-17 Aralık- ~06.00~
Gözlerimi açtığımda saat sabah altıyı gösteriyordu.O rahatsız edici ve her sabah duyduğum lanet alarmı kapattım.Dışarısı bardaktan boşalırcasına yağmurluydu.Bir an her sabah ki gibi kafamı koyup tekrar uyumak istedim ancak böyle bir lükse sahip değildim.Yoksa çok bilmiş Aras Bey beni odadan çağırıp geç kalmam hakkında dakikalarca eleştirecekti.
Aras’ın saçma eleştirilerine maruz kalma düşüncesi bir kabustan farksız olduğu için yataktan kalktım.Terliklerimi ayağıma geçirip banyoya girdim.
Ayılmak için sıcak bir duşun iyi geleceğini düşündüm.Kıyafetlerimi üzerimden çıkartıp kirli sepetine attıktan sonra kendimi sıcak suyun altında buldum.Bir süre sadece beyaz tenimin üzerinden akan su damlalarını izledim.Ardından şampuandan elime birazcık sıkıp sudan dolayı dalgaları sönmüş olan siyah saçlarıma sürdüm.
Yaklaşık beş dakika içinde duştan çıktıktan sonra vakit kaybetmeden saçlarımı kurutmaya başladım.Kısa süre sonra saçlarımı kurutmanın ardından yeni iç çamaşırlarımı giydim.Her sabah olduğu gibi belimde olan o küçük yara iziyle göz göze geldik.
O yara izi benim için sadece bir iz değildi.Yıllar önce aldığım bir yaranın sadece illüzyonuydu.Yani o yara aslında kalbimdeydi.
Yaklaşık on yıl önce bir trafik kazasında,annem ve babamı kaybetmiştim.O kazada annem ve babam ölürken,ben sadece belindeki o yarayı almıştım.O günden beri hayat bana adaletsiz gelir.Araba takla atsın,ama sen sen sadece belinden yara al…ilginç.
Gözlerimin dolacağını anladığım için hemen bakışlarımı aynada kendime çevirdim.Zoraki bir gülümseme kondurdum dudaklarıma.Ardından dolabımı açtım. Önce, bordo renkli uzun kollu bir kazak aldım.Onu üzerime geçirdim.Ardından kalın kendi ten rengine uygun bir kilotlu çorap giydim.Onun üzerinede daha yeni aldığım siyah bir etek giydim.Çantamı ve topuklu ayakkabılarımıda seçtikten sonra makyaj masamın karşısında geçip hızlı ancak hafif bir makyaj aldım.
Üzerime bir kaban geçirdim ve evden çıktım.Yağmur hala devam ediyordu.Arabama bindim ve yola çıktım.Yağmurdan önümü zar zor görsemde elinde sonunda şirkete varmıştım.
Odama geçtim.Laptopumu açtım ve hızlıca işe koyuldum.
Size görevimden bahsedecek olursam; genelde Aras Bey’in ve diğer mafyaların aradığı kişileri araştırıyorum.Yani işim pekte adam öldürmek değil.Ama birkaç kere Aras Bey’le göreve geldim.
Aras Bey bana göre hayatımda görebileceğim en gıcık iş arkadaşı.Her boku eleştirmek nedir? Ayrıca beni sürekli odasına çağırıyor, yok onu bul bunu bul.Ona yardım eden bir sekreter değil de sanki kölesiyim.Ah,doğru söylemedim.Sekreteriyim aynı zamanda…korkutucu.
Odamda bir kitaplık var.İnanır mısınız bilmem ama o kitaplığın tamamı Aras Bey’le ilgili.Günlük çalışma saatleri, adam öldürmeler,insan kaçakçılığı,para kapkaççılığı…say say bitmez.
Adamın ne yiyip ne içtiği bile takip ediyorum.Çok güzel bir şeymiş gibi gelebilir ama kesinlikle benim açımdan öyle değil.Hem iş yapıp hem de onu takip etmeye çalışmak çok yorucu…Her neyse.O aptal bilmişi konuşmak yerine işimi yapmalıyım…
~18.12~
Uyuyakalmıştım.Kolumu saran kazağın yumuşak kumaşını bir yastık gibi kullanarak yanağımı yaslamıştım.Saçlarım yüzümü hafifçe kapatmıştı.Sadece kapalı olan gözlerim görünüyordu.Fincanda “ayılmama çok yardımcı olan” kahvem buz gibi olmuştu.
Gözlerimi sabahtan beri yağan yağmurun etkisiyle aniden çakan mor ışıklı şimşekle sıçrayarak açtım.Hava kararmıştı.Sadece New York’un renkli bina, gökdelen ve reklam panosu ışıkları birazda olsa içeriye ışık sızdırıyordu.
Ayağa önümü görmeyerek kalktım ve loş lambayı açtım.
Sandalyeme geri oturup ellerimle yüzümü kapatınca aniden kapı açıldı bu sefer.Ellerimi yüzümden çekince o çok tanıdık yüzü gördüm.Aras.
Kapıyı geri kapatıp yanıma ilerledi.Elinde bir bardak viski vardı.Sessizce yürümesi içimde bir merak uyandırdı.
“Bir şey mi oldu?”
“Hayır.”
“Neden geldin o zaman? Genelde boş yere gelmezsin.“
“Seni merak ettim.”
Şaşırtıcı bir cevaptı.Hafifçe kahkaha attım.
“Sen mi? Sen ve beni merak etmek mi? Kafayı mı yedin Aras?”
“Kafayı yemedim Mira.Odanada ilk kez girmiyorum bugün.Sen uyurken dört kere girdim.”
“Niye? Neden beni uyandırmadın?”
Masamın kenarından ayrılıp cama ağır adımlarla ilerledi.Bir şey diyecek ama kararsız tipi vardı.Bir kaç saniye sonra tekrar cevap verdi.
“Sadece canım istemedi.”
Ne kadar gıcık bir cevap, değil mi? Canı istememişmiş…
“Pekala.Peki şimdi niye geldin?”
“Bilgisayarını aç.”
Bilgisayarımı açtım.Aras bardağı son kez kafasına dikip kalan son damlaları içti.Ardından arkama geçip ellerini masamın kenarlarına dayadı.
“Ne yapacağım?”
“O tarayıcıya yaz.İnsanları bulduğun tarayıcı.”
“Tamam.Açtım.”
“Sena Will”
“Will mi?”
“Kocası Kanadalı.”
“Hmm…”
Kadını arattım ve her şey anında gözümüzün önüne serildi.Doğum yeri,anne baba adı,doğum tarihi…ancak bir gariplik vardı.Kimlik fotoğrafı yoktu.
“Fotoğraf yok.”
“Evet.Kör değilim Mira.”
“Bazen kör oluyorsun Aras.”
“O küçük beyninle boktan laflar uydurmayı kes ve işine dön böcek.”
“Kes sesini.”
Her zaman olan bu tarz atışmalardan birindende kurtulmuştum.Yani Aras’ın korkunç yüzünden.Kendisi sinirlenince gözü dönüyorda,neyse.
“Ne yapacağız bu siktiğimin bilgileriyle?”
Dedim az önceki tartışmanın siniriyle.
“Düşünüyorum…”
Aramızda bir süre sadece yağmur ve şimşek sesleri kaldı.
“Kadının herhangi bir resmi belgesini bulabilir misin?”
“Biraz zor ama deneyebilirim.”
“Dene.”
Bilgisayara bir kaç komut ve kod girdikten sonra bir kaç belge çıktı karşımıza.Kadının resmini bulmuştuk.
“Bazen işe yarıyorsun böcek.”
“Bazen mi? Her zaman işe yarıyorum gerizekalı.”
“Ne yapıyorsun başka?”
“Seni ne yediğine kadar takip ediyorum mesela.”
“Aferin sana öyle devam et benim küçük tatlı böceğim”
Dedi iltifat ediyormuş gibi.Ona soğuk bir bakış attım.
“Ah,küçük böceğim sinirlendi mi? Özür dilerim küçük şey-“
Derken “şak” diye bir ses yankılandı odada.Elimin tersiyle yanağına sert bir tokat atmıştım.
“Böceği sana sokarım Aras.”
Başımı geri ekrana çevirdim.Parmaklarımla klavye tuşlarına hükmediyordum.Aras ise tokattan dolayı afallamıştı.
“Şimdi ne yapacağız?”
“Görüntü için gizli bir dosya oluştur.Sonra onları yedekleriyle kaydet oraya.”
“Tamamdır.”
Hepsini süper hızlı parmaklarımla yaptıktan sonra geriye yaslandım.
“Yeter bu kadar şimdilik.Ancak yarın bu kadına odaklanmanı istiyorum Mira.
“Pekala.Elimden geldiğince etkileşimde olacağım.”
Aras arkamdan çekilip odanın bir köşesinde duran sandalyeyi çekti.Benim sandalyemi hafifçe ittirerek kendine yer açtı.
“Sana ne oldu?”
“Bak Mira…ben…”
“Sen?”
“Ben bir kadını seviyorum.Ama ona nasıl söyleyeceğim bilmiyorum, hemen söylemekte istemiyorum. Ne yapacağım?”
“Hmm…bu kadınla sürekli etkileşim halinde misin?”
“Evet.”
“Bak…kadınlar bir erkeğin yanında aşırı korunmayı veya kıskanılmayı sevmezler.Kadınlar bir adamın yanında şımarmayı,rahat hissetmeyi,kendi olabilmeyi sever.O kadına böyle hissettir Aras.”
“Elimden geldiğince…Sağol.”
“Rica ederim.Gitmem gerekiyor artık,iyi geceler.”
“İyi geceler.Mira-“
“Ne var?”
Bir şey diyecek gibiydi yine ama diyemedi.
“İyi geceler,eve gidince…bana mesaj at.”
“Uhm…peki.İyi geceler.”
Çantamı aldım ve kabanımı giydim.Ardından odadan Aras’ı bırakıp çıktım.Niye mesaj atıyorum ki?Sessiz ve karanlık binada topuklu ayakkabımın sesleri yankılanıyordu.Otoparkta arabamın yanına geldim ve arabama binerek binadan ayrıldım.Yaklaşık yarım saat sonra evime gelmiştim.Asansörle kendi daireme çıktım.
Kapıyı anahtarla açar açmaz köpeğim Lola hemen kapıya geldi.
“Merhaba aşkım…”
Dedim Lola’ya.O da heyecanlanıp mutlu olduğu için dilini dışarı çıkarmıştı ve kuyruğunu sallıyordu.
“Gel bakalım anneye.”
Lola’yı kollarımın arasına aldım.O yumuşacık tüylerini tek tek öptüm.Sonra geri yere bıraktım.Odama gidip kıyafetlerimi değiştirdim.Beyaz penye kumaşlı pijamamı giydim.Saçlarımı havalandırıp taradım.Sona makyajımı sildim,yüzümü yıkadım ve makyajımı sildim.Ardından gereken bakımımı yaptım.Mutfağa göğsümde kolumdan destek alarak duran Lola ile gittim.Bir yandan Lola’yı öpüyor,diğer yandan da buz dolabında dün akşam yaptığım pudingimi arıyordum.En sonunda pudingimi bulunca dolabın kapağını kapattım.Koltuğa ilerledim.Bacaklarımı bağdaş kurup oturduğum an bedenimde bir elektrik gibi tüm yorgunluğum hissedildi…
Lola’yı kucağıma bıraktım.Lola karnıma yaslanmış şekilde sakin sakin dururken bende tatlımı yedim.Tatlım bitince kaseyi cam sehpayla bıraktım.Sonra Lola’nın başını okşamaya başladım.
“Uykun mu geldi? Uykunu yesinler senin.Bu gün çok uslu durmuşsun belli ki.Kameralardan baktığımda hiç bir sıkıntı yoktu.”
Lola’yı rahatsız etmeden dikkatlice yerde duran paketi aldım.
“Bu pakette ne var biliyor musun?”
Paketin içine elime sokup bir tane ödül maması çıkarttım.Lola’ya koklattım ve Lola kokuyu anlar anlamaz hemen canlandı.
“Bu gün çok uslu durup anneyi hiç üzmediğin için teşekkür ederim.”
~23.47~
Yatağa uzandım.Yorganı boynuma kadar çektim.Bu gün nedense yorucuydu.Her zaman yorucuydu zaten günler.Ertesi sabaha daha mutlu ve daha huzurlu uyanma dileğiyle gözlerimi kapattım.Tam kapattığım sırada Lola’nın ayak sesleri geldi.
“Gel annem…”
Lola yatakta yanıma sıçrayıp hemen göğsüme gömüldü.Onu da sararak tekrar gözlerimi kapattım.Kapattığım gibi uyumuştum…
