O kanlı baskının ve odadaki o geri dönülmez gecenin üzerinden iki hafta geçmişti. Vance, kızı tamamen sahiplenmişti ama yeraltı dünyasındaki tahtını korumak için acımasız bir hamle yapmak zorundaydı. Rakip çetelerle sulh sağlamak adına, Hexis’in en güçlü silah kaçakçılarından biri olan kibirli ve tehlikeli bir kadınla, o Gece Kulübü'ndeki özel locada bir araya gelmişti. Kadın, Vance’e fazla yakın duruyor, elindeki içki kadehini adamın göğsüne doğru uzatırken göz süzüyordu. Vance ise tamamen iş odaklı, soğuk maskesini takınmıştı ama bilmediği bir şey vardı: Güzel kız, kulübün loş ışıkları altındaki kalabalığın arasında, bir gölge gibi onları izliyordu.
Kız, locadaki o kadının Vance’in omzuna dokunduğunu gördüğü an, damarlarındaki kanın saf bir zehre dönüştüğünü hissetti. Vance sadece onundu; onun elleriyle büyütülmüş, onun dokunuşuyla uyanmıştı ve bir başkasının o karanlık adama yaklaşma fikri bile zihnindeki tüm sigortaları attırmaya yetti. Dudaklarında o deli ve kıskanç gülümseme belirdi; Vance ona "buralarda görünme" demişti ama kız, uslu bir çocuk gibi köşede beklemeye niyetli değildi. Elindeki çakmağı ateşleyip kulübün arkasındaki ana elektrik panosuna doğru yürürken, içindeki o yakıcı kıskançlık kulüple birlikte tüm şehri ateşe vermeye hazırdı.
Büyük bir patlama sesiyle kulübün tüm ışıkları söndüğünde ve dumanlar etrafı sardığında, içeride devasa bir kaos baş gösterdi. İnsanlar çığlık çığlığa dışarı kaçışırken, Vance yanındaki kadını umursamadan belindeki silahı çekip karanlığın içinde tek bir ismi haykırdı. O esnada kulübün acil durum yeşil neon ışıkları devreye girdi ve Vance, dumanların arasında duran o tanıdık silüeti gördü. Kız, elindeki boş kimyasal tüpü yere fırlatmış, zafer kazanmış bir kraliçe gibi doğrudan Vance’e bakıyordu; yüzündeki o büyüleyici ama tehlikeli ifade, bu yangının tek sebebinin kendisi olduğunu haykırıyordu.
Vance, adamlarının kalabalığı dağıtmasını beklemeden öfkeyle ileri atıldı, kızın bileğini kavrayıp onu kulübün arka çıkışındaki dar ve loş sokağa fırlatırcasına çıkardı. Sırtı soğuk tuğla duvara çarpan kız, acıyla inlemek yerine Vance’in gözlerinin içine bakarak arsızca gülümsedi. Vance ise öfkeden kudurmuş gibiydi, parmakları kızın narin bileğini ezecekmiş gibi sıkıyordu. "Ne yaptığını sanıyorsun sen?!" diye kükredi Vance, sesi sokağın yankısıyla büyürken. "Koskoca bir mekânı havaya uçurdun! İşlerimi, anlaşmalarımı mahvettin!"
Kız, bileğindeki acıyı zerre umursamadan serbest kalan diğer eliyle Vance’in yakasına yapıştı ve onu kendine doğru sertçe çekti. "O kadının sana dokunmasına izin verdin," diye tısladı, gözlerinden adeta kıvılcımlar saçılıyordu; o an dünyanın en güzel ve en tehlikeli canavarına dönüşmüştü. "Beni o odaya kapatıp dışarıda başka kadınlarla oyun oynayamazsın, Vance. Eğer benden başka birine bakarsan, bu şehri de, senin o meşhur tahtını da kendi ellerimle yakarım. Duydun mu beni? Sen sadece benimsin."
Vance, kızın bu vahşi ve hastalıklı kıskançlığı karşısında nutku tutulmuş bir halde kalakaldı; öfkesi, yerini derin bir şehvete ve hayranlığa bırakıyordu. Bu kız tam bir deliydi ama Vance’i dünyada hiçbir şeyin tatmin edemeyeceği kadar büyüleyen tek şey de bu deliliğin ta kendisiydi. Bileğindeki baskıyı hafifletip elini kızın beline doladı, onu duvara daha da sert sabitleyerek dudaklarına yaklaştı. "Zaten seninleyken başka bir kadına bakabileceğimi mi sanıyorsun, küçük şeytan?" diye fısıldadı ve sokağın o izbe karanlığında, duman kokulu dudaklarını kızın dudaklarıyla sertçe buluşturdu; bu kıskançlık savaşı, aralarındaki bağı daha da kopmaz kılmıştı.