Yüzyıllardır dünya tanrı tarafından seçilen koruyucularla korunuyordu , bu koruyucular ölüm günlerine kadar bu görevi üstleniyor ölüm günlerinde tanrının emri ile görevlerini bir başkasına aktarıyorlardı , koruyuculara tanrı tarafından bahşedilmiş medusa adında 4 ruh vardı bu ruhlar koruyuculara tanrının emri üzerine sahiplerine tanrının verdiği gücü veriyolardı ve koruyucular görevlerini en iyi şekilde yerine getiriyolardı ama bu ruhlar 16. yüzyılda hiç değişmiycek bir gerçeği unutan büyücüler tarafından sisli bir gecede çalındılar . İşte kıyamet o gün kopucaktı ve o günden sonraki tüm günlerde . Ruhlar çalınınca büyücüler inanmadıkları , hatta aşaladıkları tanrıyı unuttular ,zaten ruhların bir tek tanrı tarafından ayakta durabileceklerini unutmuşlardı , bu başlı başına bir felaketti zaten işte ahmak akılar bu kuralı , hiç kabul etmemek üzere kestirip attılar . ruhlar çalındığında , büyücüler çok güçlü olduklarını düşünüp diğer devletlere kafa tuttular bunun sonucunda önü durdurulamaz savaşlar çıktı , herkez birbirine kılıç çekti artık kıyamet gelmişti , kuraklıklar başladı , veremden daha kötü hastalıklar yüzbinlerce insanı hayattan kopardı . dünya hergeçen gün biraz daha yıkıma yaklaşıyordu . ve sonunda tanrı dünyaya dur dedi , dünyada tek tanrısına itaat edip durdu herşey donmuştu sanki , sanki herşey bitme noktasındaydı. Ve sonra tanrı dünyaya emretti; kim benim emirlerimi kurallarımı unuturki bana kafa tutar , kim tanrısını unutur da baş kaldırır .Elbet onların sonu çok yakındır kafa tutanların , itaat etmeyenlerin sonu vahim ve yakındır , Onlar sonlarını bekleye dursunlar . Tanrı bu söylediklerini dünyaya ilettiğinde kendini bilmezler kafa tutmaya devam ettiler , ve onların azabıda 16. yüzyılın sonunda sisli bir günde ortaya çıktı . Yine dünyada yüzbinlerce savaş varken bir gün bir ses duyuldu , çığlığa benzeyen bu sesin ne olduğunu kimse anlayamamıştı . Ve daha sonrasında yer yarılmaya bu savaşlara sebeb veren herkezi kendi içine çekmeye başladı , insanlar bu önü durdurulamaz felaketten kurtulmak için etrafa kaçışmaya başladılar ama tanrının kendisini dinlemeyenlere hazırladığı bu felaket durdurulamazdı kimse bu felaketin çözümünü bulamazdı yüksek güçte bir hortum bulduğu her şeyi kendi etrafında döndürüyordu bazıları hortumdan bazılarıda yerin yarılmasından kayboluyor yada hayatlarını kaybediyorlardı , bu felaketten kaçanlar yollarında onlara doğru şiddetli bir biçimde gelen sellerle karşılaşıyor ve sele kapılıyorlardı bu sadece burada biticek bir hesaplaşma değildi elbet devamı gelicekti. Tanrı söylemişti ben olmadan kimse olmaz hiçbir canlı ayakta duramaz demişti ama kendine çok güvenenen insanlar kuralları çiğnemeye başlamışlardı . yaşanan yıkım sürmeye devam ederken , tanrı ruhları büyücülerin elinden çıkarttırıp kendi yanına çağırdı . Ve ruhlara kendi hükmüyle verdiği güçleri birbir aldı ve ruhları topraktaki 4 ölüye çevirdi . Bunun üzerine tanrı tekrar emretti . Ruhların kudretinden , Güneşin yakıcılığından , yıldızların ışığından ve toprağın mükemmelliğinden 4 taş ortaya çıksın , ben onlara güç veriyorum , onları sadece kendi emrim üzerine ayakta tutacak emirler veriyorum onlarda kendi koruyucularını güçlendirip , ayakta tutsunlar . Ve ortaya ruhların kudretinden , güneşin yakıcılığından , yıldızların ışığından , toprağın mükemmelliğinden . 4 taş çıktı herbiri kendi gücünün rengine büründü . ve savaşlar bitti yıkımlar durdu hastalıklar son buldu taşlarda tanrının emri üzerine belirli yerlere koyuldular . Ve herkez tanrının gücünü gördü , ama ne fayda tanrıyı dinlemeyenler onun sözlerine kulak asmayanlar halen vardı , halen dünyada haksızlığı sürdürenler vardı , bunun üzerine tanrı yeni 4 kainat koruyucusu seçti onlar atık kainat koruyucularıydı , ama tanrının seçtiği 4 kainat koruyucusu 20. yüzyılın neslindendi arada 4 yüzyıl vardı yinede bu hiçbirşeye engel değildi , her şey olması gerektiği gibi ilerleyecekti gidicekler gidicek , kalanlar kalacaktı . Ve hikayenin sonu bir şekilde biticekti ya mutlu ya mutsuz sonunda her türlü kazananlar olucaktı ve elbet kaybedenler . 4 YÜZYIL SONRA ..... 20. YÜZYIL ........ O gün bir kız çocuğu doğdu herkezten herşeyden farklı bir kız çocuğu o bir dirilişti bir ölümdü , o bir yaşam bir sebebiydi . o herşeydi , tek kelimeyle herşeydi . Güzelliği dillere destandı koyu kahve gözleri , minik dudakları beyaz teni . insanı kendine hayran bırakırdı . Adı ALFA NİDA idi , biricik Nida daha 1 aylıkken annesiz babasız kalmıştı hayat herkeze aynı şekilde davranmıyordu , herkezin hayatı aynı güzellikte olmuyordu . Ama o herşeye rağmen kendi ayakları üzerinde durmayı bilicekti , çünkü o adı gibi tam bir liderdi **ALFA** Ben Alfa kimsesiz Alfa . Doğduğumdan 1 ay sonra annem bir zehirlenme sonucu hayatını kaybetmiş babamda bu acıya , üzüntüye dayanamayıp canına kıymış . Birde ikiz kardeşim var hayatımda hiç görmediğim ikiz kardeşim hiç tanımadığım , yüzünü bile görmediğim ikiz kardeşim , hal böyle olunca bizi bir yetimhaneye vermişler istanbulun önde gelen saygın bir ailenin yetimhanesine , bir kaç ay orda kalmışız sonra ikiz kardeşime talip çıkmış , dediklerine göre zengin bir aile , gelip almışlar . ben orda kalmaya devam etmişim . bir kaç ay daha beklemişim sonra hastalanmışım , baya kötü durumlar geçirmişim , böyle oluncada yetim almaya gelenlerin hepsi arkasına bakmadan gitmişler , kısacası beni istemememişler ,, hatta umursamışlar desek daha iyi , bu çocuk hastalıklı biz bunu besleyemeyiz demişler sonrada bir bir taliplerim kaybolmuş . hayatım böyle sürüp gitmiş ben 2 yaşıma gelip yavaş yavaş konuşmayı söktüğümde biricik bakıcım selda teyze bu kız zekidir diyip bana daha ben 2 yaşımdayken türkçeyle birlikte ingilizce öğretmeye başladı tabi 3 yılda hallettim ben ingilizceyi , daha 5 yaşındayken tıkır tıkır ingilizce konuşuyordum .Sonrada hayatında hiç çocuğu olmadığı için beni evladı gibi büyüten Selda teyzem bu kız daha fazlasını öğrenir diye bana 5 yaşımda almanca ve fransızca öğretmeye başladı , hayatım dilleri öğrenmekle geçen bir kızdım tabi ben dillere hayrandım onları öğrenmek bana mutluluk veriyordu . Taa 5 yılda iki dili yavaş yavaş hallettim sonrada bu dillerin uzmanı oldum , tabi bu zamanlarda başka dertlerlede savaşıyordum .ben 10 yaşımdayken küçüklükten kalma hastalıklarım daha ağırlaşmış artık ameliyat durumuna gelmiştim , tabi ameliyatlarım yüklü miktarda para gerektiriyordu , eee kanser hastaları için ameliyat o kadar kolay değildi . Evet ben bir kanser hastasıydım ağır durumda olan bir kanser hastası , para yok pul yok ve daha 10 yaşındaydım o zamanlarda . Sonra bir gün ben camdan dışarıyı izlerken,ve yine ne düşündüğümü bilmediğim bir günde , yetimhanemizin geniş avlsuna 4,5 araç giriş yaptı ben de pek yaşanmayan bir durum olduğu için meraklı meraklı bu araçlara bakınırken , bi anda odanın kapısı hızla açıldı . Refleks olarak arkamı döndüğümde biricik Selda Teyzem ,gözlerimin içine içine bakıyordu , Ne olduğunu anlamamış tavırlarla ona baktığımda muzip bir şekilde gülümseyerek şunları söyledi . Ah benim biricik kızım , sonunda dileğine kavuştun artık bir ailen var . Hemde meşhur ALACA ailesi . sonunda be güzel kızım sonunda bir aleye sahip oldun , seni almaya geldiler . Hadi üstünü başını düzeltde aşağıya in seni bekliyor olucam . Ve kapıyı kapatıp gitti sanki hiçbirşey olmamış gibi odayı sevinçle birazda dolu gözlerle terk etti bende herzamanki gibi arkasından bakıyordum , ne yapacağımı bimiyordum , nasıl davranacağımı nasıl hareket edeceğimi onların karşısına çıktığımda nasıl tepkiler vereceğimi hiç bilmiyordum . Çünkü ilk kez bir aile beni bu hastalıklı halimle kabul etmişdi . ilk kez bana kol kanat geleceklerini belirtmişlerdi .ve bu aile fazlasıyla büyük bir aileydi ben herzaman duyardım Selda teyzeden , o hep bana ALACA ailesini över , ne kadar iyi olduklarını ve ne kadar mükemmel bir aile olduklarını söyler dururdu ayrıca Alaca ailesi türkiyenin önde gelen dindar ailelerindendi tabi her zaman farklarını ortaya koyuyorlardı bu dindar ailenin içerisinde hem tesettürlüler vardı aile her zaman kadınlarının yada kızlarının fikirlerine kararlarına saygı duyuyor ona göre hareket ediyorlardı bir zaman sonra bende bu aileden olmak istediğimi anladım , geceleri kendimi Alaca ailesinin bir ferdi gibi hayal eder , kendi kendime gülümseyip dururdum . Ve şimdide Alaca ailesi 4 5 araçla hasta yetim kızlarını alma ya geldiklerini görüyordum . Ne yapacağımı bilmeden zaten hep düzenli ve temiz olan elbisemi 1 kaç el hareketiyle kendimce düzeltip odadan çıktım merdivenleri inerken titriyordum buda hem heyecandan hem doğuştan gelen bir durumdu . Titreye titreye indiğim merdivenin sonunda , karşımda kocaman bir ALACA ailesi duruyordu , mükemmel ALACA ailesi ve koca kalalabalığın ortasından farkettiğim genç bir hanımın elini tutmuş benim yaşlarımda duran ama benden daha kısa olan bir kız çocuğu farkettim , çok güzeldi kumral saçları beyaz teni yaşına rağmen dikkat çeken kırmızı dudakları vardı ,o gerçekten güzel bir kızdı . İşte ben o gün evlatlık alındım sayısını bile doğru düzgün bilmediğim araçlarla büyük bir konağa giriş yapmıştık , arabadan indiğimde gördüğüm birçok yeni yüzle mutlulukla karşılandım , ilk kez bir ailem varmış gibi hissetmiştim , benim ilk kez elimi tutan bana sarılan beni her sabah güler yüzle uyandıran kocaman bir ailem vardı , her boş kaldıklarında koşarak yanıma gelen dayılarım , aşko kuşko teyzelerim ve hiç bir zaman kız tarafının peşinden koşmaktan usanmayan bir tanecik amcalarım , dünya tatlısı kuzenlerim . Yakışıklı olgun babam , dünyalar güzeli annem ve son olarak aynı yaşta olsak dahi minik prensesim diyerek sevdiğim kız kardeşim . Ne zamana kadar sürer bilmiyorum ama ben çok mutluyum yinede her şeye rağmen sınırımı aşmamaya yeri geldiğinde susup yeri geldiğinde konuşmayı bilmeye çok ısrarcı olmayıp , herzaman edepli ve sakin bir kız olabilmek için çok çabaladım . HAYAT ALACA 🎀 01/01/1999 O gün yılbaşı gecesiydi , bu geceyi her zamanki gibi normal bir gün edasıyla geçiricektik . Hepimiz dışarı çıkmış yıldızları seyrediyorken Asi 'min güzel ablası Asmina gönlünü kaptırdığı Aras Alaca ile bahçede geziniyorlardı , Asmina uzun zaman önce Aras a gönlünü kaptırmış ama utancın dan bir türlü söyleyemiyordu , bende kızımın doğumundan beri istediğim bu ilişkinin olması için duruma el atıp güzel kızımın duygularını belli ettirmeden Aras a söyledim , oda çok mutlu olmuştu tabi sonuçta ilk aşık olan benim kızım değildi , Aras çocukluktan beri kızımdan hoşlanıyor , bu duygularını içine hapsetmiş şekilde yaşamaya devam ediyordu şimdi onların önünde hiç bir engel kalmadığı için çok abartmadan , çokta belli etmeden masumca ilişkilerini sürdürüyorlardı . Biz iyice konuşmaya dalmış kendimizi tutamayıp gülerken hemen arkamızdan bir silah sesi duyuldu , sanki tüm sesler susmuş dünya durmuş gibiydi , hızla ve endişeyle arkamı döndüğümde , Asminamı kanlar içinde yerde gördüm , ne olmuştu şimdi benim kızıma , neden yerde kanlar içindeydi , neden herkez oraya koşuşturuyordu ve neden Aras gözyaşlarına boğulmuştu . Yavaş adımlarla oraya gittiğimde , yavaşça yere diz çöktüm bir tanecik kızım , prensesim göğsünden vurulmuş kanlar içinde yerde yatıyordu , yavaşca başını kaldırıp kendi dizlerimin üzerine koydum ve onun o güzel kahve saçlarını okşamaya başladım , artık kendime hakim olamayıp feryad ede ede ağlıyordum . Herkez etrafta koşturuyor ben ise kızım o soğuk gecede üşümesin diye üstümden çıkardıklarımı üstüne örtmeye başlamıştım , işte ben o gün canımdan can verdim , yılbaşı diye içip içip sonrada sokağın ortasında kavga çıkartan bir adamın silahından çıkan kurşun benim güzel kızımı hayattan koparmıştı . Ben o gece defalarca öldüm , ve defalarca dirildim . Kızımın güzel bedenini ben yıkamıştım . Bir gün sonra cenaze törenini yaptılar Asminanın , toprağa gömdüler benim kızımı ve ben bi daha hiç göremedim bebeğimi . Daha sonrasında biz istanbulun büyük bir yalısına taşındık , geçmişteki o sakakları görmek , oralardan geçmek , her gün biricik kızımın odasının önünden geçmek ve en önemlisi , ölen meleğimin kanının aktığı bahçeyi görmek bana her gün eziyetmiş gibi geliyordu ve ben bu yaşananları kaldıramayınca 3 yıl piskologda tedavi gördüm , o sırada Aras ortadan kaybolmuş ALACA ailesine 5 yıl uğramamıştı . Hiç birimiz nerede olduğunu bilmiyorduk . 5 yıl sonra bir gece evin kapısı çalındı , dışarı çıktığımızda karşımızda değişmiş , eskisi gibi olmayan bir Aras vardı , bir Aras Alaca . İşte hayatımız böyle devam ederken küçük kızım Asi 13 yaşına geldiğinde , o gün yetimhaneye gitmeye karar verdim saygın bir aile dostumuzun yetimhanesine , aslında hiç bir sebeb yoktu ortada , o gün gitmek istemiştim sadece . Yetimhaneye girdiğimde , etrafa bakınmaya başladım aslında çok olağan bir şey yoktu ortada , ben üst katlara çıkıp gezinirken aniden bir kız çocuğu çıktı karşıma 13 yaşlarında ama boyu hafif uzun bir kız çocuğu yüzü yerdeydi görememiştim yüzünü . Ve o anki merakla Bana yüzünü göster ,,, dedim, kız çocuğu hiç beklemeye vermeden kaldırdı kafasını . Aman allahım tıpkı öldürülen kızım Asmina gibiydi , tıpkı onun gibi durmuş bana bakıyordu , güzel kızım gibi uzun gür tek farkla biraz koyu renkte saçları , güzel kedi gözleri , minik dolgun dudakları , uzun boyu ile adeta karşımda Asminam duruyordu ne yapacağımı bilmeden direk kollarım arasına alıp hüngür hüngür ağlamaya başlamıştım kız çocuğuda tepkisizce kollarımın arasın da durmuştu . Ve sonra konuşmaya başladı Ben kanser hastasıyım sizede bulaştırırım sonra , hem benim kanserim 3. derece valla kurtuluşda olmaz yanlış anlamayın beni sizin iyiliğinizi düşünüyorum . İpek gibi narin ve pürüssüzce konuşan bu kız çocuğu demek ki bu yaşında kanser hastasıydı Allah her kulunun önüne ağır imtihanlar , koyar demekki bu kız çocuğunun da imtihanı buymuş . Merak ettiğimden bir soru yönelttim -Peki senin ismin ne güzel kız ? -Selda teyzemin dediğine göre ailem ismimi Nida koymuş , ama o pek öyle demez -Peki neder sana Selda teyzen -Bana her gün bir isim takar bazen melek der bazen prenses bazende güzellik gibi kavramlar kullanır , ayrıca en çokda fransızca lakaplar takar bana , ama bem alıştım bu duruma neredeyse 13 yıldır , Selda teyzemleyim . O gün yüzümde güzel bir gülümsemeyle gitmiştim eve , her şeyi teker teker aileye anlattım ve güzel Nidayı ne kadar sevdiğimi ona içimin ne kadar ısındığını ve en çok da Asminama ne kadar benzediğini anlattım . Konuyu hiç umursamayan Aras son cümlemi duyduğunda yavaşça kafasını kaldırıp bakmaya başladı . O çok güzel dedim o kız bir melek gibi bide hasta , kanser hastası tahminime göre 13 yaşlarında olmalıydı diyerek cümlemi tamamladım ve sonunda herkezi bu duruma ikna etmiştim . Bir kaç gün sonra Nida yı kendi soismimize almıştık ve büyük gün geldiğinde küçük kızımızı almaya gittik . O gün beyazlar içindeki Nida yı gördüğümde Asmina nın kefenlendiği gece yi hatırladım istemedende olsa gözlerim dolmaya başkadı bunu fark eden eşim görkemli Yavuz Alaca , beni kendi kollarının arasına aldı . O gün Nida yı eve getirmiştik . Ve o artık benim kızımdı Nida ya tutumlarından davranışlarından ve bir çok kızdan farklı oluşundan Alfa ismini verdim , o tam bir Alfaydı , isminin hakkını veriyordu . ALFA NİDA ALACA o artık benim kızımdı , benim yavrumdu , benim bir tanem benim soismimdendi . 〰️Ama bir şey vardı onda, farklı bir şey , çok farklı bir şey .〰️ ALFA NİĞDA ALACA

ASİ MİNA ALACA
