İçeriğe geç

Kafesteki Çiçekler

Bölüm 1 · 11 dk okuma

Kafesteki Çiçekler

Bölüm 1

190621

Tarih atmak ister misin trong>



İyi okumalar.




"Kerem o sucuk benim haberin olsun. Sakın dokunma bak ben çay alıp geliyorum tamam mı," dedim kardeşime. Ne kadar uyarsamda o sucuğu yiyeceğini biliyordum. Belki yemezdi ha? Umarım.




Elimde tepsi ile mutfağa gittim ve iki bardak çay koydum. Hâlâ kaynamakta olan demliğin altını söndürüp tepsiyi balkona, kahvaltı masasın götürdüm.




Al işte! Yemişti sucuğumu! "Ya ama Kerem neden yedin şimdi bunu? Sana güvenmiştim," dedim sitem ederek. Kerem ağzı doluyken "Banane yeseydin. Hem sucuk kıtlığı mı var yine kızartın yersin," dedi. Off, sucuk için kavga etmeyecektim.




"Herneyse, annemden haber aldın mı? Bugün geliyor mu yoksa mesaiye mi kalıyor?" Kerem çayından bir yudum aldı ve "Yine mesaiye kalacakmış. Bu aralar iş yeri çok yoğunmuş yani anlayacağın yine başbaşa kaldık abla," dedi somurtarak. Annem için üzülüyordum. Babam bizi bıraktıktan sonra bize hem baba hem ana olmuştu. İş yeri çok yoğundu ve ben hakkını almadığını savunuyordum. Çalışanlar adaletsiz bir şekilde mesaiye kalıyor ve maaşları asla değişmiyor. Acaba neden kimse isyan etmiyordu?




Ağzıma bir peynir attıktan sonra gözüm duvarda asılı olan saate kaydı. Aman Allah'ım hayır! Geç kalacağım!




Hızla ayağa kalkıp odama koştum. Üstüme rahat şeyler giydim ve çantamı hazırlamaya koyuldum. Arkadaşlarım ile ders çalışmak için buluşacaktık ve bu benim aklımdan çıkmıştı. Çantamı alıp içine test kitaplarımı, kalemliğimi birkaç ıvır zıvırı ve kütüphaneye iade etmem gereken kitabı aldım.




Ah, şu kitap. Kraliyet Kalpleri. Çerezlik, sıradan bir tarihi aşk romanı gibi. Prenses ve birkaç prens arasında yaşanan olayları anlatıyor. Prenses ise en sonunda birisini seçip onunla evleniyor ve sonsuza kadar mutlu yaşıyorlar. Fakat beni bu kitaba bağlayan şey ise bir yan karakter.




Benjamin, Kahya Benjamin. Prensesin üvey kardeşi klasik kötü rolde olan Violet adlı kızın kahyası. Violet, senden nefret ediyorum kızım!




Benjamin, Violet tarafından neredeyse açlıktan ölmek üzereyken bulunuyor. İlk bakışta Violet iyi biri gibi görünüyor ama daha sonra olaylar başlıyor. Benjamin'e ilk hakaret etmeye başlıyor. Bu daha sonra şiddete ondan sonra işkenceye dönüyor. Fakat Benjamin bir şey yapmıyor. Oysa Violet'ten çok daha güçlü. Violet'e karşı derin bir minnet duyuyor onu sokaktan kurtarıp doyurduğu için. Bu gerçekten saçma! Birisi sana bir iyilik yaptı diye ona sonsuza kadar minnet duyamazsız. Aptal Benjamin, kadın sana işkence ediyor!




Benjamin ise beklendiği gibi işkencelere dayanamayıp ölüyor. Violet üvey kardeşinin kocası Prens Neil tarafından idam ettiriliyor. Prenses için iyi bir son ama yan karakterler için trajik bir son. Keşke değiştirebileceğim şeyler olsaydı. Benjamin'e döktüğüm göz yaşları bir işe yarasaydı.




Kafamı sallayıp bu düşüncelerden kurtuldum ve dış kapıya yöneldim. "Kerem ben çıkıyorum, sen toplarsın evi," diye bağırdım ve cevap beklemeden ayakkabılarımı giyip evden çıktım.




Eğer otobüse zamanında yetişemezsem koşmak zorunda kalacaktım. Tanrım, lanet olsun! Ah aptal kafam nasıl unuttum ben bunu? Hayıflanmayı bırakıp durağa koştum. Off, otobüsü kaçırmıştım.




Sinirle ayağımı yere vurdum. Derin bir nefes aldım ve koşmaya başladım. Kulaklarım uğulduyordu ve gözlerim yanmaya başlamıştı. Karşıya geçmek için yaya geçidinin orada durdum. Sol, sağ, sol.




Sarhoş sürücülere karşın tekrar sağına bak Lavin.




Yola atladım. Birkaç adım sonra takılıp yere düştüm. Etrafa baktım. Başım dönüyor. Gözlerim yanıyor. Hayır, hayır olamaz! Bir araba hızla buraya geliyor. Ben Lavin Kılıç. Bugün aptallığım yüzünden öleceğim. Hareket edemiyorum. Ben neden hareket edemiyorum?




Karanlık.




_____




"Hanımım, hanımım lütfen yalvarırım uyanın. Tanrım lütfen dualarımı kabul et, hanımım..."




Gözlerimi açtım. Işık, gözlerim yanıyor. Kafamı yana çevirdim. Hâlâ bulanık görüyordum fakat birisi yanımda oturuyor ve elimi tutuyordu. Kerem?




"Hanımım! Uyandınız! Şükürler olsun, Tanrı beni duydu. Doktor, doktor bey buraya gelin lütfen hanımın uyandı! Violet uyandı!" dedi ses. Neler oluyor?




Elimi güçsüzce kaldırdım ve gözlerimi ovdum. Daha net görüyordum. Tavana baktım. Pekâlâ, burası benim tavanın değildi ya da hastane değildi. Sanat müzesinde falan mıydım ben? Bir dakika bana ne olmuştu? Araba. Doğru ya bana bir araba çarptı. Bekle, ben öldüm mü? Sanırım cehennem değil burası. Umarım.




Neler düşünüyorsun aptal!




Hanımım mı? Yanımdaki adama baktım. Bu kim yahu? Siyah, düz ve neredeyse omuzlarına inen saçları vardı. Suratı, suratı gerçekten hoştu. Gözleri sarı mıydı? Ayol kim bu yakışıklı haha




Yattığım yerde doğrulmaya çalıştım ama bir el buna engel oldu. Siyah saçlı adam omuzlarından tutup "Hanımım dinlenmeniz gerek, doktor muayenesini bitirdikten sonra size çay getireceğim," dedi. Ben galiba cidden öldüm.




Doktor beni muayene etti ve en son eliyle nabzımı kontrol etti. "Nabzı dakikada 59. Bu iyiye işaret, Violet hanım yakında iyileşecek. İstirahat etmesi yeterli. Benjamin, lütfen hanımına dikkat et," dedi ve eşyalarını toplayıp odadan çıktı.




Bir dakika ne? Benjamin ve Violet mi? Ne? Hayır.




Tanrı aşkına neler oluyor? Komadayım ve rüya mı görüyorum?




Hayır bunu kabul etmiyorum. Ben öldüm ve kitabın içine falan mı girdim yoksa simülasyon falan mı bu? Ahh, espri yapmayı bırakmalıyım. Ben komadayım. Ya da rüya görüyorum?




Yanımdaki adama baktım. Suratını elime gömmüş sessizce ağlıyordu. Benjamin, huh? Dudaklarımı araladım. "Beni biraz yalnız bırakabilir misin?" dedim zorlukla.




Benjamin kafasını kaldırıp bana baktı. Gözleri şişmişti ve çok şaşkın görünüyordu. Toparlandı ve ayağa kalktı. "Hanımım bir haftadır uyuyorsunuz. O gün kan kustuktan sonra yataklara düştünüz ve daha yeni uyandınız. Sizi yalnız bırakamam," dedi. Kan mı? Bir hafta mı? Violet ne yaşadın kuzum sen?




"O zaman bana bir çay getir ama olabildiğince yavaş yap," dedim. Benjamin dudaklarını büzüp kafasını salladı ve odada çıktı. Tamam şimdi akıl sağlığımı kaybetmeden şu an ne yaşadığıma dair bi' düşünmeliyim.




_____




"Hanımım lütfen zorluk çıkarmayın yıkanmanız lazım," dedi Benjamin. Tanrım! Kendim yıkanabilirim. "Benjamin lütfen bırak beni en azından hizmetçiler gelip yıkasınlar. Beni öyle görmeni istemiyorum," dedim. Benjamin kaşlarını çattı. "Hanımım hafızanızda bir sorun olduğunu sanmıyorum ama ben sizi defalarca yıkadım ve biliyorsunuz hizmetçiler sizden korktuğu için hiçbiri gelip size yardım etmiyor," dedi.




Ellerimi havaya kaldırdım. "Sadece küveti doldur ve çık." Benjamin pes edercesine bana baktı. Uyanmamın üzerinden 1,5 hafta geçmişti. İlk günlerim kabus gibiydi. Eve dönmek istiyordum ama bu imkansızdı çünkü ölmüştüm. Ya da öldüğümü sanıyorum. Emin değilim.




Sürekli isyan ettim ve ağladım ama elime bir şey geçmeyince buraya uyum sağlamaya başladım.




Temel olarak bir romanın içindeyim ve bir yan karakterim. Babam olan kral bir cariye ile birlikte oluyor ve ben doğuyorum. Üvey kız kardeşim Rosa kadar değerli olmadığım için çok değerli babacığım bana saraya epey bir uzak olan malikaneyi ayarlıyor ve orada yaşamaya başlıyorum. Kötü birisi olan Violet yüzünden hiçbir hizmetçi ona yaklaşmıyor. Violet ise bunun üzerine sokakta gördüğü yavru bir köpek gibi olan Benjamin'i himayesi altına alıyor.




Benjamin ve Violet ilk başta çok iyi geçinselerde Violet bir zaman sonra tüm sinirini Benjamin üzerinden çıkarıyor. Onu bir mahzene bağlayıp işkence ediyor. Şu an içinde bulunduğum duruma göre Violet ile Benjamin iyi geçiniyor. Pekâlâ, bunu kökten çözebilirim.




Benjamin asla acı çekmeyecek. Rosa ve prenslerin arasına girmeyecek ve idam edilmeyeceğim. Hayatının sonuna kadar sakin ve mutlu yaşayacağım. Bunlar benim yapmak istediğim şeyler. Sonuçta yan karakter olduğum için bunları yapabilmek çok zor olmaz. Yani umarım.




"Rosa'nın yerini al. Baş karakter sen olmalısın."




Sanırım buraya gelmemin sebebi dilekti. Bir şeyler dilerken daha dikkatli olmalıyım. Tanrım, lanet olsun! Ah, kim bilir şu an annem ve Kerem ne yapıyordur, beni unutmuşlar mıdır?




Saçmalama Lavin, ölüm öyle kolay unutulan bir şey değil.




Benjamin küveti doldurup içine biraz gül yağı ekledi. Dirseği ile ısısını kontrol etti ve bana baktı. Tanrım kahya olmak gerçekten zor. Dinlenmek nedir bilmiyor bu çocuk. "Teşekkür ederim, şimdi çıkabilirsin," dedim gülümseyerek. Benjamin gözlerini kaçırdı ve hafifçe gülümseyerek odadan çıktı. Yanağını sıkmak istiyordum ama bu muhtemelen garip olurdu.




Üstümdeki kat kat giysileri yavaşça çıkardım. Sıra korseye gelince hızla çözdüm. Ah, nefes alabiliyorum! Bu gibi ortaçağ elbiselerini filmlerde kitaplarda görmüştüm ama bu kadar zor giyilip çıkarılan şeyler olduğunu bilmiyordum. Neyse ki genelde malikanede olduğum için çok kat kat giyinmeme gerek olmuyordu. Şu an pembe koyunlu pijamalarım ile olmak için her şeyimi verirdim.




İç çamaşırlarımı da çıkardıktan sonra küvete oturdum. Sıcak ve rahat. Durumum hakkında düşünmeye başladım.




Benjamin ve Violet yan karakter olduğu için haklarında çok fazla bilgi yoktu. Prenses Rosa tipik saf tatlı kızdı. Böyle kızlar genelde aptal oluyor en nefret ettiğim karakter tipi kesinlikle. Fakat bu dünyada Rosa'nın aptal olduğunu sanmıyorum. Farklı bir açıdan bakacak olursam Rosa tam bir manipülatör.




Rosa ve Violet küçüklüğünden beri iyi anlaşamıyor. Violet, Rosa'yı kıskandığı için sürekli ona kötü davranıyor. Çayına böcek atıyor, elbisesini yırtıyor falan. Tabii bunlar çocukken yaptığı şeyler. Kral ise doğal olarak Rosa'yı daha çok seviyor sonuçta Kraliçenin çocuğu. Violet ise, o değersiz bir cariyenin kızı. Cariye Kraliçe tarafından öldürülüyor. Şöyle düşününce, annem öldürülmüş. Sürtük kraliçe.




"Tacını kafanla birlikte alacağım."




En azından eski Violet böyle düşünürdü fakat ben Benjamin'in ve benim mutlu olduğum, kraliyet ile işim kalmayacak olan bir hayat istiyorum.




Sanki biraz fazla hızlı adapte oldum buraya.




Eh belki, zenginim yahu! Kellemi Prens Neil'den kurtarırsam hiçbir sorunum kalmaz.




Vücudumu yıkayıp derim çok buruşmadan çıktım. Önceden de zaten hizmetçi gibi bir şeyim olmadığı için işlerimi kendim yapıyordum. Malikanenin hizmetçileri vardı ama sadece temizlik yemek gibi şeyler yapıyordu. Bir prenses olmama rağmen bana yardım edecek kişisel hizmetçim yoktu.




Pekâlâ, Violet gerçekten şerefsizlik yapmış olmalı. İlk iş hizmetçiler ile aramı düzeltmem lazım.




Önceden hazırlanmış olan kıyafetleri bir göz gezdirdim. Korseye bakınca yüzümü buruşturdum. Kendim bağlayamadığım için bunu Benjamin yapıyordu. Bu belki buralılar için normal olabilirdi ama benim için... Ugh




Korseyi es geçip kıyafetlerimi giydim. Gece mavisi, ipekten yapılma ince bir elbiseydi bu. Kolları kısa ve pofuduk, etek kısmı ise dökümlüydü. Hava cidden sıcaktı. İşimi bitirip odadan çıktım. Şaşırmadığım gibi Benjamin beni bekliyordu.




Benjamin, yavrum cidden Violet'i neden bu kadar çok seviyorsun anlamıyorum. Yavru bir köpecik gibi.




"Hanımım yemeğiniz hazır. Bugünün ana yemeği portakallı ringa balığı ve beluga havyarı. İçecek ise kızıl şerbet. Sevdiğiniz gibi," dedi.




O ne lan? Sucuktan havyara mı terfi ettim şimdi? Daha düne kadar sadece ilaçlı çorba ve basit yemekler ile besleniyordum.




"Teşekkür ederim Benjamin. Senden bir şey isteyeceğim. Malikanenin tüm hitmetçilerini toplayıp onlar içinde tabak hazırlar mısın? Bugün hepimiz birlikte yemek yiyelim diyorum," dedim. Eh, hizmetçileri yanıma çekmem lazım. Bir yerden başlamak gerek.




Benjamin şaşkınlıkla bana baktı. Dudaklarını balık gibi açıp kapattı ve başını sallayıp hızlı adımlarla yanımdan ayrıldı.




Tek kalınca koridora bir göz gezdirdim. Altın sarısı işlemeleri olan koyu yeşil uzun bir halı vardı. Duvarlar yanan gaz lambaları ile sarımtırak loş bir renkteydi. Aile büyüklerinin olduğunu tahmin ettiğim kişilerin tabloları vardı. Merdivenlere doğru ilerledikçe tablonun köşesinde yazan tarihte ilerliyordu. 878, 919, 944... Ve 961.




Kral, kraliçe, Rosa ve benim olduğum tablo. Sanırım 7-8 yaşlarında falanım. Rosa benden 1 yaş büyük. Kralın saçları simsiyah ve dik duruyor. Kısık gözleri ile bana bakıyor. Kraliçe ise ipek gibi görünen kahverengi saçları ile kibirli bir suratla bana bakıyor. Rosa'nın kocaman bir gülümsemesi var. Gözleri, onlar gerçekten güzel. Okyanusu andıran mavi gözlere sahip. Saçları kahverengi, annesine benziyor. Acaba şu an nasıl görünüyor? Violet ise, onun yüzü silik.




Ressam aceleye mi getirmiş yoksa tablo deforme mi olmuş bilmiyorum ama Violet'in suratı pek seçilmiyor. Gözleri ela, saçları ise kızıl. Tabloda ise gözleri belli olmuyor. Saçına pek uğraşılmamış. Orada duran bir biblodan daha detaysız. Unutulmuş.




Kafamı salladım. Merdivene gelmiştim çoktan. Trabzandan tutup yavaş adımlar ile aşağıya indim. Gürültülü bir fısıltı korosu hakimdi. Beni gören birkaç hizmetçi işaret verince herkes sustu. 10 tane hizmetçi vardı.




Son basamağa basınca hepsine gülümsedim. "İyi akşamlar hanımlar. Yemek davetimi kabul ettiğiniz için hepinize minnettarım. Lütfen, lütfen oturun yemekler soğumasın," dedim gür bir sesle.




Pekâlâ, hepsi şaşırmıştı. Bir hizmetçi hareketlenip sandalyeyi çekince hepsi teker teker oturmaya başladı. Benjamin gelip sandalyemi çekti ve oturmama yardım etti. Çaprazımdaki sandalyeye oturdu ve rahatsız bir şekilde etrafa göz gezdirdi.




İstirahat ettiğimden dolayı yemeğimi odamda yerdim. Şimdi ise yemek odasına gelmiştim ve hizmetçiler ile yemek yiyordum. Şaşırmaları normaldi.




Kadehimi elime aldım ve ayağa kalktım. Filmlerde gördüğüm gibi çatalla vurup dikkati üstüme çekmek istiyordum fakat zaten herkes bana bakıyordu.




En son ilk okulda şiir okurken herkes bana böyle bakmıştı.




"Sizi neden buraya çağırdığımı merak ediyorsunuzdur eminim. Öncelikle yemekler harika olmuş Jane. Bu işte kesinlikle müthişsin," dedim. Jane parmağı ile kendisini gösterdi ve şaşkınlıkla "Teşekkür ederim hanımım," diye mırıldandı. "Hanımlar biliyorsunuz neredeyse 3 haftadır hastaydım ve kendimde değildim. Bu süre içeresinde bir şeyler düşündüm. Benim için birkaç şey değişti. Hepinizden özür dilemek istiyorum. Bazen geçmiş ile ilgili anılarımı hatırlayamıyorum. Hatırladığım şeyler ise iyi değil. Ben, gerçekten özür dilerim umarım beni affedersiniz ve iyi anlaşırız," dedim. Özür dilemek benim için pek zor değildi sonuçta suçlu olan ben değil Violet'ti.




Hizmetçiler birbirleri ile fısıldaşmaya başladılar. Yerime oturdum. Benjamin bana bakıyordu. Ona bakıp gülümsedim. Jane "Hanımım, baş hizmetçi olarak herkesin adına konuşmak istiyorum," dedi. Ona izin verdim. "Özrünüzü kabul ediyoruz zira bizler sizin için çalışıyoruz. Umarım sağlığınız daha iyi olur fakat ben de dahil olmak üzere birkaç hizmetçi ortalamanın üstünde çalışıyor ve... ve biz daha fazla ücret istiyoruz. Umarım yanlış anlamazsınız," dedi.




Böyle bir şey diyeceğini tahmin ediyordum. Önceden Benjamin'den malikane gider gelirlerinin olduğu defteri istemiştim. Violet gerçekten çok boş harcamalar yapıyordu. Düzene girmem lazımdı çünkü kraliyetten ayrılacaktım.




"Tüm hizmetçilere zam yapıyorum. Benjamin sizi yönlendirir. Şimdi lütfen yemeklerimizi yiyelim," dedim. Masadan bir curcuna koptu. Herkes sevinçle teşekkür ediyor ve birbirleri ile konuşuyordu. Gülümsedim. Benjamin bana baktı. "Hanımım, sanki biraz değiştiniz tabii iyi anlamda," dedi. Benjamin'in elini sıktım. "Her şey değişti Benjamin," dedim.




_____




Selam, hikayemi umarım beğenirsiniz. Lütfen vote atmayı unutmayın ^^




Benjamin'i sevdiniz mi?




Eleştirmek istediğiniz bir şey varsa lütfen yazın >

İyi günler,

-solros

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.