💋
Karanlık, barlar sokağında tek başıma yürüyordum ve bi' an önce şarkı söyleyeceğim bar'a varmak istiyordum. Havalar soğumaya başlamıştı ve üstümde uzun siyah deri ceketten başka bir şey yoktu.
Bedenimi kollarım ile sarıp kendimi ısıtmaya çalışırken sessiz sokakta topuklularımın sesleri yankılanıyordu ve açıkcası bu beni rahatsız ediyordu. Belki daha iyi bir iş kazanmış olsaydım böyle olmazdı ama maalesef basit bi' bar şarkıcısıydım, herkesin zevkini tatmin etmek için şarkı söyleyen, sesinin tınısını seven, yirmisine basacak olan kızdım. Belime kadar uzanan kıvırcık saçlı, herkesi tatmin eden fizik ve koyu kahverengi gözlerim ile yirmisine basacak bir kızdım...
Karanlık ve ıssız barlar sokağında yürümeye devam ederken sonunda şarkı söyleyeceğim bar'a ulaşmıştım. Önünde ki korumalar etrafa ölümcül bakışlar atarken başımla selam verip kapıyı itekledim. Kapıyı açar açmaz alkol kokuları karşılamıştı ama alışık olduğumdan tepki bile vermemiştim. Bu bar sokağı diğer barların aksine daha sakin ve iş adamlarının/kadınlarının geldiği barlardı.
Kırmızı rujlu dolgun dudaklarımı birbirine bastırdım ve nerede hazırlanmaya başlayacağımı bilmediğimden etrafa göz gezdirdim. Öpüşenler, flört edenler, birbirlerini okşayan... Her bok tipliler burada vardı ve ben burayı sadece iş adamlarının/kadınlarının geldiği bir bar olduğunu duymuş o yüzden de kabul etmiştim ama gördüğüm kadarıyla pek öyle değildi. Belki de azgın iş adamlarının/kadınlarının tekleriydi işte. Utanmasalar burada seks yapacaklarını düşünüyordum ki düşünce bile değildi... Gerçekten utanmasalar herkesin önünde seks yapabilecek kapasitede olan kişiler vardı.
Alt dudağımı ısırdım tekrardan, olduğum yerde sadece bekliyor ve birinin beni yönlendirmesini bekliyordum ama açıkcası bu pek olmayacak bir şeydi bu yüzden kendim arayıp bulmam gerekiyordu. Derin nefes alarak ileri doğru yürümeye başlamıştım yavaşça. Nereye gideceğimi bilmeyerek sadece yürüyordum ve etrafa bakıyordum belki kaçırdığım bir şey olur diye. Ama aksine hiçbir şey yoktu, sahnenin önünde durmuş sadece bekliyordum.
Bir kaç dakika sahnenin önünde beklerken yanıma bir garson gelmiş ve ne istediğimi sorup boş olan masaları göstermişti, ben inkâr edip amacımın şarkı söylemek olduğunu söyleyince şaşırarak beklememi söylemiş ve yanımdan ayrılmıştı.
Kolumda ki altın kaplamalı saatime baktım, tam tamına buraya geleli on dakika elli sekiz saniye, garsonun yanıma gelip gitmesinden beş dakika yirmi iki saniye geçmişti. Artık sabrım taşıyordu. Buraya belli bir saatte gelip sahneye çıkacağım konusunda anlaşmıştık lâkin beni on bir dakika, on dört saniye bekletmişlerdi. Bakışlarımı saatimden çekip etrafa göz gezdirdiğimde dört kişi ile birlikte bana doğru gelen garsonu görmem ile gülümseyip kollarımı göğsümün altında bağladım. Neden bu kadar geç kalmışlardı? Hayır uyuşuk uyuşuk da yürümüyorlardı ki, sanki adam dövmeye geliyorlarmış gibi yürüyorlardı. Hayır yani just cool, don't panic darling.
Gülümseye devam ederken bir kaç adımda hepsi yanıma varmıştı. Dört adam karşıma geçmiş, garson ise çaprazıma geçmişti.
"Efendim... Bu," diye konuşmaya başladığında garson -garson demekten emin değilim ama olsun-, diğerlerinden daha cüsseli ve uzun bir adamın omzuna elini koymuştu. "Dean." diye cümlesini tamamlarken elimi uzattım, Dean'da karşılıklı elini uzatıp elimi kavradığında memnun olduğumu söyleyerek gülümsedim ve elimi çektim, Dean ise sadece gülümsemek ile yetinmiş ve yanıma geçmişti. Garson bu sefer en kısasına ama en yakışıklısına -bana göre- geçmiş ve omzuna elini koymuştu. "Steve," diye devam ederken Dean'a uyguladığım tarifeyi Steve'de uygulamıştım. Steve de Dean'ın yanına geçerken, garson bir başka adamın yanına geçmişti, arkadaşımın yanına. Diğerlerinin aksine elini omzuma koymamıştı ki zaten bu adam diğerlerinin aksine daha kaba duruyordu, korkuyor gibiydi. "Isaac..." Garson bir adama, bir bana bakarak mekik çekerken sonunda adamın ismini söylemişti. Adam bizim birbirimizi tanımadığımızı düşünüyordu. Gözlerimi kısarak tebessüm ederken, Isaac'da gülerek boş olan yanıma geçmişti, ah benim eski arkadaşım. Sıra son adama geldiğinde derin bir nefes aldım, bu adam diğerlerinin aksine çok renkliydi. Saçları mavi, sakalları pembeydi ve oldukça dikkat çekiciydi. Garson adamın omzuna elini koydu ve son ismi de söyledi, "ve Jackson." Memnun olduğumu belli ederken Jackson'da yanıma geçmiş ve garson da gitmişti.
Derin nefes alarak öne bir kaç adım ilerlemiş ardımdan arkamı dönerek hepsini çerçeveme sığdırmıştım. "Hepiniz beni tanıyorsunuz diye umuyorum, çünkü beni arayıp buraya şarkı söylemem için davet eden sizdiniz." diye söylendim gözlerim hepsinin üstünde gezerken, Isaac boğazını temizledi ve kollarını arkasında birleştirerek hafiften öne eğildi ve doğrulup diğer üçlüye baktı.
"Herkes seni tanıyor, merak etme. Seni buraya neden davet ettiğimi onlarda biliyor." dedi, Isaac. Başımı olumlu anlamda salladım ve deri ceketimi çıkarttım. "Pekâlâ, o zaman hızlı bir şekilde bitirelim bu işi." dedim ve ceketi Isaac'a uzattım. Isaac ceketi elimden aldığında Dean'a bakmıştım, "Dean, nerede hazırlanacağımı söyler misin? Ayrıca şarkı için gerekli malzemeleri hazırlamak..." derken Dean gülümseyerek lafımı bölmüştü.
"Merak etmeyin, Jessica hanım. Her şey hazır." diyerek kolunu bana doğru uzattı. Normalde ismim Asena'ydı, ama eğer gizli bir şey yapıyorsam anında ismim değişirdi. Bu da sahte isimlerimden biriydi. Ben de kolumu koluna geçererek Dean'ın beni yönlendirdiği yere doğru ilerlemeye başladım.
"Peki, mükemmel olacak mı?" diye sordum. Dean başını olumlu anlamda salladı.
"Merak etmeyin, her şey istediğiniz gibi ilerleyecek. Alıştırma yaptığımız gibi." gülümsedim. Dean, Steve, Isaac veya Jackson. Hiç biri işe pratik yapmamıştım sadece Isaac'ın arkadaşlarıyla yapmıştım ki tahminimce alıştırma yaparken videoya çekip Steve gile göstermişti. Omuz silktim.
"Size güvenebilir miyim bilmiyorum, Dean. Ama Isaac'a güveniyorum ve onun seçtiği kişilere de güvenmek istiyorum. Umarım boşa çıkarmazsınız." başını olumlu anlamda salladığında hazırlanacağım yere çoktan varmıştık. Odanın kapısını açıp içeri girdim, Dean ise kapıda kalmıştı. Makyaj masasının önüne geldim ve üstünde duran telefonu alıp çantama koydum. "Tamamdır,"
Boy aynasının karşısına geçtim ve kendimi süzdüm. Açıkcası her şey güzel görünüyordu. Deri takımım, altın kaplamalı takılarım. Bukleli saçlarım ve koyu makyajım ile tam görünüyordum.

-
Odada bir kaç dakika geçirdikten sonra her şeyin hazır olduğunu düşünerek sahneye çıkmıştım. İnsanların dikkati dağınıkken sağ ayağımı yere sertçe vurdum ve herkesin ilgi odağının ben olmasını sağladım. Erkek'ler ve Kadın'lar meraklı gözlerle beni süzüyorlardı. Gülümseyerek mikrofana vurdum sesin iyi gidip gitmediğini anlamak için. Evet, mükemmeldi. Başımı arkaya çevirdim ve şarkıyı başlatmaları için başımı hafifçe salladım.
Şarkının melodisi tüm barı doldurmaya başladığında önüme döndüm ve bir kaç adım atarak sahnenin sonuna kadar ilerledim. Lana Del Rey'in çok sevdiğim "You can be the boss." şarkısını söyleyecektim. Derin bir nefes aldım ve sözün başladığı yerde şarkıyı söylemeye başladım.
"You taste like the fourth of July."
Tadın 4 Temmuz gibi.
"Malt liquor on your breath, my, my."
Nefesindeki malt likörü, benim, benim.
"I love you but I don't know why..."
Seni seviyorum ama nedenini bilmiyorum...
Sözü söylerken, gözlerim köşede oturup tüm dikkatini bana veren adama çevrilmişti. Göz rengini tam anlayamıyordum, bana çok uzaktı ama görmüştüm. Dikkat çekiciydi, çene kası, kısık gözleri ve dağınık dalgalı saçları onu özel yapıyordu diğerlerinden.
Gözlerimi kaçırdım ve diğer tarafa dönerek oraya ilerlemeye başladım.
"You can be the boss, daddy
You can be the boss."
Sen patron olabilirsin, babacık
Sen patron olabilirsin,
"Taste like a keg party, back on the sauce."
Tadı fıçı partisi gibi,sosun arkasında.
"I like you a lot, I like you a lot.
Don't let it stop..."
Senden çok hoşlanıyorum,senden çok hoşlanıyorum
Durmasına izin verme...
Sözlerimin arkasında, az önce gördüğüm ve sadece bir kaç saniye bakıştığım adamın o gözleri beliriyordu.
"You can be the boss, daddy
You can be the boss.
Bad to the bone, sick as a dog.
You know that I like, like you a lot
Don't let it stop..."
Sen patron olabilirsin, babacık
Sen patron olabilirsin.
Kemik için köyü, köpek kadar hasta.
Hoşlandığımı biliyorsun,senden çok hoşlanıyorum
Durmasına izin verme...
Sonunda planımı gerçekleştireceğimiz zamana gelmiştik. Sahnenin tam ortasına durdum. Yanıma elinde sigara olan ve sigaranın üstünde numara yazılı bir adam geldi.
"He had a cigarette with his number on it."
Üstünde numarası yazılı olan bir sigarası var.
Adama döndüm, adam da aynı şekilde bana döndü ve sigarayı uzattı.
"He gave it over to me, 'do you want it?'"
Bana verdi ''istiyor musun?''
Sigara adamın elinde beklerken şarkı sözüyle birlikte adamın elinden sigarayı aldım.
"I knew it was wrong but I palmed it."
Yanlış olduğunu biliyordum ama onu avucuma aldım.
Adam belimde ki çantamın fermuarını açıp telefonu çıkardı ve bana uzattı. Mikrofonlu elim yardımıyla sigarayı dik bir şekilde tuttum ve telefonu aldım.
"I saved it, I waited, I called it."
Kaydettim, bekledim, aradım.
Sözleri söylerken diğer yandan hızlıca sigaranın üstünde yazan numaraları tuşluyordum. Son numarayı yazdığımda "called." bölümüne yetişmişti ki arama tuşuna basmıştım. Telefon çalarken adama uzattım telefonu.
"The liquor on your lips,
The liquor on your lips,"
Dudaklarındaki likör,
dudaklarındaki likör.
Adam yanımdan uzaklaştı. Planımı gerçekleştirmeye sadece bir adım kalmıştı. Bekleyecektim.
"The liquor on your lips makes you dangerous."
Dudaklarındaki likör seni tehlikeli yapıyor.
Başka bir adam elinde içi dolu şarap kadehleri ile gelmişti. Bir elinde kendi içeceği, diğer elinde benim içeceğim vardı.
"I knew it was wrong, I'm beyond it."
Yanlış olduğunu biliyordum ama yine de öteledim.
Adam kadehi uzattı ben de aldım ve şarkının durmasıyla kadehi havaya kaldırıp mırıldandım. "Başarılarıma ve başaracaklarıma." ardından bir kaç yudum aldım, yanımda ki adam da bir kaç yudum aldı, herkes şarabından bir kaç yudum aldı. Başarmıştım. Planımı gerçekleştirmiştim.
Elimde ki kadehi yanımda ki adama vermek yerine yere atarak cam kadehin binbir parçaya ayrılışını izlemiş ve melodisiz şarkımın eksik kalan sözünü söylemiştim.
"I tried to be strong but I lost it."
Güçlü olmaya çalıştım ama başaramadım.
Güçlüydüm, başarmıştım. Herkese içinde hap bulunan şaraplardan içirmiştim. Bir şey çaktırmamak için şarkı söylemeye devam edecektim ve işte bu kadar. Ondan sonra da gidecektim buradan, sadece bir kaç söz.
"You taste like the fourth of July.
Malt liquor on your breath, my, my..."
Tadın 4 Temmuz gibi.
Nefesindeki malt likörü, benim, benim...
"You can be the boss, daddy
You can be the boss.
Taste like a keg party, back on the sauce
I like you a lot, I like you a lot.
Don't let it stop..."
Sen patron olabilirsin,babacık
Sen patron olabilirsin.
Tadı fıçı partisi gibi,sosun arkasında.
Senden çok hoşlanıyorum, senden çok hoşlanıyorum.
Durmasına izin verme...
Arkamı döndüm ve sahnenin gerisinde kalan Isaac'a doğru yürümeye başladım. Tahminim sonucunda iki saniye sonra hepsi yere yığılacaktı ve zafer uzun bir aradan sonra benim olacaktı.
Isaac'ın yanında duran Steve'e baktım ve gülümsedim. Isaac'ın yanına yaklaşırken, Isaac Steve'in koluna asılı duran deri ceketimi alıp bana uzattı. Teşekkür ederek ceketi aldım ve giydim. Tam saatimi çıkarmış bakacakken insanların yere düştüklerini belli eden ses tüm barı kaplamıştı. Zaferle gülümseyerek arkamı döndüm ve gördüğüm manzara tam da istediğim manzaraydı. Bütün herkes yerde ölü ya da baygın bir şekilde yatıyordu.
Dean yanıma geldi, "Harika. İşe yarayacağını biliyordum... Ama o numara olayını tam anlayamadım." diyerek ensesini okşadı. Kıkırdadım ve açıklama yapması için Isaac'a baktım.
"Birazdan burası alev alacak. Çıkmaya ne dersiniz?" diye söylendi Isaac'ın yanında ki Steve. Sanırım Isaac açıklama yapmak istememiş olacak ki sadece başını sallamış ve kolunu omzuma atıp beni sarmalamıştı.
Tanımadığım biri, "Ben bir aşk kokuları alıyorum, tam buradan." diyerek kolunu omzuma atmış Isaac'ı ve beni gösterdi işaret parmağıyla. Göz devirdim ve Isaac'ın omzumdan aşağı sarkıttığı elini tuttum.
"Kesinlikle yalan. Böyle bir şey olabilir mi ya?" diye sordum Isaac'a bakarak. Isaac ise gülerek başını iki yana, olumsuz anlamda salladı ve aynı zamanda imkânı olmadığını söyledi. Başımı iki yana dallayarak kol saatime baktım. Tam tamına üç dakika yirmi sekiz saniye sonra burası alev alacaktı. Fazla zamanımız var mıydı? Buradan kurtulmak için kesinlikle yoktu.
"Tamam, hadi artık gidelim. Zaten annem beni merak etmiştir." diyerek Isaac'ın kolunun altından çıktım ve sahnenin merdivenlerine yürümeye başladım.
Tabi arkamda beş kişi ile birlikte merdivenleri iniyordum ve kollarımı göğsümün altında sıkı bir şekilde bağlamıştım.
"Buradan hızlıca çıkalım. Steve ve Dean. Önden ilerleyerek kullanacağınız arabaları hazırlamaya ne dersiniz?" diye konuştuğunda Isaac, bütün sessizlik bozulmuştu. Steve ve Dean aynı anda üç'e kadar sayıp koşmaya başladıklarında yarışma yapacaklarını anlamam uzun sürmemişti. Başımı iki yana salladım ve Jackson'a baktım. Isaac'a heyecanlı şekilde bir şeyler anlatıyordu şirin görünüyordu. Önüme döndüm ve bu dörtlünün asla ayrılmamasını umdum içimden.
-
Hepimiz arabalara yerleşmiştik. Garsonlar-çalışanlar ya da her neyseler onlar farklı araca binmişken, Steve, Jackson, Dean ve ben Isaac'ın arabasına yerleşmiştik. Dean hemen öne geçerken, Steve ve Jackson arkaya geçmek zorunda kalmışlardı. En kötüsü de ben de tam ortalarına oturmuştum.
"Alt tarafı insan öldürdük. Ne bu samimiyet?" diye sordu Isaac. Küçüklükten beri kıskançtı. Dean boğazını temizledi ve başını sürücü koltuğu ile yolcu koltuğunun arasında olan boşluktan bize baktı. "Hadi ama! Böyle tatlı biriyle kim samimi olmak istemez ki?" dedi ardından Dean.
"Dean, haberin var mı bilmiyorum ama," Jackson, kolunu omzuma atıp beni geri çekti. "bu kız birsürü insan öldürdü dostum. Hem de az önce."
Kol saatime baktım ve tekrar gözlerimi Dean'ın gözleri ile buluşturdum. "Ayrıca sadece yirmi iki saniye sonra orası alev alacak." diyerek Jackson'un yarım sözünü tamamladım. Dean hâlâ bana bakarak gülümsüyordu. Göz devirdim ve Steve'e döndüm. Arabaya bindiğimizden beri sesi soluğu çıkmamıştı.
"Steve?" diye seslendim, yanımda ki arkadaşa ama hiç tepki vermemişti. Kollarını göğsünün altında bağlamış, sırtını da koltuğa yaslamış bir şekilde sadece dışarıyı izliyordu.
"O bu aralar çok düşünceli, yanlış anlama olur mu? Evde de böyle yapıyor her zaman." diyerek kolumu sıktı Jackson. Başımı olumlu anlamda salladım ve etrafa baktım. Evimin bulunduğu caddeye yaklaşmıştık.
"Isaac, burada inmek istiyorum." dedim Isaac'a. Isaac arabayı kenara çekip durdurdu ama kapılarının kilitlerini açmadan bana döndü ardından başını iki yana sallayarak kapıların kilitlerini açtı. Jackson kolunu omzumdan indirip kapıyı açtı ve arabadan indi, ardından ben indim ve Jackson geri arabaya bindi. Hafiften gülümserken arabaya arkamı döndüm ve ilerlemeye başladım. Evime doğru.
-
Bel çantamdan çıkardığın anahtarı, anahtar deliğine geçirdim ve çevirerek kapıyı açtım. Annem tabi ki uyumamıştı, her eve geç geldiğimde bazen beni beklerdi bazen de uyuyakalırdı televizyon karşısında. Asla kendi isteğiyle uyuduğunu görmemiştim. Kapıyı kapattım ve uzun deri botlarımı çıkartıp kenara bıraktım. Sonra da ceketimi çıkardım ve askılığa asarak uzun ve karanlık koridorda ilerlemeye başladım. Tek aydınlık oda salon olarak gözüküyordu, büyük ihtimalle annem yine klimayı açıp beni beklerken uyuyakalmıştı. Anneme bakmak için odaya girdim ama annem beklediğim gibi çıkmamıştı. Tüm ciddiyetiyle televizyon izliyordu ki benin geldiğimi bile fark etmemişti.
"Anne-" diye anneme seslenirken annem elini kaldırıp beni susturmuştu.
"Kızım, dur. Önemli bir şey izliyorum. Git üstünü değiştir gel hemen, bak neler neler yapmış insafsızlar." dedi annem bana bakmadan. Başımı olumlu anlamda sallayıp odadan çıktım. Bu kadar önemli ne izliyor olabilirdi ki? Gözlerimi devirdim ve odama doğru ilerlemeye başladım. Annem televizyonun sesini daha da açmıştı ki, tüm evde televizyonda ki kadının sesi yankılanıyordu. Yüzümü buruşturarak çantamdan odamın anahtarını çıkardım ve kilite geçirip çevirerek odamın kapısını açtım. Maalesef odamı, eşyalarımı ve kıyafetlerimi paylaşmayı sevmeyen biriydim. Küçükken paylaşmayı seven ben, ne olmuştu da büyüyünce odasını paylaşmayı bile sevmeyen bir kız hâline gelmişti? İşte buna cevabım yoktu.
Giysi dolabımın önüne geçtim ve kapaklarını aralayıp geceliklerimi dizdiğim rafa göz atmaya başladım. Hiçbir dikkatimi çekmezken eşofman takımlarımın dizili olduğu rafa çevirdim gözlerimi ve anında gire eşofman-ceket takımımı alıp yanında ki yatağa attım ve siyah askılı bluz alıp onu da yatağın üstüne attım.

-
Üstümü giyinmiş, kola ve çekirdekleri ayarlayıp annemin yanında ki yerimi almıştım.
Kolamı yudumlayıp kadına bağıran erkeğe baktım. Annemin Seda Sayan'ın programlarına olan aşkı beni bir gün intihara sürükleyecekti. Bildirim sesi gelmesiyle bakışlarım kucağımda duran telefonuma takıldı. Telefonu alıp bildirimler bölümüne baktım. WhatsApp'tan mesaj gelmişti, arkadaşlarımdan. Kıkırdayarak mesajları açtım.
Berke, grup ismini "KARABIBERIM VUR KADEHLERE HADI ICELIM 😽" olarak değiştirdi.
Berke:
Kızlar, karabiberim yazdıı.
Aysima:
Gerçekten mi? Ne yazdı o sarışın çiyan?
Berke:
Karabiberime çiyan demez misin artık? O senin yengen yengen!
Berke'nin attığı mesajlarla kahkaha atmıştım ki annemin sinirli bakışlarına maruz kalıp geri susmuştum.
Berke'nin deyişiyle Karabiber, Aysima'nın deyişiyle Çiyan, Berke'nin beş yıllık aşkıydı. Asla usanmadan, bıkmadan kızın peşinden koşmuştu ama kız Berke'ye bir ker bile dönüp bakmamıştı. En sonda Berke ilgiyi çekince Derya Berke'nin peşinde koşmaya başlamıştı. Göz devirdim ve mesaj yazmaya başladım.
Asena:
Berkecim, zaten kaç aydır kız senin peşinde koşuyor. Niye bu kadar mutlu oldun mesajına?
Yeşim:
Bozmasana benim çocuğumun moralini, Asena!!!
Göz devirdim ve kolamdan bir kaç yudum aldım, Yeşim bu mesajı yazdıktan sonra Berke beni savunmaya geçmiş ve Yeşim ile kavga etmeye başlamıştı.
Berke:
Ayol! Bağırmasana kızıma. Benim Asena'm benim moralimi bozamaz, düzeltir sadece.
Yeşim:
Hadi ordan köpek. Köpek soylusu seni.
Berke:
Kız seni yolarım!!! Laflarına dikkat et. Küfür. Küfür. Küfür.
Yeşim:
Küfür ağzına yuva yapmış yazık lan sana, velet!
Berke:
Sensin velet! Benim nerem velet? Cillop gibi yakışıklı bir erkeğim ben. Benim peşimden kaç kız koşuyor haberin var mı? Heyt, yavrum, heyt.
Yeşim:
He efendim he. O yüzden o sarışın Derya'nın kaç yıldır peşinde köpek gibi koştun dime?
Berke:
Çok iyi yerden vurdu şerefsiz.
Asena:
Ay, yeter. Anladık çok seviyorsunuz beni ve Derya'yı ama susun şimdi. Derya ne yazdı sana Berkeciğim?
Berke:
"Selam canım. Nasılsın?" yazdı, Asenamm. İlk selam yazdı sonra bakmayınca nasılsın yazdı. İşte böyle bağlarım insanları kendime. 🤙🏻🤙🏻😎
Asena:
Tamam... Ben de insanları öldürüyorum, ne var bunda?
Arkadaşlarım neler yaptıklarımı biliyorlardı. Bu benim ilk insanları öldürüşüm değildi.
Berke:
Evet, biliyoruz... İzledik hepimiz toplanıp.
Asena(ben):
Bensiz toplanmak. Çok ayıp.
Aysima:
Onu bunu bırak da o güzellik neydi öyle? Herkesten çok sen dikkat çekiyordun gerçekten. O takımı istiyorum!!!
Asena:
Rüyanda belki veririm. Zaten zor buldum onları.
Aysima:
Ay ne olacak sanki? İki giyip geri vereceğiz Asena ya.
Asena:
Gördüm sana verdiğim kıyafetlerimin ne olduğunu güzelim, ama söz sana alırım benzerini.
Ben arkadaşlarımla konuşmaya dalmışken annemin beni dürtmesiyle bakışlarımı telefonumdan çekip annemin siyah harelerine bakmıştım.
"Kızım kapı çalıyor. Bak şurada önemli şeyler izliyorum, gidip neden açmıyorsun?" başımı olumlu anlamda salladım ve ayağa kalktım. "Kim geldi acaba bu saatte? Kızım bıçak almayı unutma." dedi annem ardından. Başımı iki yana sallayıp gülerek odadan çıktım ve karanlık yolda ilerleyerek dış kapıya vardım.
Elimde ki telefonun bildirimleri kesilmezken göz devirerek kapıyı açtım. Kapıda elinde pizza kutuları olan bir adam vardı, anlam veremezken adam "Buyrun, pizzalarınız." diyerek kutuları elime tutuşturdu ve iyi akşamlar diyerek asansöre doğru ilerlemeye başladı. Annem bize pizza mı söylemişti? Ağzımdan sevinç nidaları dökülürken kapıyı ayağımla kapattım ve salona doğru koşmaya başladım.
"Oy anne ben sana kurban olurum!!"
diyerek salonun kapısını açtım. Annem gülerek bana bakıyor ve sevincimi izliyordu. Kadın biliyordu tabi, pizza aşığı kızının olduğunu. Kapıyı kapattım ve annemin yanına, eski yerime yerleşip pizza kutusunu yanımda ki boşlupa bıraktım.
"Nereden aklına geldi?" diye sordum anneme, kolaları bardağa doldururken.
"Bilmem. Bi' anda esti aklıma işte. Hem maaşım yatmıştı. Süpriz yapmak istedim."
"Teşekkür ederim melek kalpli annem." diyerek kola dolu bardağı anneme uzattım ve yanımda ki pizza kutusunu da annemin kucağına koydum.
"Hangi film'i izleyelim, ceylan kız?" diye sordu annem. Bağdaş kurdum ve pizza kutusunu kucağıma alarak karton kapağını açtım.
"Anne, bu aralar çok konuşulan bir dizi var Netflix'te. İsmi Wednesday, onu açıp izlesek olur mu?" sorumla annem başını olumlu anlamda salladı ve Netflix'e giriş yaptı. Ardından Wednesday dizisini açtı.
-
Wednesday dizisinin üç bölümünü kolalarımız, pizzalarımız ve kahkahalarımız eşliğinde izleyip yarısında bırakmıştık. İçi hâlâ yarım kola olan bardağımı sehpaya bıraktım ve duvarda li dijital saate baktım. Gece 2 olmuştu. Kucağımda ki boş pizza kutusunu kenara bırakıp annemin kucağında duran boş kutuyu da kapatıp kenara, diğer kutunun üstüne koydum.
"Hadi anne, güldük eğlendik uyuyalım artık." diyerek ayağa kalktım ve uykulu annemin kolundan tutarak annemi de kaldırdım.
Annem bir gözü kapalı bir gözü açık yürümeye çalışıyordu, ben ise boş pizza kutularını kucaklamıştım. "Anne! Önüne bak!" diyerek annemi uyarmaya kalmadan annem kapıya çarpmıştı bile. Kutuları masaya bıraktım ve annemin koluna girdim tekrardan.
"Anne'm, kurban olduğum az önüne bak be." diyerek odanın kapısını açtım.
"Tamam, tamam kızım dur ya kendime geldim." dedi annem ben çekiştirmeye devam ederken. Alt dudağımı ısırdım ve annemin kolundan çıktım. "Anne bak dikkat et! Karanlık düşme, ben de buraları toplayıp yatacağım." diyerek anneme seslendim ardından sıcacık salona girip kapıyı kapattım.
"Oh be. Şu sıcacık yer sonunda bana kaldı. Şimdi ne yapmam gerektiğini planlamam gerek... Acaba orayı yaktılar mı? Aslında biz giderken hiç böyle yanma sesi falan da gelmedi ama..." diye kendi kendimle konuşurken masanın üstünde ki pizza kutularını aldım. Telefonun ekranı bildirim geldikçe açılıyordu, sonra tekrar siyah ekrana dönüyordu. "Tamam, güzel... Yedik, içtik, eğlendik de niye hep ben topluyorum ki." diye söylene söylene yerde ki boş kola şişesini de kolum ve omzumun biraz altına sıkıştırdığım pizza kutularının üstüne bıraktım.
-
Bütün odayı toplamış düzeltmiştim ve bu tam olarak yarım saat sürmüştü. L şeklinde ki krem rengi koltuğa oturup sağ bacağımı sol bacağımın üstüne attım ve telefonumu aldım. Binbir mesaj ve bir kaç cevapsız çağrı vardı Kerem'den, Berke'den ve yabancı numaradan. Oflayarak kilit ekranını açtım ve ilk olarak Kerem'den daha samimi olduğum Berke'yi aradım.
Üçüncü çalışta açtı.
"Alo, Berke?" diye seslendim, bir kaç saniye ses gelmedi. Tekrar seslendim.
"Civciv, orada mısın?"
"Ah, evet! Kusura bakma. Yanağım değmiş sessize almışım." dedi Berke ikinci seslenişimin ardından. Gülerek göz devirdim ve doğruldum.
"Önemli bir şey mi oldu?" diyerek kumandayı aldım ve sonunda Netflix'ten çıktım. "Kerem de aramış beni. Annem ile vakit geçiriyordum, kusura bakmayın."
"Yok ne kusuru kıvırcığım, estağfurullah." dedi Berke. Cümlesinin devamının olduğunu bildiğimden susmuştum benim ile birlikte Berke'de susmuştu ki arkadan Kerem'in sesi geldi.
"Aysima! Rahat dur gözünü seveyim rahat dur!" derin bir nefes aldım, sanırım yine bensiz buluşmuşlardı. Sıkıntı değildi çünkü zaten benim çok işim vardı.
"Berke, konuşmayacaksan kapatıyoru-" derken, Berke'nin sesini duymuştum tekrar.
"Ah! Yok, buradayım. Kusura bakma..." dedi mahcup bir sesle. Başımı iki yana salladım. "Sorun değil, Berke. Ama şuan işim var sonra konuşsak olur mu?" trip atmıyordum ya da kırgın falan da değildim. Sadece beni arayan yabancı numarayı merak etmiştim ve onu araştıracaktım.
"Lütfen, kırgın davranma çok acele-"
"Berke, sadece işim var lütfen. Sonra dönerim tamam mı? Görüşürüz." diyerek telefonu Berke'nin suratına kapattım. Gerçekten fazla merak etmiştim.
Numarayı "tanınmayan." olarak kaydettim, WhatsApp'tan daha iyi bulabilmek. WhatsApp'a girdim ve arama kısmına yazdım.
Tanınmayan'ın profili önüme çıktığında gözlerim fal taşı gibi açılmıştı. Bu yüzü tanıyordum, bu gözleri tanıyordum!
Derin bir nefes aldım ve profil resmine tıkladım. Gerçekten de o adam'dı ve yakından bakılınca daha yakışıklı görünüyordu. Adam beni nereden bulmuştu? Isaac mı yapmıştı? Bu adam beni nasıl bulabilirdi? Kendimi tamamen saklamıştım.
Tekrar derin bir nefes alırken telefonuma kaydettiğim Isaac'a mesaj attım.
Asena:
Bir sorunumuz var.