kaçırmadım. En sonunda gözlerime baktığında gözlerindeki karanlık beni korkutmuştu. Beni içine çeken bu karanlıktan korkmam gerektiğini anlamıştım. Ardından Burak amca konuştu. Aynı anda gözlerimizi ona çevirdik. ''Eee dışarda kaldınız haydi içeri geçelim.'' Bunu söyledikten sonra beraber içeri geçtik. Büyük demir kapıdan geçtikten sonra oturma odalarından sonra nihayet bahçedeydik. Etraf yemyeşildi. Her renkten güller vardı. Bahçenin ortasında bir havuz da vardı. Kahvaltıyı bahçede yapacaktık. Baş köşelere babam ve Burak Amca oturdu, Annem ve Leyla Hanım, Ben ve Ateş'te karşılıklı oturduk. Babamlar iş hakkında konuşuyordu. Arada annemler be biz de sohbete katılıyorduk. Burak amca birden sordu. ''Deva, kızım sen kaç yaşındasın?'' ''24 yaşındayım '' ''Ateş ile aranızda 4 yaş varmış.'' Ateş'e doğru baktım. Yemeği bırakıp babasına doğru baktı. Sanki ne alaka şu an der gibiydi. Sonra bana baktı. Gözlerinde en ufak parıltı bile yoktu. ''Ben de 28 yaşındayım.'' Yüzüne doğru gülümsedim. Karanlığı beni içine çekiyordu. Ama biliyordum ki ışık karanlıkta yaşayamazdı. ''Öyle mi? Ne güzel...'' Şu an olanlar hakkında en ufak fikrim yoktu. Sonra babam Ateş'e yöneldi. ''Ateş senin mesleğin neydi?'' Ateş babama yöneldi yüzüne küçük bir gülümseme yerleştirdi. Gamzeleri ortaya çıkmıştı. ''Bilgisayar mühendisiyim Atlas Bey.'' Vay be. Leyla Hanım hemen konuşmaya başladı. ''Amerika'da okudu.'' Gülümsedim. Şu an ne olduğu hakkında en ufak fikrim yoktu. Ama bir cevap vermeliydim. ''Ah, bende tıp okudum.'' Annem de hemen bana katıldı tabi. ''Doktor oldu. Küçüklüğünden beri öyle isterdi.'' Leyla hanım ve Burak amca gülümsedi. Ama şaşırdıkları belliydi. ''Ne kadar güzel Nergis Hanım. Bende oğlum doktor olsun istemiştim ama o bilgisayar mühendisliğini seçti.'' Ateş ifadesizce annesine bakıyordu. Annesi sonra devam etti. ''Ama şuan da işinde başarılı tabii. İnsan ne isterse onu yapmalı değil mi?'' Ateş yemeği bırakmış hala ifadesizce annesine bakıyordu. Bunun üzerine Leyla Hanım önüne döndü ve yemeğini yemeye devam etti. ''Ne kadar güzel kızım. Tıp okumak sabır işi.'' ''İsteyince her şey oluyor Burak amca.'' Gerçekten her şey bize bağlıydı aslında. Bizim keyfimize bağlıydı daha doğrusu. İnsanların arasında aptal olan yoktu bence. Sadece isteksiz olanlar vardı. Çalışma isteği olmayınca insan zekasını gösteremiyordu. İnsan isteyince her şeyi yapardı. O an Burak Amca çok garip baktı. Gözleri bir an kararıp sonra eski haline dönmüştü sanki. Kalbim hızla atmaya başlamış, vücudum olanlara alarm veriyordu. Burada daha fazla kalma der gibiydi. ''Haklısın...'' Daha fazla bu gergin ortamda kalamayacaktım. Gülümsedim ağzımı peçeteye sildim ve kalktım. ''Ben kalkayım izninizle. Lavabo neredeydi?'' Burak Amca gülümsedi. ''İzin senin kızım. Ateş göstersin sana yerini.'' Ateş kısa bir süre babasına baktıktan sonra bana gülümsedi ve kalktı. ''Ben sana yerini göstereyim.'' İsteksiz olduğu belliydi. Masadan kalktı ve beraber evin içine girdik. O önden gidiyordu. Üst kata çıkana kadar ağzımızdan tek ses çıkmadı. Ne bana dönüp baktı, ne de ben ona. Sonra soğuk bir sesle konuştu. ''Lavabo sağda.'' Gülümsedim. ''Teşekkürler.'' Lavaboya doğru ilerlerken kolumdan tuttu. Kulağıma eğildi ve fısıldadı. Sesi buz gibiydi. Tek bir duygu kırıntısı yoktu. ''Dikkat et tatlı kız. Hayat senin küçüklük hayallerine benzemez.'' Bunu neden söylediği hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Bu sözler tehlikenin habercisiydi. Ama o an bunlardan anlam çıkaramamıştım. Çünkü kelimeler zamansız kullanıldığında anlamsızdır değil mi? Kolumu çektim. Bu lafın altında kalamazdım. ''Dünya da senin karanlığından ibaret değil Ateş Aslanbey. Bunu aklına sok.'' Yüzüme bir gülümseme yaptı. Masum değildi, korkutucuydu. Çok korkutucuydu. ''Ben sadece seni uyardım prenses. Bunu dikkate almak sana kalmış. Gerisi sikimde bile değil.'' Arkamı dönerek onu orada bıraktım ve lavabonun kapısını kilitleyip içeri girdim. O an ise o hala bana bakıyordu. Lavabonun kapısına bakarken gülümsüyordu. Çok sinsice bir gülümsemeydi. Bense kapıya yaslanmış ne demek istediğini anlamaya çalışıyordum. Ama kesin bir şey vardı: Çok büyük bir oyunun içindeydik. Ve kaybedenin kaderi çoktan belirlenmişti.
Bölüm 1
Bölüm 1- Tehlike çanı.
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.