İçeriğe geç

Kafesteki kıvılcım

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Kafesteki kıvılcım

Bölüm 2

🖤 BÖLÜM 2: Shimmer ve Barut Kokusu

Hangar baskınının üzerinden kırk sekiz saat geçmişti ama Hexis’in o karanlık, nemli sokaklarındaki dedikodular bıçak gibi keskindi. Vance’in, küçük bir dâhiyi kurtarmak için koskoca bir hangarı havaya uçurduğu ve kendi kurallarını çiğnediği fısıltı kırıntıları halinde yeraltı dünyasına yayılıyordu. Vance ise malikanesindeki büyük çalışma masasının başında, önündeki Shimmer tüplerinin yeşil parıltısına bakarken hayatında ilk kez kontrolü kaybetmenin eşiğinde olduğunu biliyordu. Nix onun yanına aldığı bir çocuk, korumakla yükümlü olduğu bir emanetti; ancak şimdi, masasının üzerindeki o zehirli sıvının zihni uyuşturması gibi, Nix’in varlığı da tüm mantığını ele geçiriyordu.

Nix ise malikanenin bodrum katındaki atölyesinde, zaferinin tadını çıkararak yepyeni bir patlayıcı formülü üzerinde çalışıyordu. Laboratuvarın loş ışığında mavi saçları neredeyse mor bir renk alıyor, dudaklarındaki o deli tebessüm hiç eksik olmuyordu. Vance’in o gece onu kurtarırken gözlerinde gördüğü o saf, katıksız korku, Nix için dünyadaki en büyük ödüldü; adamın ona olan saplantısını kendi elleriyle beslemiş, onu koruyucu zırhından soyundurmuştu. Elindeki kimyasal tüpü sarsarak güldü; Vance her ne kadar aralarına duvarlar örmeye çalışırsa çalışsın, Nix o duvarları yıkacak doğru fitili çoktan bulmuştu.

Gecenin ilerleyen saatlerinde, malikanenin koridorları ölüm sessizliğine bürünmüşken Nix elinde yarım kalmış bir Shimmer şişesiyle Vance’in odasının kapısına dayandı. Kapıyı çalma gereği bile duymadan içeri süzüldüğünde, Vance’i pencerenin kenarında, şehrin kasvetli sisini izlerken buldu. Üzerindeki ağır palto yoktu, sadece siyah gömleğinin kolları dirseklerine kadar katlanmıştı ve boynundaki yara izleri neon ışığında daha da belirgindi. Nix, adımlarını bir kedi gibi sessizce atarak ona doğru yürüdü ve sırtı ona dönük olan adama yaklaşırken aralarındaki o bitmek bilmeyen tehlikeli çekim odayı anında kapladı.

Vance, arkasını dönmeden de gelenin kim olduğunu hissetmişti; çünkü teni, Nix’in etrafındaki o barut ve nane kokusuna artık neredeyse bağımlı hale gelmişti. "Odanda olman gerekiyordu, Nix," dedi, sesi her zamankinden daha pürüzlü, adeta acı çeker gibi derinden geliyordu. Nix ise durmadı, Vance’in tam arkasına geçerek elindeki Shimmer şişesini masaya bıraktı ve cesur parmaklarını adamın geniş, gergin omuzlarına yerleştirdi. Vance’in kasları bu dokunuşla bir yay gibi gerilirken, Nix onun ensesine doğru fısıldadı: "Bana ceza verdiğini sanmıştın vasi, ama o hangarda beni kurtarırken asıl cezayı kendine verdin."

Bu sözler, Vance’in sabrını taşıran son damla oldu; adam aniden arkasına dönerek Nix’i belinden kavradı ve onu arkasındaki çalışma masasına sertçe bastırdı. Masanın üzerindeki Shimmer tüpleri gürültüyle etrafa saçılırken, Vance’in sibernetik gözü öfkeden ve bastırılmış tutkudan dolayı kıpkırmızı parlıyordu. "Sınırlarını çok zorluyorsun," diye tısladı Vance, yüzü kızın yüzüne o kadar yakındı ki nefesleri birbirine karışıyordu. "Seni ben büyüttüm Nix, seni ben yarattım; benden ne istediğini sanıyorsun?" Nix ise adamın göğsünü sıkan ellerine inat, gözlerini onun gözlerine dikti ve "Beni senin yaratmış olman, Vance..." diye mırıldandı, "Sadece senin yok edebileceğin anlamına gelir."

Vance, kızın meydan okuyan bu sözleri karşısında ilk kez tamamen teslim oldu; aralarındaki o sahte, koruyucu üvey baba maskesi rıhtımdaki gibi sadece çatlamakla kalmadı, un ufak oldu. Büyük, nasırlı eliyle Nix’in boynunu kavrayıp onu kendine doğru çekerken, içindeki o karanlık, hükmedici adam serbest kalmıştı. Dudakları arasındaki mesafe kapanmak üzereyken, bu dokunuş bir şefkat değil, Hexis’i yakacak bir dark-romance yangınının ilk kıvılcımıydı. İkisi de bu geceden sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını ve bu günahın onları yeraltının en derin karanlığına sürükleyeceğini çok iyi biliyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.