İçeriğe geç

Kalbimin Seansı

Bölüm 2 · 5 dk okuma

Kalbimin Seansı

Bölüm 2

2.Bölüm

Hastaneden çıktım.

Bugün yeni ev arkadaşımla tanışacaktım.

Ev hastaneye yakındı. On onbeş dakika yürüdükten sonra evin önüne varmıştım.

Binaya girdim. Evin olduğu katta durdum.

Çantamdan anahtarı çıkarıp kapıyı açtım.

"Kimse varmı?!" Diye bağırdım. Ev arkadaşım müsait falan değilse önden uyarı bağırması yaptım.

"Var!" Diye bir ses geldi içerden.

"Geliyorum!" Diye bağırdım.

"Gel kız ferman verme." Dedi içerden kız.

Ayakkabılarımı çıkarıp içeri girdim.

Eşyalı bir ev tutmuştum. Bu yönden rahattım.

Salonda oturmuş bir kadın vardı.

Zayıf, zarif ve bir o kadar da güzeldi.

Önünde kağıtlar vardı.

"Merhaba Arzu ben."

"Merhaba Berra bende."

Berra ayağa kalktı.

Benden bir kaç santim uzundu.

"Sen otur bı üstünü falan değiştir. Ben kahve yapıp geliyorum. Bir tanışalım."

Üzerimdeki kabanı çıkardım.

Hangi oda benim idi bilmiyordum. Şuan salak gibi kalmıştım.

Berra elinde iki kahve ile geldi.

"Otursana kız."

Karşılıklı oturduk. Bir yandan da kahve içiyorduk.

"Eee anlat bakalım. Ne iş yapıyorsun? Anlat her şeyi."

"Pisgoloğum. Yeni atandım buraya. İstanbul'dan geldim. Tek çocuğum. Annem vefat etti babam İstanbul'da yaşıyor. Öyle. Sen ne iş yapıyorsun?"

"Ben Berra. Berra Karaca. Savcıyım. Senle bir anda oturamazdım seni araştırmıştım yani. Sen beni bilmiyorsun. Ben babana kadar biliyorum yani. Rahat ol."

Şaşkın bir şekilde ona baktım. Şuan bir savcı ile oturuyordum.

"Peki hangi oda senin hangisi benim?"

"Ben şurdakini aldım. İlk gelen kapar valla. Karşısındaki de senin."

Onayladım onu.

Kendi odama gittim. Bir kaç eşyamı yerleştirdim.

Ben burda uğraşırken Berra sofra hazırlamıştı. Birlikte yemek yedik.

Bir kaç saatlik konuşmadan sonra Berranin işi çıktı. O gittikten sonra bende evi gezdim.

Telefonum çaldı. Hastaneden Gül arıyordu.

"Alo?"

"Alo, Arzu hanım!"

"Noldu Gül?"

"Hastanız Mert. Kriz geçirdi. Birini rehin almış. Bırakmıyor."

"Geliyorum."

Hemen kabanımı alıp evden çıktım.

Nasıl vardım bilmiyordum ama 15 dakikalık yolu beş dakka da varmıştım.

Hemen Mert'in adasına çıktım.

"Noldu?" Diye sordum Güle bir yandan da odaya doğru ilerliyorduk.

"Yemek getiren kızı rehin almış. İçeri girerseniz öldürürüm diyo."

Kapıya yaklaştım.

İçerden kızın sesleri geliyordu.

"Mert Asil!"

"Doktor? Ben seni çağırmasınlar dedim. Sen yarın gelecektin. Hem ben bir şey yapmadım yemin ederim."

"Mert Asil!"

"Efendim?"

"Kızı bırak. Onun bir suçu yok."

"Var."

"Ne suçu var?"

"Ben sana sürpriz yapacaktım ya onun için bir şey istedim olmaz dedi."

"Ne istedin?"

"Bıçak." Dedi.

"Sürprizin neydi? Neden bıçağa ihtiyaç duydun?"

"Bir tahta var burda oraya ismini kazıyacaktim."

"Mert Asil. Asıl insanlar ne yapar biliyor musun?" Dedim. Onu soy adı ile sakinleştirmeyi taktik haline getirmiştim.

Ses gelmedi. Devam ettim.

"Asıl insanlar istedikleri olmayınca zor kullanmaz. Asil insanlar, olmayınca neden olmadığını düşünür. Belki şuan rehin aldığın kız bıçak bulamayacak durumdaydı. "

Gine ses gelmedi. Ama beni dinliyordu.

"Mert Asil. Sen asil birisin. Ve bu yüzden istedin bir şey olmadı diye birini esir almazsın, değil mi?"

"Evet. Almam."

"Kapıyı açabilir miyim?"

Kapıyı o açtı. Benim açmamı beklemedi.

İçerdeki kız dışarı doğru koştu.

"Teşekür ederim Mert Asil."

"Rica ederim."

Güldüm. Mert yatağına döndü ve yattı.

"Konuşmak istersen bugün de konuşabiliriz Mert."

"Hayır. Yarın konuşalım."

"Peki. Bir daha erken geleceğim bir şey yapacak mısın?"

"Yapmicam. "

"Güzel. Teşekür ederim Mert Asil."

"Rica ederim."

Odanın kapısını kapatıp çıktım.

Baş hekim yanıma geldi.

"Nasıl sakinleştire biliyorsun onu?" Diye sordu.

"İşim bu Mehmet bey." Dedim.

Başka bir şey demeden ordan ayrıldım. Eve gitsem Gine biri kriz geçirebilirdi. Bugün burda kalma kararı aldım en azından Mert sakinleşene kadar. Kendi odama geçip oturdum. Berranın numarasını evde almıştım.

Ona mesaj attım.

Ben: hastanede sorun çıktı bugün nöbetteyim. Bugün gelmem haberin olsun.

Berra: tamam canım.

Mesajına kalp atıp telefonu bir kenara attım.

Bir kaç dosya işini halletim. Kahve almak için odadan çıktım. Benle aynanda Ertuğrul da çıktı.

Onun dışarı çıkma izni vardı. Birini öldürme olasılığı taşımıyordu buradakilere göre.

"Merhaba Ertuğrul."

Hiç bir şey demedi ve yürümeye devam etti.

Bende onla konuşmadan yanından geçerken bir şey oldu.

Topuklu ayakkabım nasıl olmuştu bilmiyordum ama topuğu artık yoktu.

Ayağım da dönmüş ve ben yana doğru düşmüştüm.

Ve bunlar Ertuğrulun yanından geçerken olmuştu.

Şuan yerde değil Ertuğrulun kucağındaydım.

Gözlerim kocaman açılmış ona bakıyordum. O ise sakince bana bakıyordu.

"İyi misin?" Dedi sakin sesi.

"İyiyim." Dedim doğrulurken ama o esnağda ayağımda büyük bir ağrı aynen canım mükemmelsin dedi.

"Yardım edebilir miyim?" Şuan izin istiyordu. Başımla onayladım. Yapabilecek bir şeyim yoktu.

O ise beni kucağına aldı.

Evet kucağına.

"Hey!" Diye bağırdım aynı anda.

"İzin aldığımı hatırlıyorum." Dedi.

Beni kucağına almak için izin almıştı.

"Yani yardim edeyim derken bunu beklemiyordum."

"Evet bir deliye göre fazla mantıklıyım. Sizde bir doktora göre fazla mantıksız."

Başka hiç bir şey demedi. Beni ortapedi doktorunun odasına kadar taşıdı.

Yolda Gülle karşılaştık. "Arzu hanım!" Diye bağırdı.

"İyiyim Gül sorun yok." Dedim.

"Kesin kesin." Dedi Ertuğrul.

Göz devirdim. Beni sedyeye bıraktı yavaşça.

Hiç bir şey demeden arkasına döndü gidiyordu.

"Teşekür ederim!" Diye bağırdım arkasından.

Hiç bir şey demeyip odadan çıktı.

Ayağım sarıldıktan sonra eve gittim...

🌍

BERRA KARACA ANLATIMIYLA~

Adliyeden içeri girdim.

Bugün yeni savcılarıyla tanışacaklardı.

Daha doğrusu yeni belalariyla.

Yanıma bir adam geldi. Kim olduğunu elbette ki biliyordum. Ben burdaki sineği dahi biliyordum.

Alp Keskin. 25 yaşında. Avukat. Ve büyük ihtimalle bana yardımcı olacaktı. Şuan nişanlıydi.

"Merhaba Alp." Dedim. Adını nerden bildiğimi yada şuan ne yaşadığını idrak etmeye çalışıyordu.

"Dosyalar la iki dakika içinde odamda ol Alp. Yoksa başka şeyler olabilir. Ve bu seni hiç mutlu etmez."

Başka bir şey demeden odama girip kapıyı kapattım.

Bir dakika bile sürmeden Alp içeri girdi. Elinde nerden baksan yirmiden fazla dosya vardı.

"Başla Alp. Tek tek sunum istiyorum."

"İlk suçlu. Kod adı Kuzgun. Gerçek adı Kürşat. Kürşat Kara. Bir çok suçu var. Gece hayatı, içki, kumar, silah ticareti ve yasa dışı bir çok şey."

"Neden dışarda?"

"Çünkü açık vermiyor. Asla bir suçu bile kayda geçmiyor çünkü temiz iş yapıyor. Biz eminiz ama delil yok."

"Nerde çalışıyor. Bir galerisi yok heralde."

"Ne ararsaniz hem suçta hem işte var.

Otelleri, galerisi, culubleri, mekanları... Kendisi bir yerde durmuyor. Şuan bildiğim kadarıyla bir otelde çalışıyor. Ama oda bir şey kazandırmıyor. İçeri sivil olarak girdik. Ama gine hüsran. Bir şey bulamadık."

"Bana bak Alp. Ben senin bildiğin o savcılara benzemem. Bu adam içeri tıkılacak. Bu adamın illa bir hatası olacak. Anladin mı beni?"

Korkarak başını salladı aşağı yukarı.

Çenemi kaldırdım. Güldüm.

"Güzel. O zaman tanışalım bu kuzgunla. "

Bölüm sonu

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.