İçeriğe geç

KALBİM SANA SIĞINDI

Bölüm 3 · 14 dk okuma

KALBİM SANA SIĞINDI

Bölüm 3

Sarılmak için yürek gerekir, kollar sonraki iş.

Çalışma odanın kapısı çalındığında genç adam kollarında sakinleştirdiği kadını yavaşça siyah deri koltuğa bıraktı. Sehpanın üzerindeki peçete kutusunu kadına uzattı. Genç kadın kutunun içinden bir kaç peçete çıkarıp yüzünü sildi. Kullanılmış peçeteyi alan genç adam kendi çalışma masasının koltuğuna oturup masanın altında bulunan siyah çöp kutusuna attı. Genç kadın zor da olsa bir kaç dakikada kendini toparladı. Alışık değildi sevilmeye, ilgi görülmesine ne yaşamışsa hepsini içine atıp sinesine çekmişti. Acılarını içinde yaşardı kimseye anlatamazdı. Bugüne kadar evleneceği adam bile ona, ağlayacak omuz bahşetmemişti. Sarılmayın ruha iyi geldiğini söylerlerdi de inanmazdı. Çok sevdiği kendini yazdıklarında bulduğu Özdemir Asaf boşuna dememişti; Sarılmak için yürek gerekir, kollar sonraki iş.

Peki bu yürek hangisinde vardı?

Bir kaç dakika önce kollarında olan adam da mı?

Yoksa bir ömür boyu yastığa baş koyacağı adam da mı?

Kafasında bunun gibi bir çok soru birbirlerine manatonda tur bindiriyordu. Bildiği kesin bir şey vardı o kollarda ölene kadar kalabilirdi. Genç adamın kollarında kendi demirden ördüğü duvarlarını yıkmıştı. Güçlü kadın rolünü oynamaktan yorulmuştu. Onunda her insan gibi hayalleri vardı. Mutlu bir aile, onu çok sevecek bi koca ve herşeyini gözü kırpmadan verebilecek çocukları olmasını istiyordu. İçindeki acıyı genç adama kusmuştu. Tek bir kelimesini bile bölmeden onu dinlemiş, anlamaya çalışmıştı. Şu ana kadar hiç bu kadar rahat olmamıştı. Birine anlatmak genç kadına iyi gelmişti.

Kapı savaşa giden Osmanlı ordusu gibi çalınca genç kadın oyalanmak için sehpanın üzerindeki kalan portakal suyunu içti. Genç adam kadının kısa sürede toparladığını görünce rahatladı. Bu hayat hikayesinin her insan üstünden gelmezdi. Yaşadıkları kolay değildi. Bazıları en kolay yolu seçer hayatlarına son verirdi. Ama bu güçlü kadın kadere inat başarmış bugünlere kadar gelmişti. Kapı bu kez kırılırcasına çalınca kız kardeşini bekletmek istemedi. Ondan başkası kapıyı böyle çalmaya cüret edemezdi. Boş boğaz küçük hanımefendinin kulaklarını çekme zamanı geldi de geçiyordu. Genç adamın "Gel başımın belası gel." demesine kalmadan siyah kapı ardına kadar açıldı. Kapıyı kırılırcasına vuran kişi sağ eli gözlerini üzerinde güzel, alımlı bir kadındı. Elini gözünden çekip gülümsedi. İki gence doğru ilerlerken sitem ve kinaye dolu sesiyle "Sonunda biraz daha kalsaydım kök salacaktım abiciğim. Allahtan çok sabırlı biriyim." dedi. Genç kız boş koltuğa oturup ona tebessüm eden kadına elini uzattı. "Ah yengeciğim! Dün bayıldığın ve bugün akşama kadar uyuduğun için tanışmaya fırsat bulamadık. Ben biricik tek dünyalar güzeli görümcen Erce KARAKAN. Muhakkak abim muhteşem güzeliğimi ve halkulade yeteneklerimden bahsetmiştir." Dedi. Genç kadın karşında öz güven patlaması yaşayan genç kızın elini sıktı. Bu kızdaki öz güvenden oda yarım kilo istiyordu...

Çalışma masasının koltuğuna oturmuş mavi pilot kalemini çevirip duran genç adam kız kardeşine karşılık verdi. "Evlenmeden korkup kaçmasını istemedim." Dedi. Ağanın sözleri genç kızın yüzünü asmasına neden oldu. Genç adama bakıp gözlerini kıstı rekabet onun göbek adıydı. Hele karşısında ezeli düşmanı aynı kana ve ana babaya mensup abisi varsa. "Ah! Sıkıntı yok abiciğim, işlerinin yoğunluğundan bahsetmediğini biliyorum. Sen içini ferah tut ben kendimi ve ailemizi ballandıra ballandıra anlatırım. No problem." Dedi. Genç adam elindeki kalemi kırmızı renkli ürün dosyasının üzerine koyup öne doğru eğildi. "Aslında senden bilerek bahsetmedim ufarak. Madem o kadar çok istiyorsun, benim için bi onurdur senden bahsetmek." Dedi sinsi gülüşüyle. Çocukluğundan ona kalan tek şey kız kardeşini kızdırmak olmuştu. Kahveliklerini maviliklerle buluşturduğunda "Kız kardeşim Erce çok güzel demek isterdim, fakat çirkefliğin kraliçesidir. Yeteneği saysan bitmez ama boş boğazlıkta üzerine tanımam. En çok başarılı olduğu alan hiç susmak bilmeyen çenesi. En az 100-150 kilo kaldırabilir. "dedi. Genç kadının gülümsemesi yüzüne daha da yayıldı. Abi kardeşin atışması çok tatlıydı. "Çisil Zümra SÖĞÜT" Dedi yüzü asık genç kadına. Abisi ile girdiği rekabeti her zaman ki gibi kaybeden genç kız "Yenge adını tüm Midyat duydu."dedi. Küçük yerlerde yapılan dedikodular tez duyulur boşuna demiyorlardı. Burda kaldığı sürece çok şeye şaşıracağını hissediyordu.

Genç adam önünde duran dosyayı incelemeye dalmış kadın ise telefonuna gelen e-maillerini kontrol ediyordu. Genç kız kurabiylerden bir tane alıp ağzına attı. Bu ikili birbirini tencere kapak misali bulmuşlardı. İkiside işkoliğin önde gideniydiler. İşleri sayesinde tanışmışlardı. Sessizlikten hiç haz etmeyen genç kız tekrar bir kurabiye alıp ağzına attı. "Himmm" Dedi oralı bile olmayan ikiliye göz ucuyla baktı. Genç kız abisinin bir yandan ruh eşini bulduğunu sevinirken bir yandan da üzülüyordu. "Offf! Ahh!" Dedi. Genç çift başlarını gömdükleri dosya ve telefondan kaldırıp genç kıza baktılar. "Erce abiciğim bir sorun mu var?" Dedi umursamaz sesiyle. Genç kız başını iki yana sallayıp "Hayır. Nereden çıkarttınız?" dedi. Genç adam kızın verdiği cevaba tek kaşını kaldırdı. Kardeşini adı gibi tanıyordu, iki dakika geçmeden kendiliğinden anlatacağını bildiği için "Tamam" dedi.

Genç kız çok sevdiği unlu kurabiylerden birini alıp ağzına attı. Gözünü kısıp taze geline baktı. Telefonunun kalemi ile ekrana bir şeyler yazıyor bir yandan da karalıyordu. Yüzünde tek mimik bile oynamıyordu. Tüm konsantrasyonu ile işine odaklanmıştı. Onu ilk avluda gördüğünde aklına bir zamanlar ablası gibi gördüğü kadın gelmişti. Bir insan bu kadar mı hiç tanımadığı birine benzerdi. Aralarında kan bağı olması imkânsızdı. Ablası gibi olan kadının sarı saçlı ve mavi gözlü versiyonu daha güzeldi. Biri erken yaşta olgunlaşmışken diğeri içindeki çocuğu evlenene kadar kaybetmemişti. Babaannesi 'her insan çift yaratmıştır.' demişti. Dün akşam Karakan ailesi bu konu hakkında küçük geline hiç bir şey anlatmama kararı almışlardı. Söylemesi gereken en doğru kişi yakında kocası olacak adamdı.

Genç kız gözlerini yengesinden çekip abisine baktı. Onu başından beri izleyen abisi kız kardeşinin kafasının içinde fırdır fırdır dönüp duran soruları tahmin edebiliyordu. "Valla muhabbetinize doyum olmuyor." Dedi gülümseyerek. Genç kızın ve abisinin karakteri birbirine çok zıttı. Biri maneton hayatı yaşarken biri gününü gün ediyordu. Beş parmağın beşide bir değildi. Sessizliğini koruyan genç adam geldiğinden beri geveze kız kardeşine sormak istediği soruyu sordu. "Erce sen Zümra'nın kız arkadaşım olduğunu nereden biliyordun?" Dedi. Genç kız odaya gelmeden önce de annesine ve babaannesine anlatıklarını iki çift meraklı gözlere bakıp konuştu. "Aman abi seni senden iyi tanıyan biri varsa da oda benim. Evleneceğin kadını tahmin etmek benim için çokta zor değil. Karşımda oturan şah eser de bunun kanıtı. Sorguya çekilmiş gibi hissediyorum kendimi. Görede sanacak saçma sapan birşey yapmışım. Hem bardağın boş değil de dolu tarafından bakalım. Benim sayemde bu eser senin karşında. Yoksa o meymeletsiz kız ile şimdiye kadar sözlenmiştin." Dedi. Genç adam hafifçe başını sağa sola çevirdi. Bu kız iflah olmazdı. Evleneceği adama sabır ve geçmiş olsun dileklerini yolluyordu.

Yaptığı yanlış tahmin yüzünden ikisinide büyük bir yalanın içine atmıştı. Bu oyunu başlatan kız kardeşi olmasına rağmen devam ettiren kendisiydi. Mecbur kalmıştı başka çıkış noktası yoktu. Yoksa şimdiye istemediği bir kız ile sözlenmişti. Dün akşam avluda tartışmalarının sebebiyde buydu. Babaannesinin "Hem evet diyorsun hem de ben öyle bir şey demedim diyorsun. Haber çoktan salındı şimdi o konağa gidip o kızı istiyoruz." demesine verecek cevap bulamamıştı. Hangi ara evet demişti onu da bilmiyordu. O anda kapıda bekleyen korumalardan biri onu Zühre hanımın dışarıda beklediğini söylemişti. Genç adam dahil herkes şaşırmıştı. O kadın hangi yüzle bu kapıya gelirdi. Ama kapıdan içeri giren kişi o değildi. Bir kadının ağayla görüşmek istemesi oralarda göründük şey değildi. Yaşlı kadının kafasında yanan ışığı ve yeşil gözlerindeki haylaz kıpırtılar bu yanlış anlaşılmanın küllerini alevlendirmişti. Genç kadını bu olayın dışında tutmak istesede babannesine laf dinletemiyordu. Kız kardeşine de alevlenen ateşi harlamak düşmüştü. İstediği şeyi elde ettiğinde geri döneceğini bildiği için ne kadar da genç kadını başlatılan yalana sürüklemek istemesede kendisi dahil etmişti. Bundan sonra olacaklar temelini attığı yalanın üzerine kaçak katlar çıkacaklardı.

Genç kadının getirdiği kırmızı ürün dosyayı çekmecesine koydu. Fabrikanın aylık prim ve mal alış veriş, satış dosyalarını neden getirmişti ki? Daha sonra soracaktı. Abisinin ve yengesinin dikkatini dağıtan genç kız kurabiye tabağının dibini getirmişti. "Burası beni bastı dışarı çıkalım mı? Nazar'a inat terasta bol köpüklü Türk kahvesi içer yanında çıtır çıtır sıcak Kürt böreği yeriz. Çekeriz bi selfi duruma da atarız. El mi yaman bel mi yaman görsün." Deyip ayağa kalktı. Suratını bin bir şekle soktu. Genç kadın sahte görümcesinin yüz ifadesinden bile isteyecekleri kızı görmeye bile tahammül etmediğini anladı. Gelmeseydi çoktan yüzükleri takmışlardı. Görümcesi kızı vazgeçirmek için elinden geleni yapacağını biliyordu. İyiki de gelmişti yalan da olsa onu hemen kabullenen bir ailesi olmuştu. Ayakta duran neşe kuşuna "Tamam olur. Senden iki dakika rica ediyorum." dedi. "İstediğin iki dakika olsun yengeciğim kapının önünde seni bekliyorum. Ayy! Hep yengeciğim demek istemişimdir. Birilerinin de bana hala demesini hayel kurmuşumdur. " Dedi. Arkasından kapıyı kapatıp çıktı. Genç kadın kıpır kıpır görümcesine göz devirip adama baktı. "Robar Bey kız kardeşiniz hayat dolu cıvıl cıvıl bulunduğu yere neşe saçıyor. Onun adına sevindim. Yerinde olmak isteyen milyonlarca insan var." dedi. Tabii kendisini de unutmamıştı. Keşke duygular para ile satılsaydı. İlk iş bu kızdan iki kilo öz güven beş kilo neşe almak olurdu.

Kafasını dosyalara gömen genç adam kadının kardeşini sevdiğini ve cümlesinin sonuna doğru yaptığı sitemi anlamıştı. Dışarıdan bakıldığında cıvıl cıvıl her tarafa neşe saçıyordu. Fakat içinde kopan fırtınaları bir tek abisi biliyordu. Ne kadar iki kardeş didişip dursalar da onları birbirinden başkası anlayamazdı. Onun yerinde hiç olmayı istemiyordu. Kız kardeşi içinde ki acıyı bastırmak için sabahları maskesini takıyor akşamları kanlı gözlerle uyuyordu. "Robar Bey iyi misiniz?" Kadının endişeli sesini duyan genç adam "Sorun yok iyiyim sadece dalmışım." dedi. Genç kadın adama inanmasa da üstelemedi. "Peki siz bilirsiniz. Eğer benim yapabileceğim bir şey varsa yardım edebilirim." Dedi. Genç adam kafasını iki yana sallayıp "Hayır" dedi. Ona küçük oyununda yardım ediyordu. Hem evlilikten hem de Nazar denen kadından kurtarmıştı. Genç kadını gözleriyle takip eden adam kapının önünde duran kadının son anda aklına gelen cümle bugünün gündemine bomba gibi düşmüştü.

- Derin düşünceler dalmanızın sebebi eğer kız isteme mevzusu ise buna gerek kalmadığını belirtmek isterim.

- Zümra Hanım onu bende biliyorum fakat bilmediğiniz o kadar çok şey var ki !

- Konağı basacak değiller ya.

Genç adam oturduğu yerden ayağa kalktı. Bu sarışın kadın tam da üzerine ayak basmıştı. Buranın taşı toprağı örf adet, gelenek görenek, töre diğe bağırır bunun yanı sıra kan, barut kokardı. M.Ö de M.S da bu topraklar böyleydi. Kurban için adanan hayvanların, töre uğruna adanan insanların, vatan uğruna canını verdiği Mehmetçiklerin kanları toprağa karışmıştı. İnsanlık ne kadar modenleşmeye çalışırsa çalışsın bazı şeyler bazen inatla ilk günkü gibi kalmaya devam etmeye çalışıyordu. Burda kaldığı sürece ne demek istediğini anlayacağını umuyordu. Bu küflenmiş hayattan o da bıkmıştı. Giderse geri döneceğini adı gibi biliyordu. Genç adam bu topraklarda doğmuş, büyümüş, çocukluğunun en güzel günlerini burda geçirmişti. O bu topraklara aitti. Eğer giderse puzzle'ın bir parçası yok olacaktı. Küçük puzzle parçası tek başına puzzle olmazdı. Bir parçası bile eksik olan puzzle hiç bir işe yaramazdı.

- Zümra Hanım eğer benimde kız kardeşimi isteyeceğim deyip istediğim gün o adamın kız arkadaşı ortaya çıkarsa hiç acımam.

- Ağzından çıkanı kulağınız duyuyor mu? Burası dağ başı mı? Kaçıncı yüz yılda yaşıyoruz? Kafalarına ve kafanıza göre adalet yağdıramazsınız. İşin garip kısmı sizde onlara hak veriyorsunuz.

- Burda medeniyet değil namus işler, eğer sen o namusu kirlettiysen en başından ölüm fermanını yazdırmış olursun. Batı gibi lay lay lom değil ki istediğinle birlikte olup ayrılasın.

- Neden namus kelimesini kadınla özdeştiriyorsunuz.

Genç adam sitem dolu sesiyle "Ne? Tüm söylediklerimden bunu mu anladınız." dedi. Genç kadın adamın sinirlenince şakağının üzerinde duran damarının belirginleştiğini gördü. Çikolata gözler sonu olmayan karanlığa dönüşmüştü. Kadınlık hormonları yine ona ihanet etti. Bir kaç metre uzağında ünlü erkek aktörlere taş çıkartan patronunun kusursuz yüzündeki elmacık kemiklerini ısırıp, şah damarını yavaş yavaş tadını çıkarta çıkarta öpmek istiyordu. Bu adam içinde kıvrılan ateşli kadını ortaya çıkartıyordu. Aniden aklına konuştukları konu gelince beyninin devreleri yandı. "Evet. Siz kadını namus olarak görüyorsunuz. Namus insana ait bir kavramdır. Sizin gibi düşünceye sahip insanlar namusu kadın diğe özdeştiriyor. Üstelik çevremizde namusunu kaybetmiş onca adam varken." Dedi. Arkasında sonsuz karanlığa gömülmüş gözleri şaşkın, bakışları yanlız bırakıp odadan çıktı. Sinir kat sayısı hat safaya çıkan kadın, böyle bir adamın hastalıklı bir düşünceye sahip olmasına inanamıyordu.

Genç kız bir kaç metre uzaklıktaki sarı kalker ve bazaltın karışımı taşlardan oluşan kolona sırtını yaslamış yengesini bekliyordu. Odada yengesini çıktığını görünce elindeki telefonu siyah dize kadar gelen barelin eteğinin cebine koydu. Hızlı adımlarla yengesinin yanına gitti. "Kaç ölü kaç yaralı? Babaannemi mi çağırayım yoksa ambulansı mı arayım?" Dedi meraklı görümce. "Eee! Hadi yenge! Çatlatma insanı yoksa bu gece uyku bana haram." Dedi. Genç kadın adamla tartıştığı konuyu anlatmaya başladı. Önce mutfakta kahvelerini yapan iki kadın daha sonra fırından yeni çıkmış çıtır çıtır sıcak böreği parçalara bölüp kendilerine tabağa koydular. Motiflerle süslenmiş taş merdivenden konağın terasına çıktılar. Yol boyunca gülmekten karnı ağrıyan genç kız tutuğu tepsiyi yengesine verdi. Genç kadın elinde tutuğu tepsiyi terasın dört bir yanını kaplayan, beş tuğla boyunda süslenmiş duvarın üzerine koydu. Boş gözlerle gün batımını izlemeye daldı. Genç kız yüzünü yengesine bakacak şekilde duvarın üzerine oturdu. Her gün buraya gelir bazen müzik dinler bazende kitap okurdu. En çokta sohbet etmeyi özlemişti. En samimi arkadaşı gittiğinden beri burada yanlızlığa mahkum edilmişti. Genç kadının konağa gelmesiyle berat edilme zamanı gelmişti.

- Sana inanamıyorum yenge! Hiç mi abimi tanımıyorsun? Nasıl böyle bir şey düşünürsün? Abimin yüzünü görmek isterdim. Düşündüklerinin aksine kadınlara saygısı olan biridir ve elinden geldiğince yardım eder. Kadınların da erkekler kadar eşit haklara sahip olduğunu savunur. Bende karşıyım namus değince ilk akla kadın gelmesine ama ne yazık ki geçmişten günümüze kadar tahminimce gelecekte bile kırılmayacak bu hastalıklı düşünce. Bizim yapmamız gereken elimizden geldiğince bu kalıplaşmış, öğretilmiş düşünceyi ortadan kaldırmak. Dünyanın acı ve gerçek yüzü. Sen öyle söylerken abim bir şey demedi mi?

- Çikolata gözleri karanlığa boğulduktan sonra şaşkın şaşkın baktı. Sinirlenince kendimi kaybediyorum.

- Aynen sana bu konuda katılıyorum. O yüzden bir daha sinirlenmemeni rica ediyorum.

Genç kızın uzun kestane saçları sıcak esen rüzgârda uçuyorlardı. Kehribar gözleri ona eşsiz bi güzellik bahşediyordu. Genç kadın gözlerini kızdan çekip ufuğa doğru baktı. Bu güne kadar hiç bir zaman bir insana karşı ön yargılı davranmamıştı. Ne oldu da bu adama karşı sinirlenip öfkelenmişti? Konuştuklarını bir kez gözden geçirince adamın öyle bir ima yapmadığı anlaşılıyordu. "Abime ufak bi özür borcun olabilir yengeciğim." Dedi. Genç kız tüm söylediklerinde haklıydı. Geveze olmasının yanı sıra akıllı ve etkileyici konuşuyordu. Boşuna okuduğu üniversiteyi birincilikle bitirmemişti. Abisi bu beyinle nasıl üniversite biricisi olduğunu anlamıyordu. Her konusu açıldığında kapı gibi diplomasını yengesinin değimi ile çikolata gözlerine sokarcasına gösteriyordu. Kardeş olmanın hakkını layığı ile yerine getirdiği için kendisiyle gurur duyuyordu.

Genç kadın kahvesinden bir yudum alıp yerine koydu. Konuşmaya daldıkları için kahve soğumuştu. Börekten bir parça koparıp ağzına attı. Canı çok sıkkındı elini terasın duvarına koyup maviliklerini göz kamaştırıcı manzaraya çevirdi. Başka bir zaman olsa bir dakika bile durmaz anı ölümsüzleştirirdi. "Canım yengeciğim aşık olan sevdiğine uzun süre küs kalamaz. Kesin sen bir hafta sonra abimin doğum günü ..." Genç kadın kızın cümlesini bitirmeden konuştu. "Bu harika aile partisi yaparız. Çok güzel doğum günü pastası yaparım. Üniversitedeyken parttaym çalıştığım yerde işi bizzat ustasıdan öğrenmiştim." Dedi. Genç kız yengesinin yüzüne boş boş baktı. Abisiyle tartıştığı için üzgün olduğunu ve aklını toparlayamadığını düşündü. Aklımı koru Ya Rabbim aşk denen illetten. İnsanı ne hallere düşürüyor? "Yenge abim doğum gününü kutlamaz bu kesin bir emirdir. Pasta yediğini de şu zamana kadar hiç görmedim." Dedi. Şok olan yengesinin yüzüne bakan genç kız konuşmasına devam etti. "İşin iyi tarafı aldığın hediyeleri ondan habersiz odasına koyarsan hiç bir şey söylemez. Birde tebrikleri kabul ediyor. Ordan yürürsek seni affettirebiliriz." Dedi.

Bu yaşına kadar çekmediği acı, sıkıntı kalmamıştı. Ama her yıl kendi doğum gününü kutlardı. Onun tek özel günüydü. Onun gibi biri kutluyorsa bu adama ne olmuştuda kutlamıyordu. Madem paşamız kutlama sevmiyordu bizde habersiz kutlardık. "Bizde habersiz kutlarız. O pasta yapılıcak herkes hediyesini verecek. " Dedi genç kadın. "Güldürme krizine sokma beni yenge. Astım hastasıyım nefesim kesildiği an sen aşağı inip yukarı çıkana kadar çoktan Ecel canımı almış göklere yükselmiş oluruz." Dedi. Genç kız yengesinin ciddi olduğunu anladığında "Çıktık bi alamete, gidiyoruz kıyamete." Dedi kısık sesle. Aynı esnada kapının şiddetli şekilde açılma sesi ardından art arda silah sesleri yankılandı. İki kadın hemen eğilip ellerini başlarının arkasına koydular. Birbirlerine yaklaşıp silah seslerinin bitmesini beklediler. Bir kaç dakika silah sesinin kesilmesinden emin olduklarında ayağa kalkıp hızlı şekilde merdivenlerden indiler.

Avluya bakan büyük koridor gibi balkona geldiklerinde konak ahalisi ordaydı. Aralarından geçip Saliha ve Hümmen Hanımların arasına girdi. Taş balkondan aşağıya baktığında bir kaç kadın ve birbirlerine silah çeken siyah takım elbiseli adamları gördü. Hatta onlardan biri genç ağaya silahının namlusunu doğrutmuştu. İçindeki korkuyla elleri ve ayakları birbirine bağlanan genç kadına kaynanası Saliha hanım baktı. Gelininin telaşlı halini görünce elini genç kadının omzuna koyup güven verircesine sıkıp gülümsedi. Hümmen hanım cazgır torununun sevdiği kızın gözlerinde gerçek aşkı ve korkuyu görmüştü. Artık rahat bir nefes alabilirdi ama içindeki sıkıntı gitmemişti. Küçük gelininin gözlerinde gördüklerini cazgır torununda da görmeyi istiyordu. Anca o zaman bu aşkın gerçek olduğuna inanırdı. Bir şeylerin yolunda gitmediğini hissediyordu. Yıllar önce içindeki sıkıntı baş gösterdiğinde kocası ve oğlu rahmetli olmuştu. Genç kadın kaynanasının ona gülümsemesi ile telaşı daha da arttırmıştı. Oyun arkadaşı, baş rölü birlikte paylaştığı kişiye çakma sözlüsüne baktı. Korkusuzca, dim dik duruyordu silahın önünde. İçinde çokça duygu barındıran kısık sesle "Robar" dedi.

HOŞÇAKAL :)

Bölüm sonu

3 yorum