İçeriğe geç

kalbi çürük kadın ve değersiz adam

Bölüm 2 · 5 dk okuma

kalbi çürük kadın ve değersiz adam

Bölüm 2

I. BÖLÜM



I. BÖLÜM

Anneler kendi çocuklarını neden sevmezlerdi?

Kendi kanından olan, dokuz ay boyunca karnında taşıdığı çocuğunu neden sevmez bir anne?

Aklıma hiçbir sonuç gelmiyordu. Belki de annem benim dış görünüşümü sevmemişti. Olabilir miydi? Bir anne kendi çocuğunun dış görünüşünü sevmediği için mi bu kadar çok kendi çocuğuna karşı nefret besliyordu.

Annemin aklından geçen düşünceleri bilemezdim. Sözleriyle, aklının bir olduğunu bilmiyordum. Bilemezdim.

Kafamı gökyüzüne kaldırdığımda küçük damlalarla yağan yağmur yüzüme vurdu. İlkbahara girdiğimiz için etraf yeşilenmeye başlamıştı ve etrfta güzel bir toprak kokusu vardı.

Islak çimenlerin üzerinde otururken yıllarca görmediğim annem aklıma gelmişti. Düşüncelerimi ne kadar da kabul etmesem de annemi özlüyordum. Ben onun oğluydum, onun bir parçasıydım. Beni sevmese de onu özlüyordum.

Anneme sarılmak, kokusunu iyicene içime çekmek istiyordum. En çok beni sarsan ise isteğimin asla olmayacağının gerçeğiydi.

Gökyüzüne bakmaya devam ederken bana doğru yaklaşan adım seslerini işittim. Kafamı çevirip kimin geldiğine bakmadım. Kimse bana gelmezdi, çünkü ben değersiz ve yalnız olan o adamdım.

Hemen yanı başımda duran yırtık botlara küçük bir bakış attım. Bu botları görmüştüm. Birkaç gün öne yazdığım mektubu teslim etmesi için, mektubu verdiğim postacının ayakkabılarıydı bunlar.

Sakince gözlerimi adama çevirdiğimde benden fazlasıyla çekindiğini gördüm. Dudaklarımı yaladım ve konuştum. "Mektubumu teslim ettiniz mi?" Kafasını salladı fakat yüzünde karmaşık bir ifade vardı. Ensesini kaşıyarak, "Teslim ettim efendim fakat hanımefendinin posta kutusunda onlarca posta vardı. Postalarına bakmadığı kesin." Dedi.

Yüzümü asmak istemesem de duyduklarım yüzümü asmama neden oldu. Lanet olsun ki o mektupların hiç birini okumayacağını biliyordum. Veya posta kutularına bakacaktı ve önemli gördüklerini alacaktı. Ya da mektuplarımı biriktirip, daha sonra yakacaktı.

Yaktığı mektuplarım aklıma gelince kalbime bir taş oturdu. Oysaki ne çabalarla, ne özenlerle yazmıştım o mektupları.

"Anladım. Teşekkür ederim." Cebimden para çıkartıp postacıya verdiğimde küçük bir baş selamıyla yanımdan ayrıldı.

Onun adını bilmiyordum. Ona kalbi çürük kadın diyordum. Kalbi çürük kadını tren istasyonunda kuytu bir köşede ağlarken görmüştüm. Dizlerinin üzerine düşmüştü, ellerini yere bastırmıştı ve gözlerinden yaşlar oluk oluk akıyordu. Dağılmış siyah saçları yüzününü yarısını kapatsa da kızaran yeşil gözlerini görmek mümkündü.

İnsnalar ona tuaf tuaf bakıp giderken, yapmak istediğim tek şey trene binip, evime gitmekti.

Fakat içimde bir yerlerde en değerlisi çalınmış gibi ağlayan kadına yardım etmek geliyordu.

Yanına gittiğimde dönüp bana bakmadı bile. Yanında diz çöktüğümde yeşil gözlerini gözlerime çevirdi. Gözlerinde sönmüş parıltıyı gördüğümde, onu bu kadar çok üzen şeyin ne olduğunu delice merak ettim.

Ona iyi misin demedim, kötü olduğu ortadaydı. Ona ne olduğunu da sormadım. Sadece, "Anlatmak ister misiniz?" Dedim. Yüzümü izledi. Yüzümü izlerken gözlerinden yaşlar geliyordu.

Konuşmayacak zannettim fakat konuştu. "Beni bırakıp gitti, ona yetişemedim." Sözlerinin gerçekliği canını yakmış olmalıydı ki gözlerini kapatı.

Şimdiye kadar bir kadın için hiç ağlamamıştım. Bir kadın yüzünden acı çekmemiştim, saatlerce ağlamamıştım. Fakat şuan içimden ağlamak geliyordu. Sevdiğim bir kadın için değil, kendini bir adam için bu kadar yıprattığı için.

Onu battığı çukurdan çıkaramadığım için...

Onu taksiye bindirerek evine gödnerdiğimde bile ağlıyordu. Kendi evime gittiğimde içime o kadar büyük bir huzursuzluk kaplamıştı ki kadının ne yaptığını çok merak etmiştim.

Aradan bir hafta geçtiğinde merakım daha fazla büyümüştü. O an karar verdim ve evine gitmeye karar verdim. Taksiye bindiğinde evinin adresini öğrenmiştim fakat kadının evine gitmek ne kadar doğruydu bilmiyordum.

Tüm cesaretimi toplayıp evine gittiğimde tek katlı küçük bir evde yaşadığını gördüm. Ev sadeydi ve çevredeki diğer evlerle aynıydı. Eve doğru yaklaştığımda önümü bir adam kesit ve aynen şöyle dedi. "Evlat burada yaşayan kadın evde değil. Bir hafta önce intihar etmeye çalıştı. Halla hastanede." Yapabildiğim tek şey adamın yüzüne şaşkınlıka bakmak oldu.

Merakla, "Kimseler bu kadını ziyaret etmeye pek gelmez. Sende kimsin?" Dedi. Bahçe işleriyle ilgilendiği belliydi adamın. Yüzüne sesizce baktığımda, adama gerçekten ne diyeceğimi bilmiyordum.

Arkamı dönerek gittiğimde adamı cevapsız bırakmış oldum. Fakat son anda aklıma gelen şeyle adımlarım durdu ve tekrardan adama döndüm. "Nerede? Hani hastanede?" Adam gülerek kafasını salladığında beni yalnış anladığını fark ettim.

Belki de bir sapık, veya kadına aşık bir adam.

"X hastanesi evlat. Kadınlar değerlidir, onları üzmeyin." Sözlerini dikkatlice dinledim ve hastaneye gittim.

Hastane saatlerce uzaklıktaydı ama yine de gitmeyi başardım. Kadının adını bilmiyordum. Ona nasıl ulaşacağımı, koskocaman hastanede nerede olduğunu bile bilmiyordum.

Geçmiş olsun hediyesi olarak ona çok güzel bir çiçek aldım ve hastanenin içine girdim. Beni karşılayan kadın görevliyle konuştum ve bir hafta önce intihar eden bir kadından bahsettim.

Kadınla bir akrabalık bağım olmadığı için bana bilgi vermedi. Düşük omuzlarımla hastaneden dışarı çıktığımda, umudum tükenmişti.

Evet gidip güzel bir uyuku çekmek istiyordum o zaman. Elimdeki çiçekleri de belki anneme gönderirdim ve belki de sevgisini kazanmayı başarırdım. Hayal kırıklığıya eve dönüşümü düşünürken gözüme çarpan kadınla anında umutlarım geri yeşerdi.

Hastanenin bahçesinde tekerlekli bir sandaleye oturmuştu. Yanında görevli bir adam vardı fakat adamın onunla pek ilgilendiği söylenemezdi.

Zayfı bedenini saran hastane kıyafetleriyle ve dağılmış saçlarıyla kötü gözükmüyordu.

Aksine hoş gözüküyordu.

Elimdeki çiçekleri nasıl ona vereceğimi düşünürken hemen yanım başımda duran bir erkek çocuğunu fark ettim. Ona küçük bir miktar para verdim ve çiçeği kadına vermesi için gönderdim.

Çiçeğin içinde bir not vardı. 'Kadınlar değerlidir ve mutlu olmaları gerekir. -değersiz adam. XX apartmanı 3. Daire.'

Ona evimin adresini vermiştim ve tam anlamıyla utandığımı hissediyordum. Küçük çocuk ona çiçekleri verince kadın şaşırdı. Çocukla konuşmaya başladığında, ikisinin de gözleri bana döndü. Kadına göz göze geldiğimde gülümsedim ve onun da ilk kez o zaman gülümsediğini gördüm.

Gülümsemesi güneşten daha parlaktı.

Evime gittikten sonra birkaç gün geçti ve uzan zaman sonra -haber dergileri hariç- bir mektup evime geldi. Mektubu merakla açtığımda ondan geldiğini anladım. Mektuba sadece şiir yazmıştı.

Onu herkesten çok sevdi kadın,

Onu herkesten çok inciti Adam,

Saatlerce ağladı,

Kalbi çürük kadın.

Adam kadını terk edip gitti,

Kadın duygularını terk edip gidemedi,

Bunları hak etmedi,

Kalbi çürük kadın.

-kalbi çürük kadın

Kendine kalbi çürük kadın diyordu. Belki de sevdiği adam onu terk ettiği için kalbi çürümüştü.

Haftalarca şiirlerle konuştuk fakat birden konuşmayı kesti. Onun mektuplarına o kadar çok alışmıştım ki halla bana mektup yazmasını bekliyordum.

Onlarca, onlarca mektup gönderdim fakat hiç birini okumadı. Tam aksine mektuplarımı bir adam evime kadar getirdi ve gözlerimin önünde yaktı. Bunu onun yaptığını biliyordum, fakat bunu yapmasının bir nedeni olmalıydı.

Hadi ama? Benimle mektuplaşmaması için bir nedenin olması gerekiyor muydu? Belki de mektuplaşmak istemedi ve konuşmayı kesti.

Islanan saçlarımı karıştırarak ayağa kalktım. Ona mektup yazmaya devam edecektim. Bunu neden yaptığımı bilmiyordum. Sadece içimden ona mektup yazmak geliyordu ve yazıyordum.

Bazenleri sadece zamanımı boşa harcadığımı düşünüyordum ama sonra saatlerce aklımın içinde dolaşıyordu ve onu aklımdan çıkaramıyordum. Bunun ne olduğunu bilmiyordum ve ne yaptığımı da bilmiyordum.

Sahiden ben ne yapıyordum?

-bölüm sonu-

Okuyan herkese teşekkür ederim. ❤️🌑

Bölüm sonu

1 yorum