Bu yeni mobilya kokulu sınıfta durdukça kendimizi çok kötü hissediyorduk, ayrıca kokusu fazla berbattı ve bu iğrenç koku yok olmak bilmiyor! Bir sınıfta neden sadece bir tane cam olur ki!? Eminim şu anda hepimiz bunu düşünüyoruz, çünkü fenalaşmış bir şekilde etrafa bakan ve nefes almaya çalışan tek kişi ben değilim. Daha sonra duvardaki saate bakıp son üç dakikamızın kaldığını fark ettim ve hemen "sonunda! son üç dakikamız kalmış, bu sınıftan çıkmak için can atıyorum, neden biz sınıfa girdikten sonra otomatik bir şekilde kapı kilitlendi ki?" diye söylenmeye başladım. Herkes bana onaylarcasına başını sallarken Yankı'nın yanımızda olmadığını fark ettim, sınıfımız çok da büyük değildi ama küçük olduğu da söylenemezdi, tam orta büyüklük de bir sınıfımız var.
Böyle bir yerde nereye gitmiş olabilir ki? diye düşünürken aklıma köşedeki tuvalet kabini geldi ayağa kalkıp kabine doğru yürümeye başladım ama kapıyı tıkladığımda içeriden hiç bir ses gelmedi, bende kapıyı aralayıp içeriye baktım ama burada değil di sadece boy aynası rafında bir astım ilacı duruyordu hemen ilacı elime alıp kabinden çıktım ve sınıftakilere dönerek "Bu kimin?" diye sordum. Benim bu soruyu sormamla birlikte Sinem hemen ayağa kalkıp "Bu Yankı'nın onun sende ne işi var? Nerede buldun? Yankı nerde?!" diye soruları art arda dizmeye başladı. Bende hemen "Sakin ol Sinem, bunu tuvalet kabininde buldum, Yankı nerde? dedim tam bu sırada sınıfın diğer köşesinde yani tek camımızın olduğu taraftan "Buradayım, Ezgi lütfen bana onu getirir misin nefes alamıyorum" diye bir ses geldi. Hemen ardından Sinem koşarak elimdeki ilacı aldı ve Yankı'nın yanına koştu ve Yankı'yı "Yankı ne oldu! Neden ilacın yanında değil!" diye azarlamaya başladı ve ilacı ona verip nefes almasını sağladı, bu sırada herkes ayaklanmış ve bu nefes kesici olayı izliyorlardı. Yankı ilacını kullanıp rahatladıktan sonra Sinem Yankı'nın camın yanından çekilip sıraya oturmasına yardım etti. Biz Yankı'ya merak dolu ve tedirgin bakışlar atarken Sinem dayanamayıp Yankı'ya "Yankı neden ilacın yanında değil di ve sen küçük ve demirlerle kaplı bir camdan dışarı kafanı çıkarmaya çalışarak nefes aldın? Daha doğrusu nefes alamadın değil mi o küçük camdan!" diye söylenmeye başladı. Yankı tam ağzını açmış bir şeyler anlatacakken kapıdan bir ses duyduk, hepimiz kafamızı kapıya çevirmiştik ki kapıda ki sayaç saat dört buçuğu gösterip ötmeye başladı ve kilit açıldı.
Biz şaşkın şaşkın birbirimize bakarken yine o sesi duyduk,
"Şimdi herkes sınıflarından çıkıp büyük koridora toplansın, ve kırmızı okları takip ederek yemekhaneye inin!"
Biz bir birimize bakarken Efe ayağa kalkıp "Ben gidiyorum zaten çok acıkmıştım" diyerek kapıya doğru yürümeye başladı daha sonra kapıyı açarak bize döndü ve "bence sizde geliyorsunuz" dedi sonra da arkasını dönerek sınıftan çıktı.
Ben de yönümü değiştirerek Ezgi ve Yankı'nın olduğu tarafa baktım ve "Gelince bize neler olduğunu anlatırsın Yankı şimdi buradan çıkalım, hepimiz fenalaşmıştık zaten" diyerek Gökçe'yi de alıp sınıftan çıktım. Bizim arkamızdan diğerlerinin de geldiğini görünce durup onların bize yetişmesini bekledim, sonra hep birlikte Efe'nin yanına gidip Yankı'nın tarif ettiği koridora doğru yürümeye başladık. Koridora vardığımızda diğerlerinin de burada olduğunu gördük, onlar bize bakarken Mert "belli ki bizi bekliyordunuz, beklettiğimiz için özür dileriz" diyerek koridorun sağındaki kırmızı okları gösterdi ve "Şimdi oraya gidelim" diyerek kırmızı oklara doğru yürümeye başladı, tabii onun hemen arkasından bizde yürüdük ve sonra diğer sınıflarda yanımıza geldi
Umarım Mert kendisini sınıf başkanı sanmıyordur ve her söze ilk kendisi başlamaz...
Yemekhane de oturuyorduk ve sıraya girmek için beklemedeydik. Anons sesiyle birlikte sıraya girdik, yemeklerimiz kendimiz alıyorduk aslında çok şaşırmadım. İçimden bir ses hala burada bir gariplik olduğunu düşünüyordu, ama bu hislere çok kulak asmadım ve masama geçtim. "Artık bir şeyleri konuşmanın sırası geldi." dedi Mert. Tam konuşacakken bir anons sesi daha duyduk "Dikkat dikkat bu anons konuşmasını dikkatle dinleyiniz. Bu andan itibaren sizlere görevler vereceğiz, eğer bu görevleri yerine getiremezseniz... " duraksadı ve devam etti. "Minik cezalar alırsınız, bu görevlerden telefonlarınız sayesinde haberdar olacaksınız. Unutmayın sakın telefonlarınızı yanınızdan ayırmayın. Telefonlarınıza zarar verme, kırma gibi davranışlarda bulunursanız emin olun sonuçları daha kötü olacaktır." dedi ve anons bitti. Hepimiz şaşkınlık içinde, hiçbir tepki veremiyorduk. Bu sadece bizim sınıfımız için değil, (tabii sınıf denirse artık) diğer gruplar içinde geçerliydi. Salondaki herkesin ağzı bir karış açıktı. Neden bunları yaşıyorduk? Neden ben ve buradaki topluca insan böyle bir şey yapmaya zorlanıyorduk? Ağızımdan istemsizce çıkan kelimeler doğru muydu yani, hala anlam veremiyorum aklım almıyor. Bir süre sonra tıkanmış bir halde nefes alamıyordum, bunu fark ettiğim anda kocaman bir nefes almam bir oldu, başım dönüyordu, her yeri bulanık görüyor midem bulanıyordu. Kendimi biraz toparlayıp etrafa baktığımda bizim gruptaki herkes başıma toplanmış bana bakıyordu, fenalık geçirdim sanırım...
Herkes etrafıma toplanmıştı ayağa kalkmaya çalıştım ve Mert "Kalkma otur oturduğun yerde daha yeni ayıldın!" dedi ve biraz sesini yükseltti. Gökçe bana dolu gözleriyle bakıyordu, yanıma yaklaşıp sarıldı, kısık bir ses tonuyla "Çok korktum, beni çok endişelendirdin." diye fısıldadı. Diğer gruplardan da 2 kişi yanıma geldi. Adları Tuğçe ve Alya'ymış , ikisi de kardeş ve aynı hastalığı taşıyorlarmış. Epilepsi hastalarıymış bunun için özel bayılmama ilaçları varmış bana 2 tane verebileceklerini söylediler. Ben bunu reddettim çünkü fazla bayılan bir insan değildim ve benim için vermeleri yerine Yankı'ya vermelerini söyledim, ve onlara durumu anlattım. İkisi de haplarından 1 tanesini verdiler, çok teşekkür ettik. Efe onların hangi sınıfta olduklarını sordu, ikisi de farklı gruptalarmış Tuğçe M Alya'da Ş grubundaymış. Kardeşler bile aynı gruba düşmemişken biz 4 kişi aynı gruba düştüğümüz için şükür etmeliydik. Onlara bulduğum M, Ö, Ş, K, olayını anlattık, ve zekice buldular.
Yemekhanede hepimiz yemeklerimizi bitirmiştik ağır ağır sınıfımıza doğru yürüdük.
Mert'in konuşması yemekhanede yarım kalmıştı. Ama bahsedeceği konu muhtemelen yaşadığımız olayla ilgili olduğu için konuşmadı. Uzun bir sessizlikten sonra telefonlarımızın titreşmesiyle birlikte irkildik. Ve hepimiz aynı şekilde yüzümüzü korku ifadesi kapladı. Ekranda kırmızı ve büyük harflerle "HERKES BAHÇEYE ŞİMDİ!" yazıyordu ardından yazan yazının anonsu geldi. ve hemen ardından yine sınıf kapımızın kilidi açıldı, hızlı hareketlerle bahçeye aynı bir sürü gibi yürümeye başladık, grubumuzla sınıftan tam çıktığımda yanımdan geçen 2 kişinin fısıldamalarını duydum, bazı kaçma planları yapıyorlardı ve kaçmaya çalışacaklardı ama fikirleri hiç akıllıca değildi bu yüzden ortama girince vazgeçeceklerini düşünerek ilerledim. Yürümeye devam ettik, karşımızda duran kapıyı gördüğümüzde herkes gibi şok olmuştuk. Kapıda yaklaşık 40 tane kilit vardı, hepsi sırayla açılmaya başladı. Bu kilitlerin otomatik olarak açılması Mert'i de çok şaşırtmış olacak ki "Bu kilitler nasıl açılıyor ya, nerenin teknolojisi bu?" diyerek sessizliği böldü. Sonunda kapıların kilitleri açılınca bahçeye çıktık karşımızda kocaman bir ekran vardı, ve bu ekran biz buraya geldiğimizde yoktu. Gökçe de aynı şeyleri düşünmüş olacak ki "Bir şey diyeceğim bu biz okula geldiğimizde yoktu" dedi. Ve grubumuz bunu fark etmişti. Hepimiz kocaman ve boş ekrana bakarak görevin gelmesini bekliyorduk.
Neden biz bu durumun içindeyiz? Neden ders çalışmıyoruz yada neden burada bizden başka kimse yok? Bunun gibi birçok sorunun cevabını henüz hiç birimiz bilmiyoruz ancak şunu artık anlıyoruz "BURASI BİR DERSHANE DEĞİL!"
