Baran’ın alaycı bakışları, hastanenin beyaz ve soğuk koridorunda adeta donmuş bir tehdit gibi asılı kaldı. Eren’in gözlerindeki kararlılık karşısında geri adım atmaya niyeti yok gibi görünse de, uzaktan yankılanan güvenlik görevlilerinin ayak sesleri ve yaklaşan polis sirenleri koridordaki gerilimi böldü. Baran, bakışlarını Eren’den ayırmadan yavaşça geriledi. "Bu gecelik bu kadar, Eren. Ama unutma, gölgeler her zaman arkanda olacak," diyerek kalabalığın arasına karıştı ve karanlıkta izini kaybettirdi.
Eren, damarlarında akan öfkeyi ve titreyen ellerini bastırmaya çalışarak hızla ameliyathanenin kapısına yöneldi. Zaman onun için durmuş gibiydi; geçen her dakika, kalbinden bir parça koparıyordu. Duvara yaslanıp çaresizce beklerken, Ada’nın kendisini korumak için kurşunun önüne atladığı o an gözünün önünden gitmiyordu.
Saatler süren sancılı bekleyişin ardından nihayet ameliyathanenin kapısı açıldı ve doktor dışarı çıktı. Eren, nefesini tutarak doktorun ağzından çıkacak sözlere kilitlendi. Doktor, yüzündeki yorgun ama rahatlatıcı bir gülümsemeyle, "Kurşunu başarıyla çıkardık, hayati bir organa zarar vermemiş. Ada güçlü bir genç kadın, durumu kararlı," dedi.
Eren, göğsünü sıkıştıran o büyük yükün hafiflediğini hissetti ve derin bir nefes aldı. Ada hayattaydı. Ancak bu, savaşın bittiği anlamına gelmiyordu; aksine, her şey yeni başlıyordu. Baran’ın ve arkasındaki karanlık güçlerin peşini bırakmayacağını biliyordu. Ada’yı tamamen güvende tutmak ve bu labirentten çıkış yolunu bulmak için artık sadece kendi gücüne değil, geçmişin tozlu sayfalarından çıkıp gelecek, hiç beklemediği müttefiklerin yardımına da ihtiyacı olacaktı.
Karanlık sırlar yavaş yavaş aydınlanırken, Eren ve Ada’nın birbirlerine olan sarsılmaz bağı, karşılarına çıkacak her türlü fırtınaya göğüs germeye hazırdı.