İçeriğe geç

KALBİMDEKİ MAHKUM

Bölüm 1 · 10 dk okuma

KALBİMDEKİ MAHKUM

Bölüm 1

1. BÖLÜM: SEVGİLİ DOKTOR

Kurguya başladığınız tarihi buraya bırakabilirsiniz!

Keyifli Okumalar!

Hızlı adımlarla hastaneye ilerlerken üzerimdeki beyaz doktor gömleğini düzelttim. Hastane binasına girip uzun koridorda ilerlemeye başladım. Gece saat üçe geliyordu ve bakmam gereken dosyalar yüzünden eve gidememiştim. Yorgunluktan uyumamak için kafeye inip kafamı dağıtmak için sert bir kahve içmiştim. Tenha koridordaki loş ışıklar her ne kadar ürkütücü gözükse de verdiği gotik havayı çok seviyordum.

Çalıştığım hastane Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesi'ydi. Halk arasındaki adıyla Deli Hastanesi. Çoğu kişi bunu öğrendiğinde her ne kadar onaylamasa da ben işimi seviyordum. Düşüncelere dalmışken koridorun sonuna gelmiş ve asansörün önünde durmuştum. Odam üçüncü katta olduğu için asansör kullanmayı tercih ediyordum.

Saniyeler birbirini kovalarken asansörün kapısı beklemediğim bir anda açılınca daldığım yerden kafamı hızla kaldırdım. Görmeyi beklemediğim şey yüzünden bir adım geriye çekilmiştim.

Tam karşımda iki polisin ortasında duran bir mahkum vardı. Garip olan ise ağzında köpeklere takılan ağızlığın takılı olmasıydı. Neler olduğunu anlayamamıştım ve karşımdaki mahkum gözünü kırpmadan direkt olarak bana bakıyordu. Yutkundum ve karşımdaki adamı belli etmeyerek hızlıca süzdüm. Boyu oldukça uzundu ve omuzlarının genişliği buradan bile belli oluyordu. Koyu kahve gözleri ise hem nefret dolu hemde kederliydi. Takındığı nefret duygusu gözlerindeki kederi ve acıyı kesinlikle gizliyordu fakat işimden dolayı mıdır bilinmez fark edebilmiştim. Tek sorun bana beni öldürmek ister gibi bakmasıydı.

Sağ tarafta duran iri yarı polisin kısa bir selam vermesiyle düşüncelerimden sıyrıldım ve geçmeleri için tamamen kenara çekildim. Suçunun ne olduğunu bilmediğim mahkum ise koridordan dönene kadar bakışlarını üzerimden çekmemişti. Neler olduğunu anlamasam da derin bir nefes alıp asansöre bindim.

Asansörden çıkıp odamın önünde durdum ve kapının yanında duran isimliğe bakmaya başladım.

"Uzman psikolog Asrın Efser"

Gururla odama girdikten sonra kalan birkaç dosyayı incelemeye koyuldum. Eski hastalarımın dosyalarını kenara ayırdım ve diğerlerini düzenleyip kaldırdım.

Bulunduğum hastane özel bir hastaneydi. Hastanenin çoğu mahkumlardan ve suçlulardan oluşuyordu. Kalan bir kaç kişi ise suç işlemeden yakalananlardı. Ben ve benim gibi psikologlar ise onlarla özel görüşmeler yapıyor ve bilinç altlarında neler düşündüklerini inceliyorduk. İyileştirebildiğimiz hasta sayısı oldukça azdı fakat bunu başarmanın ne kadar zor bir şey olduğunu bildiğim için o sayı bile fazla geliyordu. Bir buçuk yıldır görüştüğüm bir hastam vardı ve hala kendini doğru düzgün açıklayabilmiş değildi. Bana olan davranışları her ne kadar normal olsa da buraya getirildiğinde dördüncü cinayetini işlemek üzereydi.

Nihayet işim bittiğinde derin bir nefes alıp kafamı masaya gömdüm. Uzun süredir bu kadar uzun ve kapsamlı bir şekilde çalışmamıştım. Beynim zonkluyor ve gözlerim kapanmamak için zor bir mücadele veriyordu.

Kendimi toparlayıp eşyalarımı almak için kalktığımda bunu yapıp yapmamak arasında gidip geldim çünkü saat sabah beşe gelmek üzereydi. Eve gidip uyusam bile asla dinlenemezdim ve açıkçası şu an hiç araba kullanabilecek bir durumda değildim. Çantamı ve ceketimi geri yerine bırakıp kapımı içeriden kilitledim. Hava almak için açtığım camı kapatıp perdeyi çektim ve üçlü koltuğa doğru ilerledim. Yatağım kadar rahat olmasa da masaya başımı gömüp uyumaktan iyiydi. Ayakkabılarımı çıkartıp uzandım ve az önce bıraktığım hırkayı üzerime çektim.

Hastane 7/24 açık olduğu için doktorlar istediği kadar kalabiliyordu. Normal hastanelerden farklıydı ve mesaimiz onlardan daha fazlaydı. Bazen işleri mesai saati içinde bitiremezdik ve hastane bu yüzden hep açıktı. Tabii ki de aldığımız ücret de normalin dört katı fazlasıydı.

Bugün neler yaptığımın kısaca üstünden geçip gözlerimi kapattım ve kısa sürede uykuya daldım.

***

Telefondan gelen alarmın sesiyle uyandığımda başımda inanılmaz bir ağrı vardı. Birkaç dakika kendime gelmek için bekledim ve sonra kalkıp çantamdaki ağrı kesiciden içtim. Saat sekiz buçuğa gelmişti ve saat onda mesaim başlıyordu.

Gece uyumadan önce kapattığım camı açtım ve önünde durup temiz havayı içime çektim. Biraz camdan dışarıyı izledikten sonra acıktığımı fark edip kafeye inmeye karar verdim.

Odamdaki tuvalette üstüme başıma çeki düzen verdim ve odadan dışarı çıktım. Asansöre binip aşağı kata indiğimde İpek beni gördü ve yanıma geldi. O da burada çalışıyordu ve hemşireydi. Çok yakın değildik ama tatlı kızdı ve samimi sayılırdık.

"Geldiğini görmedim gece burada mı kaldın?"

"Evet, biriken dosyalara bakmıştım." cevabıma karşılık olarak kafasını salladı ve hafif tebessüm etti.

"Yeni gelen birkaç hasta var başhekim seni de çağırdı hasta vermek için." bunu beklemediğim için şaşırsam da eski hastalarımdan çok sıkılmıştım. Kafamı tamam anlamında salladıktan sonra kafeye doğru ilerledim.

Kafeden içeri girdiğimde beni her zamanki sarı loş ışıklar karşıladı. Kahverengi tonlarının ön plana çıktığı küçük ve tatlı bir mekandı burası. Sandviçlerin olduğu bölüme ilerleyip klasik bir sandviç ve çay söyledim. Fiyatlar dışarıya göre biraz daha uçuk olsa da doktorlara indirim yapılıyordu çünkü kafe hastaneye bağlıydı. Fakat normal müşterileri de çok fazlaydı ve oldukça ünlü bir mekan haline gelmişti.

Siparişimi alıp hesabı ödedikten sonra boş bir masaya geçip sandviçimi yemeye başladım. Yaklaşık on beş dakika sonra yemeğimi bitirmiştim. Kafeden çıkıp hastaneye doğru ilerledim. Bir dakika içinde binaya girmiş ve başhekimin odasına çıkmak için asansöre binmiştim. En üst kat olan beşinci kata geldiğimde koridorun sonuna doğru ilerleyip başhekimin odasına girdim.

"Hoşgeldin Asrın. Geç otur lütfen." başhekim Ahu Hanım'a tebessüm edip boşta duran tekli koltuğa oturdum. Odada benimle birlikte dört doktor vardı.

"Biliyorsunuz ki yeni hastaların kabulu onaylandı ve hastanemize toplam altı tane yeni mahkum getirildi. Bu hastalardan beşi yüksek seviyeli sadece bir tanesi normal saydığımız tipten."

Yüksek seviyeli diye bahsettiğimiz mahkumlar genellikle cinayet suçundan buradaydı. Bazıları ek olarak hırsızlık, taciz ve benzeri suçları da içeriyordu. Normal olarak adlandırılan mahkumlar ise ya herhangi bir suç işleyecekken, işlemeden yakalanan ya da cinayet suçuyla ilgisi olmayanlardı.

"Yasemin sana vereceğim mahkum bu. Dosyasında hangi suçlardan dolayı getirildiği yazıyor." Yasemin uzanıp Ahu Hanım'ın elindeki dosyayı aldı ve incelemeye başladı.

"Asrın sana iki tane hasta vereceğim. Özellikle bir tanesiyle özel olarak ilgilenmeni istiyorum." kaşlarımı çatsam da kafamı olumlu anlamda sallayıp kadının elindeki iki dosyayı aldım.

"Bir tanesi az önce bahsettiğim normal seviyede olan ama diğeri getirilen mahkumlar arasındaki en tehlikeli ve en çok suç işlemiş olan. Üstesinden gelebileceğini düşündüğüm için seni seçtim." başımı hafifçe salladım ve dosyalardan en üsttekini açtım.

Gördüğüm fotoğraf yutkunmama neden oldu çünkü bu adamı daha önce görmüştüm. Bu mahkum dün gece asansörde gördüğüm adamdı. Fotoğraftan gözümü çekip suçlarının yazılı kısıma bakmaya başladım. Okuduklarım karşısında gözlerim kocaman olurken sesli bir şekilde yutkundum.

Kişisel bilgilerinin olduğu kısıma baktım.

Adı-Soyadı: Barış Doğandemir

Doğum Tarihi: 05.05.1998

Baba Adı: Hasan Doğandemir (sağ)

Anne Adı: Melike Doğandemir (ölü)

Kardeşleri: Savaş Doğandemir (ölü)

Benden iki yaş büyüktü. Hızlıca suçlarının yazılı olduğu kısıma göz attım.

Öz kardeşini bir rezidansın terasından aşağıya atmıştı. Farklı tarihlerde işlenen üç cinayetin zanlısıydı. Özel bir suç carterinin lideriydi. Ve öz babasını öldürmek üzereyken yakalanmıştı. Kendisini cezaevine götüren polisi ısırmıştı.

Sonda okuduğum şeyi idrak etmek için bir kere daha okudum. Bu yüzden mi ağızlık takışmıştı? Hastaneye daha önce hiç bu kadar suç işleyen bir hasta gelmemişti. Açık konuşmak gerekirse biraz ürkmüştüm. Ama eğer bu işi başarıyla tamamlarsam bulunduğum kademe yükselebilirdi.

İlk cinayet işlediği tarih 14 Aralık 2022'ydi ve öz kardeşini öldürmüştü. Hastaneye getirildiği tarih ise düne aitti. 30 Mayıs 2025.

"Bunu başarabilirsin değil mi Asrın?" Ahu Hanım'ın sesiyle birlikte ona doğru döndüm ve ilk andan beri içimden geçen cevabı söyledim.

"Evet. O hastayla bizzat ilgilenmek istiyorum." cevabım üzerine Ahu Hanım gururla başını salladı. O diğer doktorlara dosyalarını verirken ben de bana verilen diğer hastanın dosyasına baktım.

Şu an dosyasına baktığım hasta bir kadındı. İsminin Ecrin olduğunu öğrendiğim kadın bileklerini kesecekken yakalanmış ve hastaneye getirilmişti. Önceden ise annesini bıçakla yaralanmıştı. Beni çok fazla zorlayacağını düşünmüyordum.

"Asrın sen de istersen Barış'la ilk görüşmeniz yarım saat sonra olacak."

"Olur Ahu Hanım." dosyaları toplarladıktan sonra odadan çıkıp kendi odama geçtim. Dün çalışırken dağıttığım masayı toparladıktan sonra ilk seans için hazırlıklarımı yaptım.

Yaklaşık yarım saatin sonunda kapı çaldı elimdeki telefonu masaya bırakıp gelmelerini söyledim. Kapı açıldı ve içeriye bir güvenlik ve bir hemşire eşliğinde Barış Doğandemir girdi. Ağzında dün geceki ağızlık vardı. Güvenlik Barış'ı karşımdaki koltuğa oturttu ve ağzındaki ağızlığı çıkarttı. Ellerindeki kelepçelerin hala durduğunu gördüm.

"Lütfen kelepçeleri de çıkarır mısınız?" güvenlik hafif bir dehşet ifadesiyle bana döndü.

"Bu çok tehlikeli doktor hanım. Böyle bir şey yapamam."

"Bir şey olursa siz zaten buradasınız. Lütfen kelepçeleri çıkartın." hastaların kendini rahat hissetmesi oldukça önemliydi. Ve karşımda duran adam elleri kelepçesizken bile beni zorlayacak gibi duruyordu. Kelepçelerin çıkması en doğrusuydu.

Barış bana şaşırmış gibi bakarken güvenlik sıkıntılı şekilde nefes verdi ve kelepçeleri çözdü. Ardından kapının önünde beklemeye başladı.

Güvenliğe anlamsız gözlerle bakarken "Neden orada bekliyorsunuz?" diye sordum. "Size saldırabilir doktor hanım." yüzümü buruşturdum çünkü öyle bir şey yapmaya cesaret edeceğini sanmıyordum. Tamam belki cesaret edebilirdi fakat güvenlik tepemizde dikilirken asla rahat olamazdım.

"Anlıyorum ama lütfen dışarıda bekleyebilir misiniz? Bir şey olursa size seslenirim. Bu şekilde hem benim için hem de hasta için iyi olmayacaktır."

Güvenlik bir an tereddüt etse de uzatmadan dışarıya çıktı. Başımı yavaşça Barış'a çevirdiğimde az önce güvenliğin olduğu yere baktığını gördüm. Hafifçe boğazımı temizledim ama pek oralı olmadı.

"Barış, bana bakar mısın?" birkaç saniye daha sabit durdu fakat sonra yavaşça bana doğru döndü. Koyu kahverengi gözleri yüzümün her köşesinde gezindi ve gözlerimde durdu.

Nefesimi sesli bir şekilde verip "Nasılsın?" diye sordum. "Sana ne?" verdiği cevap karşısında ona ciddi misin der gibi baktım ama beni taktığı söylenemezdi. Sinirlerimi bozmuştu ve bilerek yapıyordu.

"Benimle doğru düzgün konuşursan ikimiz için de her şey daha kolay olacaktır. Lütfen sorduğum sorulara düzgünce cevap verir misin?"

"Emin misin?"

"Ne için?"

"Her şeyin daha kolay olacağı konusunda, emin misin?"

Sabır diler gibi ayağa kalktım ve karşısındaki sandalyeye oturdum. Nasıl başarmıştı bilmiyorum ama iki dakikada sinirlerimi bozmuştu.

"Eğer sen de yardımcı olursan neden olmasın Barış?"

"Neden olsun?" dedi ve garip şekilde güldü.

"Peki. Kardeşini neden öldürdün?"

"Öyle olması gerekti."

"Onu kıskanıyor muydun? Baban ve kardeşinle aran hiç iyi değilmiş," hafifçe öne eğildim ve devam ettim "Belki de baban hep kardeşini tercih etti ve sen önce onu öldürdün sonra da babanı öldürmek istedin. Her şey basit bir kıskançlıktan ibaretti, ne dersin?"

Başını hafifçe sağa yatırdı ve bana dün geceki gibi bakmaya başladı. Bir şey söyleyecek gibi değildi.

"Söylesene Barış canını bu denli yakıp seni kötülüğe iten ne? Yoksa adam öldürerek gözlerindeki acıyı gizleyebildiğini mi sanıyorsun?"

Galiba biraz fazla ileri gitmiştim. Çok fazla. Belki de rahatlık uğruna güvenliği dışarı çıkarmamalıydım.

Barış oturduğu yerden yavaşça kalktı ve üzerime gelmeye başladı. Kısa bir an masada duran dolma kalemi aldı. Ve hiç beklemediğim bir şey yaptı. Beni kolumdan tutup duvara yapıştırdı. Dilim tutulmuş gibi derin nefesler alırken ağzımı açıp bağıramıyordum. Ve çok geçmeden boğazımda, tam şah damarımın üzerinde sivri bir şeyin baskısını hissettim.

"Tahminleriniz karşısında nutkum tutuldu sevgili doktor. Ama çok ileri gittiğinizin farkında değilsiniz galiba?"

Üstüme eğildiği için hızlıca inip kalkan göğsüm onun göğsünün altına çarpıyordu. Kısa bir an kafamı eğip göğsüme bakınca ne düşündüğümü hissetmiş gibi daha da yaklaştı.

"Tamam, özür dilerim. Lütfen çekil. Sakin ol tamam mı?" sözlerim karşısında boğazımdaki baskı daha fazla artınca kafamı arkamdaki duvara yasladım ve bir küfür savurdum.

Güldü. "Özür dileyince her şey geçiyor mu doktor?"

Dişlerimi sıktım ve hafifçe sesimi yükselterek cevap verdim. "Lanet olsun ne yapmamı istiyorsun geri zekalı herif!"

Başını arkaya atarak küçük bir kahkaha attı. Baş parmağını dudağımın kenarına koydu ve konuştu "Bu güzel dudaklarınızdan çıkan hiçbir kelimeyi özür dileyerek veya başka bir şey yaparak geri alamazsınız sevgili doktor. Bunu en iyi siz bilmelisiniz."

Acıdan gözlerim dolmuştu. Sesli bir şekilde yutkundum. Bunu hemen fark etti ve gözlerini dudaklarımdan çekip gözlerime bakmaya başladı. Sonra kafamı arkamdaki duvara bastırdığımı ve canımı yaktığını fark etti. Beklemediğim anda boğazımdaki şeyi çekti ve beni serbest bıraktı.

Aniden kendimi yerde buldum ve elim boğazıma gitti. Herhangi bir kesik yoktu ama her ne batırdıysa izi çıkmıştı. Gözümden düşen bir damla yaşı silip hızlıca ayağa kalktım. Kendimi toparlayıp ona kısa bir bakış attığımda az önce aldığı dolma kalemi yerine bıraktığını gördüm. Boğazıma bastırdığı şey oydu.

"Güvenlik!" seslenmemle birlikte güvenlik hızlıca içeriye girdi ve bir bana bir Barış'a baktı.

"Götürebilirsiniz." diye devam ettim ve açık camın önüne gidip nefesimi düzene sokmaya çalıştım.

Kapının kapanma sesini duyunca masaya yaklaştım ve az önce boğazımda hissettiğim kalemi hızlıca çöpe attım.

BÖLÜM SONU!

Kurguyu nasıl buldunuz?

Oy vermeyi ve bol bol yorum yapmayı unutmayın!

Bölüm sonu

1 yorum