Kapı yavaşça kapandı.
Muayene odasını ağır bir sessizlik kapladı.
Leon, Ela’dan gözlerini çekerek önündeki dosyayı açtı.
Kalbinin birkaç saniyeliğine hızlandığını hissetmişti.
Ama bunu belli etmedi.
Yıllar boyunca yüzlerce zorlu ameliyata girmiş, en kritik anlarda bile sakin kalmayı öğrenmişti.
Şimdi de farklı olmayacaktı.
Karşısındaki kişi…
Geçmişinden biri olsa bile…
Öncelikle hastasıydı.
Leon bilgisayardaki sonuçları açtı.
“Ela Yılmaz… Otuz bir yaşında.”
Sesi her zamanki kadar sakindi.
“Şikâyetin ne zaman başladı?”
Ela, dizlerinin üzerinde kenetlediği ellerine baktı.
“Yaklaşık altı ay önce.”
“Ağrıyı tarif eder misin?”
“Göğsümün tam ortasında baskı oluyor.”
“Yürürken mi?”
“Bazen.”
“Merdiven çıkarken?”
“Evet.”
“Dinlenince geçiyor mu?”
“Evet…”
Leon kısa kısa notlar aldı.
Kaleminin sesi odadaki sessizliği bölüyordu.
Ela ise farkında olmadan onu izliyordu.
Sekiz yıl…
Sekiz yıl sonra bile aynıydı.
Konuşurken göz teması kurmuyor…
Sorularını kısa soruyor…
Her cümlesini düşünerek kuruyordu.
Bir zamanlar bu hâline hayrandı.
Şimdi ise aynı mesafe canını yakıyordu.
Leon dosyayı kapattı.
“Sigara kullanıyor musun?”
Ela başını iki yana salladı.
“Hayır.”
“Alkol?”
“Nadiren.”
“Ailende kalp hastalığı öyküsü var mı?”
Ela derin bir nefes aldı.
“Babamın vardı.”
Leon bunu not etti.
Sonra ilk kez uzun uzun Ela’ya baktı.
Yüzü solgundu.
Gözlerinin altındaki morluklar dikkat çekiyordu.
Son aylarda ciddi şekilde yorulduğu belliydi.
“Şu an ağrın var mı?”
Ela birkaç saniye düşündü.
“Biraz.”
“Nefes al.”
Ela derin bir nefes aldı.
“Bir daha.”
Leon ayağa kalktı.
Stetoskopunu aldı.
“İzin verir misin?”
Ela’nın boğazı düğümlendi.
Yıllar önce laboratuvarda omzuna yanlışlıkla dokunduğunda bile kalbi hızla atmıştı.
Şimdi ise onu muayene edecekti.
Sessizce başını salladı.
Leon stetoskopu yerleştirirken tamamen işine odaklanmıştı.
“Nefes al.”
Ela nefes aldı.
“Ver.”
Tekrar.
Bir kez daha.
Leon birkaç saniye dinledi.
Sonra yerine geçti.
“Kalp ritminde düzensizlik hissediyorum.”
Ela’nın yüzündeki endişeyi fark etti.
“Ama kesin konuşmak için ileri tetkik gerekiyor.”
Ela yavaşça başını salladı.
“Bugün birkaç test daha yapılacak.”
“Peki…”
“Korkuyor musun?”
Soru beklenmedik gelmişti.
Ela hafifçe gülümsedi.
“Biraz.”
Leon dosyayı kapattı.
“Korkman normal.”
Bu cümleyi söylerken sesi her zamankinden biraz daha yumuşaktı.
Ela bunu fark etti.
Ama bir şey söylemedi.
Tam ayağa kalkarken masasının üzerindeki kalem yere düştü.
Ela eğildi.
Leon da aynı anda eğildi.
Parmakları bir anlığına birbirine değdi.
İkisi de aynı anda ellerini çekti.
Ela’nın kalbi yeniden hızlandı.
Leon ise hiçbir şey olmamış gibi kalemi masaya bıraktı.
“Teşekkür ederim.”
Ela hafifçe gülümsedi.
“Rica ederim.”
Kapıya yöneldi.
Tam çıkacakken Leon’un sesi duyuldu.
“Ela.”
Ela arkasını döndü.
“Evet?”
“Bundan sonra tedavini ben takip edeceğim.”
Ela’nın gözleri büyüdü.
“Yani…”
“Kontrollerini aksatmanı istemiyorum.”
Kısa bir duraksama oldu.
“Anlaşıldı mı?”
Ela başını salladı.
“Anlaşıldı.”
Ve odadan çıktı.
Kapı kapanır kapanmaz Leon derin bir nefes verdi.
Yıllardır ilk kez ellerini masanın üzerine koyup birkaç saniye gözlerini kapattı.
Sonra önündeki dosyaya baktı.
Ela Yılmaz.
İsmi parmaklarının altında duruyordu.
Sekiz yıl önce hiçbir açıklama yapmadan hayatından çıkan kız…
Şimdi yeniden karşısındaydı.
Kendi kendine sormadan edemedi.
“Neden gittin, Ela?”

Kapı ağır ağır kapandı.
Koridordan gelen ayak sesleri giderek uzaklaştı.
Leon, gözlerini kapıya çevirmiş hâlde birkaç saniye hiç kıpırdamadı.
Odanın içinde yalnızca duvardaki saatin ritmik sesi duyuluyordu.
Tik…
Tak…
Tik…
Tak…
Sekiz yıl…
İnsan sekiz yıl boyunca birini hiç görmeyebilir, hiç düşünmeyebilir diye inanıyordu.
Leon da buna inanmıştı.
Ama az önce kapıdan çıkan kadın, yıllardır zihninin en ulaşılmaz köşesinde duran bir anıyı tek bir bakışıyla yeniden canlandırmıştı.
Derin bir nefes aldı.
Sonra önündeki hasta dosyasını tekrar açtı.
Ela Yılmaz.
İsmin üzerinde birkaç saniye durdu.
“…Tesadüf…”
Kendi kendine fısıldadı.
Belki de gerçekten tesadüftü.
Bu şehirde binlerce insan yaşıyordu.
Yıllar sonra karşılaşmaları normaldi.
Öyle olmalıydı.
Dosyayı kapattı.
Ayağa kalktı.
Tam beyaz önlüğünü düzelttiği sırada kapı çalındı.
“Hocam?”
“Asistan içeri girebilir.”
Kapı açıldı.
Yirmili yaşlarının sonlarında genç bir kadın doktor içeri girdi.
Elindeki tabletle Leon’a yaklaştı.
“Üç numaralı ameliyatın hastasının yakınları sizi bekliyor.”
Leon başını salladı.
“Beş dakika içinde geleceğim.”
“Tamam hocam.”
Asistan tam çıkacakken durdu.
“Bir şey sorabilir miyim?”
Leon gözlerini kaldırdı.
“Sor.”
“Az önceki hasta…”
Leon’un bakışları sertleşti.
“Asistanlar hastalar hakkında yorum yapmaz.”
Genç kadın hafifçe utandı.
“Özür dilerim hocam.”
Kapı yeniden kapandı.
Leon yalnız kaldığında masasındaki kahve fincanını eline aldı.
Kahve çoktan soğumuştu.
Bir yudum aldı.
Acı tadı boğazından geçerken aklı yine aynı isme takıldı.
Ela.
Üniversitede de kahvesini şekersiz içerdi.
Bir gün Ela buna şaşırmıştı.
“Bu kadar acı kahve içebiliyor musun?”
Leon omuz silkmişti.
“Alışırsan güzel geliyor.”
Ela da o gün ilk kez şekersiz kahve içmişti.
Yüzünü buruşturunca Leon istemsizce gülmüştü.
“O kadar da zorlamana gerek yok.”
Ela da gülmüştü.
“Belki alışırım.”
…
Leon başını iki yana salladı.
“Saçmalık.”
Neden şimdi bunları hatırlıyordu?
Oysa yıllardır aklına bile gelmemişti.
Telefonu çaldı.
Ekranda hastane müdürünün adı yazıyordu.
“Buyurun.”
“Leon, gazeteciler seni bekliyor.”
“Bugün röportaj vermeyeceğim.”
“Ama ulusal kanallar…”
“Hayır.”
Telefonu kapattı.
Hastane müdürü onun bu tavrına alışmıştı.
Leon hiçbir zaman kameraları sevmemişti.
Ödülleri de…
Röportajları da…
Alkışları da…
Onun için önemli olan tek şey ameliyathaneydi.
Aynı dakikalarda…
Ela hastanenin koridorunda yürüyordu.
Adımlarını hissedemiyordu.
Sanki bedenini değil, yalnızca düşüncelerini taşıyordu.
Sekiz yıl önce her gün gördüğü koridorlar değildi bunlar.
Ama yine de ona üniversiteyi hatırlatıyordu.
Beyaz önlükler…
Koşuşturan doktorlar…
Stetoskop sesleri…
Her şey…
Her şey yarım kalan hayalini hatırlatıyordu.
Asansöre bindi.
Kapılar kapanırken gözleri doldu.
“İyi misiniz?”
Yanındaki yaşlı kadın endişeyle ona baktı.
Ela hemen gülümsedi.
“İyiyim.”
“Aslında hiç iyi görünmüyorsunuz.”
Ela cevap veremedi.
Kapılar açıldı.
Sessizce dışarı çıktı.
Hastanenin bahçesine kadar yürüdü.
Yağmur dinmişti.
Toprak kokusu havaya karışıyordu.
Boş banklardan birine oturdu.
Ellerini yüzüne kapattı.
Yıllardır kendine söylediği yalanlar bir anda çökmüştü.
“Onu unuttum.”
Hayır.
Unutmamıştı.
Bir insan yıllarca görmediği birinin sesini duyunca kalbi hâlâ aynı şekilde atıyorsa…
O insanı unutmuş sayılmazdı.
Telefonu titredi.
Arayan annesiydi.
“Evet anne.”
“Doktor ne dedi kızım?”
“Sadece birkaç test daha isteyecekmiş.”
“Sesi nasıl geldi?”
Ela anlamadı.
“Neyin?”
“Doktorun.”
Ela istemsizce gülümsedi.
“Soğuk.”
Annesi kısa bir sessizlikten sonra konuştu.
“İyi doktordur.”
“Evet.”
“Ama senin sesin hiç iyi gelmiyor.”
Ela gözlerini kapattı.
“Biraz yoruldum.”
“Kızım…”
“Anne.”
“Evet?”
“Bugün eve biraz geç geleceğim.”
“Neden?”
“Hastanede işlerim var.”
Aslında kalmak istemiyordu.
Ama gitmek de istemiyordu.
Leon’un olduğu binadan uzaklaşmak nedense çok zordu.
Telefonu kapattı.
Tam o sırada iki hemşirenin konuşması kulağına geldi.
“Profesör yine sekiz saatlik ameliyat yapmış.”
“İnsan değil sanki.”
“Bugün sadece üç saat uyumuş.”
Ela başını çevirdi.
Hemşireler Leon’dan bahsediyordu.
“Bunca yıldır hep böyle mi çalışıyor?”
“Bildiğim kadarıyla evine bile zor gidiyor.”
“Hiç evli değilmiş.”
“Sevgilisi de yokmuş.”
Ela istemsizce başını önüne eğdi.
Sekiz yıl…
Ve Leon hâlâ yalnızdı.
Ama bunun onu neden sevindirdiğini kendisi bile anlayamadı.
O sırada Leon, hastane konferans salonunda profesörlerle toplantıya girmişti.
Masanın etrafında ondan yaşça büyük doktorlar oturuyordu.
Bir profesör konuşmaya başladı.
“Yeni kalp nakli programını değerlendireceğiz.”
Leon önündeki dosyaya bakıyordu.
Ama satırları okumuyordu.
Aklı bambaşka yerdeydi.
“Leon?”
Yanındaki profesör dirseğiyle hafifçe dokundu.
“Dinliyor musun?”
Leon hemen toparlandı.
“Evet.”
“Az önce ne söylediğimi tekrar eder misin?”
Masadaki herkes ona baktı.
Leon ilk kez cevap veremedi.
Toplantı salonunda kısa bir sessizlik oluştu.
Onu yıllardır tanıyan herkes şaşkındı.
Çünkü Prof. Dr. Leon…
Hiçbir zaman dalgın olmazdı.
Hiçbir zaman dikkati dağılmazdı.
Ve bugün…
İlk kez aklı, bir hastasının dosyasında kalmıştı.
