Kendimi bildim bileli bir eve girdiğim zaman hiç bu kadar huzurlu olmamıştım ama şimdi, şimdi gerçekten bambaşka hissediyorum. Nasıl mı? Onu bende bilmiyorum. Ama şuan çok mutluyum ve açım.
Bu yüzden hızlıca yukarıya çıktım ve odama girdim ama bavullarım abimin arabasında kalmıştı. Oflayarak mutfağa indim yiyecek bir şeyler bulmaya çalıştım. Bir kaç malzemeyi çıkartıp ne yapabileceğimi düşündüm. Daha fazla oyalanmadan kek yapmaya karar verdim. Abim müzik dinlemeyi çok sevdiği için evin her yerinde hoparlör vardı. Mutfakta olanı hemen telefonuma bağladım en sevdiğim şarkıyı açtım.
Yaklaşık on dakikadır kekle uğraşıyordum ve kendimi müziğe kaptırmış sanatçıyla eşik ediyordum. Keki fırında koyduktan sonra bulaşıkları lavabonun içine koydum. Suyu açtım ve süngeri köpük yapıcaktım ki belime bir elin dolanmasıyla refleks olarak arkamda ki kişiye yumruk attım. Yani abime.
" Abi!" Endişeyle yere oturan abime baktım. "Abi niye ses vermiyorsun ya." Güldü.
" Senin elin bu kadar ağır mıydı ya? Sana bu eğitimi vererek hata mı yaptım acaba? Üzüldüm şimdi erkeklere." Abimin sözü bitince kapının oradan bir gülme sesi geldi. Kaşlarımı yukarı kaldırarak kapıya baktım.
" Başsavcım." Gürhan Başsavcı bize yaklaştı.
" Adliye de bu kelimeyi adliye dışında ise Gürhan veya Gürhan abi diye bilirsin." Kaşlarıı çattım.
" Siz bu kadar yakın mısınız ?" Abim burnunu tutarak kalktı. Gerçekten çok mu hızlı vurmuştum acaba?
" Evet. O kadar yakınız." Abime yaklaştım ve burnuna baktım.
" Çok mu hızlı vurdum?" Abim gözlerini kocaman açarak bana baktı.
" Hızlı mı? Bir an yumruk mu yoksa füze mi geldiğini anlayamadım." Güldüm.
" Dalga geçtiğine göre iyisin." Başını salladı.
" İyiyim iyi şaka yapıyorum güzelim. Sen ne yapıyorsun?" Fırını gösterdim.
" En sevdiğin kekten." Abim çocuk gibi gülümsedi ve gelip anlımı öptü.
" Sen var ya bir tanesin bir tane." Gürhan abi güldü.
" Her eve bir kadın lazım gerçekten şu koku ya bak." Abim kafasını salladı.
" Öyle valla." Gülerek bulaşıkları yıkamaya başladım.
" Eee siz ne yapacaksınız?" Abim hemen cevap verdi.
" Playstation oynayacağız." Başımı salladım. Abimler yanımdan ayrılıp mutfak ile birleşik salona geçtiler. Bende bulaşıkları yıkamaya devam ettim.
" Abi bavullarım arabada mı?" Abim oyun oynarken bana karşılık verdi.
" Merdivenin orada." Ellerimi kurulayarak merdivenlere doğru ilerledim. Ve bavullarımı odama çıkartmaya çalıştım ama başaramayınca tek tek çıkartmaya başladım. Abim beni görmüş olacak ki oyun oynarken konuşmaya başladı.
" Ben çıkartayım bekle." Başımı salladım ve beklemeye başladım. Ne kadar Savcı olsam da bazı işlerde abim daha fazla iş görüyordu.
" Ben öldüm zaten ben çıkartayım sen oyna." Abim başını salladı ve Gürhan abi ayağa kalktı. Yanıma yaklaştı ve bavulları tek hamlede ellerine aldı.
" Ben seni takip edeyim." Başımı salladım ve merdivenlerden çıkmaya başladım. Odamın kapısını açıp Gürhan abiye yol verdim.
" Teşekkür ederim."
" Rica ederim savcım." Güldüm ve Gürhan abi odadan çıkınca kapıyı kapattım.
Siyah ve lacivert odamda bavullarımla ilerlerken bir kapıyı açtım. İşte burası benim giyinme odamdı. Diğer kapı ise lavabo. Bavullarımı giyinme odama bıraktım ve bir eşyamın eksik olduğunu anlayıp koşarak aşağı indim.
" Abi gitarım yok." Abim güldü.
" Aman kaybedersin gitarını. Arabaya bak." Oflayarak evden çıktım arabaya yaklaştım ve arka koltuğa yatırılmış gitarımı görünce gülümsedim. Gitar çalmayı çok seviyorum. Şarkı söylemek ve gitar çalmak ruhumu iyileştirdiğini düşünürdüm çocukken ve hala öyle düşünüyorum.
Arabayı kilitleyerek eve girdim.
" Yaprak buraya bir gelse kokular geliyo." Eyvah! Kek. Koşarak mutfağa girdim ve fırını kapattım. Allahtan kek yanmadan yetişmiştim.
" Oh tamam yanmamış." Abim yalancı tehditkar bir sesle.
" Eğer o kek yansaydı sana iki tane daha yaptırtırdım." Güldüm ve keki tezgaha koyup merdivenlere ilerledim.
" Yaprak buraya gelsene." Ofladım yine ne vardı. Ayaklarımı yere vura vura salona ilerledim
" Yine ne var." Abim oyundan gözlerini ayırmadan konuştu.
" Bize bir şarkı patlatsana." Gürhan abi oyunu kaybedince ofladı.
" Haha kazandım yine." Abim çocuk gibi sevinerek oyunu kapattı.
" Hadi abicim kal." Tekli koltuklardan birine oturdum gitarımı kılıfından çıkarttım.
" Ne çalayım." Abim düşündü ardından bulmuş olacak ki gözleri parladı.
" Ayy sen şeyi çok iyi söylüyorsun. Duvar." O şarkıyı gerçekten çok seviyordum. Başımı salladım ve söylemeye başladım.
" Seninle bir daha aynı yolda yürümem
Seninle yürüyene yolda tuzakların var
Bir daha asla dokunmam tenine
Senin teninden önce duvarların var
Ben o duvarlara çarpa çarpa nasır tuttum
Ağlaya ağlaya yosun tutum
Ben o duvarlara çarpa çarpa nasır tuttum
Ağlaya ağlaya yosun tuttum
Derin bir nefes gibi batıyoruz yükümüz ağır
Yeni bir söz sölemek için ölmek mi gerekir
Hadi bir cesaret sende taşın altına koy elini
İnadına inadına sevişmeli bağır çağır"
Gürhan abi büyü yapmışım gibi bakıyordu resmen. Utanarak gülümsedim.
" Vaaov. Gerçekten harika." Gürhan abinin iltifatından sonra daha fazla utanmıştım.
" Teşekkür ederim. Abi kek soğumuştur. Bir zahmet kendiniz alıp yersiniz ben odamdayım. Yasemin Olgun cinayetini araştıracam biraz." Gürhan abi abime döndü.
" Çok mu işkolik." Abim başını salladı.
" Ben ısrar etmesem bugün başlardı işe." Gürhan abi güldü bende koşar adımlarla odama çıktım. Hayatım da ilk defa birinden bu kadar utanmıştım.
Odama çıkar çıkmaz laptopumdan bir müzik açıp bavullarımı giyinme odama yerleştirmeye başladım. Ben dolabımı yerleştirirken kapım çaldı.
" Gel." Hemen kapım açıldı. Ve biri sesimin geldiği yöne doğru ilerlemeye başladı.
" Yaprak bu dosyayı Gürhan gönderdi." Arkamı döndüm ve abimin elinde sorgu dosyası vardı. Heyecanla dosyayı aldım.
" Gitti mi Gürhan abi?" Abim başını salladı.
" Gitti şimdi." Bende başımı salladım.
" Bu arada kek mükemmeldi. Ellerine sağlık güzelim." Güldüm.
" Afiyet olsun abicim." Abim gülerek odadan çıktı. Bende dosyayı incelemeye başladım.
Engin beyin sorgusunda kısaca şöyle diyordu; Engin bey yolda dolaşırken Yasemin hanımı görmüş ve ilk görüşte aşık olmuş. Ve mantığı ağır basarak kızı kaçırmış bir kulübe gibi bir yere getirmiş. Kıza istemediği şeyler yapıp artık benimsin demiş. Engin bey yiyecek bir şeyler almak için kulübeden çıkmış ve gitmiş. Yirmi dakika sonra kulübeye tekrar geldiğinde Yasemin hanımı görememiş her yeri aramış ama bulamamış. Daha sonra kulübeye girmiş ve poşetleri masaya bırakmış. Ve gözüne bir kağıt parçası ilişmiş. Yavaş adımlarla kağıdı almış ve okumaya başlamış. Kardeşime ne yaptığını biliyorum, şimdi senin yüzünden onu öldürmek zorundayım. Engin tırstığı için kendi emniyete gelip ifade vermiş.
Alışıldık bir vakaydı ama bu kadar uzun bir süre bulanamaması bir garipti. Sabah ilk işim Engin beyi sorguya aldıktan sonra kamera kayıtlarını yeniden almak.
Sabah abimin sesleriyle gözlerimi açtım.
" Yaprak telefonun çalıyor. Yaprak." Gözlerim sabah güneş ışınları nedeniyle zorla açıyordum.
" Efendim." Abim telefonumu aldı ve elime tutuşturdu.
" Telefonun çalıyor." Hızla kendime gelerek telefonu cevapladım.
" Efendim buyurun." Tanıdık bir ses.
" Günaydın Savcım." Cansu. Sabah sabah neden aramıştı ki.
" Efendim Cansu."
" Savcım uyandırdım belki ama Başsavcım acilen sizi görmek istiyor." Kaşlarımı çattım.
" Tamam Cansucum hemen geliyorum." Telefonu kapattım ve yataktan kalktım abim hala soran gözlerle bakıyordu.
" Cansu. Gürhan Başsavcı beni acil çağırıyormuş." Abim başını salladı.
" Tamam hadi çabuk hazırlan bekliyorum aşağıda." Başımı salladım ve önce lavaboya sonra giyinme odama girdim.
Üzerime hemen siyah gömlek, gri pantolon giydim.
Gri çantamı da alıp hemen aşağı indim. Abim sırtını arabaya dayamış telefonuyla ilgileniyordu. Beni görünce gülümsedi.
" Savcı Hanım adliyede ki erkeklerin gözlerini oymamı mı istiyorsunuz?" Alayla baktım.
" Hakim Bey siz böyle bir insan değilsiniz." Abim güldü.
" Evet. Hadi gidelim." Başımı salladım ve ön koltuğa oturdum abimde sürücü koltuğuna.
" Abi diyorum ki benim şu küçüklüğümden beri hayalim olan motoru alsam mı?" Abim ciddiyetle başını salladı.
" Olabilir." Bende sevinçle kıkırdadım. Adliyeden çıkar çıkmaz motor bakmaya gideceğim.
Adliyeye neredeyse on dakikada geldik. Ev gerçekten çok yakındı.
" Abi ben direk Gürhan Başsavcının odasına geçiyorum." Abim başını salladı.
" Tamam güzelim ben odamdayım." Bende başımı salladım ve adliyeden içeri girdim.
Sanırım abim bir konu daha haklı çıkmıştı. Herkes bana bakıyordu. Sonra aniden herkes önüne döndü ve yanıma biri yaklaştı. Abim.
" Bak gördün mü bir konu daha haklı çıktım. Senle alay etsem de." Başımı salladım.
" Gerçekten. Bunu nasıl yapıyorsun?" Abim bana baktı ve kaşlarını çattı.
" Neyi nasıl yapıyorum?" Güldüm.
"Nasıl bu kadar fazla haklı çıkıyorsun." Bu sefer abimde güldü.
" Abiyim ben haklı çıkarım her zaman." Başımı salladım ve bu sırada odalarımızın olduğu kata çıkmıştık. Abim, benim ve Gürhan Başsavcının odasının aynı katta olması müthiş bir şeydi. Cansu beni görür görmez yanıma koştu.
" Günaydın Savcım." Gülümsedim. Cansuyu gerçekten çok sevmiştim.
" Günaydın Cansu Başsavcı odasında mı?" Cansu başını salladı.
" Evet Savcım sizi bekliyor." Başımı salladım.
" Tamam. Ben bir gideyim." Cansu başını salladı ve masasına doğru ilerledi. Bende Gürhan Başsavcının odasına.
Kapıyı tıklattım ve kapıyı açıp içeri girdim. Başsavcı yine her zaman ki çeki- Sus Yaprak.
" Başsavcım beni çağırmışsınız. Kusura bakmayın geç kaldım." Başsavcı eliyle sandalyeyi işaret etti.
" Önemli değil Savcım. Buyurun oturun." Hemen oturdum.
" Evet Başsavcım sizi dinliyorum." Başsavcı boğazını temizleyip konuşmaya başladı.
" Yaprak Savcı dün size abinizin verdiği ifade de bir değişiklik oldu." Kaşlarımı çattım.
" Ne gibi değişiklik Başsavcım."
" Engin bey gerçeği söyleyeceğini söyledi." Kaşlarım daha çok çatıldı
" Başsavcım ama bu adaleti yanıltmak. Kaç hafta geçmiş üzerinden." Sinirlerime hakim olarak konuşmaya devam ettim. "Yani ne değişti de bize gerçeği söylemek istedi."
" Bilmiyorum. İstersen şimdi sorguya alabilirsin." Hemen yerimden Kalktım.
" Hemen alıyorum Başsavcım." Ve odadan çıktım. Kendi odamın önünde durunca Cansu yanıma geldi.
" Bir arzunuz var mı Savcım?" Başımı salladım.
" Arkadaşlara söyle Engin beyi sorgu odasına getirsinler hemen." Cansu başını salladı.
" Hemen Savcım." Cansu yanımdan gidice odama girdim. Adliyeye gelir gelmez Gürhan Başsavcının odasına girdiğim için çantam elimde kalmıştı.
Çantamı masama koydum ve yavaş yavaş pencerenin önüne yaklaştım. Manzaram tüm İstanbul'u görüyordu neredeyse. Çok güzeldi. Ama aşağı bakınca o arabalar, o ışıklar ve suçlular. İnsan sorguluyor. Aşağısı bu kadar kötüyken yukarısı nasıl bu kadar güzel olabiliyor diye.
" Savcım Engin bey sorgu odasına alındı." Kapımı açık bıraktığım için Cansu kapı çalma gereği duymamıştı.
" Tamam geliyorum." Üstüme çeki düzen vererek odamdan çıktım ve en alt katta bulunan sorgu odasına doğru ilerledim. Burayı gezmemiştim ama abim iyi kötü anlatmıştı neyin nerede olduğunu.
Aşağı indiğim de iki polis ve kollarında tuttuğu şahısla bana bakıyorlardı.
" Sayın Savcım şahsı odaya alıyoruz buyurun." Başımla onaylayıp onlar önden bende arkalarından ilerlemeye başladım.
Küçük bir penceresi olan odaya girdiğimizde eski anılarım geldi aklıma. En yakın arkadaşımı sorguya almıştım buna benzer bir odada.
" Evet Engin bey oturun." Polisler dışarı çıkınca Engin bey bir sandalyeye oturdu. Bende karşısına geçtim.
" Anlat bakalım ne değiştirdi fikrini? Biz şimdi hangi anlattığına güveneceğiz?" Engin bey kelepçeli ellerini masanın üzerine koyup konuşmaya başladı.
" Günlerden dört Eylül saat 13.00. Telefonuma bir mesaj geldi. Bilinmeyen numara. Mesajda." Elimle durdurdum ve siyah kaplı cama dönüp elimi gel anlamında salladım. Hemen kapı açıldı bir polis.
" Emirleriniz Savcım."
" Bir kağıt kalem al gel hemen." Polis başını salladı ve yan tarafında duran masadan kağıt ve kalem aldı ve içeriye girdi.
" Şimdi kaldığın yerden devam et." Polise döndüm. "Sende yanıma gel söylediklerini yaz." Polis başını sallayıp yanıma oturdu. Engin bey devam etti.
" Günlerden dört Eylül saat 13.00'da telefonuma mesaj geldi. Bilinmeyen numara. Mesajda tehditler doluydu."
" Ne yazıyordu?" Kaşlarımı çattım.
" Bir adam benle buluşmak istediği ve bu buluşmaya gelmezsem beni öldüreceğini söyledi. Bende doğal korkum ve söylediği adrese gittim."
" Adres neresi?" Tedirgindi hem de çok sanki o günü tekrar yaşıyormuş gibiydi.
" Bir depo, yazayım." Polis elinde ki kalem ve kağıdı vermeden önce bana baktı kafamı ver anlamında salladım ve kalem kağıdı verdi. Engin bey bir adres yazdı ve konuşmaya başladı.
" Ben bu adrese gittiğim de yanında iki arkadaşı da vardı."
" Peki yüzlerinde maske var mıydı?" Başını hayır anlamında salladı. "Peki neye benzediklerimi hatırlıyor musun? Robot resim çizdirebilir misin?" Başını salladı.
" Dün gibi hatırlıyorum." Kaşlarımı çattım ve masaya vurdum.
" Madem her şeyi biliyorsun ne diye bu zamana kadar bekledin. Belki yurt dışına kaçtılar." Engin bey hemen söze atıldı.
" Korktum, çok korktum." Devam der gibi başımı salladım ve adam devam etti. "O depo da bana bir kızı öldürmek istediğini ama babası yüzünden öldüremediğini ve ona yardım etmemi istedi. Eğer kıza istediği şey yaparsam bana kızı öldürebileceğimi söyledi. Önce kabul etmedim sonra arkadaşı silahını çıkarttı ve tetiği çekti. Ve bana tehditler savurmaya başladı. Benede mecbur kabul ettim. Kızla buluştuktan sonra kulübeye gittik, o kadar güzeldi ki insan elini sürmeye korkardı." Derin bir nefes aldı.
" Peki oraya nasıl gittiniz?"
" Arabayla. Abisi bana araba verdi." Kaşlarımı daha çok çattım.
" Peki araba şuan nerede?"
"Bilmiyorum. Bir önce ki ifadem aslında birazı doğru. Ben kahvaltılık bir şeyler almaya gittiğim de arabada yoktu."
" Markete nasıl gittin?"
" Yakınımızda bir market varmış oraya gittim. Kulübeye geri döndüğümde kız ve araba yoktu içeriye girdiğimde not vardı. Notun doğrusu. Hesabına para yattı. Tek cümle."
" Kardeşim madem biliyorsun neden en başından söylemiyorsun. Senin bu korkaklığın yüzünden belki de şuan o cani kaç kızın hayatını yaktı. Günah değil mi? Alın bunu içeri biraz daha misafirimiz olsun." Yanında ki polis kağıdı bana verdi ve Engin beyi alıp çıktı sonra odaya Gürhan Başsavcı girdi.
" Savcım, rüzgar gibi estiniz." Gözlerimi kağıttan ayırmadan konuştum.
" Doğru söylüyor." Gürhan Başsavcı karşıma oturdu.
" Bu kanıya nereden vardınız?" Gözlerimi Gürhan Başsavcıya çevirdim.
" Mimiklerden. Mimikler her şeyi anlatır insana sadece dikkatli bakmak gerekir." Dedim ve odadan çıktım.
Hayatım insanların yalanlarını dinleyerek geçti. Artık kim yalan söylüyor ki doğru söylüyor anlıyordum. En yakın arkadaşım yalan söylüyordu mesela. Öz babam.
En yakın arkadaşım ne kadar bir kız çocuğunu öldürmediğini söylese de mimikleri onu ele veriyordu. Öz babam ne kadar annemi aldatmadığını söylese de mimikleri onu ele veriyordu ama annem mimik okumayı bilmiyordu.
******
Evet arkadaşlar bir bölümün sonuna daha geldik. Diğer bölüm biraz geçmişe gideceğiz.
Her Cumartesi 17.00'da burada bekliyorum...