Bazı karşılaşmalar tesadüf gibi görünür; ama insanın kalbi, nedenini çoktan anlamıştır.
_________°___________
Pazartesi sabahının o erken, serin saatleri mahallede tam bir sessizlik hakimken başladı. Yol gözümde büyüdüğü ve Ankara’ya varıp kafamı biraz dinlemek istediğim için patronum Pazar gecesinden izin vermiş olsa da sabahın köründe yola çıkmayı kafama koymuştum.
Saat altı gibi yataktan kalktım. Odadaki valizimi son kez kontrol edip fermuarını çektim. İçimde hem mahalleye ve evime doyamamanın burukluğu hem de Ankara’daki yoğun iş temposuna dönmenin stresi vardı. Üzerime rahat bir kot ve kazak geçirdim, saçlarımı yarım topladım.
Mutfaktan tıkırtılar geliyordu. Annem her zamanki gibi ben uyanmadan kalkmış, yolluk bir şeyler hazırlamaya başlamıştı bile.
"Kızım, niye bu kadar erken kalktın? Akşamüstü çıksaydın ya," dedi annem taze demlenmiş çayı bardağa doldururken.
"Yol uzun anne, bir de Ankara’nın trafiğine kalmak istemiyorum. Kafamı toplayıp evime yerleşeyim rahat rahat," dedim masanın kenarına ilişip zeytinden bir tane ağzıma atarak.
Sinan abim nöbetçiydi, sabah karakoldan teslim alacaktı devriye görevini. Babam da giyinmiş, mutfakta çayını yudumluyordu. "Uğur’a söyledim, senin valizi arabaya atıverir, durağa kadar bıraksın seni," dedi babam.
"Yok baba, otobüs terminaline kendim geçerim, Uğur Abi’yi sabahın köründe rahatsız etmeyelim," dedim.
Tam o sırada kapı çalındı. Gelen Sinan abimdi. Yüzünde gecenin nöbet yorgunluğu vardı ama beni görünce gülümsedi. "Ooo mimar hanım, yolcu yolunda gerek tabii," deyip gelip tepemden öptü. "Sana iyi yolculuklar, varınca ara mutlaka."
"Sağ ol abi, dikkat et kendine," dedim sarılarak.
Dışarı çıkma vakti geldiğinde valizimi alıp bahçeye çıktım. İçimden bir ses Ali’nin orada olup olmadığını merak ediyordu ama bir yandan da onu görmeyi hiç ama hiç istemiyordum. Dün sabah kucağında bebekle gördüğümde aklımdan geçen o saçma sapan düşünceler yüzünden hâlâ kendi kendime utanıyordum. Görsem yüzüm kızaracaktı, bakışlarımı kaçıracaktım; en iyisi hiç karşılaşmamaktı. Zaten duyulsun, vedalaşma merasimi olsun da istemiyordum.
Sokağa çıktığımızda mahalle henüz tam uyanmamıştı. Fırının bacasından dumanlar tüte dursun, kepenkler yeni yeni açılıyordu. Ali’lerin evinin perdeleri kapalıydı; belli ki dün geceden sonra izinliydi ya da henüz uyanmamıştı.
O sırada sokağın başından siyah arabasıyla bir araç geçti ama içindeki Ali değildi, başka bir mahalleliydi. Derin bir nefes aldım. Bir tık hayal kırıklığı, ama çokça bir rahatlama hissi yayıldı içime. Tam olması gerektiği gibiydi; sessiz, gürültüsüz, vedalaşmasız bir gidiş.
Sinan abim valizimi taksiye koyarken annem arkamdan bir maşrapa su döktü. "Su gibi git, su gibi gel kızım," dedi.
Arabanın arka koltuğuna oturup camdan geriye baktım. Mahalle, sokak lambalarının yeni söndüğü o gri sabah ışığında arkamda kalıyordu.
Taksi anayola çıkarken başımı cama yasladım. Ankara beni bekliyordu.
Ankara’daki mimarlık bürosunda günlerim adeta su gibi akıp gidiyordu. Mahalledeki düğün hengamesinin üzerinden neredeyse bir ay geçmişti. Herkes kendi hayatına, kendi derdine dönmüştü.
Bizim büro ise son iki haftadır resmen yangın yeri gibiydi. Baş mimarımız Hakan Bey’in koordinasyonunda, Tümay ve Kerem’in teknik çizim desteğiyle teslim ettiğimiz büyük konut projesi bizi mahvetmişti. Ben de yeni mezun sayılırım ama disiplinli çalışmam ve detay çizimlerindeki titizliğim sayesinde öne çıkıyordum. Ekibe benim gibi yeni katılan Alya ve Yavuz’la birlikte sabahlayıp pafta pafta çizim yetiştirmekten helak olmuştuk. Kıdemlimiz Selin Abla bile "Kızım biraz nefes alın, yaşlanacaksınız" diye takılıyordu bize.
Nihayet konut projesi teslim edilip onaydan geçince büroca derin bir nefes aldık. Fakat bu rahatlama çok uzun sürmedi. Pazartesi sabahı patronumuz Doğan Bey tüm ekibi ana toplantı odasına çağırdı.
Masada Doğan Bey, Hakan Bey, Selin Abla, Kerem, Tümay, ben, Alya ve Yavuz dizilmiş durumdaydık.
"Arkadaşlar, tebrik ederim," dedi Doğan Bey projeksiyonu açarak. "Ama dinlenmek yok. İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nün ortak yürüttüğü yeni Emniyet Hizmet Binası ve Operasyon Merkezi projesini biz üstlendik. Hakan, ekibin başında sen olacaksın. Kerem ve Tümay konsept tasarımla ilgilenirken; Lara, Alya ve Yavuz siz de alan ölçümleri ile detay koordinasyonunu yürüteceksiniz."
"Anlaşıldı Doğan Bey," dedi Hakan Bey. "Güvenlik protokolleri yüksek bir bina, şartname ağır."
"Öyle," dedi Doğan Bey. "O yüzden bugün öğleden sonra Emniyet’ten teknik heyet ve güvenlikten sorumlu koordinatör amir şantiyeye geliyor. İlk saha incelemesini ve konsept değerlendirmesini birlikte yapacağız."
Benim dünyadan haberim yoktu tabii. Abim Sinan trafik polisiydi, bu tarz kurumsal ve idari işlerle hiç alakası olmazdı. Ali’nin ise hâlâ Kayseri-mahalle hattında kendi mesaisinde olduğunu sanıyordum. Kimse kimseden haberdar değildi.
Öğleden sonra şantiye alanındaki konteyner toplantı odasına geçtik. Hakan Bey önde, arkasında Kerem ve Tümay; ben, Alya ve Yavuz elimizde rulo paftalar, ölçüm dosyaları ve baretlerle odaya doluştuk.
İçeride Doğan Bey, Emniyet’ten gelen iki yetkiliyle konuşuyordu. Masa klasörlerle doluydu.
"Gelin arkadaşlar," dedi Doğan Bey bizi içeri alarak. "Emniyet tarafının güvenlik koordinatörü amirimiz de yeni geldi."
Masanın başındaki heyetle birlikte, sırtı kapıya dönük olan uzun boylu adam yavaşça arkasını döndü. Üzerinde jilet gibi bir koyu füme takım elbise, beyaz gömlek vardı. Kirli sakalları derli toplu kesilmişti.
Gözlerimiz karşılaştığı an, zamana adeta bir saniye mola verildi.
Karşımdaki Ali’ydi.

