Ertesi gün...
(Penelope'nin ağzından)
Gönderen: melindazurich @gmail.com
Alıcı: charissaeft @gmail.com
Konu:Gel
Nasıl olur da bana öyle şeyler dersin!?Bunu sana ödetece-
Ğim!Yarın saat 9'da Blumen Ormanı'nda buluşalım.
Charissa buna inanır mı bilmiyorum ama şansımı deneyeceğim.
(Yazarın ağzından)
Charissa bilgisayarından yazı yazarken ona bu e-posta geldi.
E-postayı açıp okudu ve Melinda'ya mesaj yazdı: "Benle kapışmak mı istiyorsun gerizekalı makarna beyinli!Buna nasıl cüret edersin!?" Mesajı attığı anda Melinda'dan mesaj geldi:
"Ne kapışması,neyden bahsediyorsun?" Charissa sinirliydi:
"Aptal mısın sen!?Bana attığın e-postayı kastediyorum. "Ne e-postası?Sana neden e-posta atayım?" "Gerizekalı bu..." diye düşündü Charissa.Partide olanlar dışında başka sebeplerden dolayı da kavga etmişlerdi: "Melinda kilo mu aldı?" haberi, hamilelik haberi,Melinda'nın Charissa'ya ettiği hakaretler...
"Yarın Blumen Ormanı'na geliyorum!" diye mesaj attı ve yazı yazmaya devam etti.Yaz bakalım Charissa...Son yazını yaz.
Ertesi gün...
Charissa,Melinda ile hiç konuşmamıştı.Melinda'da Charissa ile konuşmamıştı.Penelope akşamı iple çekiyordu.Albert da akşam olacakları merak ediyordu.
Akşam herkes evlerine dağıldı,Albert yanına ne olur ne olmaz diye yanına İsviçre çakısı almıştı.Saat 9'a yaklaşınca annesine Penelope'nin yanına gideceğini söyleyerek evden çıktı.
Penelope de annesine Albert'ın yanına gideceğini söyleyerek evden çıktı.Ormanın derinliklerine doğru gitti ve Blumen Gölü'nün kenarını kazarak pelerinini ve tırpanını çıkardı.Peru-
ğunu kenara fırlatıp Charissa'yı beklemeye başladı.
Charissa koşa koşa Penelope'nin olduğu tarafa gitti. "Nerede-
Sin MALinda!" diye olmayan Melinda'ya seslendi.Penelope,
Charissa arkasına dönükken ona yavaş yavaş yaklaştı...
(Penelope'nin ağzından)
Evet...Yaklaşıyordum...Tırpanımı doğru pozisyona getirdim ve iyice yaklaşınca geri sayıma başladım: 5...4...3...2...1... Charissa tam bana doğru dönerken tırpanı sırtından geçirdim ve FIŞIRRRT! Charissa yerdeydi...Albert saklandığı yerden çıktı ve birlikte Charissa'yı ayaklarından çekmeye başladık.Göle yaklaştığımız sırada birden boğazımda bir el hissettim. "BUNU NASIL YAPARSIN!" diye bağırdı biri.Anlaşılan biri görmüştü beni.Arkama döndüğümde Siren'i fark ettim.Hem ağlıyor,hem de öfkeliydi.Elinde bir bıçak olduğunu fark ettim.Bu bıçak,normal bıçaklara benzemiyordu ve oldukça inceydi.ani bir hareketle boğazımı ellerinin arasından kurtardım ve ona doğru döndüm. Bana çığlık atarak bıçakla saldırdı.Aslında onu da o an öldürebilirdim ama içinde bulunduğum hal buna müsait değildi. Tırpanım fazla büyüktü ve uygun bir pozisyonda olmam gerekiyordu.Tırpanımın gövdesiyle gelecek darbeleri engellemeye çalıştım.Kollarımı kesmişti,kollarım kesiklerle doluydu.Siren'e bir yumruk attım,yumruk atınca bir süre afalladı ve yere düştü.Albert'tan yardım istedim.O da bana İşviçre çakısı fırlattı.Çakı mı?Gerçekten mi? Siren ayağa kalkınca beni itti ve yere düştüm tam bıçağı kalbime saplayacakken Albert beni kendine doğru çekti.Çakıyla yüzüne bir çizik attım.O da acının etkisiyle daha da sinirlenip yüzüme bir çizik attı.Sonra arkamda bir ağaç olduğunu fark etti ve beni ağaca dayadı.Bir süre nefes alıp verdik.Sonra "Baksana...İkimiz de SAKRON'uz birbirimize zarar vermek kendimize zarar vermek demektir.Bu yüzden... Arkadaş olalım mı?" diye sordu.Bir saniye...O kadar bıçaklı saldırıdan sonra şimdi benle arkadaş mı olmak istiyordu?Reddedecek gibi oldum ama eğer reddedersem benim katil olduğumu herkese söyleme ihtimalinin olacağını düşündüm ve kabul ettim.El sıkıştık ve "Sana yardım edeceğim." Dedi.Sonra birlikte Charissa'yı gölün içine ittik. "Sana aslında kızgınım,en iyi arkadaşımı öldürdüğün için...Ama Darrin ve Dünn'ü deöldürdüğün için seni affediyorum.Onlardan nefret ediyordum." Dedi. "Kurbanlarını hep aynı şekilde ve aynı yerde öldürüyorsun.Buradan senin Dünn ve Darerin'i de öldürdüğünü anladım." Diye devam ettirdi. "SAKRONLAR hakkında oldukça fazla şey biliyorum sana da bazı şeyleri anlatabilirim.Bana merak ettiklerini sor." Dedi.Aslında aklımda birkaç soru vardı,bunu deyince o soruları sordum.
Neden takılar çatlar?
Takının çatlaması ve kırılması için 3 sebep vardır:
1-Eğer kurbanını kendi silahın dışında bir silah veya aletle öldürürsen,
2-Eğer başka bir SAKRON'un kanını akıtırsan,
3-Sana çok değer veren birini öldürürsen çatlar.
SAKRON,ölümü hedef alan bir gruptur.
Takın çatlayınca ne olur?
Takın her çatladığında gücünde biraz azalma olur.En son paramparça olduğunda hem gücünü,hem psikopat ruhunu,hem de silahını kaybedersin.
Özel güç derken?
Her SAKRON'un bir özel gücü olur.Bu güç ateşi/suyu kontrol etme,ışınlanma veya uçma gibi güçler olabilir.Ama SAKRONLAR dikkat çekmemek için güçlerini pek kullanmazlar.
Özel gücümü nasıl fark edebilirim?
Kendimden örnek vereyim,benim özel gücüm pirokinezidir.
(Ateş çıkarabilme ve ateşi kontrol edebilme)Bunu ilk fark etti-
ğimde bir kamptaydım ve ateşe ihtiyacım vardı.O an tokam parladı ve ellerimin alevler içinde olduğunu fark ettim.Yani ilk gücünü ihtiyacın olduğun zaman öğreniyorsun.Ondan sonra istediğin gibi kullanabiliyorsun.Şuan istesem ateş çıkarabilirim fakat sana zarar verdiğim için gücüm büyük miktarda azaldı.
Şuan sadece bir çakmağın çıkarabileceği kadar ateş çıkarabilirorum.
Peki kırılan takıyı tamir edebilir miyiz?
Onu bilmiyorum.Ama imkansıza yakın diye biliyorum.
Gücün birden artabilir mi?
Tamir sorusu ile aynı cevabı vereceğim.
SAKRONLAR ölümsüz müdür?
Hayır.
Peki bir ölünce veya SAKRON olma özelliğimizi kaybedince silahımıza ne olur?
Normal bir silaha döner ve isteyen kullanabilir.
Yani şuan bir meyve bıçağı eski bir SAKRON'un silahı olabilir.
Evet,yani.
SAKRONLAR gruplara ayrılır mı?
Şöyle diyeyim,öldürdüğün kişi sayısına göre gruplara ayrılırsın.
Mesela sen benden daha üst gruptasın.
Bu SAKRON açısından iyi ama yine de kötü.
Evet.
SAKRONLAR sadece kızlardan mı oluşur?
Evet,çoğu kızlardan oluşur ama nadiren de olsa erkek olur. Mesela Albert isterse SAKRON olabilir ama onda yle bir potansiyel göremiyorum.
İnsanları özel gücümle öldürebilir miyim?
Hayır.
Nasıl SAKRON oldun?
Büyükannemden miras kaldı.O da bir SAKRON'du.
Kaç kişi öldürdü?
Bilmiyorum.Umarım kimseyi öldürmemiştir.
Peki sen kaç kişi öldürdün?
Sıfır sen anormalsin.
Yürüye yürüye evime varmıştık.Arkadaşlarımla vedaleşıp içeri girerken son anda Siren'in telefon numarasını istedim.O da bana verdi.Artık mesajlaşabilirdik.Odama gittim ve üzerimi değiştirip yatağıma uzandım.Telefonumda öylece bakınırken Siren'in bir mesaj grubu oluşturduğunu gördüm.İsmi de şuydu:
Üç Şeker Panda (Penni,Albi ve Siri)
Bana lakap takılmasından nefret ederim,bu sevimli ve hoş bir lakap olsa bile.Ayrıca sevimli tipler de sayılmazdık.Siren'den grubun ismini değiştirmesini istedim ama reddetti.Neymiş efendim,sevimli bir imaj yaratmalıymışız.İsmi değiştirmeye çalıştım fakat Siren değiştirmeme izin vermiyordu.Ofladım ve telefonu kapatıp uyudum.
(Yazarın Ağzından)
Siren:Albiiiii!
Albert:Bana Albert demeni tercih ederim.
Siren:Penniiii!
Albert:O muhtemelen uyuyordur şimdi.Bir de ona lakap takmandan nefret eder.
Siren:Siz de ne soğuk insanlarsınız!
Albert:Siren,sakın Penelope'ye böyle deme,ayrıca şu mesajları da sil.
Siren:Tamam yaaa...
Siren:Sen Penelope 'ye yakın bir yerde mi oturuyorsun?
Albert:Evet.
Siren:Penelope'yi de al ve bize gel.
Albert:Neden?Hem bu saatte niye gelelim?
Siren:Bu özel bir konu...
Albert:Bu saatte gelemeyiz.
Siren:Bu önemli!
Albert:Sabah okulda söylersin...
Siren:Okulda söylenecek bir şey değil.
Albert:Anladım.Okul sonrası buluşuruz.
Siren:Hadi amaaaaa
Albert:Yarın bize kahve alacaksın.Çünkü muhtemelen yorgun olacağız.
Siren:Size termosta getiririm.Neli istersin sen?
Albert:Düz.
Siren:Americano mu?
Albert:Latte.
Siren:İyi de onun içinde süt var?
Albert:Ya tamam işte.
Siren:Penelope neli ister?
Albert:Çikolatalı kahve sever sanırım.
Siren:Mocha yani?
Albert:Evet,sanırım o.
Siren:Tamam size getiriyorum.Evde üç tane küçük termos var.
Albert:İyi.
Albert ayağa kalktı ve salona gitti.Bir tane mumu aldı ve masanın üzerindeki çakmakla mumu yaktı.Girişten ayakka-bılarını aldı ve odasına gitti.Odasının penceresini açtı ve sessizce dışarı çıktı.Dışarısı epeyce soğuktu, hatta yaktığı mum bile söndü.Mumu kenara atarak telefonunu çıkardı ve ışığını açtı.Neden mum almıştı ki sanki?Penelope'nin evine doğru yürüdü.
Penelope uyuyordu.Birden penceresininden ses geldiğini duydu.Başta önemsemedi ama ses devam edince uyandı ve pencereden dışarı baktı.Albert'ı görünce şaşırdı.Fısıldar gibi bir sesle "Ne oldu?Neden bu saatte buradasın?" diye sordu.
"Siren bizi çağırıyor." Dedi Albert.Penelope yatağına geri uzandı ve "Bu saçmalık...Ben yatıyorum.Sen de evine dön." Dedi.Albert da "Bir zamanlar ben de SAKRONLAR'ı saçma buluyordum." Dedi.Bunun üzerine Penelope ofladı ve çekmecesinden bir çakmak çıkararak çikolatalı kurabiye kokulu mumunu yaktı. "Geliyorum." Dedi ve bir eline mumu, diğer eline de telefonunu alıp pencereden dışarı çıktı.
Albert,Penelope'nin ayakkabı giymediğini fark etti : "Pene-lope, ayakkabılarını giy." Dedi.Penelope "Bir şey olmaz." Dedi.
Umursamıyordu.Saçları darmadağındı(peruk yok),üzerinde uzun bir elbise vardı ve ayakları çıplaktı."Hiç yürüyecek gibi değilim." Dedi.Albert da "Biliyor musun?BENDE!" diye bağırdı.
Penelope sinirlenmişti "Bağırmana ne gerek vardı?"diye sordu ve arkasına dönüp eve doğru yürümeye başladı. "Hey!
Penelope! Özür dilerim!" diye seslendi Albert ama nafile.
Penelope'nin peşinden koştu.Koşa koşa kendi evine vardı. Penelope ön kapıda duruyordu."Bakalım anneciğin ve babacığın evden kaçtığını öğrense ne diyecek?" dedi. Albert "Penelope,sakın.Bak,özür dilerim." Dedi.Penelope de "Hiç yürüyecek halde değilim,beni Siren'in evine kadar sırtında taşırsan seni affederim." Dedi.Albert buna pek yanaşmadı ve evi bilmediğini söyledi.Peelope de kendisinin bildiğini söyledi.
Bunu üzerine Albert onu sırtın aldı ve evi tarif etmesini istedi.
(Albert'ın ağzından)
Penelope bana göre oldukça ağırdı.Belki de ben çok zayıftım. Aslında zayıf sayılırım.67 kiloyum.Bu da bir erkeğe göre zayıf bir kilo.Penelope evin yerini bildiğini söylemişti ancak evi tarif etmemi istediğimde bana saçma sapan cevaplar veriyordu.
"Evi nerede?"
"Zürih'te."
"Ben de biliyorum onu!"
"Pekala,sarı bir evdi."
"Burada bir sürü sarı ev var."
"Ama o farklı."
"Farklı derken?"
"Farklı işte."
"Bahçesi nasıl?"
"Yoktu sanırım."
"Sarı,bahçesiz e farklı bir ev arıyoruz."
"Evet."
"Ne tarafa döneceğiz."
"Sağ."
"Tamam."
Dağ tarafa dönüp biraz ilerledim.
"Yok yok,soldu."
Oooof! Geri döndüm ve sol taraftan gittim.
"Sağ mıydı,sol muydu?"
"Siren şehir merkezinde yaşamıyor muydu?"
"O Siren değildi,Seline'ydi."
"Seline kim ya?"
"Senden daha iyi notlar alan kız."
"O kız o kadar da iyi değil,her neyse...Sarı bir ev görüyorum."
"Bu olabilir.Sanki Cadılar Bayramı'nda buraya gelmiştik."
"Seni indiriyorum sırtımdan.Bir bak bakalım,Siren'in evi mi?"
Penelope sessizce ilerledi ve evin dibindeki taşın üzerine çıkıp pencereye bir süre baktı.Sonra da aynı şu sesi çıkardı: "Hiiiiii!"
Bana döndü sonra.Yüzü ekşimişti.Ne olduyğunu sordum. O da "BAY JA-QU-EN" dedi."Anlamadım;Bay Jaquen,Siren'in evinde mi?" diye sordum. "Hayır." Dedi Penelope. "İçeriyi merak ediyorum." Diye ekledi. "Sakın yapma öyle bie şey!" diye seslendim.Ama beni dinlemek gibi bir niyeti yoktu. Pencere açıktı, "Şimdi i-çe-ri gi-ri-yo-rum." Dedi ve kendini pencerenin ardına bıraktı. "Kız ölecek..." dedim içimden.Pencereye yaklaştım ve içeride olanları izlemeye çalıştım. Bay Jaquen penceresi açık olan odaya girdi ve Penelope'yi görmüş olacak ki çığlık attı.Sonra odadan koşarak çıktı.Penelope de gülerek pencereden atladı ve yanıma geldi.Onu korkutmuştu.Bir de utanmadan gülüyordu.Zaten pijamasının içinde evsiz bir serseri gibi görünüyordu.Onu çektim ve "Hatırladım sanırım evlerini,gidiyoruz!" dedim.Evet,gerçekten de hatırlamıştım.
Siren evinin penceresinden dışarı bakıyordu.Bizim yaklaştığı-
mızı görünce pencereyi açtı.Pencereden içeri girince "Hoşgel-diniz!" diyerek ikimize de sarıldı.Bir yandan kurabiye dolu tabağı önümüze getirirken bir yandan da ne yapacağımızı anlattı: Tanışacaktık ve Penelope'nin özel gücünü bulacaktık.
Neden tekrar tanışıyorduk ki?Zaten tanışmış ve arkadaş olmuştuk.Oysa Siren'e göre biriyle tanışmak için ismini öğrenmek yeterli değilmiş.
Penelope'yi ayağa kaldırdı ve ona tek tek sorular sormaya başladı:
"İsmin ne?"
"Penelope."
"Soyismin?"
"Brönne?"
"Yaşın?"
"14"
"Doğum günün hangi ay?"
"Temmuz."
"Hangi gün?"
"20"
"Burcun ne?"
"Bilmiyorum,burçları takip etmiyorum."
"Neyse,onu öğreniriz.Annen kim?"
"Rachael Brönne."
"Peki ya baban?"
"Mikael Brönne."
"Ailede en çok sevdiğin kişi kim?"
"Kuzenim Jonas."
"Nasıl biri o?"
"Bunu neden merak ediyorsun?"
"Bilmem,söyle işte."
"İyi biri,eğlenceli."
"Tipi nasıl?"
"Sarışın,mavi gözlü...Tıpkı senin gibi."
"Evde ders çalışıyor musun?"
"Çok az."
"Kitap okuyor musun?"
"Her zaman."
"Favori kitabın ne?"
"Bilmiyorum,bir çok sevdiğim kitap var."
"Albert mı ben mi?"
"Neden bunu soruyorsun?"
"Merak ediyorum."
"Albert."
"Sana küstüm."
"Tamam."
"Hadi barışalım."
"Tamam?"
"En sevdiğin yiyecek?"
"Patates kızartması."
"En sevdiğin tatlı?"
"İçerisinde çikolata olan herhangi bir tatlı."
"En sevdiğim hayvan?"
"Kurbağa."
"En sevdiğin renk?"
"Kırmızı."
"En sevdiğin gün?"
"Cumartesi."
"Kendini rahat hissettiğin ortam neresi?"
"Ormanlar."
"En sevdiğin içecek?"
"Su."
"Su dışında."
"Kola sanırım."
"Pekala,bu kadar."
Sıra bendeydi.Ama bu sefer uzun uzun anlatmayacağım.
Sadece birkaç soruyu söyleyeceğim:
"Kız arkadaşın var mı?"
"Sevgili olarak mı?"
"Evet?"
"Yok."
"En sevdiğin kitap ne?"
" Cevabım Penelope ile aynı."
"En sevdiğin hayvan?"
"Köpek."
"En sevdiğin dondurma aroması?"
"Karamelli."
Biraz fazla az söyledim,evet.Ama sorulardan gerçekten bunalmıştım.Siren de soru sormaktan bıkmıyordu."Siz nasıl arkadaş oldunuz?" "3.Kuzeninin ismi ne?" "Avusturyalıysan neden Zürih'tesin?"...AAAAAAGGGGGHHHHHH! Ben delirirken benim o anımı Siren ve Penelope uzun uzun izledi.En son Siren sakinleşmem için bana bir kurabiye uzattı.Neyseki kurabiye güzeldi."Gelelim ikinci yapacağımız şeye..." dedi Siren ve bizi lavaboya götürdü. "Penelope'nin güçlerini öğreneceğiz." Diyerek musluğu açtı.
1-Hidrokinezi
"Penelope,şimdi musluğu açıyorum.Tek yapman gereken suya odaklanmam." Dedi ve musluğu açtı."İyi de bunun için SAKRON olmaya gerek yok,normal bir insan da uğraşarak suya beyin gücüyle hükmedebilir." "Boşver Penelope,hadi dene!"
Penelope suya bir süre baktı,gözlerini kocaman açtı ve dişlefrini birleştirdi.Ellerini de suya doğru tuttu.Suya değmeden onu hareket ettirmeye çalıştı ama sonuç nfileye benziyordu.Su dümdüz akıyordu.Penelope öfkelendi ve "Olmayacak işte!Sanırım gücüm suya hükmetmek değil." Dedi.Siren de musluğu kapattı ve"Belki de gücün pirokinezi-
Dir.Benim gibi!" dedi vebir çakmak yaktı.
2-Pirokinezi
"Çakmağa dokunmadan ve üflemeden ateşi söndür." Dedi.Penelope de musluğu açtı ve çakmağa su sıçrattı.Çakmak da söndü. "Penelope!" diye kızdı Siren.Sonra birlikte Siren'in odasına gittik. Siren masasının üstündeki marşmelov paketinden bir marşmelov çıkardı. "Bu marşmelovu ısıtmak istiyorum. Bana yardım et!" dedi.Penelope ellerini şekilden şekle soktu ve çeşitli yüz ifadelerine büründü.Ama sonuç nafileydi.Siren suratını astı ve marşmelovu kendisi yaktı.
3-Telekinezi
"Normalde ateşi,suyu veya eşyaları kontrol etmek o kadar da kolay değildir.Fakat bir SAKRON için durum farklı..." diyerek Penelope'nin önüne bir bardak koydu. "Bu bardağı hareket ettir." Penelope yorulmuştu (zaten yorgundu).Fazla odaklanamıyordu.Elleriyle bir şeyler yapıp odaklanmaya çalıştı ama bu da başarısızdı. "Başka bir zaman yapmamız daha iyi olur." Dedim.Siren de bana katıldı.
4-Zihin kontrol
"Aklımdan ne geçiriyorum." Penelope tahminlerini sundu ama bütün tahminleri yanlıştı:
"Beni mi geçiriyorsun?"
"Hayır."
"Marşmelov?"
"Hayır."
"Aklında komik bir şey mi var?"
"Hayır."
"Charissa'nın ölümü mü aklına geldi,bu üzücü."
"Hayır."
"Albert hakkında mı?"
"Hayır."
"Bir ünlü hakkında mı?"
"Hayır."
"Peki ya ne?"
"Bay Jaquen ile Bayan Luth'un evliliğini hayal etmiştim."
"Offf!Bilebilirdim aslında."
"Ama bilemedin."
5-Uçma
Penelope bir sandalyenin üzerine çıktı.Siren "Penelope,atla!" deyince o da atladı.Ama atladıktan sonra birden havalan-madı.Sadece yere düştü.
"Bu kadar yeter şimdilik.Hadi,evlerinize dönün.İyi geceler!" dedi ve pencereyi açtı.Saat gece 4'tü ve hava da buz gibiydi.
Evimin nerede olduğunu da tam olarak bilmiyordum. Telfpnumdan navigasyonu açarak bulabildim.Pencereyi açık bırakmıştım neyseki,oradan hemen içeri girdim ve yatağıma uzandım.Sadece 3 saat uyuyacaktım.
(Penelope'nin ağzından)
"Penelope yine öfkelendi."
"Bu kız problemli."
"Sen...Canım...Yandı.Canımı yaktın!"
"Bu kız okuldan alınmalı Bayan Brönne!Bu çocuğun yeri sıradan bir okul değil,AKIL HASTANESİ!"
"Ucube! Ucube!"
"Ders notlarının iyi olmadı seni iyi biri yapmaz."
"Bu kızdan uzak dur,Alexa!"
"Beni ısırdı!"
"Burayı haketmiyorsun!"
"HİÇBİR ŞEYİ HAKETMİYORSUN!"
Tamam...Geçti.Geçti...Hepsi yıllar önceydi. GÜMMMMMM!
Hava yağmurluydu ve şimşek çakmıştı.Battaniyemin altına girdim.Kendimi çok kötü hissediyordum.
Uyumalıydım...Altı üstü 3 saat...Sonra okul....Okuldaki çoğu kişi benden nefret etse de beni sevenler var.Bayan Luth, Bay Haaruh,Bayan Dorthmund...Albert...Siren...Gerçi Siren çok yeni...Bir şimşek daha çaktı sonra kendimi bir anda havalanmış gibi hissettim.Sanırım...Havadaydım.Bu gerçek miydi?Yoksa rüya mıydı?Havada biraz kaldım ve sonra geri indim.Neydi bu şimdi?Bazen rüya gördüğümde rüyamda düştüğümü hissederdim,bu da o muydu?Yok...Bu farklıydı.
"Anne...Okula gitmesem olur mu?" Annem endişelenmişti. Babam da yanımdaydı.Ateşime baktı.39 dereceydi ateşim...
"Bugün evde kal...İyi değilsin." Dedi ve beni öptü.Bugün beden eğitimi ve tenis vardı ama hiçbiri sağlığımdan önemli değil. "Sana bir haberimvar." Dedi annem "Yarına kadar iyileşmeye bak çünkü akrabaların yarın gelecek." Dedi. O an gülümsedim.Çok sevinmiştim.Annem bana gülümsedi ve çıktı.
"Hey Penelope!" Biri penceremi tıklattı.Perdemi araladım ve kim olduğuna baktım.Albert'tı bu. "Okula gelmiyor musun?"
Diye sordu."Hayır." dedim ve perdeyi kapattım. "Tamam akşam mesajlaşırız." Diye seslendi bana. "Olur." Deyip battaniyemin altına girdim.
Uyandığımda öğlen olmuştu.Mutfağa gidip kendime kahvaltı hazırladım.Hazırlamak dediğim, Swiss Choco Bits' leri bir kaseye döküp üstüne süt eklemekti.Mısır gevreği dolu kasemöi alıp odama geçtim ve yatağa tekrar uzandım.Bir yandan telefona bakarken bir yandan da kahvaltımı ettim. Aptal Emily bir sürü photoshop yaptığı fotoğrasf paylaşmıştı ama hepsinde photoshop olduğu belli oluyordu.Mesela bir fotoğrafında yanına ünlü bir aktör vardı ama adamın kenrlarından asıl arkaplan görünüyordu.başka bir fotoğrafta da belini inceltmişti ama aynı zamanda arkasında duran kapıyı da yamultmuştu.Böyle saçma şeyler işte...Biraz gözlerim ağrıyınca telefonu bırakıp yattım.
Bir anda gökyüzü kapandı ve yağmur yağmaya başladı.Ondan sonra bir şimşek çasktı ve tekrar havalandığımı hissettim.Bana neler oluyordu? Havalandığımı hissettiğim sırada gözlerin kapalıydı,gerçekten havalanıp havalanmadığımı anlamak için gözlerimi açtım.Yatağımda uzanıyordum ve havalandığıma dair bir belirti yoktu.Tekrar gözlerimi kapattım ve uyudum.
"Sen birçok SAKRON'dan daha iyi bir SAKRON'sun Penelo-
Pe..." Bir ses duymuştum ve o ses bu cümleyi söylemişti.
Evde benden başka kimse yoktu ve SAKRON olduğumu böyle belirtebilecek pek kimse de bilmiyordum.Birden kolyemi gördüm dibimde duruyordu.Mor olan mücevheri üzerindeki çatlaklara rağmen ışıl ışıl parlıyordu.Elimle tutmaya çalıştım,tam tutacakken ise uyandım.Bir rüyaydı sadece...
Akşam...
S:Yani sürekli sanki uçuyormuş gibi hissediyorsun ve garip rüyalar görüyorsun.
P:Evet.
S:Buldum!Sanırım senin özel gücün uçmak.
A:Ama Penelope uçmayı denediğinde başarısız olmuştu.
S:Negatif olma Albert! Belki yorgun olduğu için o zaman pek odaklanamamıştır...
P:Ben de öyle düşünüyorum.
S:Bana ne tür rüya veya kabuslar gördüğünü anlatır mısın?
P:Rüya sayılmaz ama eskiden uğradığım zorbalıklar ve bazı kötü şeyler aklıma gelmişti.
S:Başka?
P:Takımı görmüştüm.
S:Başkaaa?
P:Bir de bir cümle duymuştum sanki.
S:Neydi peki o cümle?
P:Hatırlamıyorum.
S:NASIL HATIRLAMAZSIN?!
A:Sakin ol Siren...Unutmak gayet normal bir şey.
S:Unutmanın normal olduğunu bende biliyorum.Ama bu önemli.
P:Sanırım aklıma geldi...Ben ve SAKRONLAR ile alakalıydı.
S:Hadi Penelope...Biraz daha hatırlamaya çalış...
P:Benim ne kadar iyi bir SAKRON olduğumu söylüyordu...
S:Hmmmm....Gayet sıradan bir rüya.
P:Ne?Çıkardığın sonuç sadece bu mu?
S:Şimdilik evet.Bu arada bugün sana çikolatalı kahve getirmiştim ama sen gelmedin.
P:Biliyorum evin benimkine biraz uzak ama...
S:Getirebilirim aslında...Ama muhtemelen soğumuştur.
P:Olsun,soğuk kahve de içerim ben.
S:Tamam,getiriyorum.
P:Teşekkür ederim.
S:Rica ederim.
A:Siren bana da kahve getirdi...Gerçekten çok güzel kahve yapıyor.
Akşama doğru hava güneş açmıştı.Annem ve babam da işten dönmüştü.Mesajlaşmamızdan sonra Siren bize uğradı ve kahvemi verdi.Annem Siren bize gelince biraz şaşırmıştı:
"Bakıyorum da,Siren ile arkadaş olmuşsun." Dedi.Ben de Siren'e sarılıp "Evet." Dedim.Siren ile odamda bir yandan kahvemi içerken bir yandan da sohbet ettik.Bana günün nasıl geçtiğini anlattı.Neyse ki kitaptan ilerlememişlerdi.Bay Jaquen de bugün şansa hastaymış.Keşke bugün gelebileydim! Tenis kulübünün de çok da iyi geçmediğini söyledi.En önemli haberi en son söyledi:Charissa'nın ölümünden bütün okul haberdar olmuş."Hiç okulun mesaj grubuna veya sitesine bakmadın mı?" diye sordu.İkisine de hemen baktım. Sitenin haber kısmında ana başlık "OKUL BİR ÖĞRENCİ DAHA KAYBETTİ: SEVGİLİ ESKİ GAZETECİMİZ CHARİSSA'NIN ÖLÜMÜ" idi.
Mesaj grubunda da herkes panik olmuştu:
Franklin: Bir arkadaşımızı daha kaybettik.Hangi gaddar bunları öldürüyor?
Emily:Bence hepsi aynı kişi.
Alina:İlk kez akıllıca konuştun Emily.
Carla:Charissa'nın bedeninde de diğer kurbanlar gibi tırpan izi rastlanmış.
Emily:Aynı kişi işte!
Fan:Peki ya bu kim olabilir?
Ali:Viola'da çok psikopat tipi var.
Theodore:Penelope olabilir aslında...Kızın manyaklığını bütün okul biliyor.
Harold:Bence de Penelope.
Ali:Ben Viola diyorum.
Fan:Ben ikisi arasında kararsız kaldım.
Harold:Penelope işte uzatma!
Franklin:Peki ya katil aramızda en psikopat olmayan ise?
Ali:Şaka mısın?
Alina:Franklin haklı olabilir.Belki katil aslında en melen yüzklü olanımızdır.
Siren:Ters psikoloji.
Carla:O zaman Melinda'dır.
Melinda:Ne!?
Carla:En melek yüzlü olan sensin.Ayrıca partide çikolata şelalesinin nasıl üzerine düştüğünü hatırlıyor musun?
Melinda:Of Carla!Yine mi?
Carla:Sonra Charissa sana bayağı gülmüştyü ve hatta fotoğrafını çekip internet sitesinde paylaşmıştı.
Melinda:Yani buna kızıp intikam için onu öldürdüğümü düşünüyorsun?
Carla:Evet.
Melinda:Sence bende onu öldürebilecek bir tip var mı?
Carla:Melek yüzlü bir şeytan olabilirsin?
Siren:Carla'ya hak veriyorum.
Harold:Ben de.
Emily:Ben de.
Albert:Ben de.
Alina:Ben de.
Ali:Ben de.
Franklin:Üzgünüm Melinda ama Carla haklı olabilir.
Melinda:Hayır ya...Hayır!Hapse girmek istemiyorum...
Carla:Yapmasaydın...
Ödüm patlamıştı beni olduğum anlaşılacak diye...Neyse ki Carla çıktı da düşünceleri başka bir tarafa çekti.Teşekkürler Carla!