İçeriğe geç

Kalbimin Karanlığı

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Kalbimin Karanlığı

Bölüm 3

-Öldür Beni-

Merhabaa. Bu bölüm tam bir bomba.

Yorum yazmayı ve destek olmayı unutmayınn.

İyi okumalar dilerimm.

Bu bölümü okurken "SWIM -CHESE ATLANTIC" ve "DO I WANNA KNOW? -ARCTIC MONKEYS" şarkılarını dinleyebilirsiniz.

"Sen polis değil misin?" Küçük bir kahkaha attıktan sonra "Polis burada mafyacılık oynuyor." dedim aşağılayıcı bir sesle. Ama aklım almıyor, bir polis nasıl mafya olabilirdi ki?

Acaba kimliğini gizleme ihtiyacı mı duyuyordu?

Adam onu tanıdığıma şaşırmış olmalıydı ki surat ifadesi iki saniyeliğine değişti ve geri eski haline döndü. "Merak etme sana da bu oyunda bir rol vereceğim. Ölen figüran sen olacaksın." dedi ve hızla bana doğru atıldı.

Topuklularıma ve şu elbiseye şuan lanet okuyabilirim. Geriye kaçmaya çalışırken ayağımı burktum ve topuğum kırıldı. Bunu fırsat bilen adam yumruk yaptığı eliyle sertçe enseme vurdu. Yere doğru süzülürken gözlerim kararmaya başladı ve gördüğüm son şey dibimde dimdik duran adamın pis sırıtışı oldu.

🫀

Çok karanlık...

Ama sıcacık...

Korkmuyorum.

Bu ortamın hissini biliyorum.

Kalbimi saran bu sıcak eller kimindi?

Annem?

Hayır.

Üvey babam?

Hayır.

Mahir?

Hayır.

Miraç?

Hayır.

Babamdı.

Ölen babamın sesini duyuyordum.

Her zamanki gibi çağırıyordu beni. Sıcacık kollarına alıp sarılıyordu bana. Şimdi neredeydi? Neden beni bırakmıştı? Neden dünyaya bu kadar erken veda etmişti?

"Baba neden öldün?" Ağlıyordum. Hıçkıra hıçkıra. Ama ama... Babam tam karşımdaydı. Küçük kızının başını okşuyordu. "Seni bırakmak istemezdim." Babamın sesini duyamıyordum. Hayır. Hayır! HAYIR!

Gözlerimi açtım, sadece bir kabustu. Her zamanki gibi...

Her yerim uyuşmuştu ve en kötüsü de başım çatlayacaktı. Ne olmuştu en son? Şevket Bey ile buluşmayacak mıydım? Nasıl oldu da bu duruma düştüm? Bileklerim acıyordu. Yanağımdaki ıslaklığı silmek için elimi oynatmaya çalıştım fakat sandalyeye bağlıydım. Tahta sandalyeye beni halatlarla bağlamışlardı. Evet, halatlarla! Ellerimi ve ayaklarımı ne kadar oynatmaya çalışsam da nafile. Adamlar çırpınmak için bile alan tanımamıştı!

Yankılanan konuşma seslerini duysam da ne konuşulduğunu anlamıyordum. Bu eski harabe odada, deli bir adamın esiriydim. Şimdi fark ediyorum da, harabe bir evde olsa burası gayet temizdi. Karanlık bir atmosferi vardı. Kasvetli. Oda geniş değildi fakat duvarları oldukça uzundu. Pencerenin dışından sarkan yemyeşil sarmaşıklar adeta bir perdeydi.

Etrafı incelemeye devam ederken buraya yaklaşan sesler gitgide artıyordu. Nihayet elindeki silahla içeri giren sarışın adam tam karşımdaki masaya yaslandı.

"Hayvan herif! Eğilde suratını görelim! Boynum ağrıyor zaten."

Adam yine pis pis sırıtmaya başladı. O yakışıklı yüzüne bir tekme atmak istiyorum.

Adam, silahı ahşap masanın üstüne koydu ve aramızdaki on adımlık mesafeyi kapattı. Biraz eğildi. Eliyle sertçe çenemi tuttu. Başımı hızla ve acımasızca yukarı kaldırdı. Artık yüzünü daha net görebiliyordum fakat acıyan boynum için aynısı söylenemezdi.

"Al, gör bakalım ölmeden önce son bir yüz." Bakışları çok kokutucuydu. Avını yakalan aslan gibi bakıyordu.

Başımı daha da kaldırınca istemeden canımın yandığını belli eden bir ses çıkardım.

Galiba boynumu kırdı.

O meydan okuyorsa ben daha fazlasını yapacaktım.

"İnan ki ölmemi sende istemezsin Bay Sahte Polis."

"Başkomiser."

"İnan ki umurumda değil." Adam sabır dilercesine baktı.

Onun sabrıyla oynamayı şuan görev bilmiştim. "Benden bu kadar korktuğunu bilmiyordum."

Gözlerimi ellerimden tarafa kaydırınca ne demek istediğimi anlamıştı.

"Halatlar şarttı. Uykunda bile durmuyorsun ki!" Yine o melodili sesini çıkarmıştı ortaya. "Şuan son dakikalarını yaşıyorsun." dedi ve çenemdeki elini serbest bıraktı. Kolunda bir saat vardı, saatine baktı ve masadaki silahını alıp bana doğrulttu.

"Beni öldürmek için bu kadar kararlı olman gözlerimi yaşarttı." Sahte bir şekilde burun çektim. Adam elindeki silahı kaldırıp tavana bir el ateş etti. Melodi sesi şimdi korkutucuydu. "Seni öldürmemek için bir sebep göremiyorum. İki kimliğimi bilenlerin sonu bu oluyor." dedi elindeki silaha bakarak. Tekrardan kolundaki saati kontrol etti. "Şuan saatin kaç olduğunu bilmek ister misin?" Meraklı ve ciddi gözlerle baktım. "23.57. Saat 23.59 olunca bom!" Tekrar saatine baktı. "Kaldı bir dakika."

Ölsem kim üzülürdü ki?

Asistanım Kumru? Belki

Şoförüm Tufan? Evet ama iki güne unuturdu.

Ailemdeki herkes mutlu olurdu. Onların istedikleri de buydu. Benim ölümüm.

Hayır. Onlara bu mutluluğu vermeyecektim. Onlarla savaşmalıydım. Ve şuan bir dakikadan az bir zamanım kalmıştı. Bu psikopat beni öldürecekti.

Silah tekrar bana döndü. Böyle anlarda kararlı görünmek en doğru olandı.

"Peki ya ben ölünce tüm dünya kimliklerini öğrenir dersem." Yine sırıttı. Beni ciddiye almamıştı. "Telefonumdan çektiğim videodan bahsediyorum. Telefonumun bir kopyası var bilgin olsun diye söylemek istemiştim. Tabii ki en yakın arkadaşım her gün bu telefonu kurcaladığı için videoyu görecektir ve polise gidecektir. Aaa! Şansa bak ki arkadaşım senin karakolunun yakınlarında oturuyor." İşte beni şimdi ciddiye almaya başlamış olacak ki sinirlenmişti. Bu yalana devam edeceğim. "Arkadaşım benden haber alamayınca da zaten olanlar olacak. Ünlü olacaksın sayemde." Tek gözümü kırptım.

Üstüme yürüdü. Saçlarımın dibinden tutarak yine başımı kaldırmamı sağladı.

Korkunç Yakışıklı Suratlı Hayvan.

Boynum cidden çok ağrıyor.

"Bu dediklerine inanmamı mı bekliyorsun!?" Çok sinirlenmişti. Melodili korkunç sesi duvarlarda yankılandı. "Öldür beni. Cevabını beni öldürdükten sonra alacaksın." dedim cesaretle. Bazen deli cesaretim falan oluyor.

"O zaman sonsuza kadar esirim olursun!" Elini saçlarımdan çekti, hızla arkasını dönerek masaya elleriyle yaslandı. Çok sinirlendi.

"Ya sana bir teklif sunarsam." İlgisini çekmiş olacak ki bana döndü.

"Beni esir tutsan da bir şey değişmeyecek. Her türlü kimliğin ifşa olacak."

Söyleyeceklerimi bekliyordu.

Yarım ağız sırıttım. "Tek bir seçenek var. Senin kimliğini bir sır olarak saklarım ve sende ailemi yenmemde bana yardım edersin."

"Bu çok saçma!" Silahını bana doğrulttu. Toparlamam lazım. YOKSA ÖLECEĞİM!

Yine gereksiz bir cesaretle "Seçim hakkı senin." dedim. Okyanus mavisi gözleri yeri incelemeye başladı. "Anlaşmamızın detaylarını açıkla." diyerekten silahını indirdi.

İkna kabiliyetimin bu kadar yüksek olduğunu bende bilmiyordum ve iyi bir yalancı olduğumu da.

"Önce karını bu halatların arasından kurtar."

Bu bölümde burada bitti.🫀

Destek vermeyi unutmayınn.

Gelecek bölümler için teorileriniz varsa okumaktan zevk duyarım.

Bölüm sonu

3 yorum