BÖLÜM 3
AYNI ÇATININ ALTINDA
Kapı kapandığında çıkan tok ses, Mira’nın içini ürpertti.
Sanki o sesle birlikte dışarıdaki dünya da kapanmıştı.
Yağmurun uğultusu, motorların sesi, kaçabilecekleri bütün yollar… bir anda geride kalmıştı.
Derin dimdik duruyordu ama kalbi göğsüne sert sert vuruyordu.
Karşılarındaki geniş salon, gecenin karanlığını içine çekmiş gibiydi. Tavandan sarkan büyük avize loş bir ışık yayıyor, duvarlardaki koyu renk tablolar evi daha da soğuk gösteriyordu.
Mira yavaşça fısıldadı.
“Bizi neden buraya getirdiler?”
Derin cevap vermedi.
Çünkü onun da cevabı yoktu.
Az önce arabadan inen takım elbiseli adam ağır adımlarla onlara yaklaştı.
Yüzü ifadesizdi. Sesiyse sert ama sakindi.
“Burada güvendesiniz.”
Derin alaylı bir gülümsemeyle başını kaldırdı.
“İnsanları gece yarısı zorla arabaya bindirip sonra da güvende olduklarını söylemek biraz garip.”
Adamın gözlerinde küçücük bir parıltı belirdi.
Sanki Derin’in bu çıkışını bekliyormuş gibi.
“İstersen buna tesadüf de diyebilirsin,” dedi.
“İstersen kader.”
Mira, Derin’in kolunu biraz daha sıktı.
“Derin…”
Ama Derin geri adım atmadı.
“Biz kimiz, siz kimsiniz?”
Adam cevap vermeden önce birkaç saniye sustu.
Sonra yalnızca tek bir cümle söyledi.
“Sizi burada istemeyen insanlar var.”
Bu kez ikisinin de yüzü değişti.
Derin’in boğazı kurudu.
Mira’nın gözleri korkuyla büyüdü.
Adam arkasını dönüp merdivenlere doğru yürüdü.
“Bu gece dinlenin. Sabah konuşuruz.”
Derin sesini yükseltti.
“Ya gitmek istersek?”
Adam durdu.
Ama arkasını dönmedi.
“Gitmek isterseniz kapı açık.”
Bir anlık sessizlik oldu.
“Fakat dışarıda sizi kimin beklediğini bilmiyorsunuz.”
Sonra yürümeye devam etti.
Salonun öbür ucunda, az önce arabadan inen diğer adam hâlâ sessizce duruyordu.
Siyah kıyafetliydi. Sert yüz hatları vardı. Diğerine göre daha genç görünüyordu.
Ama gözleri…
Gözleri gece kadar soğuktu.
Derin farkında olmadan ona baktı.
Adam da ona bakıyordu.
Ne uzun ne kısa…
Sadece birkaç saniye.
Ama Derin, o birkaç saniyede içinde garip bir şey hissetti.
Korku değildi.
Tam olarak öfke de değildi.
Sanki daha önce bir yerde görmüş gibi.
Ama bu imkânsızdı.
Adam ilk kez konuştu.
“Odalarınız hazır.”
Sesi derindi.
Kısa, net, mesafeli.
Mira ürkerek başını çevirdi.
Derin istemsizce sordu.
“Adın ne?”
Adam cevap vermedi.
Sadece birkaç adım öne çıktı.
“Gel.”
Merdivenlerden çıkarken Mira’nın nefesi hâlâ düzensizdi.
“Ben burayı hiç sevmedim,” diye fısıldadı.
Derin, kardeşine belli etmemeye çalışsa da aynı şeyi hissediyordu.
Koridor uzundu.
Kalın halılar ayak seslerini yutuyordu.
Duvarlardaki eski saatlerden birinin tik tak sesi, sessizliğin içinde daha da belirginleşiyordu.
Adam bir kapının önünde durdu.
“Burası sizin.”
Kapıyı açtı.
İçerisi beklediklerinden çok farklıydı.
Sıcak bir ışık, açık renk duvarlar, iki yatak, pencerenin önünde küçük bir koltuk…
Bu kadar lüks ve sakin bir oda, biraz önce yaşadıkları gecenin tam tersiydi.
Mira içeri girer girmez arkasını döndü.
“Bizi neden kurtardılar?”
Adam bu kez cevap vermedi.
Kapıyı kapatmadan önce yalnızca Derin’e baktı.
Ve ilk kez adını söyledi.
“Ben Aras.”
Sonra gitti.
Kapı yavaşça kapandı.
Mira hemen Derin’in yanına koştu.
“Derin… ben korkuyorum.”
Derin onu kollarının arasına aldı.
Çocukken de böyle yapardı.
Mira ne zaman korksa, Derin onu sarıp her şey yolundaymış gibi davranırdı.
Oysa çoğu zaman hiçbir şey yolunda olmazdı.
“Bir şey olmayacak,” dedi.
Ama bu söz, bu gece ilk kez ona bile inandırıcı gelmedi.
Mira kısa süre sonra yatağın kenarına oturdu.
“Biz şimdi ne yapacağız?”
Derin pencereye yürüdü.
Perdeyi araladı.
Aşağıda siyah arabalar hâlâ duruyordu.
Kapıda iki adam bekliyordu.
Kaçmak…
Mümkün değildi.
Ama asıl garip olan buydu.
Dışarı çıkabileceklerini söylemişlerdi.
Fakat çıkmaları için bütün nedenleri ellerinden almışlardı.
Derin başını pencereye yasladı.
Bir anda annesinin yüzü geldi aklına.
Son gördüğü an…
Solgun yüzü.
Titreyen sesi.
“Ne olursa olsun kardeşini bırakma.”
Derin’in gözleri doldu ama ağlamadı.
Ağlamayı çok önceden bırakmıştı.
Arkasından Mira’nın sesi geldi.
“Sence bizi bulurlar mı?”
Derin cevap vermedi.
Çünkü “kim” diye sormasına gerek yoktu.
İkisi de biliyordu.
Kaçtıkları insanlar.
Geçmişleri.
Unutmak istedikleri her şey.
Gece ilerledi.
Mira sonunda yorgunluktan uyuyakaldı.
Derin ise bir türlü uyuyamadı.
Koridordan gelen en ufak sese kulak kesiliyordu.
Sonunda dayanamadı.
Kapıyı usulca açtı.
Koridor boştu.
Sessizce yürümeye başladı.
Neden yaptığını bilmiyordu.
Belki de burada ne saklandığını görmek istiyordu.
Belki de korkusunun üstüne gitmeye çalışıyordu.
Koridorun sonunda aşağıya inen merdivenler vardı.
Tam bir adım atacaktı ki arkasından bir ses geldi.
“Uyuman gerekmiyor mu?”
Derin irkilip döndü.
Aras.
Karanlığın içinden çıkmış gibiydi.
Duvara yaslanmış, kollarını bağlamış ona bakıyordu.
Derin kaşlarını çattı.
“Sen insanları sessizce takip etmeyi seviyorsun galiba.”
Aras’ın yüzü değişmedi.
“Sen de başını belaya sokmayı.”
Derin bir adım yaklaştı.
“Bana doğru düzgün bir şey söylemeyecek misiniz?”
“Sabah.”
“Ya şimdi öğrenmek istersem?”
Aras birkaç saniye sustu.
Sonra gözlerini Derin’den ayırmadan konuştu.
“Şu anda bilmen gereken tek şey şu…”
Sesi bu kez daha alçaktı.
“Bu eve geldiğin andan itibaren her şey değişti.”
Derin’in kalbi bir an durur gibi oldu.
“Ne demek o?”
Aras cevap vermedi.
Sadece merdivenlere doğru baktı.
“Bazı kapılar açıldığında kapanmaz.”
Derin kaşlarını daha da çattı.
“Bilmece gibi konuşma.”
Aras ilk kez çok hafif, neredeyse belli belirsiz bir gülümsemeyle ona baktı.
“Keşke bilmece olsaydı.”
Sonra yürüyüp yanından geçti.
Ama tam giderken durdu.
“Ve Derin…”
Derin irkildi.
Adını söylemesi tuhaftı.
Aras arkasını dönmeden konuştu.
“Bu evde gördüğün her şeye güvenme.”
Adımları uzaklaştı.
Derin olduğu yerde kaldı.
İçine ağır bir his çökmüştü.
Çünkü o an bir şeyi fark etti.
Bu gece sadece kaçmamışlardı.
Bilmedikleri bir oyunun içine girmişlerdi.
Ve daha kötüsü…
Oyunun başladığını, onlardan başka herkes biliyordu.
Odasına döndüğünde Mira derin uykudaydı.
Derin yatağın kenarına oturdu.
Ellerine baktı.
Hâlâ titriyordu.
Pencereden uzak bir şimşek çaktı.
Odanın içi bir anlığına aydınlandı.
Ve o kısa anda Derin kapının altından içeri itilmiş beyaz bir zarf gördü.
Kalbi hızlandı.
Yavaşça eğilip zarfı aldı.
Üzerinde sadece tek bir kelime yazıyordu.
Derin.
Nefesi kesildi.
Ellerini titreyerek zarfı açtı.
İçinden çıkan küçük kâğıtta yalnızca bir cümle vardı:
“Buraya gelmeniz tesadüf değildi.”