İçeriğe geç

Kadınlar ve Diğerleri

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Kadınlar ve Diğerleri

Bölüm 1

Giriş

I wanna hold your hand...

Deniz yatağına uzanmış, annesinin dediğini düşünüyordu. ‘Erkekler kavun değil ki, koklayıp iyisini seçesin.’ Bu kadın hep haklıydı. Sağ tarafa uflayarak dönerken hoşlandığı çocuğa açılıp açılmayacağını düşünüyordu. Çocuğun adı Toprak’tı ve tıpkı Deniz gibi son sınıf bilgisayar mühendisliği okuyordu. O da Deniz gibi İngilizce hazırlık okumuştu ve çok kez aynı ortamda karşılaşmışlardı ama son seneye kadar hiç dikkatini çekmemişti.

Hepsi Buse yüzünden… Buse, kendisi en yakın arkadaşım olur, sürekli kimseden hoşlanmıyorum diye beni zorbaladığı için bir isim vermek istemiştim. O an da karşımdan o geçtiği için onu dedim ama yavaş yavaş çocuk gözüme güzel gelmeye başladı. Onu merak etmeye başladım. Konuştuğumuz sürede iyi bir çocuk olduğunu düşünmüştüm ama yeterince tanımıyorum. Offf… onu gördüğümde mutlu olmamı da engelleyemiyorum. Tek çözüm ondan hoşlandığımı söylemem. Ama zaman kaybı olacaksa yapmak istemiyorum. İyi bir insan değilse ve daha tanıdıkça ondan soğursam çocuğa boşuna ümit vermiş olacağım. Askıdaki cekete baktı ve bugünü düşündü. Yoğun bir gün olmuştu.

Bu sabah alarmı duymadığı ve annesi de erkenden işe gittiği için geç uyanmıştı. Saati görür görmez kalkması ve hazırlanmaya başlaması bir oldu. Bugün proje günü, geç kalmamalı ve İstanbul trafiğinde toplantıya saatinde yetişmesi için ışık hızına erişmeliydi.

Evden çıkarken mart güneşine kanıp kalın giyinmemişti ama yol boyunca koştuğu için pek de sıkıntı olmadı soğuk hava. Sırtındaki siyah çantası sıcak tutuyordu onu. Karşısında durağı gördüğünde çok sevindi. Tam o sıra yanından geçen otobüs ile ise donakaldı. Elini yukarı kaldırdı ama otobüs duraktan durmadan geçerken koşsa da faydasız olacağını anladı ve öylece durdu. İşte simdi çok güzel oldu. Eli hala havadayken ne yapacağını düşündü. Mecbur taksi... Hemen yola döndü ve taksilere el yapmaya başladı. Yanından geçen her taksi dolu geçti. Sonra ise trafik oluşmaya başladı. Kenarda etrafa kaygı dolu bakarken siyah bir suzuki motorsiklet yaklaştı. Siyah kaskın altından konuşan adam:

- Kusura bakmayın. ******** diye bir restoran varmış buraya yakın. Neresi biliyor musunuz, dedi. Deniz’in gözleri parlarken trafikten bıkmış adama döndü:

- Evet, biliyorum. Çalıştığım yerin karşısında ve aslına bakarsanız ben de oraya gidiyorum ve çok acelem var. Sizle gelsem ve o sıra yolu tarif etsem olur mu, dedi umut dolu gözlerle bakarken. Patavatsızlığına sonra şaşıracaktı. Adama baktı ama adamın yüzü kasktan görünmüyordu. 1 saniye sonra cevap verdi:

- Olmaz, ve adam motoru ile ilerledi.

Deniz bir an Allah’ın gönderdiği bir melek sanmıştı adamı. Ta ki motorsikletin dumanı yüzüne gelene kadar. Böylece hem stresli hem de rezil olmuş şekilde bir metre bile ilerlememiş trafiğe döndü. Hadi ya, daha önce staja hiç geç kalmadım, en önemli günlerden birinde de olamaz, diyordu kendine. O sıra yanına aynı siyah motor yaklaştı.

- Atla, dedi. Deniz adamı hiç sorgulamadı bile. Hemen arkasına atladı ve yolu tarif etmeye başladı. Çaresizlik insana hiç yapmayacağı şeyleri yaptırır. Adamı restorana getirdiğinde yavaşlayan motordan atladı ve yere düştü. Hemen kalktı üstünü sirkeledi ve adama teşekkür edip şirkete doğru koştu.

Şirkete girip güvenliğe stajyer kartını okuttu ve 5. Kata çıkıp toplantı odasının yanındaki bekleme odasına geçerken saate baktı. Daha 10 dk vardı. Nefes verip sandalyelerden birine çökerken arkadaşlarına selam verdi. Sonra ise birden karşısında beliren Toprak ile şoka uğradı. İlk konuşan toprak oldu:

- Nasılsın Deniz? Merak etme geç kalmadın, soluklan, dedi, görüşmeyeli uzun zaman oldu, stajlar sizde de çok yoğun mu?

Deniz yutkunduktan sonra cevap verdi:

- Evet ya, proje yetiştirmekten bıktım. Sanrım bütün şirketler stajyerlere aynı muameleyi yapıyor. Sen napıyorsun burada? Bildiğim kadarıyla burada çalışmıyorsun. Ay bu arada iyiyim, sen nasılsın? Geç kalacağım diye çok korktum bi an çenem düştü, diyip mahcupça gülümsedi.

Siyah saçlarını kulağının arkasına atarken ise kendini öldürmek istedi. Bir insan bu kadar saçmalayabilirdi! Neyse ki Toprak normal devam etti:

- Evet ben okulun diğer anlaşmalı şirketinde çalışıyorum. Ali bazı dosyalarını evde unutmuş, getirmem için yalvardı. Bugün önemli bir sunum mu yapacakmış ne. Heyecandan evde unutmuş. Ben de onları getirmek için geldim mecbur.

- Evet ya bugün projelerimizi sunacağız. Ben de çok heyecanlıyım.

- Eminim harika yaparsın, sunumların hep çok iyiydi.

- Teşekkür ederim ama şirketin üst kademe yöneticileri de olacağı için ben pek emin olamıyorum. Normalde olmuyorlardı ama yeni fikirleri kendileri dinlemek istiyormuş. Bakalım, dedi ve bir süre sessizlik oldu.

Sonra Deniz hemen tuhaf havayı dağıtmaya çalıştı:

- Bir ara yine hep beraber pikniğe gitmeliyiz bu arada. Son sefer çok eğlenceliydi.

- Kesinlikle, dedi Toprak, o sıra omuzlarını ısıtmak için ovuşturan Deniz’in üstündeki ince bluza bakarken. Kot ceketini çıkarıp Deniz’e uzattı.

- Hava soğuk, üstüne bir şey almadıysan ceketimi alabilirsin. Ben üşümüyorum, dedi. Deniz tabii aceleyle gerek yok dese de Toprak ceketini verip ‘ Yarın okulda verirsin,’ dedi ve gitti.

Elindeki kot cekete baktı ve madem verdi artık giyeyim dedi. Kot ceket sıcaktı ve klasik erkek kokuyordu. Buse sevgilisi hırkasını ona verdiğinde çok heyecanlandğını söylemişti ama nedense Deniz ceketi giydiğinde bir şey hissetmedi. Bunun üzerinde pek durmadı. Zaman yoktu.

Derin bir nefes aldı. Sırayla çağırıyorlardı. Kendine sıra gelene kadar bi 10 dk daha geçmişti. Adını seslendiklerinde bekleme odasından toplantı odasına geçti. Hadi bakalım o zaman, şov başlasın.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.